Şairdir, Ne Yapsa Yeri midir?-Feyza Hepçilingirler

Fahriye Abla niye Erzincanlıya varmış? Fethi Naci sormuştu bu soruyu; yanıtını da o vermişti: “Kafiye yüzünden….” Öyle ya, niye İzmirliye, Siirtliye, Erzurumluya, Sivaslıya varmamıştı da Erzincanlıya varmıştı Fahriye Abla?

“Gönül verdin derlerdi o delikanlıya” dizesiyle uyak oluşturmak üzere,

“En sonunda varmışsın bir …”

“Nereli olsun?” diye düşünmüş müdür Ahmet Muhip Dıranas? Yoksa birden mi aklına gelmiştir? Gerçekten en uygun uyağı bulmuş çünkü: “Erzincanlıya”. Hem ölçüye uygun hem dört ses benzerliğiyle zengin uyak…

Dedim: “Ah!”ta olabilir; “Uyak Kazaları” adlı bir yazıda uyak uydurmak uğruna düşülen yanlışları irdelemiştim. Şiirlere dokunmamıştım ama… Uyak uğruna anlamsızlaşan şarkı sözlerinden örnekler vermiştim. Şiirlere niye dokunmamıştım? Şairlerin kendilerinden değilse de onlara toz kondurmayan hayranlarının hışmından çekindiğim için. Pek haksız olmadığım, bir süre sonra kendiliğinden ortaya çıktı.

Cumhuriyet’te Türkçe Günlükleri’ni yazarken edebiyat öğretmeni bir okurumun sorusu üzerine, Yahya Kemal’in ünlü Sessiz Gemi şiirindeki,

“Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol” dizesinin, bir önceki,

“Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol”a uydurulmak üzere böyle yazıldığını; yoksa gemiyi uğurlarken sallanan şeyin “kol” değil, “el” olması gerektiğini yazmıştım da Yahya Kemal hayranları yaylım ateşine tutmuştu beni. Haksız da değillerdi hani! Ben kim oluyordum da koskoca Yahya Kemal’de yanlış bulmaya kalkıyordum?

Doğrusu şairlere şimdi de pek karışmak istemem. Bu yazıda da cesaretini kutladığım Rıza Aslan’ın yakında yayımlanacak kitabından yararlanacağım. “Özensiz Dizeler” adlı kitabında pek çok şiiri tek tek incelemiş Aslan. Sözdizimini şiir haline getiren sapmalara, sözcük değişimlerine, sözcük türetmelere, bilerek yapılmış değişikliklere, alışılmamış bağdaştırmalara, kırılmalara, aktarmalara, eğretilemelere, imgelere dokunmamış. Sadece anlatım bozukluklarını, kitabına verdiği adla söylersek özensiz dizeleri göstermiş. Yine de çok tepki alacak; biliyorum. Kendisine de yazdım:

“‘Özensiz Dizeler’, başta hatalı örneklerin alındığı dizelerin sahipleri olmak üzere, birçok kişiyi çok sinirlendirecek ama başta yine hatalı dizelerin (yaşayan) sahipleri olmak üzere birçok kişiyi bilgilendirecek bir çalışma olmuş.”

En çok da şiir yazmaya yeni yeni heveslenen gençlere seslenecek. Şiirin her türlü hatayı kaldırdığı, şairin dilden sorumlu olmadığı yolundaki kanıyı yıkacak. Şair elbette ve öncelikle diline karşı sorumludur. Dili zenginleştirme çabası içinde olduğunu söyleyerek dili yıpratmaya ne şairlerin hakkı vardır ne de başkalarının.
Şairdir diye hiç kimse, “sağlamak” sözcüğünün olumlu anlamlar için kullanıldığını, olumsuz anlam söz konusu olduğunda “yol açmak, neden olmak” gibi farklı bir sözün kullanılması gerektiğini bilmekten “muaf” değildir. Muaf deyince… Osmanlıcaya meraklı şairler ve şair adayları da dikkatli olmak zorundadır. Anlamı tam bilinmeden kullanılan “arkaik” sözcükler kullananı küçük düşürebilir. Arkaik diyerek batı kökenli sözcüklere karşı da aynı dikkatin gösterilmesi gerektiğine işaret etmiş olayım.

Ne kadar ünlü olursa olsun “ekmek” ve “dikmek” arasındaki farkı bilmek zorundadır şair.

Sunay Akın:

“Arka duvarın dibinde

Sarmaşık tohumu dikmiş annem” dediğinde, “Tohum ekilir; dikilen şey tohum değildir, fidandır” demek, şairin özgürlüğünü kısıtlamak olmaz.

Rıza Aslan, Arife Kalender’in,

“Sana göstermeden kıvılcım çaldım gözlerinden” dizesindeki “sana göstermeden” sözünü gereksiz bulmuş. “Çalmak ‘gizlice almak, kimse görmeden almak’ anlamını içerir” deyip, “kıvılcım çaldım gözlerinden şeklinde yazmak daha doğru olmaz mı?” diye soruyor. Ses tartımını zedelemeden “çaldım” yerine “aldım” demek de gereksiz kullanım ortadan kaldırır aslında.

Melih Cevdet Anday’ın,

“Merhaba arpacı kumrusu

Düşünüp dur bakalım ispinoz kuşu” dizelerinde “ispinoz”un “kuş” olduğunun yeniden belirtilmesinin gereksiz olduğunu da söylemiş Rıza Bey.

küçük İskender’in,

“Çınar ağaçları ölüm orucunda” dizesindeki “ağaç sözcüğünü de aynı nedenle gereksiz bulmuş.

“Bir hamsi balığı / Zıplıyor karadeniz’den” dizeleri M. Reyman’ınmış. Burada da “hamsi” dedikten sonra “balık” demenin gereksiz olduğu vurgulanmış. Doğrudur; hatta bildiğim kadarıyla Karadenizliler “hamsi”ye “balık” demeyi bile bir çeşit hakaret sayarlar. Onların gözünde bütün balıklar bir yanda, hamsi öbür yandadır.
“Hanginiz bilir benim kadar

Karpuzdan fener yapmasını” der ya Orhan Veli. “Yapma-sı” sözcüğündeki “-sı”, iyelik ekidir; dolayısıyla bir sahiplik gerektirir. Benzer bir yanlışı Cahit Külebi’nin dizelerinde bulmuş Rıza Aslan:

“Benim doğduğum köylerde
İnsanlar gülmesini bilmezdi”

Benim “Yangın yanarken, ölü ölürken” örnekleri üzerinden vermeye çalıştığım bir yanlışı da M. Fikret Ünlüer’in “Kar yağmasın, buz donmasın” dizesinde göstermiş. Doğrudur; su donunca buz olur ama buz yeniden donmaz.

Benzer bir mantık yanlışlığı Nevzat Çelik’in,

“Ne olur işçi kadınım

Az yumuşak dik

Şu kefenin yakasını” dizelerinde de var. Kefen biçilen bir şeydir ama dikilmez. O yüzden yakası falan da olmaz. Yaka olsa da zaten “yumuşak dikmek” diye bir dikme biçimi yoktur.

Toparlayayım: Şiir sözün damıtılmış biçimidir. Şair olmak kimseye Türkçeyi yanlış ve kötü kullanma yetkisi vermez.

      

Yorum yaz

Tavsiye

Havlu – Mehmet Önder