Urumelihisarı’nda Titiz Bir Adam: A. Şinasi Hisar / Barış Erdoğan

Urumelihisarı’nda Titiz Bir Adam: A. Şinasi Hisar / Barış Erdoğan

Barış Erdoğan

 

Bir adam bel­le­ği­mi yı­ka­ya yı­ka­ya tü­ket­ti.
(b.e.)

Benim A. Şi­na­si Hisar’la kar­şı­laş­mam Ru­me­li­hi­sa­rı’nda değil, ga­ze­te­le­rin bi­rin­de -muh­te­me­len 1960’ların Akşam’ı ya da Son ha­va­dis’i- çocuk kal­bi­me iş­le­yen bir cüm­ley­le oldu: “Ölü­le­rin göz­le­ri­ni ka­pı­yo­ruz. Ya­şa­yan­la­rın göz­le­ri­ni aç­ma­ğa ça­lış­ma­lı değil miyiz?”

Sözün de­rin­li­ği­ni hemen kav­ra­dı­ğım­dan emin de­ği­lim. A. Şi­na­si Hisar kimdi? So­ya­dı gibi yı­kıl­maz bir hisar mıydı, yoksa hey­bet­li bir Çin Seddi mi? Yazar ol­ma­ya ya­zar­dı, hem de kerli ferli. Fars­ça­ya bu­laş­tı­ğım­da öğ­ren­miş­tim “kerli ferli”nin “güçlü şöh­ret­li” an­la­mı­na gel­di­ği­ni. Sa­nı­rım adı­nın uzun oluşu bende böyle bir iz­le­nim do­ğur­muş­tu.

Nasıl Yahya Kemal Be­yat­lı olsa olsa bir şaire ad ola­bi­lir­di, Ab­dül­hak Şi­na­si Hisar da bir ya­za­ra ad ola­bi­lir­di. Bir gez­gin, Gab­ri­el José de la Con­ci­li­ación García Márquez, Ko­lom­bi­ya’da yemek ye­di­ğim lo­kan­ta­da­ki gar­so­nun adıy­dı dese kim ina­nır? Adlar soy kim­li­ği­nin özü­dür. Enver Beh­nan Şa­pol­yo ne güzel ta­rih­çi adı­dır. Anton Pav­lo­viç Çehov öy­kü­cü… Edi­son “Edson” Aran­tes do Nas­ci­men­to bir fut­bol­cu. Bunun ya­nın­da bir iki söz­cük­ten iba­ret ad­la­ra ge­lin­ce Ba­nar­lı’nın ede­bi­yat ki­tap­la­rın­da Şi­na­si ve Ziya Paşa adıy­la kar­şı­laş­tı­ğım­da yı­kı­ma uğ­ra­mış­tım. Şi­na­si. Neden İbra­him Şi­na­si den­me­miş­ti, araş­tır­ma­ya değer. İlk özel ga­ze­te Ter­cü­man-ı Ahval ya da ter­kib-i bent­ler, çok­tan sa­hip­le­ri­nin adı­nın önüne geç­miş­ti.

Peki, bel­lek­te­ki A. Şi­na­si Hisar, fo­toğ­raf­la­ra nasıl yan­sı­mış­tı? Yine aynı ga­ze­te­de, sö­zü­nün yanı ba­şın­da, ahşap bir san­dal­ye­ye XIV. Lui ha­va­sıy­la ku­rul­muş, siyah beyaz fo­toğ­ra­fı vardı. İlk iz­le­ni­mim, ad­li­ye­ler­de munis bir ceza yar­gı­cı, emek­li­li­ği­ne gün sayan bir tapu mü­dü­rü, su iş­le­rin­de gö­rev­den alın­ma­yı bek­le­yen bir genel müdür ha­va­sın­da. Üf­le­sen sö­necek bir kan­dil par­lak­lı­ğın­da di­ye­yim de ra­hat­la­ya­yım. Bar­da­ğın dolu ta­ra­fın­dan da bak­ma­lı Hisar’a: Tom­ba­lak bir adam, evin­de ya­na­ğın­dan sık sık makas alı­nan şef­kat­li bir baba ves­se­lam.

Ben bu soylu adama, Ru­me­li ta­ra­fı­na ge­çe­me­di­ğim için hep Ana­do­lu­hi­sa­rı’ndan ba­ka­bil­dim. Tev­fik Fik­ret’le yap­tı­ğı özel ders­le­ri pen­ce­re­si­nin açık olan tek ka­na­dın­dan iz­le­ye­bil­dim. Fik­ret ağ­da­lı bir Os­man­lı­cay­la ko­nuş­tuk­ça çocuk Hisar kendi içine gö­mü­lü­yor­du. Oysa ben Hisar’ı kay­mak­lı ka­da­yıf ta­dın­da­ki Türk­çe­siy­le sev­dim. Soğuk sıkma zey­tin­ya­ğı kes­kin­li­ğin­de, dil kö­kü­nü yakan. Yahya Kemal’in, onun eser­le­ri için, “İç âlemi bu kadar güzel tas­vir eden nesir bizde ya­zıl­ma­mış­tı.” de­me­si bo­şu­na değil. Bo­ğa­zi­çi ha­va­sı­nı de­ne­me-anı ka­rı­şı­mı olan Bo­ğa­zi­çi Meh­tap­la­rı’nda, bir roman de­ne­me­si kabul edi­len Çam­lı­ca’daki Eniş­te­miz’de, Bo­ğa­zi­çi Ya­lı­la­rı’nda, Geç­miş Zaman Köşk­le­ri’nde so­lu­dum; dost­luk ate­şi­ni Yahya Kemâl’e Veda’sında bul­dum. Paris kokan bu dil si­hir­ba­zı­nın sık­tı­ğı eller ara­sın­da H. de Régnier, Jean Coc­te­au ve Ana­to­le Fran­ce da var­dır. 1963 Mayıs’ında ha­ya­ta göz­le­ri­ni yum­ma­say­dı Ru­me­li­hi­sa­rı’nda ol­ma­sa da Ba­bı­ali’de o eli ben de sı­ka­cak­tım. Ti­tiz­li­ğiy­le il­gi­li söy­len­ti­le­ri ken­di­si­ne doğ­ru­la­ta­cak­tım. Ti­tiz­lik bir erdem miydi, ru­hu­nu arı­ta­ma­mış bir in­sa­nın iflah olu­na­ma­yan has­ta­lı­ğı mıydı ora­sı­nı tah­min etmek güç. Sü­ley­ma­ni­ye Kül­li­ye­si’nin ta­mam­lan­ma­sın­dan sonra Sul­tan Sü­ley­man’ın bir nutku var ki (helal haram ko­nu­sun­da­ki ti­tiz­li­ği üs­tü­ne, me­rak­lı­sı için: Ufuk­la­rın Pa­di­şa­hı Ka­nu­ni, Ahmet Şim­şir­gil) in­sa­nı derin derin dü­şün­dü­rür. Şim­di­lik söz Ser­vet-i Fünun şa­ir­le­rin­den Faik Âli’de:

Ab­dül­hak Şi­na­si, Faik Âli Bey’in ağa­be­yi­si Sü­ley­man Nazif Bey’le, çay sa­at­le­rin­de o za­man­ki Be­yoğ­lu’nda bu­lu­şur­lar­mış. İkram sı­ra­sı Sü­ley­man Nazif Bey’dey­ken gar­so­nu ça­ğır­mış:

— İki­mi­ze de çay ge­ti­ri­niz. Çay bar­dak­la­rı­nı gü­zel­ce, iki defa, yı­ka­yı­nız. Be­ye­fen­di­nin ça­yı­na ko­nu­la­cak suyu da ay­rı­ca yı­ka­yı­nız!

Sul­tan Sü­ley­man ti­tiz­li­ği ol­ma­sa da ola­yın as­lı­nı de­şe­le­dim, Sü­ley­man Nazif’te bul­dum. Gö­re­lim Sü­ley­man Nazif ne söy­le­miş: (SÜ­LEY­MAN NAZİF’TE NÜKTE VE HA­ZIR­CE­VAP­LI­LIK, ak­ta­ran Dr. Önder Göç­gün)

“Bir gün Nazif’le, lo­kan­ta­ya ye­me­ğe gi­der­ler. Ab­dül­hak Şi­na­si Bey, her za­man­ki ti­tiz­li­ği ile ko­lon­ya­lı pa­muk­la yemek ta­bak­la­rı­nı, çatal ve ka­şı­ğı­nı iyice siler. Ek­mek­le­rin de ateş­te kı­zar­tıl­ma­sı­nı ister. Daha sonra da, kı­za­ran ek­mek­le­ri gider ız­ga­ra­nın üze­rin­den ken­di­si alır, ge­ti­rir. İçki ka­deh­le­ri­ni de, tek tek rakı ile yı­ka­ya­rak te­miz­ler. Ni­ha­yet sıra su is­te­me­ye ge­lin­ce, artık Sü­ley­man Nazif da­ya­na­ma­ya­rak gar­so­na, şu nük­te­li sözü söy­ler:

– Aman ev­lâ­dım! Be­ye­fen­di’nin içe­ce­ği suyu iyice yıka, öyle getir!”

Sa­de­ce Hisar de­ğil­dir titiz olan, Hü­se­yin Rahmi de var­dır, hatta o bu has­ta­lı­ğın bay­rak­tar­lı­ğı­nı yapar. Evi­nin her kö­şe­si sabun kokar, kapı kol­la­rı günde elli kez si­lin­se de el­di­ven­siz kapı aç­tı­ğı gö­rül­me­miş­tir. Edip Can­se­ver de aynı has­ta­lı­ğa ya­ka­lan­mış. Yakın dostu Erdal Öz an­la­tır: “Edip Can­se­ver de böy­ley­di bir za­man­lar. İstan­bul’da -bi­li­rim- gece bir yere iç­me­ye git­ti­ği­miz­de, şişe su ister, ça­ta­lı­nı, bı­ça­ğı­nı, ta­ba­ğı­nı önce şişe su­yuy­la yı­kar­dı. Yıl­lar son­ra­sın­da kur­ta­ra­bil­miş­ti bu ti­tiz­lik has­ta­lı­ğın­dan.”

Me­ca­li­sü’n- Ne­fa­is’te de var bu tür ti­tiz­lik­ler, huy­lar suy­lar; gi­rer­sem çı­ka­mam.

İzni­niz­le ya­zı­mı on al­tın­cı kez te­mi­ze çek­me­li­yim, di­li­ni­zi yı­ka­ma zah­me­tin­den de kur­tar­mış olu­rum.

      

Urumelihisarı’nda Titiz Bir Adam: A. Şinasi Hisar / Barış Erdoğan (2 Yorum)

  1. Kutlarım ustam. Yüreğine sağlık. Kalemine nazar değmesin. Sevgiyle hep…

  2. Hocam kalemize sağlık. Abdülhak Sinasi’yi sayesinizde yeniden hatırladık. Boğaziçi Medeniyeti yazarını edebiyatın tozlu raflarından gönlümüze sundunuz. Teşekkürler…

%d blogcu bunu beğendi: