Salih Gözek, Şiirleriyle Yüreğimizde Pencere Açıyor

Salih Gözek, Şiirleriyle Yüreğimizde Pencere Açıyor

Salih Gözek, Ocak 1953’te Tire’de doğdu, ilkokulu Tire’de, Ortaokulu Tire ve İzmir’de okudu 1973 Haziran’ında Ankara Yenişehir Sağlık Koleji’nden mezun olup Yozgat’ta Radyoloji (Röntgen) Teknisyeni olarak Devlet Memurluğuna başladı ve Kütahya, Ankara, (tekrar) Kütayha, Nazilli’de görevine devam ederken 1981’de istifa etmek zorunda kaldı ve Oto Boyacılığı yaptı, 2 yıl sonra yeniden memuriyete dönerek İzmir’de bir kamu bankasında Röntgen Teknisyenliğini sürdürerek 1996’da emekli oldu. 1991’de Anadolu Üniversitesi İktisat bölümünü bitirdi ve emeklilik sonrası Mali Müşavirliğe başladı, Fethiye’de sürdürdüğü işini 2007 Yılında sonlandırdı, 2008’de Tire’ye yerleşmekle birlikte yaşamını Fethiye, Tire ve İstanbul’da sürdürdü, bu süreçte değişik işletmelerde Muhasebe Müdürlüğü yaptı. Halen Tire’de yaşıyor. 2006’da Fethiye’de bir gurup arkadaşıyla “Paspatur Sanat Edebiyat Dergisi”ni 12 sayı çıkardılar.

Şiire 2000 yılında başladı ve devam ediyor. Şiirleri Afrodisyas Sanat, Berfin Bahar, Kasabadan Esinti, Tmolos, Yaşam Sanat, Adabelenliler Dernek, Silgi Dergilerinde yayımlandı / yayımlanıyor. 2 şiir kitabı basıldı, basıma hazır dosyaları mevcut.

Şiir anlayışı

Şiirde imgenin gücüne inanır, her şiirin bir öyküsü / öykü taşıması gerekliliğine önem verir, şiirin bir kez okunmasını değil birden çok okunarak anlaşılmasını ve yorumlanmasını ister ve şiirine yapılan yorumlar bu yöndedir. Şiirinde çokça göç teması öne çıkar. Şiir isyandır / başkaldırıdır düzene, yaşanmışlığa….

Kitapları

“Bir Pencere Aç / Owo yayınları, 2006”

“Yüreğimdi Eşikte Bekleyen / Ceres Yayınları 2015”

 

SEMENDER MESELİ

suretiniz silinmiş o kadim

coğrafyadan

samansarısı ömrünüzde

kaç acının salâsı var

 

sancınız büyüdükçe ne

çok göçtünüz sıladan

sesinizde sufle bir ıslık /

bozkırlara düşerdi yolunuz

sızı’lardan kaçıyorken

savunmasız savrulurdunuz

 

sebepsiz acılara diyettir

kimliksiz suskunun cezası

simsiyah bir gelecek

vuruyor kıyılarınıza…

son durağa gelmeden

kırılsın o darağacı sehpası

 

sisi örter şehrinize sadist

bir siyaset

sütten kesilmiş bebelerdir

hep sunaklarında tiranın

sokaklarda yalanı sinsi bir

cami küstahlığının

 

semender meseli /

kurtulunmaz kuyruğu

bırakmakla

sobelenmeden yuvasız

serçeler gibi ortalıkta

söz bitsin / sarnıçlarda

biriken öfkemiz patlasın

 

soralım, “nedir bu yağma

talan” / yıkılsın sesduvarı

susmak onarmaz kirliliği

sapakta kırılır hep gölgeler

sıyrılıp ertelenmiş

sabrımızdan / dağlara türkü

salınsın saklayıp örtün üstünü /

zamanı değil şimdi ağıtların

      

Yorum yaz