Sokak Beni Ça­ğı­rı­yor… | Üstün Yıl­dı­rım

Gönül Yaşın’a…

Gü­nay­dın…
Nasıl da gü­zel­si­niz…
Ne hoş bir şey sizin bu­ra­da ol­ma­nız…

Çok se­vin­dir­di­niz beni. So­ka­ğa çık­ma­nın yasak ol­du­ğu bu sal­gın gün­le­rin­de so­ka­ğı bana ge­tir­di­niz sanki. Bana can ol­du­nuz, yol­daş ol­du­nuz, ar­ka­daş ol­du­nuz. “İyi ki var­sı­nız” demek ge­re­ki­yor; ama hiç de içim­den gel­mi­yor o sözü söy­le­mek. Yok, sizin için değil. Öy­le­si­ne çok, öy­le­si­ne her yerde kul­la­nı­lır oldu da bu söz… İçi bo­şal­tıl­dı sanki… Sı­cak­lı­ğı­nı, iç­ten­li­ği­ni yi­tir­di. An­lam­sız­laş­tı. O ne­den­le söy­le­mek is­te­mi­yo­rum size her­ke­sin her­ke­se söy­le­di­ği o sözü. Üs­te­lik var ol­ma­nız­dan öte bu­ra­ya, bana gel­me­niz çok hoş. Gel­me­ye­bi­lir­di­niz. Ama gel­di­niz. Hoş olan bu. Beni de din­li­yor­su­nuz. Bu daha hoş. Sizi çok se­vi­yo­rum kum­ru­cuk­lar. Hep gelin, olur mu? Ben size neler an­la­tı­rım, neler. Bir­lik­te hoş zaman ge­çi­ri­riz. Şaka, şaka ben eğ­le­ni­rim de sizi bil­mem. Sizin bana iyi gel­me­niz gibi ben de size iyi gelir miyim bi­le­mem kuş­ku­suz. Ama gel­me­yecek olsam bu­ra­da ol­maz­dı­nız değil mi? Hem de on­lar­ca, yüz­ler­ce pen­ce­re var­ken uçup benim pen­ce­re­me gel­mez­di­niz. Değil mi? Bu­ra­ya gel­diy­se­niz bir ne­de­ni ol­ma­lı. O neden benim değil mi? Bana ar­ka­daş olmak, can­daş olmak? Ba­şar­dı­nız bi­li­yor mu­su­nuz? Sizi gö­rün­ce ben ken­di­mi unut­tum. Beni ben­den al­dı­nız güzel kum­ru­cuk­lar. Bir can­lı­lık geldi bana, ya­şa­mı­ma… Daha güzel ba­kı­yo­rum her şeye.

Bakın size bir şey an­lat­mak is­ti­yo­rum. Si­zin­le il­gi­li… Onun için… Gün­ler­den bir gün siz şu ile­ri­de­ki ağa­cın da­lın­da du­ru­yor­du­nuz. Başka kuş­lar da vardı ya­kı­nı­nız­da. Çok gü­zel­di­niz. Fo­toğ­ra­fı­nı­zı çek­mek is­te­dim. Gü­zel­li­ği­niz, du­ru­şu­nuz, se­vim­li ba­kı­şı­nız hep be­nim­le olsun diye. Belki ar­ka­daş­la­rı­ma, dost­la­rı­ma da ile­tir­dim. Sanal ya­şan­tı­mız da var ya bizim. Hemen cep te­le­fo­nu­mu aldım ve bir­kaç kez gö­rün­tü­le­dim sizi. Sonra da otur­dum uzun uzun bak­tım her bi­ri­ne. Orada da çok gü­zel­di­niz. Kar­şım­da canlı ve coş­ku­lu du­rur­ken ben gö­rün­tü­le­ri­ni­ze ba­kı­yor­dum. Coş­kuy­la… Sev­giy­le… Hemen sizin o canlı gö­rün­tü­nü­ze dön­düm. Dal­mış git­mi­şim gü­zel­li­ği­ni­ze. Da­ki­ka­lar­ca mı, sa­at­ler­ce mi anım­sa­mı­yo­rum. O de­re­ce beni ben­den al­mış­tı­nız yani.

Bir ses du­yu­yor­dum belli be­lir­siz. Zil sesi gibi… Uzak­tan ge­li­yor­du. Uzun uzun ça­lı­yor­du. Hani “ıs­rar­la” denir ya, öyle işte. Uzak­ta değil, çok ya­kın­da çal­dı­ğın ay­rım­sa­dım bir­den. Benim ka­pı­nın zi­liy­miş… Ben siz­dey­ken duy­ma­mı­şım, duy­maz­mı­şım… Ko­şa­rak git­tim ka­pı­ya. Gi­der­ken de dü­şü­nü­yor­dum, bu sal­gın gün­le­rin­de kim ça­lar­dı ka­pı­mı diye. Hem de uzun uzun. Ço­cuk­la­rı­mın ne gü­nüy­dü, ne de saati. Mas­ke­mi tak­tım açtım ka­pı­yı. İki genç erkek. Mas­ke­li. Ki­bar­dı­lar. Az önce pen­ce­re­den fo­toğ­raf çekip çek­me­di­ği­mi sor­du­lar. Şa­şır­dım. Biraz da kork­tum. Hadi sak­la­ma­ya­yım, çok kork­tum. Siz kork­maz mıy­dı­nız? Pırrr ka­çar­dı­nız değil mi? Çek­miş­tim. Söy­le­dim. Te­le­fo­num da elim­dey­di. Niye çek­ti­ği­mi açık­la­ma­ya ça­lış­tım. Çek­tik­le­ri­mi de gös­te­re­cek­tim. İste­me­di­ler. Kötü bir ama­cım ol­ma­dı­ğı­nı an­la­mış ol­ma­lı­lar ki dik­kat­li olmam ko­nu­sun­da uya­rı­da bu­lun­du­lar ve git­ti­ler. Offf! So­ka­ğa çı­ka­mı­yor­dum. Evde beni be­nim­le, si­zin­le bile bı­rak­mı­yor­lar­dı.

Kim­miş onlar bi­li­yor mu­su­nuz? Polis… Evet, polis! Bakın ta ora­da­ki yer­den ge­li­yor­lar­mış. Orası on­la­rın ça­lış­ma yeri. Ben bi­li­yor­dum da, on­la­rın ben­den ra­hat­sız ola­cak­la­rı­nı bil­mi­yor­dum. Ben bu­ra­dan bak­tı­ğım­da on­la­rı ka­rın­ca gibi gö­rü­yo­rum. Ka­rın­ca­lar gibi kü­çü­cük­ler. Onlar gibi de sü­rek­li gidip ge­li­yor­lar, girip çı­kı­yor­lar. Ben on­la­rı böyle gö­rür­ken onlar beni; hele de fo­toğ­ra­fı­nı­zı çek­ti­ği­mi nasıl gör­dü­ler de gel­di­ler bul­du­lar beni. Fo­toğ­ra­fı­nı­zı çek­mem­den kuş­ku­lan­mış­lar.

On­la­rı çe­ki­yo­rum san­mış­lar. Sizin gö­zü­nüz gibi göz­le­ri var an­la­şı­lan. Hani siz de çok uzak­lar­dan yer­de­ki yi­ye­cek­le­ri gö­rü­yor­su­nuz ya! Onlar da beni gör­müş­ler işte. Ne­re­den mi bi­li­yo­rum sizi? Ben bi­li­rim ayol! Öğ­ret­me­nin ben. Şimdi emek­li­yim; ama çok şey öğ­ret­tim, öğ­re­tir­ken de çok şey öğ­ren­dim.

Ne güzel ar­ka­daş ol­du­nuz bana kum­ru­cuk­lar. De­ni­ze gi­din­ce öz­le­ye­ce­ğim sizi. Gül­dür­düm ken­di­mi değil mi? Siz bile şöyle bir bak­tı­nız bana. Gör­düm. So­ka­ğa çı­ka­maz­ken de­ni­ze nasıl gi­de­ce­ğim, değil mi? Hak­lı­sı­nız. Ama çok öz­le­dim. Ora­da­ki evimi, bah­çe­mi, çi­çek­le­ri, ora­nın kuş­la­rı­nı, dost­la­rı­mı… Çok öz­le­dim. Aaaa, olur ya bir gün ben gi­der­sem siz de gelir mi­si­niz oraya? Beni bulur mu­su­nuz? Öyle is­te­rim ki gel­me­ni­zi. Öz­le­rim sizi… Siz de beni… Değil mi? Ama gi­de­mi­yo­rum. Gi­den­ler var da
ben 65 yaş üs­tü­ne ta­kı­lı­yo­rum. Gi­de­mi­yo­rum, çı­ka­mı­yo­rum, hiç­bir şey ya­pa­mı­yo­rum. Böyle ev­de­yim işte. “Çı­ka­mı­yo­rum” dedim de… Bir şey anım­sa­dım… Hoş ol­ma­yan bir şey. Gerçi bu sal­gın gün­le­rin­de hoş olan pek bir şey de yok ya! Sizin dı­şı­nız­da… Bu da o hoş ol­ma­yan şey­ler­den bi­riy­di işte. Belki de en can sı­kı­cı olanı…

Bi­li­yor mu­su­nuz, sizin ol­ma­dı­ğı­nız za­man­lar­da, fır­sat bul­duk­ça sanal or­tam­la­ra ka­çı­yo­rum. Siz de bi­li­yor­su­nuz­dur artık orayı. Oya­lı­yor beni. Dost­lar­la ya­zı­şı­yo­rum. Hem bil­di­ğim ve hem de yü­zü­nü bile gör­me­di­ğim dost­lar­la. İyi ge­li­yor bana. So­kak­tay­mı­şım ha­va­sı­nı ve­ri­yor az da olsa. Evet, öz­le­dim so­ka­ğı. Siz hep so­kak­ta ol­du­ğu­nuz için sı­kın­tı­mı bi­le­mez­si­niz. Bir ka­fe­se koy­duk­la­rı­nı dü­şü­nün sizi. Ne ya­par­dı­nız? Ya­nı­nı­za sizin gibi dost­la­rın gel­me­si­ni bek­ler­di­niz. Ben de sizin gibi olup dost­la­rı­mın ya­nı­na uçmak is­ti­yo­rum. Öz­len­mez mi sokak. İşte orada da öz­le­mi­mi dil­len­di­ri­yo­rum. Dert­le­şi­yo­ruz, tar­tı­şı­yo­ruz. Ki­mi­le­ri de beni yü­rek­len­dir­me­ye ça­lı­şı­yor so­ka­ğa çık­mam için. Ra­hat­la­tı­yor­lar beni. Umut ve­ri­yor­lar. Ben de on­la­ra sa­nı­rım. Ama iç­le­rin­den bi­ri­nin sö­zü­ne ta­kıl­dım kal­dım. Hem umu­dum kı­rıl­dı, hem ben. Yü­zü­nü gör­dü­ğüm dost­la­rım­dan bi­riy­di o üs­te­lik. Üzül­düm. Onca dı­şa­rı çı­kan­la­ra kar­şın benim çık­ma­mak­ta ka­rar­lı ol­du­ğu­mu gö­rün­ce “Ce­na­zen ka­la­ba­lık olsun is­ti­yor­sun ga­li­ba” de­miş­ti. Kı­rıl­dım. Ben öl­dük­ten sonra ce­na­ze­min ka­la­ba­lık olup ol­ma­dı­ğı­nın ne önemi ola­bi­lir­di? Hem ben ne­re­den bi­lir­dim nasıl ol­du­ğu­nu? Öl­dük­ten sonra?

Böyle bir şey söy­le­nir mi kum­ru­cuk­la­rım? Şaka mı? Ola­bi­lir mi? Beni dı­şa­rı çı­kart­mak için mi? Öyle mi di­yor­su­nuz? Belki. Ama bana biraz ağır geldi. Kı­rıl­dım o dos­tu­ma.

Neyse ki güzel şey­ler söy­le­yen dost­la­rım pek çoktu. İki aşımı da ol­du­ğum için çık­ma­mın sa­kın­ca­sı ol­ma­ya­ca­ğı­nı, tam ter­si­ne iyi ge­le­ce­ği­ni, so­ka­ğı unut­ma­mam ge­rek­ti­ği­ni söy­le­yen öy­le­si­ne çok dos­tum vardı ki. Siz de mi öyle dü­şü­nü­yor­su­nuz? Ger­çek­ten mi? Tamam öy­ley­se… Gi­di­yo­rum. Biraz yü­rü­müş olu­rum. Bi­ri­le­ri­ni gö­rü­rüm… Ko­nu­şu­rum… Bir şey­ler alı­rım… Size de yem alı­rım… Sakın ay­rıl­ma­yın bir yere… Gi­der­se­niz de ben dö­ne­ne dek gelin… Daha an­la­ta­cak­la­rım var. Hoşça kalın kum­ru­cuk­lar. Can­la­rım, gi­di­yo­rum ben. Sokak beni ça­ğı­rı­yor.

      

Sokak Beni Ça­ğı­rı­yor… | Üstün Yıl­dı­rım (4 Yorum)

  1. Sevgili Üstün, kutlarım. Öyküyü okurken hüzünlendim. Pandeminin getirdiği koşullar, özellikle 65 yaş yasakları psikolojik olarak yıprattı hepimizi. Daha doğru deyişle 65 yaş tanımlaması… Üzüldük. Hele de aynı yaşta olan siyasetçilerin bu yasakları yaşdaşları için koymalarına… Yalnızlık duygusu çöktü kimilerimize. Öykün bu duyguyu çok güzel anlatmış. Kolluk kuvvetlerinin durumdan ödev çıkartmaları da… Kalemine sağlık

    • Sevin Merhaba, Herkesi içe kapanık yaptı bu pandemi; ama kimilerini daha çok etkiledi. Gönül Hanım da onlardan biriydi. Onun öyküsü bu. İznini alarak yazmak istedim. sağ olsun oda verdi. Pandemiden çok onun sıkıntısı beni daha çok etkilemişti. Onu yazmaya çalıştım. Umarım becermişimdir. Beğenin ve güzel sözlerin için sağ ol.

  2. Belki inanmayacaksınız ama ben de penceremin önünde her gün yem vererek kuşları besliyorum… İki tane kumrum var… Onlara isim bile verdim: “esas oğlan- Alyazmalım…” Bütün kışı ve baharı onlarla geçirdim… Bir de beni canlandıran serçem var, onun adı da “pırpır” Sürekli telaş ve uçma halinde olduğu için bu ismi verdim… Her sabah ilk işim onların yemini verip onlarla sohbet etmek… Şimdi de İstanbul/Bostanlı sahilde ağaçtan düşen bir yavru serçeye bakıyorum… Ölmek üzereydi onu tekrar sağlığına kavuşturdum… Onun adı da ŞANS…Yakında doğaya salacağım… Umarım o da diğer kuşlar gibi benim penceremin önüne gelir… Umarım… Ona çok alıştım… Çok seviyorum onu… Onu o kadar çok seviyorum ki onun ait olduğu, mutlu olacağını bildiğim yere DOĞAYA, yani kendi DOĞASINA salacak kadar çok seviyorum… Tüm özlemini, sevgimi içime hapsedip onu özgürleştireceğim inşallah… Aynı duyguları paylaşıyoruz ve siz çok güzel anlatmışsınız… Sevgiler… Saygılar…❤️❤️🐞🌹🎶

    • Fethiye Hanım, merhaba. Öykü okur gibi okudum düşüncelerinizi. Ne güzel anlatmışsınız. Böylesi ince duygular içindeki bir okurun öykümü beğenmesi de benim için çok önemli. Pırpır sizi unutmayacaktır diye düşünüyorum ve o minik yüreği pır pır sizin için atacaktır. Öykümü okuduğunuz için sağ olun. Beğenmeniz de gurur verici. Size sevdiklerinizle ve kuşlarınızla güzel bir yaşam diliyorum.
      Üstün Yıldırım

%d blogcu bunu beğendi: