Savaşma Seviş / Tuğrul Keskin

Savaşma Seviş / Tuğrul Keskin

Dün­ya­mız iki cep­he­den kor­kunç bir sa­va­şın için­de­dir. Bi­rin­ci­si, dün­ya­yı yö­ne­ten ül­ke­ler­de­ki dev­let in­san­la­rı­nın geç­miş sa­vaş­lar ve yı­kım­lar­dan asla ders çı­kart­ma­yan, sal­dır­gan ve ön­ce­ki sa­vaş­lar dö­ne­min­de­ki kötü yö­ne­ti­ci­le­ri aynen tak­lit et­me­le­ri. İkin­ci­si, yine bu ber­bat ve (çoğu) cahil “baş­kan­la­rın” kendi kü­re­sel ser­ma­ye­le­ri­ni dün­ya­nın her ye­rin­de ege­men kıl­mak uğ­ru­na, pet­rol başta olmak üzere, diğer ye­ral­tı zen­gin­lik­le­ri “pa­za­rın­da” sür­dür­dük­le­ri aman­sız, akıl almaz ve dün­ya­yı en az sa­vaş­lar kadar yı­kı­ma gö­tü­ren eko­sis­tem sal­dı­rı­la­rı.

Söz söy­le­ye­bi­len (yazan), dü­şü­nen ilk doğru dü­rüst in­san­dan bu yana “kılıç ve kuş te­le­ği” ara­sın­da bir savaş var­dır. Ta­rih­te­ki “is­yan­cı” ön­der­le­rin hemen hemen bü­tü­nü­nün söz söy­le­yen­ler­den (şa­ir­ler, bil­ge­ler) ol­ma­sı,yal­nız­ca bir te­sa­düf mü? Söz­ge­li­mi Ho­me­ros İlyada’yı bir daha sa­vaş­lar ol­ma­sın için yaz­ma­dı mı? Odes­se’nin evine dönüş yo­lun­da ge­çir­di­ği on yıl­lık acı­la­rı, aynı za­man­da antik çağ in­san­la­rı­nın sa­vaş­lar­dan bık­kın­lı­ğı, acı­la­rı değil mi?

O çağ­lar­dan sızan kan, kuş­ku­suz gü­nü­mü­ze kadar akıp geldi ve yeni in­san­lar­da da “silah ve kalem” ara­sın­da­ki sa­va­şa dö­nüş­tü.

Söz­ge­li­mi 1 Dünya Sa­va­şı; ne çok eksik beden, ya­ra­lı insan, göz­ya­şı, par­ça­lan­mış top­rak­lar, ölü­ler, ya­şan­ma­sı im­kân­sız ha­yat­lar bı­rak­tı ge­ri­de. Ve el­bet­te bütün bu yı­kım­la­rı an­la­tan büyük ro­man­lar, an­la­tı­lar, şi­ir­ler de…Er­nest He­min­g­way’in Si­lah­la­ra Veda’sı unu­tu­la­bi­lir mi? Or­ta­okul yıl­la­rım­da oku­du­ğum yok edici savaş ve aşk, ya­şa­ma se­vin­ci, sa­va­şın kah­re­den çe­liş­ki­le­ri, nasıl da öz­le­tir­di “ku­ra­ca­ğı­mız güzel gün­le­ri.” Oku­du­ğum ilk ro­man­lar­dan­dı ve sa­va­şın var­lı­ğın­dan bir kez daha tik­sin­me­me neden ol­muş­tu. Ve beni “dün­ya­yı kur­tar­mam ge­rek­ti­ği­ne” ikna et­miş­ti.

Sonra, Erich Maria Re­ma­r­que’nun “Garp Cep­he­sin­de Yeni Bir Şey Yok” adlı ro­ma­nı, muh­te­şem­di. Tıpkı gü­nü­müz­de ol­du­ğu gibi, o yıl­lar­da da kimi bağ­naz yol gös­te­ri­ci­ler sa­ye­sin­de sa­va­şa ka­tı­lan Alman genç­le­ri­nin, sa­va­şın ağır­lı­ğı ve vah­şe­ti kar­şı­sın­da nasıl ezil­dik­le­ri­ni, tü­ken­dik­le­ri­ni an­la­tan o ro­man­dan ne çok hüzün ve barış öz­le­mi kaldı biz­le­re… Ro­ma­nın genç kah­ra­ma­nı­nın önün­de uza­yıp giden yıl­la­ra ba­kar­ken söy­le­di­ği ve hâlâ bölük pör­çük ak­lım­da olan şu söz­le­ri; “Var­sın aylar, yıl­lar geç­sin. Na­sıl­sa bana ge­ti­re­cek­le­ri bir şey­le­ri kal­ma­dı.”

Bu iki ro­ma­nı yazan büyük ya­zar­lar, şu ger­çe­ği gör­dü­ler; sa­va­şın ka­za­na­nı yok­tur; cephe ge­ri­sin­de bek­le­yen­ler merak, keder, en­di­şe­den; sa­va­şan­la­rın bir kısmı be­de­nen ve diğer kısmı ruhen ölür­ler. So­nuç­ta sa­vaş­tan hiç kimse sağ çık­maz!

Peki bu ro­man­lar, şi­ir­ler, onca de­ne­yim yeni sa­vaş­la­rın çık­ma­sı­nı en­gel­le­ye­bil­di mi? Şim­di­ki za­man­dan yahut ge­lecek za­ma­nın bir ye­rin­den ba­ka­rak bu so­ru­ya olum­lu yanıt ve­re­bil­me­yi çok is­ter­dik he­pi­miz, bi­li­yo­rum. Fakat bil­di­ği­niz üzere daha da büyük bir yı­kı­mı en­gel­le­ye­me­di, 1. Dünya Sa­va­şı’nda akan kan ve ro­man­lar! Çünkü yeni bir dünya sa­va­şı­nı oluş­tu­ran ko­şul­lar, yine kimi ül­ke­le­rin ba­şın­da­ki ki­fa­yet­siz, cahil “baş­kan­la­rın” ta­rih­ten ders al­ma­yan tutum ve sal­dır­gan­lık­la­rıy­la sı­na­na­cak­tı.

İkinci Dünya Sa­va­şı da ola­ğa­nüs­tü ya­pıt­lar bı­rak­tı ar­dın­da. Ba­rı­şı ara­yan, bir daha sa­vaş­lar ol­ma­sın için sa­va­şan ro­man­lar ve büyük şi­ir­ler. Söz­ge­li­mi Enver Gökçe’nin “İlk Adım” şi­irin­de­ki şu di­ze­ler unu­tu­la­bi­lir mi?

“… Al­tı­ya mı değdi yaş­la­rı­nız/ Otuz dokuz do­ğum­lu ço­cuk­lar/ Öm­rü­nüz, göz­le­ri­niz, uy­ku­la­rı­nız/ Sı­ğı­nak­lar­da geçti harp bo­yun­ca/ Oylum oylum ateş­le­ri gör­dü­nüz mü?/ Cep­he­den dö­nen­le­ri sor­du­nuz mu?/ Tanır mı­sı­nız?/ Ay nedir, gün nedir, elma nedir/ Gü­ne­şi göz­le­re dol­dur­mak gü­zel­ken/ Hey küçük kar­deş­ler hey/ Görün ne hale koy­du­lar dün­ya­mı­zı./ Şimdi zafer top­la­rı gür­lü­yor/ Av­ru­pa’da/ Ve deniz ötesi kı­ta­lar­dan/ Şar­kı­lar…/ Şimdi ka­zas­ka oy­nu­yor Av­ru­pa./ Şimdi silah ye­ri­ne bay­rak tu­tan­lar…/ Hiç­bi­ri­ni ta­nı­ma­dı­ğı­mız,/ Oyun­la­rı­nı

bil­me­di­ği­miz/ Mi­şi­gan­lı­lar, Oks­fort­lu­lar, Uk­ran­ya­lı­lar/ Şimdi, göz aydın etme za­ma­nı­dır./ Yeni bir dünya do­ğu­yor./ Şorul şorul giden kan pa­ha­sı./ Müj­de­ler, müj­de­ler olsun/ Yeni bir dünya do­ğu­yor/ Zin­cir ses­le­rin­den/ Verem ba­sil­le­rin­den uzak­ta…”

İkinci Dünya Sa­va­şı’nın ar­dın­dan ya­zı­lan büyük ya­pıt­la­rın top­la­mı, Bi­rin­ci Savaş’ın ar­dın­dan ya­zı­lan­dan kat be kat faz­la­dır belki de. Ve pek çoğu gü­nü­müz­de de il­giy­le okun­mak­ta. Yine Er­nest He­min­g­way’den bir baş­ya­pıt; “Çan­lar Kimin İçin Ça­lı­yor” Yahut Ja­ros­lav Hašek’ten “Aslan Asker Şvayk” Sa­va­şın acı­ma­sız­lı­ğı­na, kor­kunç­lu­ğu­na, dev­le­tin bu­yur­gan­lı­ğı­na karşı mi­za­hın gü­cü­nü önde tutan ve dün­ya­mı­za Aslan Asker Şvayk’ı ar­ma­ğan bı­ra­kan baş­ya­pıt.

Sonra, Jerzy Ko­sins­ki’nin “Bo­ya­lı Kuş”u… Altı ya­şın­da bir ço­cu­ğun göz­le­rin­den, de­ği­şen, yor­gun savaş in­san­la­rı­nın dün­ya­sı…

El­bet­te İlya Eh­ren­burg’un “Paris Dü­şer­ken”, “Fır­tı­na”, “Dip­ten Gelen Dalga” adlı üç­le­me­si ve Di­mit­ri Dimov’un “Tütün”ü…

Bütün bu ya­pıt­lar öy­le­si­ne ço­ğal­tı­la­bi­lir ki, ak­lı­ma ilk gelen ve bende derin izler bı­rak­mış bir ka­çı­nı an­mak­la ye­ti­ne­ce­ğim. Fakat bütün bu büyük ya­pıt­la­rın biz­le­re ön­gör­dü­ğü; “sa­vaş­ma­yın” öğü­dü­nü tu­ta­bil­dik mi? Yazık ki yeni yüz­yı­lı­mı­zı da üçün­cü bir dünya sa­va­şı­nın utan­cıy­la kı­zart­ma­ya ça­lı­şan “cahil baş­kan­lar” yö­ne­ti­yor yine dün­ya­yı ve dün­ya­mız belki de ye­ni­den bir yok oluşa sav­rul­mak­ta. Çünkü Or­ta­do­ğu, Hür­müz Bo­ğa­zı, Kör­fez, Yağ­mur Or­man­la­rı… Her yan ateş, kan, kı­yı­lar­da çocuk ölü­le­ri ve yine göz­ya­şı…

Oysa dün­ya­yı yö­ne­ten­ler geç­miş­ten bi­raz­cık ders ala­bil­se­ler gö­rü­lecek ki, 2 yı­kı­mın ar­dın­dan gelen sü­reç­te 68’in dev­rim­ci­le­ri bu işi çöz­müş­tü; “Sa­vaş­ma Seviş!” Bütün za­man­lar için asla es­ki­me­yecek bir slo­gan.

Dün­ya­mı­zı bütün an­lam­la­rıy­la bir yok oluşa ha­zır­la­yan bu ye­ni­ça­ğın “baş­kan­la­rı­na”; “yatak oda­la­rı­nız­dan çık­ma­yı­nız, şu ro­man­la­ra, şi­ir­le­re biraz ba­kı­nız, sizin ve yer kü­re­mi­zin se­la­me­ti bun­da­dır, sa­vaş­ma­yı­nız se­vi­şi­niz bre efen­di­ler…” çağ­rı­sı yap­sak, çok mu ağır olur!

Savaşma Seviş / Tuğrul Keskin (1 Yorum)

  1. Ben Tuğrul arkadaşımızı çok beğenerek okurum.Şiirleri de, şiirlerindeki felsefe de üst düzeydedir.Bu yazısı da her türlü övgüye değer..Kaleminiz tükenmesin Tuğrul bey.Varolun!

%d blogcu bunu beğendi: