Toplumcu Gerçekçiliğin Kararsız İsmi: Sait Faik

Toplumcu Gerçekçiliğin Kararsız İsmi: Sait Faik

Ede­bi­yat ta­ri­hi­mi­zin ye­ni­den ya­zıl­ma­sı ge­rek­ti­ği­ni dü­şü­nen­ler­de­nim. Bu dü­şün­ce­min el­bet­te bir­çok ne­de­ni var fakat böyle bir tar­tış­ma­ya gir­me­ye­ce­ğim. Asıl söy­le­mek is­te­di­ğim şu: Ede­bi­ya­tı­mız­da, edebi yön­le­ri ka­lıp­laş­tı­rıl­mış sa­nat­çı­lar var­dır ve basit bir, iki cüm­ley­le ge­çiş­ti­ri­li­ve­rir­ler. Kuş­ku­suz Sait Faik, bu an­lam­da ye­te­rin­ce ana­liz edi­le­me­yen bir ede­bi­yat­çı­mız­dır. Biz, genel yar­gı­la­ra kulak as­ma­dan Sait Faik’i başka bir yön­den, belki de okuru sar­sa­cak bir açı­dan ele ala­ca­ğız.

Bugün, “Sait Faik kim­dir?” diye sor­du­ğu­muz­da, ilkin bi­rey­sel ko­nu­la­rı ele al­dı­ğı ve durum öy­kü­le­ri yaz­dı­ğı söy­le­ne­cek­tir fakat benim so­nu­na kadar red­det­ti­ğim gö­rüş­ler­dir bun­lar. Peki, Sait Faik kim­dir? Sait Faik, 1933’te Sadri Ertem’le baş­la­yan, hemen ar­dın­dan Sa­ba­hat­tin Ali’yle devam eden ve 1940 Ku­şa­ğı’yla hız­la­nan Top­lum­cu Ger­çek­çi ede­bi­ya­tı­mı­zın öykü aya­ğı­nı ka­rar­sız bi­çim­de tem­sil eden büyük bir ede­bi­yat­çı­mız­dır. İddi­amı­zı Sait Faik’ in bir­kaç öy­kü­sü­nü in­ce­le­ye­rek ka­nıt­la­ma­ya ça­lı­şa­ca­ğız.

Top­lum­cu Ger­çek­çi­lik, bu­ra­da ele alı­na­ma­ya­cak kadar geniş çaplı bir ko­nu­dur ancak kı­sa­ca fi­kir­sel ve es­te­tik­sel bir di­sip­lin ol­du­ğu­nu söy­le­ne­bi­lir. Top­lum­cu Ger­çek­çi­li­ğin te­me­li­ni, bir an­lam­da Mark­sizm’in eko­no­mik yo­ru­mu oluş­tu­rur.¹ Emek, ön plana çıkar; pro­le­tar­ya­ya dik­kat çe­ki­lir. Büyük oran­da hal­kın eko­no­mi te­mel­li so­run­la­rı üze­rin­de durur ve alt-ya­pı, üst-ya­pı iliş­ki­si­ni çizer; ide­olo­jik bir ede­bi­yat­tır. Ahmet Oktay, Mark­sist bilgi ku­ra­mı­nın yan­sıt­ma­cı­lı­ğın bir yo­ru­mu ol­du­ğu­nu ve öz-ger­çek iliş­ki­si­ne bu yüz­den ön­ce­lik­li önem ver­di­ği­ni be­lirt­tik­ten sonra “yazın” ın öyle veya böyle bir ide­olo­ji­nin dı­şa­vu­ru­mu ol­du­ğunu be­lir­tir.² Bu gö­rü­şe ta­ma­men ka­tı­lı­yo­rum. Her insan, bir ide­olo­ji­nin için­de doğar ve fark­lı bir ide­olo­ji­yi be­nim­se­ye­bi­lir. Sait Faik’in de tıpkı Orhan Veli gibi si­ya­set­ten uzak ol­ma­sı hatta hiç yan yana gel­me­me­le­ri, onun bir dünya gö­rü­şü­nün ol­ma­dı­ğı an­la­mı­na gel­mez. Birey ola­rak kuş­ku­suz bir dü­şün­ce sis­te­mi var­dır. Bu sis­tem­sel­li­ği ba­rın­dı­ran, az önce sö­zü­nü et­ti­ği­miz Mark­sizm ve ona bağlı Top­lum­cu Ger­çek­çi­lik­te fi­kir­sel ve es­te­tik­sel bir di­sip­lin ta­nım­la­ma­sı önem­li­dir ancak Sait Faik’te bu di­sip­lin yok­tur. Hi­kâ­ye­ci­le­ri­mi­zin, çok­luk, fikir di­sip­li­ni yok.³ Zaten bu se­bep­le­dir ki Sait Faik’i Top­lum­cu Ger­çek­çi öy­kü­nün ka­rar­sız sa­nat­çı­sı ola­rak gö­rü­yo­rum fakat ne var­dır? Sait Faik’te küçük adamı görme var­dır ve bu gör­me­ye ka­rı­şan, ken­di­si­ni tan­rı­sal ve ben an­la­tı­cı­da belli eden top­lum­sal vic­dan var­dır. Onu özgün kılan eşik de bu­ra­sı­dır. Sait Faik, vic­da­nı­nı es­te­ti­ğin ar­dı­na giz­le­me­yi ba­şar­mış­tır. Böy­le­ce Top­lum­cu Ger­çek­çi ede­bi­ya­tı­mı­zın ka­lıp­laş­mış an­la­tı­mı­nın dı­şı­na çık­mış­tır. Sa­nı­rım Lu­kacs’ı en iyi an­la­yan ve uy­gu­la­yan­lar­dan biri ol­muş­tur çünkü bizim Top­lum­cu Ger­çek­çi­le­ri­mi­zin sanki ken­di­le­ri­ne görev bel­le­dik­le­ri bir eylem var­dır. Bu gö­rev­le­ri, “işte yok­sul­luk” diye gös­ter­me ede­bi­ya­tı­dır. Yani sa­de­ce eko­no­mik dü­ze­yin ye­ter­siz­li­ği­ni vur­gu­la­mak­la ye­ti­nir­ler ve ar­dın­dan üzü­lür­ler, ka­ram­sar­la­şır­lar. Hâl­bu­ki Ya­zar­lar Bir­li­ği Kong­re­si’nde ka­ram­sar­lık ve çözüm üret­me­me daha baş­tan red­de­dil­miş­tir. Gorki’nin üze­rin­de sık­lık­la dur­du­ğu gibi, ak­si­ne ge­le­ce­ğe yö­ne­lik ümit ve­ri­ci olun­ma­lı ve so­run­la­ra çözüm üre­til­me­li­dir. “Bir­ta­kım İnsan­lar” a bak­tı­ğı­mız­da her­han­gi bir umut­lu ge­lecek gör­mü­yo­ruz, zaten Sait Faik’in ki­şi­li­ğin­den de kay­nak­lı ola­rak bu, ne­re­dey­se hiç­bir ese­rin­de yok­tur fakat ne var­dır? Ben an­la­tı­cı­nın tüm saf­lı­ğıy­la ifade edi­len ufa­cık da olsa bir çözüm var­dır ve öykü de bu çö­züm­le bi­ti­ri­lir. O çözüm nedir? Sa­bah­çı kah­ve­le­rin­de sa­bah­la­mak zo­run­da olan iş­çi­ler için ba­rın­ma ev­le­ri­nin ku­rul­ma­sı­dır. El­bet­te, bu çözüm çok safça ol­ma­sı­na kar­şın eleş­ti­ril­me­li­dir; çünkü asıl prob­lem ba­rın­ma de­ğil­dir. Prob­lem, eko­no­mik ye­ter­siz­lik ve emek­çi­le­rin emek­le­ri­nin kar­şı­lık­la­rı­nı artı de­ğer­den adil bi­çim­de ala­ma­ma­la­rı­dır. Yine de Sait Faik’in edebi özel­lik­le­ri­ne bak­tı­ğı­mız­da ge­nel­den fark­lı ola­rak ken­din­ce bir çözüm bul­ma­sı çok de­ğer­li­dir. Tüm bu sap­ta­ma­la­rı­mız­dan ha­re­ket­le Sait Faik’in Top­lum­cu Ger­çek­çi­li­ğe uğ­ra­dı­ğı­nı ve Top­lum­cu Ger­çek­çi ede­bi­ya­tı­mı­za des­tek ver­di­ği­ni söy­le­ye­bi­li­riz. Zaten “Bir­ta­kım İnsan­lar” ın ilk adı da “Ha­ki­ki Hayat Sah­ne­le­ri” dir. Bu isim bile Top­lum­cu Ger­çek­çi ede­bi­ya­ta göz kırp­mak­ta­dır. Ay­rı­ca 1940 yı­lın­da ya­yım­lan­mış­tır ki 1940 ve de­va­mı Top­lum­cu Ger­çek­çi ede­bi­ya­tın, tüm dal­la­rın­da hız­lan­dı­ğı yıl­lar ol­muş­tur. En başta vur­gu­la­dı­ğı­mız gibi, her insan belli bir ide­olo­jik or­tam­da doğar, yaşar ve mut­la­ka bir dünya gö­rü­şü­nü be­nim­ser, sonra da bunu eser­le­rin­de yan­sı­tır. Sait Faik, doğ­du­ğu ide­olo­ji­yi değil, edebi ortam için­de ya­şa­dı­ğı ide­olo­ji­yi be­nim­se­miş­tir fakat ki­şi­lik özel­lik­le­ri ve bohem ya­şa­mı, ide­olo­ji­si­ni pra­ti­ğe dök­me­si­ne engel ol­muş­tur.

Sait Faik, Lu­cacs’ı an­la­mış ve uy­gu­la­mış­tır, dedik. Bunu el­bet­te eli­miz­de­ki ve­ri­ler­den ha­re­ket­le söy­le­mi­yo­ruz. Bil­di­ği­miz, Sait Faik’in bohem ya­şan­tı­sın­da oku­ma­ya pek yer ayır­ma­ma­sı­dır. Belki en fazla Lu­kacs’ın adını duy­muş ola­bi­lir. Ha­ber­siz­li­ği­ni var­sa­ya­rak ona pa­ra­lel üre­tim­ler için­de ol­du­ğu­nu da söy­le­me­li­yiz. Lu­kacs, “Av­ru­pa Ger­çek­çi­li­ği” adlı ya­pı­tı­nın ön sö­zün­de özel bir birey olan in­san­la, top­lu­mun bir üyesi olan in­sa­nın or­ga­nik ve çö­zül­mez ba­ğı­na dik­kat çeker. Zaten Sait Faik’i bi­rey­ci­lik­le suç­la­yan sol­cu­la­rın yan­lış ka­nı­la­rı­nın se­be­bi de bu bağ­dan ha­ber­siz ol­ma­la­rı değil midir? Tür­ki­ye sol­cu­la­rı, bi­re­yi ala­bil­di­ği­ne dış­la­maz­lar mı? Onlar için sa­de­ce top­lum yok mudur? Hâl­bu­ki birey ve top­lum bir­bi­rin­den ay­rı­la­maz. Gi­rift bir iliş­ki var­dır ama bu iliş­ki­yi gö­re­mez­ler.

Sait Faik’te evet, belli bir di­sip­lin ol­ma­sa da bir bi­linç mut­la­ka var­dır. O, top­lu­mun yan­sı­ma­sı ola­rak bi­re­yi seçer. Yani Sait’in ka­fa­sın­da, bir top­lum imajı var­dır ve imajı bi­re­ye yan­sı­ta­rak ese­ri­ne sokar. Sait’in hangi ese­rin­de­ki insan, top­lu­mun so­run­la­rı­nı yan­sıt­maz? Hangi ese­rin­de­ki insan, ger­çek­çi de­ğil­dir? Hangi ese­rin­de, içi­miz­den bi­ri­le­ri onda ken­di­ni bul­maz? Bu­ra­dan ha­re­ket­le “Bir­ta­kım İnsan­lar” ın, “Se­ma­ver” in, “Stel­ya­nos Hri­so­pu­los’un Ge­mi­si” nin, “İpekli Men­dil” in, “Sar­nıç”ın -ve da­ha­sı sa­yı­la­bi­lir- top­lum­dan kopuk, ta­ma­men bi­rey­sel ol­du­ğu söy­le­ne­bi­lir mi? Müm­kün de­ğil­dir. Say­dı­ğı­mız eser­le­rin hepsi, bir yer­den eko­no­mik so­run­lar­la iç içe­dir. Ti­kel­de tü­me­li verir. “Bir­ta­kım İnsan­lar” belki de Top­lum­cu Ger­çek­çi­li­ğin en fazla öne çık­tı­ğı eser­dir. Öy­kü­ye “Yatak şimdi bütün in­san­lar için ekmek kadar aziz­dir…” di­ye­rek baş­la­yan bur­ju­vaî ben an­la­tı­cı, soğuk kış ge­ce­le­ri­ni sa­bah­çı kah­ve­le­rin­de ge­çi­ren iş­çi­le­ri ve on­la­rın se­fa­le­ti­ni gör­dük­ten sonra “Ya­ta­ğım, tram­vay bek­le­di­ğim da­ki­ka­lar­da­ki o munis ha­li­ni kay­bet­miş­ti artık… İçinde ya­ta­bil­di­ğim için mesut de­ğil­dim.” der. “Se­ma­ver” de sü­rek­li bir fab­ri­ka fo­nun­da Ali’nin iş­çi­li­ği ön plana çık­mak­ta­dır. “Stel­ya­nos Hri­so­pu­los’un Ge­mi­si” nde Stel­ya­nos’un pa­ra­sız­lık­tan şi­kâ­yet et­me­si ve tüm ümi­di­ni de­ni­ze bağ­la­ma­sı hemen dik­kat çeker, küçük bir çocuk olan Tri­fon’un ya­şa­dı­ğı so­run­lar; ezi­len, aşa­ğı­la­nan küçük adam­la­rın genel yaz­gı­sı­dır. “İpekli Men­dil” deki on beş yaş­la­rın­da­ki çocuk, sev­gi­li­si için men­dil çal­ma­ya fab­ri­ka­ya gelir. Evet, bir gen­cin sev­gi­li­si­ne men­dil he­di­ye etme ar­zu­su so­nun­da öl­me­si­ni an­la­tır ama olay­la­rın te­me­lin­de yine o gen­cin yok­sul­lu­ğu var­dır. “Sar­nıç” ın gi­ri­şi bile il­ginç­tir, Rıfat Ilgaz’ın “Sınıf” adlı şiir ki­ta­bı­nın çağ­rı­şım­la­rı gibi güç­lü­dür: “Biz, her­han­gi bir sı­nıf­tık.” De­va­mın­da köy­lü­ler­le bir ol­du­ğu­nu, on­lar­la gülüp on­lar­la ağ­la­dı­ğı söy­ler­ken “Her ba­rı­na­cak, her çor­ba­sı tüten, her so­ba­sı yanan evde bir ke­de­rin, bir bi­lin­mez ya­ra­nın kor­ku­su­nu gör­düm… Bu dün­ya­da insan, en güzel, en büyük, en bah­ti­yar ola­cak mah­lûk­tu. O halde, niçin so­kak­ta çıp­lak ço­cuk­lar, aç ge­zen­ler, işsiz de­li­kan­lı­lar, tit­re­şen köy­lü­ler, yal­nız na­maz­la­rı­nı ve to­run­la­rı­nı seven ih­ti­yar­lar var­dır?” diye devam et­mek­te­dir.

Sait Faik, Lu­kacs’ı okudu mu bil­mi­yo­ruz ama aynı şeyi dü­şün­dük­le­ri kesin. Sait, bi­re­yin top­lu­mun ay­rıl­maz bir par­ça­sı ol­du­ğu­nu bi­li­yor­du ve top­lu­mun yan­sı­ma­sı­nın birey ol­du­ğu­nu gördü. Belki de hep bu yüz­den bi­rey­den söz etti. Zaten birey ol­ma­dan top­lum ola­bi­lir mi? Evet, Sait Faik bi­rey­den top­lu­ma ula­şır­ken eko­no­mik eşit­siz­lik­le­ri, pro­le­tar­ya­nın zin­cir­le­rin­den başka kay­be­decek bir şe­yi­nin kal­ma­dı­ğı­nı hay­kır­ma­mış ola­bi­lir. Ama o, küçük ada­mın bi­lin­cin­de­dir. Onu top­lum­sal vic­da­nıy­la gör­mek­te­dir.

Ede­bi­yat ta­ri­hi, ye­ni­den ya­zı­la­bi­lir. Sait Faik’in, çok po­pü­ler ol­ma­sı­na kar­şın tam an­la­şıl­ma­dı­ğı­nı dü­şü­nü­yo­rum. Tam bir Top­lum­cu Ger­çek­çi ol­ma­dı­ğı­nı da söy­le­dim. Top­lum­cu Ger­çek­çi­li­ğin nice il­ke­si­ni çiğ­ne­miş­tir. Tüm­den Top­lum­cu Ger­çek­çi­li­ğe ya­ban­cı­dır da di­ye­me­yiz. O, bu an­lam­da -tek­rar etmek ge­re­kir­se -Top­lum­cu Ger­çek­çi­li­ğin ka­rar­sız is­mi­dir.

———————————————-

¹ Ahmet Oktay, Top­lum­cu Ger­çek­çi­li­ğim Kay­nak­la­rı, 4. Baskı, İthaki Ya­yın­la­rı, İstan­bul, Tem­muz 2008, s.113
² Oktay, s. 138
³ At­ti­lâ İlhan, Ger­çek­çi­lik Sa­va­şı, 4. Basım, Bilgi Ya­yı­ne­vi, An­ka­ra, Mart 2000, s.29

      

Yorum yaz

Toplumcu Gerçekçiliğin Kararsız İsmi: Sait Faik (3 Yorum)

  1. Evlat seni kutlarım. Kalemin korkusuz, yüreğin sağlıklı olsun… Sevgiyle hep.

  2. Hocam yazınız için teşekkür ederim. Bir hususu affınıza sığınarak belirtmek istiyorum. Hocam bence bir edebiyat dergisi için çok fazla akademik bir yazı değil mi? Geçenki yazınız toplumcu gerçekçilik de aynı şekilde. Bana aşırı akademik ve üniversitedeki bilimsel bir makale havasında geldi. Yazın hayatınızda başarılar dilerim.

  3. Gerçekçi olduğu su götürmez de, toplumcu gerçekçi olduğu iddiası kanımca zorlama bir yaklaşım. Asıl toplumcu gerçekçi yazar şairlere haksızlık etmeyelim derim.

%d blogcu bunu beğendi: