Yüzleşme | Muzaffer Yegül

Adım Ayşe’ydi, Zey­nep’ti, Demet’ti. Fatma’ydı. Kom­şuy­dum, ar­ka­daş­tım, dost­tum. De­ğil­dim. Bey­ni­mi her gün yı­ka­yan top­lum bas­kı­sıy­la ken­di­ni dur­dur­mak is­te­mi­yor­dum. Ne is­ti­yor­sam onu ya­şa­mak­tı ama­cım. Ken­di­mi se­vi­yor, bu­lun­du­ğum nok­ta­dan gö­rül­me­di­ği­mi dü­şü­nü­yor­dum. Sü­rek­li dibe çeken tok­sik iliş­ki­yi sür­dür­mek­ten yo­rul­muş, yal­nız­lı­ğın sıkı ar­ka­da­şı ol­muş­tum. So­run­lar­la her gün kir­le­ni­yor­dum. İşken­ce­ye dö­nü­şen ev­li­li­ğin bit­miş ol­du­ğu­nu an­la­ma­ya baş­la­mış­tım. Ta­kın­tı­lı eşten ay­rıl­mak bir dert­ti, ka­rı­şan anne ba­ba­dan kur­tul­mak bir başka dert. Ma­zo­şist bir iş­ken­cey­di gün­ler. “İyi kötü hazır bir ya­şa­mın var, sonra daha kötü olur­sun” di­yen­ler­le do­luy­du çev­rem. Top­lum­sal norm­la­ra göre seç­ti­ğim ya­şa­mın için­de kal­ma­lıy­dım. De­ne­yim­ler­den öğ­ren­me­yen­le­re yaşam çe­kil­mez olur. Çöküş duy­gu­su sol­dur­muş­tu. İle­ri­ye dönük ya­şar­ken ge­ri­den ders al­mak­ta ge­ci­ki­yor­dum. Ne­re­de akşam orada sabah ço­cuk­suz gün­le­rin şen­lik­li an­la­rı ge­ri­de kal­mış­tı. Bir çocuk ar­dın­dan he­sap­sız gelen ikin­ci ço­cuk­la yaşam fark­lı bir bo­yu­ta ta­şın­mış, sav­rul­muş­tum. Bir­lik­te bü­yü­te­cek­tik ço­cuk­la­rı. Yal­nız kal­mış­tım. Koca ra­hat­tı, öz­gür­lük alanı ge­niş­le­miş­ti.

An­lı­yor­dum.

Uzak­tan gö­rün­dü­ğü gibi de­ğil­di anne olmak. Ço­cuk­la­rı sevip ok­şa­mak­tan çok fark­lıy­dı. Do­ğur­mak­tan ye­tiş­tir­me­ye, sen­den is­te­nen sı­nır­sız sev­gi­ye, duy­gu­sal şan­taj­la­ra, bin bir emeğe, küçük bir il­gi­siz­lik­te hain ola­rak dam­ga­lan­ma­ya kadar. Başka bir ha­ya­tın pe­şin­den koş­mak ise suç­tur, iha­net­tir. Özgür ol­ma­yan bir top­lum­da de­rin­le­şen top­lum­sal trav­ma­la­rın ku­şat­ma­sı aile için­de öz­gür­lük­le­ri da­ral­tır. Dos­to­yevs­ki “Çocuk dün­ya­nın en büyük mut­lu­lu­ğu­dur.” de­miş­ti ama so­rum­lu­luk­la­rı­nın far­kın­da ol­ma­dan ya­şa­mı­na başka insan almak tar­tış­ma­lı bir mut­lu­luk­tur.

Sür­dü­rü­yo­rum.

Ço­cuk­lu olmak bir ba­şa­rı değil, sa­de­ce se­çim­dir. Böyle bir zo­run­lu­luk da yok­tur, görev de. Büyük, be­la­lı bir sı­nav­dır bu. Trav­ma­la­rın en çok top­lan­dı­ğı alan­lar­dan bi­ri­dir. An­ne­de kat­mer­le­nir. Yüz­ler­ce yıl­dır man­tık sı­nır­la­rı dı­şı­na ta­şı­nan, abar­tı­la­rak kut­sa­nan bir an­ne­lik bas­kı­sı vardı. Kadın anne ol­ma­lı­dır! Hem kadın, hem anne, hem öteki… Ne çoktu ‘hem’ lerim. Tüm yük­le­ri ta­şı­mam, se­si­mi çı­kar­ma­mam için bes­le­nen bir duy­guy­du an­ne­li­ğim. Anne- çocuk iliş­ki­si­nin ne­şe­li yanı öne çı­ka­rı­lır­ken, ‘so­run­lu’ yanı ör­tü­lü­yor­du. Oysa anne ve eş ol­ma­dan da de­ğer­li değil miydi kadın? Sa­de­ce kadın ola­rak de­ğer­li değil miydi?

Bi­li­yor­dum ama!

An­la­şıl­ma­dı­ğı­nı dü­şü­nen için yaşam her zaman zor­dur. Ki­min­le nasıl ya­şa­ya­ca­ğı­mı­zı ken­di­miz be­lir­le­riz. Öte­ki­ler­le var ola­bi­len bir ka­rak­ter­dir insan. Yola bir­lik­te çık­tı­ğı, aynı yolda yü­rü­ye­ce­ği kişi de­ğil­se işi kolay de­ğil­dir. İncin­di­ği yer­den sür­dür­mek daha çok acı­tır. Ak­lı­nı kul­lan­ma­da ayak di­rer­se, ya­şa­dık­la­rı­nın biraz da kendi ter­cih­le­riy­le bi­çim­len­di­ği­ni gö­re­mez­se, so­run­la­rı­nın izini sür­me­ye burun kı­vı­rır­sa… Ka­nış­lar­la, kor­ku­lar­la, ivedi duy­gu­la­rın he­ye­ca­nı­na tut­sak olur­sa… Kim­se­den medet um­ma­dan ayak­ta du­ra­ma­yıp ken­di­ne sı­ğı­nak arar­sa… Saf­ra­la­şan ko­ca­yı, oto­ri­te­yi dı­şa­rı ata­maz­sa… Frank Kafka’nın özlü sö­züy­le; “İnsanı hayal kı­rık­lı­ğı­na uğ­ra­tan, ken­di­sin­den baş­ka­sı de­ğil­dir.” Ders­le­rim­di.

Ha­zır­dım.

Sı­ğı­nak yoktu. Ken­dim­dim. İçine çe­kil­di­ğim sa­vaş­tan çık­mak için ce­sa­ret alış­tır­ma­sı ya­pı­yor­dum. Far­kın­da olma be­ce­ri­le­rim ge­li­şi­yor­du. Göz­le­rim söz­cük­ler­le dol­muş­tu. Vakit da­ra­lı­yor­du. Ko­ca­nın ki­ri­ne daha fazla bu­lan­ma­dan, dalga dalga sav­rul­ma­lar­dan, ağ­la­ya ağ­la­ya, ne­fes­siz gül­me­ler­den, ağ­rı­lı umar­sız­lık­lar­dan çık­ma­lıy­dım. Top­lum­sal tüm bas­kı­la­ra al­dır­ma­dan yü­rek­li adım ata­cak­tım. Ya­pa­bi­lir­dim. Yü­rü­ye­cek­tim. Ko­ca­nın öf­ke­si­ne kulak ver­mek zo­run­da kal­ma­dan… Terk ede­rek onu. Ken­di­mi ger­çek­leş­tir­me ça­ba­sıy­la… Ya­şa­nan­la­rın öte­si­ne uza­na­rak… Kötü an­la­rı ço­ğal­ta­cak iliş­ki­le­ri bı­ra­ka­rak… Ma­sal­lar­da gezip al­ya­lar­da do­la­şa­rak… Ge­cik­me­nin öf­ke­siy­le dolu bir yü­rek­le yüz­le­şe­rek… Ye­ni­den Baş­la­mak…

Bi­tir­dim.

Uzun kir­pik­le­ri­ne ba­yıl­dı­ğım, ıslak öpü­cük­lü kız­la­rı­ma sa­rıl­dım. Kor­ku­da bir­le­şen­le­rin ya­nın­dan uzak­ta. Yitik dü­şün­ce­le­ri bı­ra­ka­rak, tit­re­di­ğim kötü duy­gu­lar­dan sıy­rı­lı­yor­dum. Yal­nız­dım ama yal­nız­lar ya­nım­day­dı. Pe­şi­ne düş­tüm. Dev­rim­ci düş­le­rin çe­ki­ci­li­ği beni ça­ğı­rı­yor­du.

      

Yüzleşme | Muzaffer Yegül (1 Yorum)

  1. İnsanın çeşitli hallerine içten, yapaysız sağlıklı neşter vuruşları… Nice verimlere Dost.

%d blogcu bunu beğendi: