Sosyal Medya / Ali Yedigöz

Sosyal Medya / Ali Yedigöz

Oh be so­nun­da don­dur­muş­tum!

Çok za­ma­nı­mı alı­yor­du. Öy­kü­le­ri­mi ya­za­mı­yor­dum. Sabah açı­yor, gü­nay­dın me­saj­la­rıy­la kar­şı­la­şı­yor, be­ğe­ni­ler, yo­rum­lar ya­pa­yım der­ken vakit öğ­le­ni bu­lu­yor­du. Bazen ben de kısa mi­za­hi öy­kü­ler ya­zı­yor, pay­la­şı­yor­dum. Be­ğe­nen­ler el­li-at­mış ki­şi­yi pek geç­mi­yor­du. Karım, “Sana uzun yazma de­me­dim mi? İnsan­lar oku­ma­yı sev­mi­yor!” di­yor­du.

As­lın­da hak­lıy­dı karım. Fo­toğ­raf­lar daha çok be­ğe­ni alı­yor­du. Say­fam­da­ki biraz hoş, ba­kım­lı ka­dın­la­ra ba­kı­yor­dum, ma­azal­lah kadın par­ma­ğı­nı oy­nat­sa dört yüz-beş yüz be­ğe­ni! Oysa ben güzel, edebi de­ğe­ri olan bir şey­ler yaz­mak için da­ki­ka­la­rı­mı har­cı­yor, kafa yo­ru­yor, kar­şı­lı­ğın­da da pek fazla be­ğe­ni ala­mı­yor­dum.

Karım, “Sen kadın de­ğil­sin ki!” di­yor­du sü­rek­li. “Biraz ba­kım­lı, hoş, güzel bir kadın olsan sen de alır­sın üç yüz-beş yüz be­ğe­ni!”

Doğru mu söy­lü­yor­du karım? Bil­mi­yor­dum. (Bu yaş­tan sonra ame­li­yat ola­maz­dım ya!)

Çok be­ğe­ni almak için yaz­mı­yor­dum. Öyle bir der­dim yoktu. Yaz­dık­ça ra­hat­lı­yor­dum sa­de­ce. Ama her in­sa­nın be­ğe­nil­me­ye de ih­ti­ya­cı vardı doğ­ru­su. Neden be­ğen­mi­yor­lar­dı an­la­mı­yor­dum.

Oysa yaz­dık­la­rım gayet akıcı, bir so­luk­ta oku­na­bi­lecek mi­ni­mal öy­kü­ler­di. (Belki de ya­nı­lı­yor­dum.) De­niz­den, kuş­lar­dan, sokak hay­van­la­rın­dan, so­kak­ta- pa­zar­da gör­dük­le­rim­den, işsiz in­san­la­rın du­ru­mun­dan, hayat pa­ha­lı­lı­ğın­dan, kom­şu­muz Cemil beyin her gün yap­tı­ğı tem­po­lu yü­rü­yüş­ler­den vs. söz edip du­ru­yor­dum. Son za­man­lar­da biraz mi­za­ha yö­nel­di­ği­mi söy­le­ye­bi­lir­dim. Şu pan­de­mi gün­le­rin­de in­san­la­rın biraz olsun gül­me­ye ih­ti­yaç­la­rı var diye dü­şü­nü­yor­dum.

Bazen hiç ta­nı­ma­dı­ğım in­san­la­ra kısa mek­tup­lar ya­zı­yor­dum. Sağ ol­sun­lar bazı sayfa dost­la­rım güzel yo­rum­lar ya­zı­yor­lar­dı pay­la­şım­la­rı­mın al­tı­na. Ya­zı­la­rı­nı­zı zevk­le oku­yo­ruz, siz yaz­ma­ya devam edin filan di­yor­lar, sonra or­ta­dan kay­bo­lu­yor­lar­dı! (İyi gaz ve­ri­yor­lar­dı doğ­ru­su!)

Bazen de şi­ir­ler oku­yup pay­la­şı­yor­dum sos­yal med­ya­da. Deniz kı­yı­sın­da Orhan Veli’nin de­niz­le il­gi­li şi­ir­le­ri­ni oku­ma­ya ba­yı­lı­yor­dum! Çok güzel Nazım Hik­met şi­ir­le­ri oku­yan bir ar­ka­da­şım, “İnan kar­de­şim, rah­met­li Müş­fik Ken­ter’i say­maz­sak, şu dün­ya­da sen­den güzel Orhan Veli şi­ir­le­ri oku­yan yok! Bunu bütün kal­bim­le söy­lü­yo­rum inan!” di­yor­du. (İnansa mıy­dım acaba?)

Ay­lar­dır evde pi­nek­le­yip du­ru­yor­duk işte! Daha önce oku­muş ol­du­ğum ki­tap­la­rı ye­ni­den, al­tı­nı çi­ze­rek oku­yor­dum. Dos­to­yevs­ki, Gab­ri­el Gar­cia Ma­r­qu­ez, Oğuz Atay, Sait Faik, Mu­ra­ka­mi, Kemal Varol, Ferid Edgü gibi ya­zar­la­rı­mı­zın öykü ve ro­man­la­rı­nı büyük bir ke­yif­le ye­ni­den oku­yor­dum.

Yü­rü­yüş­ler ya­pı­yor­dum sa­bah­la­rı. Ör­gü­lü Sokak’tan ge­çi­yor­dum. Ren­ga­renk be­gon­vil­le­rin al­tın­da yü­rü­yor, du­var­da­ki Frida Kahlo’nun port­re­si­ne ba­kı­yor­dum bir süre. Geçen yıl Frida’yı sah­ne­le­miş­ler­di. Ka­rım­la bir­lik­te hay­ran­lık­la iz­le­miş­tik. Frida’nın aşk ve çile dolu ya­şa­mı­nı an­la­tan Frida fil­mi­ni de çok be­ğen­miş­tim. Nasıl mü­ca­de­le­ci bir ka­dın­mış Frida öyle!

Ör­gü­lü Sokak’ta ka­dın­lar dev ağaç­la­rın göv­de­le­ri­ni yap­tık­la­rı ren­ga­renk ör­gü­ler­le süs­le­miş­ler­di. De­ni­ze açı­lan dar bir so­kak­tı bu­ra­sı. Tam kar­şı­sın­da Down Kafe vardı. Sık sık uğ­ra­dı­ğım bir yerdi Down Kafe. Bu­ra­sı be­le­di­ye­ye ait bir iş­let­mey­di. Yi­yecek-içecek fi­yat­la­rı ucuz­du o ne­den­le. Bah­çe­sin­de otu­rup ki­ta­bı­mı okur, düş­le­re da­lar­dım öy­le­ce. Hafif zi­hin­sel en­gel­li genç­ler ça­yı­mı ge­ti­rir­ler­di. On­lar­la aya­küs­tü soh­bet eder­dik . Her hafta fark­lı genç­ler ge­lir­di. Hepsi de çok sem­pa­tik­ti. Hatta bir ke­re­sin­de iç­le­rin­den bir de­li­kan­lı bal­dı­zı­ma aşık ol­muş­tu da ikiz­ler­den Kerem, “Ama şimdi babam ne ola­cak?” de­miş­ti ağ­la­mak­lı bir şe­kil­de.

Ör­gü­lü Sokak’ın de­ni­ze açı­lan en dar ye­rin­de bizim sokak kö­pek­le­ri boylu bo­yun­ca yat­mış olur­lar­dı en serin, en gölge yere. Yan­la­rın­dan ra­hat­sız et­me­mek için usul­ca geçer, kum­sa­la atar­dım ken­di­mi. Dalga ses­le­ri bana huzur ve­rir­di. Ha­yal­ler ku­rar­dım mas­ma­vi de­ni­ze ba­ka­rak. Uzak­tan ge­mi­ler ge­çer­di li­ma­na doğru. Ge­mi­ci­le­rin de­niz­ler­de geçen ha­ya­tı­nı dü­şü­nür­düm. Haf­ta­lar­ca, ay­lar­ca de­niz­ler­de olmak; fır­tı­na­lar­la, dev dal­ga­lar­la bo­ğuş­mak nasıl bir duy­guy­du acaba? De­niz­siz geçen bir yaşam dü­şü­ne­mi­yor­dum asla. Her gün mut­la­ka de­ni­zi gör­me­liy­dim. Bu ne­den­le bal­ko­nun­dan deniz gö­rü­nen bir ev satın al­mış­tım emek­li­li­ği­me yakın. Hala kredi tak­sit­le­ri­mi ödü­yor, tak­sit­le­rim bit­me­den emek­li olmak is­te­mi­yor­dum. Tek emek­li ma­aşıy­la nasıl ge­çi­nir­dik sonra?

Otur­du­ğum site ol­duk­ça bü­yük­tü. As­lın­da çey­rek asır önce yaz­lık diye ya­pıl­mış. İlk otu­ran­lar ko­ope­ra­ti­fe her ay tak­sit­le­ri­ni ya­tır­mış­lar. Alt katta otu­ran TEK’ten emek­li Dur­sun Abi, “Bu evi almak için çok pa­ra­lar ya­tır­dık.” de­miş­ti.

Si­te­de es­ki­den dok­tor­lar, öğ­ret­men­ler, avu­kat­lar otu­rur­muş. Şim­di­ler­de tek tek satıp, daha büyük ev­le­re ta­şın­mış­lar. Karım ve ben, (laf ara­mız­da!) kom­şu­lar­dan çok şi­ka­yet­çi­yiz! Karım, “Böyle ol­du­ğu­nu bil­sey­dim bu da­ire­yi al­maz­dım! Sesi, gü­rül­tü­sü bit­mi­yor! İt gibi piş­ma­nım bu­ra­yı al­dı­ğı­mı­za!” deyip du­ru­yor­du. Hak ve­ri­yor­dum ona. Özel­lik­le Su­ri­ye­li­ler çok ses ya­pı­yor­lar­dı. Ço­cuk­la­rı bir çete gibi bir araya ge­li­yor, ge­ce-gün­düz de­me­den ba­ğı­ra-ça­ğı­ra oyun­lar oy­nu­yor­lar­dı! Bal­kon­lar­dan kilim sil­ken­ler mi der­sin, car car car gece ya­rı­la­rı­na kadar bal­kon­la­rın­da çene ya­rış­tı­ran­lar mı! Üs­te­lik bu yaz yay­la­ya da ka­ça­ma­mış­tık! Ça­re­siz bu gü­rül­tü­ye kat­la­na­cak­tık. Neyse ki akşam üzer­le­ri sa­hi­le doğru yü­rü­yor, sa­hil­de­ki çay bah­çe­sin­de biraz olsun huzur bu­lu­yor­duk.

Hoş, yö­net­men kol­tuk­la­rı da al­mış­tık. Ka­rı­mın kol­tu­ğu kır­mı­zı, be­nim­ki ma­viy­di. Ak­şam­la­rı kum­sa­la otu­rup dalga ses­le­ri­ni din­li­yor­duk. Hele do­lu­nay da varsa key­fi­mi­ze di­yecek yoktu doğ­ru­su! Ne sos­yal medya, ne bir şey! Huzur böyle bir şey ol­ma­lıy­dı!

Oh be, sos­yal med­ya­sız bir hayat çok güzel!

Size de tav­si­ye ede­rim.

Kim be­ğen­di, kim be­ğen­me­di; kim yorum yaptı kim yap­ma­dı derdi yok.

Ma­sam­da bir kitap, kar­şım­da deniz, te­pem­de bir ağaç, aya­ğı­mın di­bin­de kıv­rıl­mış yatan bir sokak kö­pe­ği… Daha ne is­te­rim şu dün­ya­da be dos­tum!

Ya­şa­mak güzel şey ol­ma­lı…

Yorum yaz

Sosyal Medya / Ali Yedigöz (8 Yorum)

  1. Ara ara uzaklaşmak bence de en iyisi. Ancak oradan bir medet ummadan takılmak da güzel. Uzaktaki dostlardan haberdar olmanın en kestirme yolu. Bu su gibi akan güzel anlatı için teşekkürler. Yüreğine sağlık.

    • Çok teşekkür ederim güzel yorumunuz için sevgili Ahmet Egesel.Sevgi ve saygılar sunuyorum…

      • Bende seni merak etmistim Ali..
        Öykülerin daima bir şeyler anlatıyor..
        Eskisi gibi yazılara devam…

  2. Merhaba Ali dost,
    Şiir, öykülerimi yüreğimin ve iç sesimin ışığında yazıyorum ben. Sosyal medyadakileri ise aynı duygunun yanı sıra insanın, insanlarında duygularını düşünerek. Aslında, sosyal medyayı da çok kullanan biri değilim.
    Senin yazdıklarını hep severek okuyorum. Yüreği açık, içten, olumlu düşünen bir kişiliğin var. Bunlar, yazdıklarına yansımakta. Okuyanı mutlu etmekte. Aynı güzelliği sen şiir okurken de duyumsuyorum.
    Yeni yazdığın öyküleri merak ediyorum. Mizah, ironinin yazınsal metinlere ayrı bir renk, zenginlik kattığını söyleyebilirim. Hele bizim ülkemizde!..
    Yürekten kutluyorum seni, Ali kardeşim.

    • Çok teşekkürler o güzel yorumlarınız için sevgili dostlar… İnanın öyle mutlu oldum ki… Sevgi ve saygılar sunuyorum bütün kalbimle…

%d blogcu bunu beğendi: