Yeni Tarihselciliğin Öznelliği

Marx’ın te­ori­nin öne­mi­ni vur­gu­la­dı­ğı çok önem­li bir sözü var­dır: “Bil­mi­yor­lar ama ya­pı­yor­lar.” Bugün tüm sanat ya­pıt­la­rı için te­ori­nin yeri yad­sı­na­maz. Artık sa­na­tın sa­de­ce pra­tik üze­ri­ne ku­rul­ma­sı müm­kün de­ğil­dir. Ede­bi­yat için ko­nu­şa­cak olur­sak hem yazar veya şair hem de okur te­orik açı­dan do­na­nım­lı ol­ma­lı­dır. Ancak bu yolla eser­le­rin de­rin­le­me­si­ne an­la­şıl­ma­sı sağ­la­na­bi­lir.

Biz, bu ya­zı­mız­da son dö­nem­ler­de ede­bi­yat ve tarih in­ce­le­me­le­rin­de ağır­lık ka­za­nan, ede­bi­yat ve ta­ri­hin ger­çek­li­ği­ni sor­gu­la­yan, bir başka ifa­dey­le nes­nel­li­ği­ni sar­sa­rak öz­nel­li­ği­ni ve kur­gu­sal­lı­ğı­nı ön plana çı­ka­ran, post­mo­dern bir tarih te­ori­si olan Yeni Ta­rih­sel­ci­li­ği   (The New His­to­ri­cism) in­ce­le­ye­ce­ğiz. Be­lirt­me­miz ge­re­kir ki Yeni Ta­rih­sel­ci­lik, çok geniş bo­yut­lu bir ko­nu­dur. El­bet­te, her yö­nü­ne de­ğin­me­miz müm­kün de­ğil­dir. O yüz­den seç­me-ayık­la­ma ya­pa­rak Yeni Ta­rih­sel­ci­li­ğin ana vur­gu­su olan öz­nel­lik gö­rü­şü üze­ri­ne odak­la­na­ca­ğız.

Yeni Ta­rih­sel­ci­li­ği an­la­ma­mız için belki de en kri­tik soru şudur: “Nasıl olu­yor da aynı ta­rih­ler olay­lar, fark­lı ta­rih­çi­ler ta­ra­fın­dan bir­bir­le­rin­den fark­lı ola­rak yo­rum­la­na­bi­li­yor?” Bu, il­ginç bir ol­gu­dur ve yay­gın bir çe­liş­ki­dir. Peki, bu yay­gın çe­liş­ki nedir ve nasıl açık­la­na­bi­lir?

Tarih, ya­şan­mış olay­lar üze­ri­ne ku­ru­lu­dur. Ya­şan­ma sü­re­cin­de her­han­gi bir kur­gu­sal­lık içer­me­mek­te­dir. Öy­ley­se ak­si­yon açı­sın­dan ta­rih­sel olay­lar ta­ma­mıy­la nes­nel­dir. Ör­ne­ğin, Köy Ens­ti­tü­le­ri’nin ku­rul­ma­sı ve ka­pa­tıl­ma­sı ya­şan­mış, nes­nel olay­lar­dır ve hiç kimse ak­si­ni iddia ede­rek böyle bir ola­yın ger­çek­leş­me­di­ği­ni söy­le­ye­mez. Fakat ta­rih­sel olay­la­rın açık­lan­ma­sı ya da ya­zı­mı aşa­ma­sı­na ge­lin­di­ğin­de (Ör­ne­ğin Köy Ens­ti­tü­le­ri’nin iş­le­vi ya da ka­pa­tıl­ma ne­den­le­ri) ta­rih­çi­ler çok fark­lı şey­ler söy­le­mek­te­dir­ler.

Ta­rih­çi­ler ara­sın­da bir uz­laş­ma gö­rü­le­me­mek­le bir­lik­te daha da ileri gi­di­le­rek öyle gö­rüş­ler su­nu­lur ki sanki sözü edi­len ta­rih­sel olay­lar, bir­bi­rin­den büs­bü­tün ay­rıy­mış iz­le­ni­mi uyan­dı­rır. Öy­ley­se ta­rih­sel olay­lar nes­nel değil midir, bir başka de­yiş­le her­han­gi bir bi­lim­sel ger­çek­li­ği yok mudur? Hayır, ta­rih­sel olay­la­rın bi­lim­sel ger­çek­li­ği ke­sin­lik­le var­dır fakat bu bi­lim­sel ger­çek­lik, ta­rih­sel olay­la­rın ak­si­yo­nun­da­dır, yani ger­çek­leş­me aşa­ma­sın­da­dır. Ne zaman ki bu tarih; açık­lan­ma ya da yazım sü­re­ci­ne gel­di­ğin­de, ak­si­yon sü­re­cin­de son de­re­ce nes­nel olsa da, nes­nel­li­ği­ni bir anda yi­ti­re­rek katı bir öz­nel­li­ğe bü­rü­nür.

Ör­nek­ler, si­ya­si ta­ri­he ya da daha kap­sam­lı söy­ler­sek ide­olo­ji­nin içine ne kadar çok gi­rer­se ta­rih­çi­le­rin de o kadar çok bö­lün­dü­ğü açık bir so­nuç­tur. Öy­ley­se biz, ta­ri­hin nes­nel ger­çek­li­ği­ni değil de ta­rih­çi­le­rin öznel gö­rüş­le­ri­ni mi öğ­re­ni­yo­ruz? İşte, Yeni Ta­rih­sel­ci­ler, bu so­ru­ya net bir bi­çim­de “Evet.” di­ye­rek ta­rih­sel ger­çek­le­rin kur­ca­lan­ma­sı­na ve nes­nel­li­ğin­den şüphe du­yul­ma­sı­na davet eder­ler.

Yeni Ta­rih­sel­ci­lik­te ta­ri­hi öznel bir bakış açı­sıy­la an­lat­ma­ya “ken­di­ni ko­num­lan­dır­ma”1 denir. Yeni Ta­rih­sel­ci­lik­te öz­nel­lik sa­vu­nu­la­rı­nın yani ken­di­ni ko­num­lan­dır­ma­nın çok çe­şit­li yön­le­ri var­dır. Bun­lar­dan biri de dil gö­rüş­le­rin­den kay­nak­la­nır. Dilin dı­şın­da hiç­bir ger­çek­lik ol­ma­dı­ğı ko­nu­sun­da Der­ri­da’dan et­ki­le­nir­ler ve dili tek ger­çek­lik ola­rak kabul eder­ler çünkü dil ve ger­çek ara­sın­da­ki iliş­ki sa­nıl­dı­ğı gibi so­run­suz de­ğil­dir.2 Bu man­tık­la ta­ri­hi olay­la­rın ya­zı­lı­şın­da nes­nel­li­ği­ni yi­tir­di­ği­ni ve öz­nel­li­ğe bü­rün­dü­ğü­nü söy­ler­ler. Peki, ta­ri­hi me­tin­ler ya­zı­lış­la­rı sı­ra­sın­da niçin nes­nel­lik­le­ri­ni yi­ti­rir­ler?

Ta­ri­hin öznel bir bün­ye­de ol­ma­sı çok komp­leks bir du­rum­dur. Tek bir ne­de­ne da­yan­dı­ra­ma­yız. Char­ti­er: “Ta­rih­çi met­ni­ni oluş­tu­rur­ken yap­tı­ğı se­çim­ler ve için­de bu­lun­du­ğu yak­la­şım­lar­la, ar­şiv­le­rin ses­siz me­tin­ler­den ko­par­dı­ğı söz­le­re o güne kadar yük­len­me­yen an­lam­lar yük­ler.” der.3 Dil, bi­rey­le­rin ide­olo­ji­le­ri, ya­şan­tı­la­rı, duygu du­rum­la­rı, ki­şi­lik­le­ri ve psi­ko­lo­jik du­rum­la­rıy­la çok ya­kın­dan iliş­ki­li­dir ve el­bet­te bu et­ken­ler, ki­şi­nin an­la­tı­mı­nı et­ki­le­ye­rek öz­gün­lük ve öz­nel­lik katar. Ör­ne­ğin Os­man­lı İmpa­ra­tor­lu­ğu­nun du­rak­la­ma dö­ne­mi­ni ele alan iki fark­lı ta­rih­çi dü­şü­ne­lim. Adı X olan ta­rih­çi, eğer eleş­ti­ri­ci ve sert bir mi­za­ca sa­hip­se ve aynı za­man­da dünya gö­rü­şü ola­rak Os­man­lı İmpa­ra­tor­lu­ğu­na karşı olum­suz bir tavır ta­kın­mış­sa büyük ola­sı­lık­la Os­man­lı İmpa­ra­tor­lu­ğu­nu yer­den yere vu­ra­cak­tır. Adı Y olan bir başka ta­rih­çi de Os­man­lı İmpa­ra­tor­lu­ğu­na karşı hem ide­olo­jik hem de duy­gu­sal bir ya­kın­lık duyan ro­man­tik biri olsun. Aynı dö­ne­mi in­ce­le­me­si­ne kar­şın X ta­rih­çi­sin­den çok fark­lı ola­rak tatlı li­mon­cu bir sa­vun­ma me­ka­niz­ma­sıy­la Os­man­lı İmpa­ra­tor­lu­ğu­nu eleş­tir­mek­ten ka­ça­rak olum­lu özel­lik­le­ri­ni ön plana çı­ka­ra­cak­tır. İşte bu­ra­da­ki gerek ide­olo­jik gerek duy­gu­sal gerek psi­ko­lo­jik ve mi­zaç­sal et­ken­ler doğ­ru­dan dili et­ki­le­yecek ve ta­ri­hi nes­nel­lik­ten çı­ka­ra­cak­tır.

Ta­ri­hin öz­nel­li­ği­nin bir başka ne­de­ni de kur­gu­sal­lı­ğı­dır. Yan­sıt­ma­cı te­ori­den ko­nu­yu ele ala­lım. Yan­sıt­ma­cı teori, kendi için­de üç kola ay­rı­lır. Bu kol­lar­dan biri “Sanat, ge­ne­li ya da özü yan­sı­tır.” an­la­yı­şı­dır. Bu gö­rü­şe göre yazar, bir ya­şan­tı­yı en küçük sa­ni­ye­si­ne kadar an­la­ta­maz. Bunun ya­zı­ya ge­çi­ril­me­si müm­kün de­ğil­dir. Zaten sa­na­tın gö­re­vi bu da de­ğil­dir. Sa­nat­çı, o ya­şan­tı­dan seçme ve ayık­la­ma ya­pa­rak ge­ne­li veya özü yan­sı­tı­cı şey­le­ri alır. Bu gö­rü­şe göre, bir ya­şan­tı­yı tüm de­tay­la­rıy­la an­lat­mak ta­rih­çi­le­rin gö­re­vi­dir.

Yan­sıt­ma­cı görüş, bu ko­nu­da ta­rih­çi­le­ri gö­rev­len­dir­se de bu son de­re­ce yan­lış bir gö­rev­len­dir­me­dir çünkü ta­rih­çi­ler de ta­rih­sel olay­la­rı tüm de­tay­la­rıy­la an­lat­ma im­kâ­nı­na sahip de­ğil­dir. Bu im­kân­sız­lık iki ne­den­den kay­nak­la­nır: Eğer ta­rih­sel olay­la­rı en küçük ay­rın­tı­sı­na kadar an­lat­ma fır­sa­tı­na sahip ol­sa­lar­dı ta­rih­te­ki bir günü bile an­lat­ma­la­rı belki on­lar­ca cilt tu­tar­dı. Bir diğer neden de ta­rih­sel olay­lar, yazım sü­re­cin­den kısa ya da çok uzun süre önce ger­çek­leş­ti­ği ve buna bağlı ola­rak da ta­rih­çi­nin ya­şan­tı ola­rak ta­rih­sel olay­lar için­de yer ala­ma­dı­ğı için ta­rih­çi­le­rin olay­la­ra tam ola­rak hâkim ola­ma­ma­la­rı­dır. Bu ne­den­le ta­rih­sel olay­la­rın daha sonra ya­zı­ma ge­çi­ril­me­sin­de kimi boş­luk­lar, kı­rıl­ma­lar ya da ko­puş­lar fark edi­lir. Ta­rih­çi de ta­ri­hi öy­kü­leş­ti­rir­ler­ken fark et­ti­ği kimi boş­luk­la­rı, kı­rıl­ma­la­rı ya da ko­puş­la­rı bir­bir­le­ri­ne bağ­la­mak için kur­gu­sal­lık ka­tar­lar ve böy­le­ce an­lat­tık­la­rı ta­ri­hi olay­la­rı bütün bir şe­kil­de sun­ma­ya ça­lı­şır­lar.

Örnek ve­recek olur­sak gü­nü­müz­de bir ta­rih­çi, Piri Reis’in ya­şa­mı­nı ya­za­cak olsun. Bu gü­nü­müz ta­rih­çi­si Piri Reis’le bir­lik­te ve aynı yıl­lar­da ya­şa­ma­dı­ğı için olay­la­ra tam ola­rak hâkim olma so­ru­nu ya­şa­ya­cak­tır. Bu so­ru­nu da ula­şa­bil­di­ği tüm kay­nak­la­ra gi­de­rek yani bi­rin­cil değil ikin­cil kay­nak­la­ra ula­şa­rak adeta bir der­le­mey­le aş­ma­ya ça­lı­şa­cak­tır. İkin­cil kay­nak­lar ise (ör­ne­ğin tüm ki­tap­lar) yo­rum­sal ve kur­gu­sal­lık içe­ren kay­nak­lar­dır çünkü Piri Reis’i an­la­tan ta­rih­çi­ler onu ken­di­le­rin­ce de­ğer­len­di­re­rek ve boş­luk­la­rı ken­di­le­rin­ce kur­gu­sal­la­ya­rak öy­kü­leş­tir­miş­ler­dir, zaten tü­müy­le nes­nel ola­rak yaz­ma­la­rı­na ola­nak yok­tur. Bu gü­nü­müz ta­rih­çi­si de öznel kay­nak­la­rı oku­yup öznel bir bi­çim­de de­ğer­len­dir­dik­ten sonra yine öznel bir bi­çim­de metne dö­ke­cek­tir.

Bu­ra­dan ha­re­ket­le şu sap­ta­ma­yı çı­ka­ra­bi­li­riz: Bir ya­şan­tı­yı tüm de­tay­la­rıy­la an­lat­mak müm­kün de­ğil­dir. Bu sorun da seç­me-ayık­la­ma ya­pa­rak ge­ne­li ve özü yan­sı­ta­cak şey­le­ri metne dök­mek­le çö­zü­lür. Ser­pil Op­per­mann, ta­ri­hin bi­lim­sel­lik id­di­ası­nın daha ta­rih­çi­nin olay­la­rı an­la­tı­ya çe­vi­rir­ken seç­me-ayık­la­ma aşa­ma­sın­da yı­kıl­dı­ğı­nı söy­ler ve seç­me-ayık­la­ma hiç­bir zaman nes­nel ola­maz, der.4 Seç­me-ayık­la­may­la bi­lim­sel­li­ği­ni kay­be­den ta­rih­sel an­la­tı­da bir de ge­ne­li ve özü yan­sı­tan şey­ler, kur­gu­sal­lık bağ­cı­ğıy­la bir­bir­le­ri­ne bağ­la­nır­lar. Peki, kur­gu­sal­lı­ğın öy­kü­ye ka­tıl­dı­ğı bir tarih an­la­tı­sı­nın edebi bir me­tin­den ne farkı kal­mak­ta­dır? Tam da bu nok­ta­da Keith Jen­kins, “…yoksa tarih özün­de bir sanat mıdır?” diye sorar.5 Edebi me­tin­le­rin bir bö­lü­mü de (ör­ne­ğin bazı öy­kü­ler ya da ro­man­lar) ger­çek ya­şam­lar­dan ha­re­ket­le ya­za­rın ya­ra­tı­sı ve kur­gu­su­nun sen­te­zin­den oluş­maz mı? İşte, Yeni Ta­rih­sel­ci­ler­den biri olan Louis Mont­ro­se, “ta­ri­hin me­tin­sel­leş­me­si, met­nin ta­rih­sel­leş­me­si”6 il­ke­siy­le bu so­ru­nu çöz­me­yi öne­rir. Bu il­ke­siy­le Mont­ro­se, ta­ri­hin de önün­de so­nun­da ede­bi­yat ol­du­ğu­nu ve edebi eser­ler gibi yo­rum­lan­ma­sı ge­rek­ti­ği­ni söy­le­ye­rek ede­bi­yat-ta­rih fark­lı­lı­ğı­nı bi­ti­rir.

Az önce ta­ri­hi bel­ge­ler­de ikin­cil kay­nak­lar­dan söz et­miş­tik. Bu ko­nu­ya dönüp de­tay­lan­dır­mak ge­rek­li diye dü­şü­nü­yo­ruz. Di­ye­lim ki bir ta­rih­çi, ta­rih­sel olay­la­rı bi­rin­cil kay­nak ola­rak yani göz­lem­le­ye­rek ya da ya­şa­ya­rak yaz­sın. Bu aşa­ma­da bile nes­nel­lik­ten söz etmek olası de­ğil­dir çünkü ta­rih­çi, ya­şa­dı­ğı veya göz­lem­le­di­ği olay­da ne kadar ob­jek­tif ol­ma­ya ça­lı­şır­sa ça­lış­sın nes­nel­li­ğe ilk zarar ve­recek kişi ol­mak­tan kur­tu­la­ma­ya­cak­tır. Muns­low’un “Ol­gu­lar her zaman kay­de­de­nin zih­nin­de kı­rı­la­rak yan­sır.”7 sap­ta­ma­sı son de­re­ce be­lir­le­yi­ci bir gös­ter­ge­dir. Do­la­yı­sıy­la daha ta­rih­sel bel­ge­nin olu­şum aşa­ma­sın­da bi­lim­sel­li­ği çö­ke­cek­tir. Bunun ne­de­ni de ana­li­zi­ni yap­tı­ğı­mız gibi ta­rih­çi­nin ide­olo­jik, duy­gu­sal, psi­ko­lo­jik, mi­zaç­sal özel­lik­le­ri­nin dilde biçim bul­ma­sı­dır.

Ta­ri­hin nes­nel­li­ği­ni yi­tir­me­sin­de bir de dev­le­tin ege­men ide­olo­ji­si­nin et­ki­si var­dır. Dev­let­ler, ku­rum­la­rı ara­cı­lı­ğıy­la ide­olo­ji­le­ri­ni ya­şa­tır­lar ve bu ide­olo­ji­le­ri­ne zarar ve­recek her teh­di­de karşı önlem ala­bi­lir­ler. Dev­le­ti­nin özel­lik­le yakın ta­ri­hin­de­ki si­ya­si olay­la­rı ele alan bir ta­rih­çi, ister is­te­mez dev­le­tin bas­kı­cı gü­cü­nü yazım sü­re­cin­de his­se­de­bi­lir ve bunun da et­ki­siy­le ta­ri­hi ger­çek­le­ri ol­du­ğun­dan fark­lı ya­za­bi­lir. Kuş­ku­suz dev­let­le­rin bu bas­kı­cı uy­gu­la­ma­la­rı dün­ya­nın her ye­rin­de aynı de­ğil­dir. Kimi dev­let­ler, bu tür ta­rih­sel ça­lış­ma­lar­da daha öz­gür­lük­çü ola­bi­lir­ler ama öyle ya da böyle önün­de so­nun­da bir dev­let me­ka­niz­ma­sı, ta­rih­çi­nin ta­rih­sel olay­la­rı yazım sü­re­cin­de ken­di­si­ni his­set­ti­re­cek­tir.  Bu ko­nu­yu “Ta­ri­hi Ye­ni­den Dü­şün­mek” adlı ça­lış­ma­sın­da in­ce­le­yen Keith Jen­kins’in “…Tarih, asla ken­di­si için değil daima bi­ri­le­ri için­dir…”8 tezi çok ye­rin­de­dir. Çünkü tarih, bil­gi­dir ve bilgi, Fo­uca­ult’nun da be­lirt­ti­ği gibi ik­ti­dar­la iliş­ki­li­dir. O yüz­den dev­let ik­ti­da­rı­na karşı bilgi üret­mek kimi zaman çok zor­dur.

Ta­ri­hin nes­nel­li­ği­nin yı­kıl­ma­sı­nın bir de okur bo­yu­tu var­dır. Yeni Ta­rih­sel­ci­lik, bir post­mo­dern ku­ram­dır. Post­mo­dern ku­ram­lar­da oku­run is­te­di­ği an­la­mı çı­kar­ma öz­gür­lü­ğü var­dır. Alıl­ma­ma­cı­dır yani an­la­mı me­tin­den okur çı­kar­tır. Öy­ley­se öz­nel­lik­le or­ta­ya konan ta­rih­sel me­tin­le­ri oku­yu­cu da kendi ide­olo­jik, duy­gu­sal, psi­ko­lo­jik ya da mi­zaç­sal özel­lik­le­riy­le oku­yup yine bu özel­lik­le­riy­le yo­rum­la­ya­cak­tır. Sonuç ola­rak öz­nel­li­ğin kat be kat art­tı­ğı bir süreç bu şe­kil­de ta­mam­lan­mış ola­cak­tır.

Sonuç:
Ana­liz­le­ri­miz, Yeni Ta­rih­sel­ci­li­ğin öz­nel­lik vur­gu­su ve bu vur­gu­nun ne­den­le­ri üze­ri­ne­dir. El­bet­te tek­rar be­lirt­me­miz ge­re­kir ki in­ce­le­di­ği­miz öz­nel­lik vur­gu­su­nun ne­den­le­ri ol­duk­ça komp­leks­tir. Yeni Ta­rih­sel­ci­li­ğin öz­nel­lik gö­rü­şü­nün kay­nak­la­rı: Dil, ta­rih­çi­nin ve oku­run ide­olo­jik, duy­gu­sal, psi­ko­lo­jik ve mi­zaç­sal özel­lik­le­ri, ta­rih­sel olay­la­rın tüm de­tay­la­rıy­la an­la­tıl­ma­sı­nın müm­kün ol­ma­ma­sın­dan do­la­yı ta­rih­çi­nin seçme ve ayık­la­ma yap­ma­sı, dev­let­le­rin ege­men ide­olo­ji­le­ri, ta­rih­sel olay­lar­da­ki kı­rıl­ma, boş­luk ve ko­puş­la­rın ol­ma­sı ve yazım sü­re­cin­de kur­gu­sal­lık­la bu boş­luk­la­rın bağ­lan­ma­sı te­mel­li­dir.

Biz, genel an­lam­da bu alan­da ya­yım­lan­mış ma­ka­le­ler ve Ser­pil Op­per­mann’dan der­le­me ya­pa­rak bu so­nuç­la­ra ulaş­tık ama bu konu, çok daha fark­lı araş­tır­ma­la­ra da açık bir konu ol­du­ğu gibi bizim sap­ta­dı­ğı­mız ne­den­ler, fark­lı araş­tır­ma­cı­lar ta­ra­fın­dan daha da ge­niş­le­ti­le­bi­lir.

1. Bedia Ko­ça­koğ­lu, Yeni Ta­rih­sel­ci Bir Okuma: “En­ge­re­ğin Gö­zün­de­ki Ka­maş­ma”, Me­di­ter­ra­ne­an Jo­ur­nal of Hu­man­ti­ti­es, II/I, 2012, 147-160, s.157
2. Gonca Gö­kalp Al­pas­lan, Şi­ir­le Ta­ri­hin Ke­si­şim Nok­ta­sın­da Gül­ten Akın’ın Ce­lâ­li­ler Des­ta­nı, Ede­bi­yat Fa­kül­te­si Der­gi­si, Cilt 31, Sayı 1, Ha­zi­ran 2014, s. 47
3. Gö­kalp Al­pas­lan, s. 67
4. Dr. Rü­mey­sa Çavuş, Ede­bi­yat İnce­le­me­le­rin­de Ta­ri­he Yeni Bir Dönüş, An­ka­ra Üni­ver­si­te­si Dil ve Ta­rih-Coğ­raf­ya Fa­kül­te­si Der­gi­si, 42, 1-2 (2002), 121-133, s. 122
5. Doç. Dr. Ser­pil Op­per­mann, Post­mo­dern Tarih Ku­ra­mı: Ta­rih­ya­zı­mı, Yeni Ta­rih­sel­ci­lik ve Roman, 1. Basım, Evin Ya­yın­cı­lık, An­ka­ra, Kasım 1999, s. 12
6. Op­per­mann, s. 18
7. Şamil Ye­şil­yurt, Nedim Gür­sel’in Ro­man­la­rı­nın Yeni Ta­rih­sel­ci Bağ­lam­da Okun­ma­sı, Turkish Stu­di­es, In­ter­na­ti­onal Pe­ri­odi­cal Fort the Lan­gu­ages Li­te­ra­tu­re and His­tory of Turkish or Turkic, Vo­lu­me 4/1-II, Win­ter 2009, s. 1995
8. Ye­şil­yurt, s. 1991