Şiirin Kıyısında Beklemek

Şiirin Kıyısında Beklemek

Şiirin Kıyısında Beklemek

Özgür Sürek

İnsa­noğ­lu var ol­du­ğun­dan beri şiir hep ha­ya­tın için­de oldu. Ne­re­dey­se dilin ta­ri­hi kadar eski şi­irin de ta­ri­hi. Eski uy­gar­lık­lar­da ya­zı­lan şi­ir­le­ri oku­duk­ça in­sa­nın as­lın­da çok da de­ğiş­me­di­ği­ni ve şi­irin in­sa­nı daha o dö­nem­de duy­gu­la­rıy­la, dü­şün­ce­le­riy­le bir bütün ola­rak sarıp sar­ma­la­dı­ğı­nı an­la­ya­bi­li­yo­ruz. Şi­ir­de dil araç değil amaç­tır ve şiir dilin en yoğun ha­li­dir. Fi­lo­lo­ji ça­lış­ma­la­rın­da özel bir önem ve­ril­me­si­nin ne­de­ni biraz da budur.

Bizim kül­tü­rü­müz­de şiir her zaman büyük ilgi gördü. Ro­ma­nın sos­yo­lo­jik ve ta­rih­sel alt­ya­pı­sı bizde ba­tı­da­ki gibi bu­lun­ma­dı­ğı için şiir kadar sa­hip­le­ni­le­me­di. Kent kül­tü­rü ege­men ol­ma­ya baş­la­dık­ça ro­ma­na ilgi de art­ma­ya baş­la­dı. Sözlü kül­tü­rün et­ki­sin­de yoğ­ru­lan kül­tü­rü­müz­de şiire temas et­me­yen yok gi­bi­dir. Öğ­ren­ci­lik ya da genç­lik yıl­la­rın­da mut­la­ka bir kere de olsa şiir yaz­mış­tır in­sa­nı­mız.

Şi­irin en tıl­sım­lı ta­ra­fı bence size ne zaman göz kır­pa­ca­ğı­nın belli ol­ma­ma­sı. O tanrı ver­gi­si ilk dize bir se­ya­hat­te, bir kon­ser­de ya da ge­ce­nin son sa­at­le­rin­de size do­ku­na­bi­lir. Ahşap bir ma­sa­ya yavaş yavaş şiir ak­ma­ya baş­la­ya­bi­lir ya da gün­ler­ce hatta yıl­lar­ca bek­le­te­bi­lir, umul­ma­dık bir anda ber­rak bir nehir gibi sizi de alıp engin bir de­ni­ze ulaş­tı­ra­bi­lir.

Bence şi­irin ke­yif­li bir ta­ra­fı var o da şi­irin kı­yı­sın­da bek­le­mek. Bu me­ka­nik bir şey asla değil, hani bazı in­san­lar var­dır benim gibi tren yol­cu­luk­la­rı­nı çok sever. On­la­rın gözü is­tas­yon­lar­da de­ğil­dir. Yol­cu­lu­ğun ken­di­si­dir me­se­le. Ben de şi­irin kı­yı­sın­da bek­ler­ken çoğu zaman hiç­bir yere va­ra­ma­dı­ğım, şiir tan­rı­sı ta­ra­fın­dan somut bir dize ar­ma­ğan edil­me­di­ğim olu­yor yine de şiiri bek­le­me­nin keyfi ayrı güzel.

Kent­ler takas yeri diyor Gö­rün­mez Kent­ler ki­ta­bın­da ünlü yazar Italo Cal­vi­no; duygu dü­şün­ce, tec­rü­be ta­ka­sı. Kent bizi başka dün­ya­lar­la bu­luş­tu­ru­yor. Fark­lı sor­gu­la­ma­la­ra iti­yor ki bu da sa­na­tın temel ma­ya­sı. Sırt çan­ta­sı­nın o özgür ha­va­sıy­la başka bir kente git­mek, o ken­tin so­kak­la­rın­da yü­rü­mek, ka­fe­le­rin­de ya da kah­ve­le­rin­de ka­la­ba­lı­ğın için­de yal­nız kal­mak, yaz mey­dan­la­rın­da ken­tin me­lo­di­si­ni din­le­mek ve bütün bun­la­rı ya­par­ken in­san­la­rı göz­lem­le­mek şi­irin kı­yı­sı­na in­me­nin en ke­yif­li hal­le­ri. Yıl­lar önce İtalya so­kak­la­rın­da gör­dü­ğüm genç­le­rin mut­lu­lu­ğu çok et­ki­le­miş­ti beni. Hiç bek­le­me­di­ğim bir zaman bir şi­iri­me konu ol­muş­tu Roma mey­dan­la­rı­nın o cıvıl cıvıl tem­muz ak­şam­la­rı. Şiir yazma şart­lan­ma­sı­na düş­me­den o kı­yı­da ke­yif­le yü­rü­mek za­ma­nın dı­şı­na çık­mak gibi. Zaten mut­lu­luk da za­ma­nın dı­şı­na çık­mak değil mi? Ha­yat­ta mutlu ol­du­ğu­muz an­la­ra şöyle bir bak­sak sa­at­le­rin tak­vim­le­rin dı­şın­da­ki anlar ol­du­ğu­nu gö­rü­rüz. Se­ya­hat etmek ve özel­lik­le Ak­de­niz kent­le­ri­ni gez­mek benim mut­lu­luk ka­na­vi­çe­min mer­ke­zin­de.

Si­ne­ma ve tabi ki müzik de bu kı­yı­nın en güzel mo­tif­le­ri. Tc­ha­ikovsky’nin derin ro­man­tiz­mi­ni his­se­dip kal­bin çek­me­ce­le­ri­ne do­kun­ma­mak müm­kün mü? No­ta­la­ra tu­tu­nan duy­gu­lar ve zih­ni­mi­ze ula­şan im­ge­ler kon­ser sa­lon­la­rı­nın neden şi­irin yu­va­sı ol­duk­la­rı­nı da açık­lı­yor. Beyaz per­de­nin bü­yü­sü bam­baş­ka ül­ke­le­re, hiç tec­rü­be et­me­di­ği­miz du­rum­la­ra davet edi­yor bizi. Bu tek gös­te­rim­lik ha­yat­ta belki asla gi­de­me­ye­ce­ği­miz coğ­raf­ya­la­ra ulaş­tı­rı­yor bizi si­ne­ma.

Kır­kım­dan sonra daha bir sever oldum kış mev­si­mi­ni. Bana an­lat­tık­la­rı­nı gör­mez­den gel­mi­şim yıl­lar­ca. Gri­nin de bir şiiri var­mış oysa. Gelin bu hafta ya­şa­dı­ğı­mız kent­te şi­irin kı­yı­sı­na ine­lim. Şiiri din­le­ye­lim. İnsan ol­du­ğu­mu­zu unut­ma­mak için. Önce şiir vardı…