Sende Tutuldu Şafaklarım / Filiz Kalkışım Çolak

Orta Mahallenin keskin virajlarını alırken gönlüm
bir düş çalar denize tanyeli

eser tepelerden aşağı maviliklerin çehresine
mor büklümlü meltemler
nefesinden bergamot üfleye üfleye

yanar burnu maviye akan Yoroz’un
elma şekerine aş erer sevdanın allanan dudakları
kıyılara sokulan dalgaların ahenginden

avluda incir dut
çift fıskiyeli havuzda kırmızı turuncu balıklar
çıkmadan sofanın pencerelerine
uzanan ıhlamurların denize üşüşen kokusu
geniş yüksek duvarları saran
limon çiçeklerinin Marinaya süzülen meşki
en tepesine tırmanırken semtin
Rumca yükselen şarkıların nağmelerinde titreyen
Marika’nın Murat’a olan aşkı
Bizans Katoliklerine ev sahipliği yapan
Hagios Michailos’un çanlarında çınlayan tarihin mistik dokusu

Düzlükte göğe boy süren
dikenlerden uç vermiş böğürtlenlerin
bağdan ırak kalmış şehvet erimi
güller açan yamaçlarından gülümserken
günbatımı nazlı edalı Timurcuoğlu Konağının
sıcacık duvarlarına
dem alan sevdalara damlar çay çiçeğinin beyaz sinesi
üçgen alnından şakır konağın
sabahın kulağına serçeler

körfezi saran ızgarada cızıldayan
köftenin kokusu
ekmek arası uskumru
düzlükte horon
‘’alaşağa,aloğlum, kimola, taktum, yıkoğlum ‘’
kemençenin ritmine çalınan ıslıklar

taşlardan saçaklanan yosunların
seher yelinin gözlerine doğan yeşili
bir uçtan bir uca sahilde

elekten elenmişçesine
denizin yüzünü okşayan
yağmur çiseleri

tam koyun koynunda limana demir atan
gemilerin yorgun omuzları
güvertede efkarlanan kadehler
ah! ‘’Fadime’m he deseydun bana ne olurdi ki ‘’
Karadeniz’in dibine saçılan meyler

açıkta rastgele geceden serilen ağlar
yalpalayan şamandıranın sudaki nöbeti

balıkçı Yunus’un takasından yükselen
kemençe nağmelerinden
rüzgarın suya düşen hülyasında
vurgun yiyen balıkların tekneye
zıplayan sarhoşluğu

başında mavisi alık duvak
denize göz süzen ardıç kokulu
ahşap evlerin yıllanmış yürek mahzenine dolan anıları

seyrederken deryaya eteklerini salan göğün
mavisi uçmuş buhar bulutuna sığınan kaçamağını
Pulathane’nin görkemli köşkleri

süsü beyaz yeşil mavi boyalı saçaklarda
yavrulayan martıların çocukluğuma bıraktığı o ses
yarar gönlümün ince sızını

ayın denize damlayan gölgesinden
dört nala koşarken deli kızı Poyrazların
sabahlarıma sığmayan hasretine
ak kor döker terleyen düşlerin eşiğinden yakamozlar

kozasından yırtılan gençliğim
vurur köpüren ağzından denizin sahile
bedenimin günbatımında yanan badesine
yıkılırken infaz

seni şahit tutmuşken gece
ayağı karanlıkta kırılan vuslatlarıma

ey mabedimin dinmeyen şehri
sevdamın sende tutulan şafaklarına
mavi kanatlarını aç…