Uzun Karpuzlar | Halil Güney

Eve var­ma­ya beş altı saat kaldı. Bir yerde din­len­sem iyi ola­cak. Ça­nak­ka­le’den ge­lir­ken uyu­yu­ver­di­ğim hiç ak­lım­dan git­mi­yor. Hava da çok sıcak, kli­ma­yı açı­yo­rum, taze hava ih­ti­ya­cı der­ken iyice bu­nal­ma­ya baş­la­dım. Ya­kın­lar­da da ko­nak­la­ya­cak bir yer anım­sa­mı­yo­rum.

Hah işte, yolun ke­na­rın­da bir kar­puz tez­ga­hı. Ar­tez­yen­den de gürül gürül su akı­yor. Tam ara­dı­ğım yer. Hem din­le­nir, hem de eve bir­kaç kar­puz gö­tü­rü­rüm. Tez­ga­hın ba­şın­da da kim­se­ler yok.

Bo­ru­ya ağ­zı­mı da­ya­yıp buz gibi sudan içtim. Kar­puz­lar da alı­şık ol­du­ğu­muz hib­rit alaca kar­puz değil, es­ki­ler­den kalma uzun kar­puz. Bun­lar, ço­cuk­lu­ğu­muz­da vardı.

Et­ra­fa ba­kın­dım, tar­la­nın öbür ucun­dan, omu­zun­da kü­re­ği ile bir genç, el kol işa­ret­le­ri ya­pa­rak, ça­mu­ra bata çıka ge­li­yor.

“Bekle amca! Şimdi yet­tim.”

“Yavaş de­li­kan­lı, ace­lem yok zaten. ”Biraz din­len­mek ve ken­di­me gel­mek için zaten oya­la­na­ca­ğım.
Soluk so­lu­ğa geldi de­li­kan­lı. Üstü başı, her ta­ra­fı ıslak, çamur için­de.

“Ev­la­dım, acele etme de­diy­dim, ne bu halin, düş­tün mü?”

“Yok amca, uyu­ya­kal­mı­şım da ondan.”

“Nasıl?”

“Amca, gece koyun güt­tüy­düm, pa­mu­ğu babam su­la­ya­cak­tı…”

“Eeee, senin üs­tü­ne mi yıktı?”

“Yok, Ak­ka­dın anam san­cı­la­nın­ca has­ta­ne­ye git­ti­ler de.”

“Geç­miş olsun, iyi olur in­şal­lah.”

“İnşal­lah… Babam da, kız olur in­şal­lah diyor.”

Peş­pe­şe ‘in­şal­lah­lar’a gü­lüş­tük.

“Kız olur­sa, Ak­ka­dın anama yar­dım eder­miş. Babam, ondan kız is­ti­yor.”

“Adın ne senin?”

“Kazım, Ak­se­ki­li Kazım.”

“Ordan mı göç­tü­nüz?”

“Yok, ben bu­ra­da doğ­mu­şum, babam oralı. Ba­bam­dan do­la­yı öyle de­ni­yor.”

Ak­se­ki­li Kazım, il­gi­mi çekti. Göz­le­ri­nin içi gü­lü­yor, daha çocuk sa­yı­lır. Üze­rin­de­ki ça­mu­ru sil­ke­li­yor, ken­di­si­ne çeki düzen ver­me­ye ça­lı­şı­yor.

“Uy­ku­yu çok se­vi­yor­sun ga­li­ba?”

“Yok amca, sı­cak­ta ko­yun­lar ya­yıl­mı­yor. Gece on­la­rın ba­şın­day­dım. Ba­bam­lar da has­ta­ne­ye gi­din­ce… Set­le­rin üs­tün­den birer kürek ala­rak en sona kadar git­tim. Man­dal­lar dola dola ge­lin­ce­ye kadar epey­ce zaman geçer. En son man­da­lın so­nu­na yat­tım. Su aya­ğı­ma de­ğin­ce uya­nı­rım diye azı­cık kes­tir­mek is­te­dim.”

“İyi fi­kir­miş de…. Bu halin ne ! ”

“ Amca. Su eğ­le­ne eğ­le­ne ge­lin­ce­ye kadar, sıcak top­rak­ta ılık­laş­mış, ben de sa­ba­ha kadar ko­yun­lar­la uğ­ra­şın­ca, su bo­ğa­zı­ma kadar ge­lin­ce, ancak…..”

Beni bir gül­mek aldı, ka­tı­la ka­tı­la gül­me­ye baş­la­dım, Ak­se­ki­li Kazım da bana gül­me­ye baş­la­dı.

“Kaç tane ala­cak­sın amca?”

“Alı­rım bir­kaç tane, bu kar­puz­lar bu­ra­lar­da kal­ma­dı pek.”

“Babam, mem­le­ket­ten ge­tir­di, her sene tohum ayı­rı­yor.”

“Sen de git­tin mi mem­le­ke­te?”

“Yok. Babam, ne­ne­mi def­net­me­ye git­tiy­di.”

“Allah rah­met ey­le­sin. Deden yal­nız mı kaldı?”

“Benim dedem yok. Hiç ol­ma­dı zaten. Merak da etmem zaten.”

“Nasıl ?”

“Ne­ne­min üs­tü­ne kuma almış, ne­ne­mi ağ­lat­mış, babam da karşı çı­kın­ca, ba­ba­mı da döv­müş. Babam da çekip gel­miş bu­ra­la­ra.”

“Üzül­düm.”

“Boş ver amca, sen kar­pu­zu se­çe­koy, su alt başa var­mış­tır, ben man­da­lı de­ğiş­ti­rip ge­le­yim.”

Kendi ço­cuk­lu­ğum ak­lı­ma geldi. Pamuk su­la­ma­ya az git­me­dim.

“Dur Kazım. Sen azı­cık din­len,man­da­lı ben de­ğiş­ti­re­yim.”

Hık mık de­diy­se de kü­re­ği ka­pı­ver­dim elin­den pa­ça­la­rı sı­va­yıp, dal­dım pamuk tar­la­sı­na.

“Sen otur biraz, ben çok pamuk su­la­dım.”

Dal­dım pamuk tar­la­sı­na. Çıp­lak ayak­la top­rak­ta yü­rü­mek, ar­tez­yen­den çıkan buz gibi suyun için­de ça­mur­da pamuk su­la­mak… Otuz yıl­dan fazla ol­muş­tur. Oohhh….

Man­da­lı de­ğiş­ti­rip gel­dim, o da ne! Ak­se­ki­li Kazım, kar­puz tez­ga­hı­na yas­la­nıp uyu­ya­kal­mış yine. Uyan­dır­ma­ya kı­ya­ma­dım, Şöyle rahat yat, desem… Uya­nın­ca yat­maz, uyu­sun öyle. Bir­kaç man­dal pamuk su­la­dım. Ço­cuk­lu­ğu­ma dön­düm, yaz ta­til­le­rin­de­ki gibi kö­yü­me git­tim yine.

“Am­ca­aa… dur. Ku­su­ra bakma içim geç­miş özür di­le­rim.” Uyan­mış Kazım.

“Özür­lük bir şey yok. Sa­yen­de ço­cuk­lu­ğu­ma dön­düm. Senin ya­şın­day­ken ben de çok pamuk su­la­dım.”

Kü­re­ği kaptı elim­den. Su­la­nan yer­le­ri gördü, utan­dı. Dön­dük ar­tez­ye­nin ba­şı­na. Ben de bir­kaç kar­puz seç­tim, o ge­lin­ce­ye kadar.

“Kazım, kaç para bun­lar ?”

“Para is­te­mez amca, kendi ma­lı­mız bun­lar, pa­muk­la­rın alt ta­ra­fın­da çok var.​Tar­la­da ka­dın­bu­du kar­puz da var, tez­gah­ta bitti. İster­sen iki tane ko­pa­ra­yım.”

“Yok,is­te­mem.​Olur mu öyle, kaç para , söyle!”

“Almam amca, suyu de­ğiş­ti­rip ge­le­yim, siz ba­ga­jı açı­ve­rin, ben ta­şı­rım.”

Pa­muk­la­rın ara­sın­dan uçar gibi gitti. Ku­ru­ma­sı için çar­da­ğa as­tı­ğı göm­le­ği iliş­ti gö­zü­me. Faz­la­sıy­la para koy­dum, gönlü zen­gin Kazım’ın ce­bi­ne. He­lal­le­şip ay­rıl­dık.

Ara­dan iki üç ay geçti, yine aynı yol­da­yım. Küçük ar­ka­da­şı­mın tar­la­la­rı­nın oraya yak­laş­tım. Kar­puz ser­gi­si ,çar­dak bom­boş du­ru­yor. Pamuk bo­zuk­la­rın­da koyun ot­la­tan bir adam var. Bu adam, ana­sı­na kuma ge­ti­ren ba­ba­sı­na isyan eden Ak­se­ki­li Yusuf ol­ma­lı.

“Se­la­münaley­küm Yusuf Ağa.”

“Aley­kümselam beyim, ağa­lık kim, biz kim; adımı ner­den bil­di­niz?”

“Tah­min ettim.”

“Be­be­ğin adını ne koy­du­nuz?”

“Saime ! Siz be­be­ği ner­den bi­li­yor­su­nuz?”

“Has­ta­ne­ye git­ti­ği­niz gün, bu­ra­dan geç­tiy­dim, Kar­puz aldım, Kazım ile söy­leş­tiy­dik biraz.

“Haaaa… Siz O’sunuz.”

“Evet, O’yum. Kazım okul­da mı?”

“Evet beyim, gün­ler­ce sizi an­lat­tı durdu, sizin gibi ola­cak­mış, oku­ya­cak­mış.”

“Öğ­ret­men okulu sı­nav­la­rı­nı ka­zan­dı. Bir ha­yır­se­ver adam da burs gön­de­ri­yor­muş, tek derdi ders ça­lış­mak. O ha­yır­se­ve­ri de aradı, ula­şa­ma­dı is­mi­ne, el­le­ri­ni öpe­cek­miş.”

“Öp­me­se de olur,des­le­ri­ne çok ça­lış­sın yeter. Çok se­vin­dim, se­lam­la­rı­mı söyle gör­dü­ğün­de.”

“Söy­le­rim beyim, adı­nız ne di­ye­yim?”

“O amca der­sin, belli mi olur, belki yol­la­rı­mız gene ke­si­şir. Belki uzun kar­puz al­ma­ya ge­li­rim.”

“Bek­le­riz beyim, siz O’sunuz.”

Uzun Karpuzlar | Halil Güney (2 Yorum)

  1. “Öyle bir zaman olur ki, hayâli cihan değer” denilecek bir anı,Anılmaya, paylaşılmaya değer bir yazıya dönüştürülmüş.Kutluyorum Halil hocam.

%d blogcu bunu beğendi: