Salyangozlar Firar Etmiş – Ahmet Egesel

Salyangozlar Firar Etmiş – Ahmet Egesel

Sek­sen dar­be­si son­ra­sı kışın baş­lan­gı­cı. Lise öğ­ren­ci­si­yiz. Okul­dan ar­ka­da­şım ile üç beş kuruş ka­za­nı­rız, di­ye­rek sal­yan­goz top­la­ma­ya karar ve­ri­yo­ruz. Tüc­car­lar ki­lo­su­na beş lira ve­ri­yor. Fran­sa’ya ihraç edi­li­yor­muş. Çı­kıp­ da şöyle bir sekiz on kilo top­lar­san yev­mi­ye­yi doğ­rul­tu­yor­sun. Sı­va­dık kol­la­rı kesin ka­rar­lı­yız. Bulup top­la­ya­ca­ğız sal­yan­goz­la­rı. Sa­vu­lun sal­yan­goz­lar biz ge­li­yo­ruz.

Bu sal­yan­goz de­ni­len illet hay­van bir alem. Her­kes gibi gün­düz çık­mı­yor so­ka­ğa. Ge­ce­le­ri çıkıp ge­zi­ni­yor. Minik ot­lar­la kar­nı­nı do­yu­ru­yor. Nemli , ya­ğış­lı ha­va­la­rı se­vi­yor. Taş­la­rın ara­sı­na, top­ra­ğa gi­ri­yor. Önü­mü­ze ge­le­ne so­ru­yo­ruz. “Sal­yan­go­za gi­de­ce­ğiz, ne ta­ra­fa gi­de­lim?”  Hemen hepsi söz bir­li­ği et­miş­çe­si­ne “taş­lık yer­le­re, ha­rım­la­ra gidin” diyor. Ya­ğış­lı ha­va­da gidin!

Bir kral emmi vardı rah­met­li bizim komşu. Kısa boylu yet­mi­şin­de bir adam. Doğum yeri Yu­na­nis­tan’dı. Seç­men kü­tük­le­ri as­kı­ya çı­kın­ca gör­müş­tüm. Ona sor­dum; “Me­zar­lı­ğa gidin,” dedi. “Yaa kral emmi me­zar­lık­tan kor­ka­rız biz ölü­le­rin ruhu do­la­nı­yor­dur orda” de­diy­sem de “Sen asıl di­ri­ler­den kork, ölü­ler ne yapar adama,” deyip üs­te­le­di: “Me­zar­lı­ğa gidin. Orada bol­dur.”

“Peki, sen ner­den bi­li­yor­sun” di­yecek oldum.

“Yahu ner­den bi­le­ce­ğim her ta­ra­fı taş­lık gör­me­di­niz mi hiç?”

Gör­müş­tük ger­çek­ten de çok taş vardı me­zar­lık­ta.

Ha­zır­lık­la­rı­mı­zı yap­tık. Ak­şa­mın ol­ma­sı­nı, ha­va­nın ka­rar­ma­sı­nı bek­li­yo­ruz dört gözle. Lük­üsü­müz hazır, tüplü… Ak­şa­mın çök­me­siy­le baş­lı­yo­ruz yakın ha­rım­lar­dan. Eli­miz­de tüp geze geze iler­li­yo­ruz. Bir sorun var kar­şı­mı­za hiç sal­yan­goz çık­mı­yor. İki saat geç­miş ama biz daha üç dört tane sal­yan­goz bu­la­bil­mi­şiz. Bul­duk­la­rı­mız da kü­çü­cük­ler.

Ar­ka­da­şı­ma an­lat­mış­tım kral em­mi­nin söy­le­dik­le­ri­ni. Bana dönüp “Bak ne di­yo­rum; hadi gel me­zar­lı­ğa gi­de­lim.” diyor.

“Saç­ma­la­ma oğlum, kor­ka­rım ben, me­zar­lı­ğa falan gi­de­mem.”

“Yahu kor­ka­cak bir şey yok, hadi gi­de­lim”

“Kor­ku­dan ölü­rüm ben, mezar çu­ku­ru­na dü­şe­riz.”

“Yok yok bir şey olmaz hadi gel!”

Olur­du ol­maz­dı der­ken me­zar­lı­ğın yo­lu­nu tu­tu­yo­ruz. İlk başta kor­kuy­la do­la­nı­yo­ruz. Yap­rak hı­şır­da­sa ür­pe­ri­yo­ruz. Bir ko­za­lak dü­şü­yor servi ağa­cın­dan, bizim yü­re­ği­miz hop­lu­yor. Me­zar­lık­ta işler fena değil. Bir süre sonra onbeş yirmi kadar top­la­mı­şız, hem de iri­le­rin­den. Me­zar­la­rın ara­sın­dan, bazen de üs­tün­den at­la­yıp bir öteye gi­di­yo­ruz, bir be­ri­ye ge­li­yo­ruz. Arada bir beş da­ki­ka si­ga­ra mo­la­sı ve­ri­yo­ruz. Eli­miz­deki tüplü lüküs be­li­mi­zi ağ­rı­tı­yor. Sonra başka bir alana doğru ha­re­ket­le­ni­yo­ruz. İki ki­lo­yu aştık işler fena git­mi­yor, der­ken saati unut­mu­şuz. Bir de bak­tık ne gö­re­lim! Saat on ikiyi geç­miş. So­ka­ğa çıkma ya­sa­ğı baş­la­mış. Eve dönme şan­sı­mı­zı kay­bet­mi­şiz, sa­ba­ha kadar me­zar­lık­ta­yız. Ya­pa­cak bir şey yok. Biz top­la­ma­ya devam ede­ce­ğiz.

Bir süre sonra yağ­mur baş­lı­yor. Sicim gibi usul usul sü­rek­li yağan bir yağ­mur. Buna karşın hiç­bir ön­le­mi­miz yok. Kı­ya­fe­ti­miz, gün­lük sı­ra­dan kıyafetler. Ayak­ka­bı­la­rı­mız da öyle… Kısa sü­re­de dip­ten tır­na­ğa ıs­la­nı­yo­ruz. Bir yan­dan me­zar­lı­ğın iç ke­si­min­de sal­yan­goz­la­rı top­la­ma­ya devam edi­yo­ruz. Me­zar­lı­ğın alt ta­ra­fın­da­ki yol­dan geçen as­ke­ri dev­ri­ye araç­la­rı bizi gör­me­sin diye. Işığı görüp ge­lir­ler­se yan­dı­ğı­mı­zın res­mi­dir. Hava so­ğu­du. Is­lak­lık so­ğu­ğu ikiye hatta dörde kat­lı­yor. Çe­ne­miz bir­bi­ri­ne vu­ru­yor, tir tir tit­ri­yo­ruz. Yağ­mur baş­la­yın­ca coştu meret. İrisi ufağı hepsi so­ka­ğa çıktı sal­yan­goz­la­rın. Biz çı­ka­mı­yo­ruz. Bize yasak. Bir yan­dan po­lis­ten, jan­dar­ma­dan kor­ku­yo­ruz, bir yan­dan ölü­le­rin ruh­la­rın­dan, mezar taş­la­rın­dan.

“Bak şu­ra­da­ki­ni gör­dün mü ko­ca­man hemen al onu,”

“Tamam alı­yo­rum.”

“Bak bir tane daha.”

“Hadi bir si­ga­ra mo­la­sı ve­re­lim,”

O da ne lüküs söndü.

“Tüpü dolu de­ğil­ miy­di bunun?”

“Do­luy­du valla,”

Tek­rar yak­ma­ya ça­lı­şı­yo­ruz. Tüpü bit­miş. Yak­mak için kib­ri­ti çı­ka­rı­yo­rum. Yan­mı­yor, ta­ma­men ıs­lan­mış. Si­ga­ra da içe­me­ye­ce­ğiz. Ka­ran­lık­ta sal­yan­goz görüp top­la­ma­nın müm­kü­nü de kal­ma­dı. İki taş bulup üs­tü­ne otu­ru­yo­ruz. Alış­tı göz­le­ri­miz ka­ran­lı­ğa. Ka­sa­ba­nın ışık­la­rı ge­li­yor ya­kın­lar­dan. Sokak lam­ba­la­rı sarı ışık ve­ri­yor. Sa­atin beşe gel­me­si­ni bek­li­yo­ruz. Saat bir türlü geç­mi­yor. So­ru­yo­rum saat üçü yedi ge­çi­yor. Bir süre sonra tek­rar so­ru­yo­rum. Dokuz ge­çi­yor. Üşü­mek­ten tir tir tit­re­mek­den kork­mak­tan yo­rul­duk. Diş­le­ri­miz bir­bi­ri­ne geçti. Has­ta­la­nıp za­tür­re ola­ca­ğız.

Ka­sa­ba­nın ışık­la­rı­na baka baka zor zah­met sa­ba­hı edi­yo­ruz. Hava hâlâ ka­ran­lık. Saat beşi geçti . Çık­tık me­zar­lık­tan dos­doğ­ru ma­hal­le­ye. Ko­ca­bı­yık­’ta evi­miz. Yo­rul­muş ve don­muş du­rum­da­yız. Bak­tık ma­hal­le­de­ki fı­rı­nın ışığı ya­nı­yor. Gi­ri­yo­ruz içeri. Se­la­mün aley­küm, aley­küm selam.

Fı­rın­cı “Noldu lan oğlum ner­den böyle?” diyor.

“Hasan abi hiç sorma sal­yan­go­za çık­mış­tık. Saati unut­mu­şuz. Saat on ikiyi ge­çin­ce, sa­ba­ha kadar me­zar­lık­ta kal­dık. Don­duk valla.”

“Gelin şöyle fı­rı­nın kar­şı­sı­na ısı­nın biraz.”

Ge­çi­yo­ruz fı­rı­nın kar­şı­sı­na. Kara fırın…  Odun­lar çıtır çıtır ya­nı­yor, ek­mek­ler pi­şi­yor.. Ha­ri­ka bir sı­cak­lık. Çı­kar­dık üs­tü­müz­de­ki ce­ke­ti­mi­zi. Otu­ru­yo­ruz tam kar­şı­sı­na fı­rı­nın. Sı­cak­ta ken­di­miz­den ge­çi­yo­ruz. Yeni pişen ek­mek­ten ve­ri­yor birer tane fı­rın­cı. Çay da dol­du­ru­yor dub­le­sin­den. Kar­nı­mı­zı sıcak ek­mek­le ve çayla do­yu­ru­yo­ruz. Ha­ya­tım­da ye­di­ğim en güzel ekmek, iç­ti­ğim en güzel çay. Kı­ya­fet­le­ri­miz de han­diy­se ku­ru­du. Ya­şa­ma se­vin­ci­ kıl­cal da­mar­la­rı­mız­da… Kor­kunç bir ge­ce­yi ge­ri­de bı­rak­mı­şız. O kor­kunç ka­ran­lı­ğın ar­dın­dan tap­ta­ze bir gü­nı­şı­ğı ay­dın­la­tı­yor yü­zü­mü­zü.

Eve var­dı­ğım­da ba­kı­yo­rum, annem pen­ce­re­de beni bek­li­yor.

Gi­rin­ce “Ner­de­sin ülen sen?” diyor.

“Ha­rım­lar­day­dık ana, sal­yan­goz top­la­dık”.

“Sal­yan­go­zun bat­sın senin, sa­ba­ha kadar mı sürer bu? “

“ Yok ana.” di­yo­rum. “So­ka­ğa çıkma ya­sa­ğı var ya o yüz­den sa­ba­hı bek­le­dik eve gel­mek için.”

“İyi madem öy­ley­se…”diyor anam. “Çıkar üs­tün­de­ki­le­ri de yat çabuk. Sabah okul var.”

Ya­tı­yo­rum, hemen uyu­mu­şum. Uya­nır uyan­maz hemen sal­yan­goz te­ne­ke­si­nin ya­nı­na ko­şu­yo­rum. Bir de ne gö­re­yim!.. İçinde tek bir sal­yan­goz bile kal­ma­mış.

“Gitti bizim emek­ler,” diye dü­şü­nü­yo­rum.

Hemen ba­ğı­rı­yo­rum anama, “Gel bu­ra­ya. Sen dök­tün değil mi bu sal­yan­goz­la­rı?”

“Yok oğlum” diyor anam. “Ben ne diye dö­ke­yim. “

“Eee, kim döktü o zaman?”

Sonra ba­kı­nı­yo­rum sağa sola, ara­nı­yo­rum. Bir de ne gö­re­yim. Bütün sal­yan­goz­lar as­ma­nın dal­la­rın­da.

“Ana çabuk gel bak” di­yo­rum. “Sal­yan­goz­lar firar etmiş.”

      

Yorum yaz

Salyangozlar Firar Etmiş – Ahmet Egesel (2 Yorum)

  1. Öncelikle anı/öykü harika.

    Ikincisi; on yıl kadar oluyor,sizden iyi olmasın,iyi bir arkadaş tutturdu “Size ziyafet çekecem!!!” Gerek yok dedikçe, ısrar. Hadi bir başka ortak arkadaşla çıktık gittik. Hoş beş, masaya oturduk. Mutfaktan güzel kokular geliyor.

    Az sonra servis başladı. Merak bu Ya.

    -Bu ne eti?

    Yanıt

    -Salyangoz. Ziyafet çekecez dedik ya kardeşim.

    Kendime geldiğimde sokak kapıyı kapatıyordum.

    Arkadaşlar ziyafete devam etmiş, anlata anlata bitiremedilerdi.

    Ben de iş yok anlaşılan.

  2. .. .
    yağmur altında gezineyim derken
    üşütüverdi mezarlıkta
    salyangozcuk
    n.ü
    .. .
    Oruç Aruoba ustaya rahmetle..😥

%d blogcu bunu beğendi: