Yav­ru­la­rı­mı­zın Önce Göz­le­ri Doy­sun Ha­ti­ce’m / Şükran Günay

Yav­ru­la­rı­mı­zın Önce Göz­le­ri Doy­sun Ha­ti­ce’m / Şükran Günay

Yav­ru­la­rı­mı­zın Önce Göz­le­ri Doy­sun Ha­ti­ce’m

Şükran Günay

 

Bu ya­zı­yı yaz­ma­ma sebep olan, gü­nü­müz­de ya­şa­dı­ğı­mız ko­ro­navirüsü sal­gı­nı­dır.

 

Benim babam sey­yar sa­tı­cıy­dı. Onun de­yi­miy­le ne ken­di­si­nin ne de ev­lat­la­rı­nın bo­ğa­zın­dan haram lokma geç­me­di. Ça­lış­mak, alın teri ile ka­zan­mak ve ka­zan­dı­ğı­nı aile­si, eşi, ev­lat­la­rı ve ya­kı­nı olsun ol­ma­sın ih­ti­ya­cı olan­lar­la pay­laş­mak ka­rek­te­riy­di. İnancı sağ­lam­dı. Bana göre cen­ne­ti­ni yer­yü­zün­de ya­şa­yan­lar­dan­dı .

Kur­tu­luş Sa­va­şı’nda ana­cı­ğıy­la bir­lik­te Yunan me­za­li­mi­ni ya­şa­mış. Yunan’ın zul­mü­nü, hak­sız zalim dav­ra­nış­la­rı­nı, diri diri in­san­la­rı nasıl kıy­dık­la­rı­nı göz­le­riy­le gör­müş. Savaş nedir iyi bi­lir­di. Sa­va­şın acı­la­rı­nı son ne­fe­si­ne kadar ilik­le­rin­de ya­şa­dı ba­ba­cı­ğım. An­ne­si­ni, Yunan ar­tı­ğı diye üç kere “BOŞ­SUN!” di­ye­rek bo­şa­mış ba­ba­sı ve bir başka ka­dın­la ev­len­miş. Ana­cı­ğıy­la ya­pa­yal­nız kal­mış. Para yok, mal yok çit ev de­dik­le­ri tek odalı bir evde ya­şa­mış baş­lan­gıç­ta ana­cı­ğıy­la. Savaş bi­tin­ce bal­kan­lar­dan gelen Hasan dedem Esma ni­nem­le ev­len­miş. Savaş nedir bilen, dev yü­rek­li, aydın gö­rüş­lü Hasan dedem göz­le­ri­min önün­den hiç git­me­di. Mus­ta­fa Kemal Ata­türk Cum­hu­ri­ye­ti’nin kıy­me­ti­ni bil­me­yen­le­ri, özel­lik­le de ka­dın­la­rı aklım fik­rim hiçbir zaman al­ma­dı ve al­ma­ya­cak da.

Anne ve ba­ba­sının ye­ni­den ev­li­lik­le­rin­den olan kar­deş­le­ri­ni çok sever ve ko­rur­du ba­ba­cı­ğım. Onlar ama, onu hep üvey kar­deş ola­rak gör­dü­ler. Men­fa­at­le­ri ol­du­ğun­da ya­naş­tı­lar. Ba­ba­cı­ğım hiç kötü dü­şün­me­di. On­la­rın her bi­ri­ne maddi ma­ne­vi abi­lik, hatta ba­ba­lık yaptı. Ör­ne­ğin am­ca­la­rı­mı iki­şer kez ev­len­dir­di. O yıl­lar­da bo­şan­mak ve ye­ni­den ev­len­mek hem zor hem de maddi yü­kü­nü kal­dır­mak pek de kolay de­ğil­di. Ba­bam­dan miras ka­çır­dık­la­rın­da çok üzül­müş­tü. Allah inan­cı ile ya­şa­dı­ğı için çok üzül­se de acı­la­rı­nı si­ne­ye çek­me­yi bildi canım babam. Kızı ola­rak o gün­le­ri çok iyi ha­tır­lı­yo­rum.

Çocuk yaşta ba­ba­sız kal­mak mı, yoksa an­ne­si­ne ya­pı­lan hak­sız­lık­tan mıdır bi­le­mem, babam adam gibi adam, baba gibi ba­bay­dı. Ba­ba­mı an­lat­mak sa­nıl­dı­ğı kadar kolay değil. KO­RO­NA sal­gı­nı­nın in­san­la­rı do­yum­suz bir alış­ve­riş’e sü­rük­le­di­ği bu gün­ler­de rah­met­li ba­ba­mın de­ğe­ri­ni ye­ni­den ya­şa­dım ilik­le­rim­de. Biz in­san­lar ne kadar aç göz­lü­yüz?!.

Ted­bir almak tabii ki doğru, ama ne­re­ye kadar? Di­ye­lim ki evi­ni­zin her ta­ra­fı­nı dolup ta­şır­dı­nız. Evden dı­şa­rı çı­ka­ma­ya­ca­ğı­nı­zı dü­şü­ne­rek yap­tı­nız bunu. Pa­ra­nız var, ih­ti­ya­cı­nız­dan faz­la­sı­nı kat kat al­dı­nız, evi­ni­ze de­po­la­dı­nız. Peki pa­ra­sı ye­ter­li ol­ma­yan­lar ne yap­sın? Siz raf­la­rı bo­şal­tır­ken, onlar er­te­si günü ihi­ti­yaç­la­rı­nı al­ma­ya gel­dik­le­rin­de ne ya­pa­cak­lar? Babam gibi gün­lük ka­za­nan in­san­la­rı neden dü­şün­mez insan? Ki bizim ül­ke­miz­de, hatta yer­yü­zün­de mil­yon­lar yok­sul ve as­ga­ri üc­ret­le ça­lış­mak zo­run­da­lar. İşi ol­ma­yan anne ba­ba­lar, so­kak­ta ka­lan­lar, gün­de­li­ğe gi­den­ler, si­gor­ta­sız karın tok­lu­ğu­na ça­lı­şan­lar ve daha nice can­lar var ye­te­ri kadar pa­ra­sı ol­ma­yan. Reva mı on­la­rın en temel ih­ti­yaç­la­rı­nı raf­lar­dan bo­şalt­mak ve on­la­rı el­le­ri boş ev­le­ri­ne ya da ya­şa­dık­la­rı or­ta­ma geri gön­der­mek?

Ba­ba­cı­ğım her gün ak­şa­ma kadar sokak sokak do­la­şır­dı. Ön­ce­le­ri yer fıs­tı­ğı sattı. Son­ra­la­rı şam tat­lı­sı ( şa­ma­li der­dik) yap­ma­yı öğ­ren­di. Sabah er­ken­den kal­kar, fı­rın­da pi­şir­di­ği fıs­tık ya da şa­ma­li­yi eve ge­ti­rir­di. Sıcak sıcak önce biz ev­lat­la­rı­na tat­tı­rır­dı. Sonra sa­tı­şa çı­kar­dı. Bi­tir­me­den eve dön­mez­di. Eve gel­di­ğin­de biz­ler­den he­lal­lik alır­dı. Çünkü sa­ta­cak­la­rı­nın her gün bir mik­ta­rı­nı, pa­ra­sı ol­ma­yan öğ­ren­ci, yaşlı, hasta ka­dın- erkek kim gö­rür­se far­ket­tir­me­den on­la­ra ver­di­ği­ni söy­ler­di. “Bir elin ver­di­ği­ni diğer el gör­me­me­li yav­ru­la­rım.” di­ye­rek biz­le­ri öğüt­ler­di üs­te­lik. Yaş­lan­dı­ğın­da balon sattı ço­cuk­la­ra. Daha sonra ise in­san­la­rı tar­ta­rak yaşam mü­ca­de­le­si­ni verdi. Eşini ve yav­ru­la­rı­nı kim­se­le­re muh­taç et­me­di.

Evi­nin rız­kı­nı top­la­mak için sabah na­ma­zı­nı kıl­dık­tan sonra önce fı­rı­na gider, sa­tı­la­cak fıs­tık veya şa­ma­li­yi pi­şi­rir, eve ge­ti­rir­di. Kah­val­tı ola­rak tar­ha­na çor­ba­sı­nı içer, sonra sa­tı­şa çı­kar­dı.. Eve ge­lir­ken mut­la­ka sebze, meyve ge­ti­rir­di bol bol ve en iyi­sin­den. Evi­miz­de yi­yecek, gi­yecek ek­sik­li­ği hiç ya­şa­ma­dık. Özel­lik­le de bes­len­me ko­nu­sun­da çok dik­kat­liy­di ba­ba­cı­ğım. Meyve, sebze, et, yu­mur­ta cinsi bol bol olur­du. Para bi­rik­tir­mek gibi bir derdi yoktu. Zaten ev ki­ra­sı, yeme içme, giyim kuşam der­ken anca ye­ter­di ka­zan­dı­ğı. Aile­ce mut­luy­duk. Ye­di­ği­mi­zin, iç­ti­ği­mi­zin tadı vardı. Hiç unu­ta­ma­dı­ğım ise evde pi­şen­den mut­la­ka kom­şu­ya ve­ri­lir­di. An­ne­ci­ği­min hü­ner­li el­le­riy­le pi­şir­di­ği Ege ye­mek­le­ri­nin ta­dı­nı nasıl unu­ta­bi­li­rim? Evi­miz­de her gün mut­la­ka bir mi­sa­fir olur­du.

Mi­sa­fi­re çay değil, yemek ikram edi­lir­di önce. Eve ge­le­ne, kar­nın açmı diye so­rul­maz, hemen sofra ku­ru­lur­du. Ne güzel gün­ler­di o yıl­lar.

O gün­ler­den ak­lım­da kalan ve hiç bir zaman unu­ta­ma­dı­ğım öy­le­si öğ­re­ti­ler var ki, on­la­rın her biri benim bu­gün­le­re gel­mem­de, ka­rek­te­ri­min oluş­ma­sın­da çok önem­li­dir. An­ne­ci­ğim, ba­ba­mın eve bol bol al­ma­sın­dan bazen ya­kı­nır­dı: ‘’ Adil, evde her şey bol bol var. Her gün al­ma­na gerek yok. Bit­sin öyle alır­sın. ‘’ de­di­ğin­de babam hemen baş­lar­dı tatlı tatlı ko­nuş­ma­ya. Savaş kor­ku­la­rı ak­lı­na ge­lin­ce ya­şa­dı­ğı o zor anlar ha­ri­cin­de her zaman se­ve­cen, her zaman ağ­zın­dan bal akar­dı sanki ko­nu­şun­ca. Yine böy­le­si bir gündü. Ku­şa­da­sı’nın şimdi Ata­türk Cad­de­si ola­rak bi­li­nen (Boklu Dere) yo­ku­şun bi­ti­min­de, Rose Pan­si­yon’a dön­me­den önce sağ ta­raf­ta iki katlı bir Rum evi vardı. Biz o evde ki­ra­cı ola­rak otu­ru­yor­duk. Okul ar­ka­da­şım Hü­se­yin’in de­de­si­nin eviy­di. De­de­si ve ni­ne­si tek­kat­lı yer evin­de otu­ru­yor, bu Rum evini de bize ki­ra­la­mış­lar­dı. Bizim evin karşı ya­ka­sın­da yu­ka­rı ta­raf­ta­ki cad­de­de İzmir­li Ali’nin büyük bir evi vardı. O yıl­lar­da zen­gin ev­le­ri dı­şa­rı­dan bi­li­nir­di. Yine babam sa­tış­tan gel­miş­ti. Fıs­tık ca­me­kâ­nı boş, ko­lu­nun al­tın­da seh­ba­sı ve el­le­rin­de de dolu dolu meyve sebze tor­ba­la­rı vardı. An­ne­ci­ğim yine söy­len­me­ye baş­la­dı, “Adil kaç kez söy­lü­yo­rum, sen beni ama hiç din­le­mi­yor­sun. Evde bun­lar­dan ye­te­ri kadar var.” Babam hiç al­dır­mı­yor, ama sevgi dolu maviş maviş göz­le­riy­le an­ne­mi tatlı tatlı sü­zü­yor ve:

“Olsun Ha­ti­ce’m. Fazla olanı kom­şu­la­ra da­ğı­tır­sın. Hayır olur. Bak ev sa­hi­bi Hü­se­yin amca ve eşi Ayşe teyze çok yaşlı. On­la­ra da ve­re­bi­lir­sin. Şu kar­şı­da­ki ko­ca­man evi gö­rü­yor­sun değil mi? Kimin evi o?” di­yor­du.

Annem, “İzmir­li Ali,nin evi, ne olmuş ne var o evde?”

“Ha­ti­cem onlar zen­gin in­san­lar. Ço­cuk­la­rı­na her şeyi ala­bi­lir­ler. Biz de al­ma­lı­yız bol bol. Ço­cuk­la­rı­mız bol bol gör­sün­ler ki önce göz­le­ri doy­sun. Gözü doy­ma­yan ço­cuk­lar arsız, hır­sız olur Ha­ti­ce’m. Hem güzü doy­ma­yan­lar et­ra­fı­na çok zarar verir.”

Bu ko­nuş­ma­yı hiç unut­ma­dım. Ço­cuk­la­rı­mın gö­zü­nü do­yur­ma­nın ne demek ol­du­ğu­nu o gün­ler­den bi­li­rim. Babam hak­lıy­dı. Bizim göz­le­ri­miz do­yu­rul­muş­tu kar­nı­mız do­yu­rul­ma­dan önce. Bu yüz­den hak huk bi­li­riz. Kim­se­nin ma­lın­da, mül­kün­de gö­zü­müz olmaz.

“Ke­fe­nin cebi yok.” ama bu ne de­mek­tir dü­şün­me­yen çok, hem de pek çok…

 

      

Yorum yaz

Yav­ru­la­rı­mı­zın Önce Göz­le­ri Doy­sun Ha­ti­ce’m / Şükran Günay (2 Yorum)

  1. Şükran Hanım. Kalemin ve sözlerin sıralanışı güzel, anlatım harika. Kutlarım. Sevgiyle…

%d blogcu bunu beğendi: