Sahi Biz Kimiz? / Barış Erdoğan

Sahi Biz Kimiz? / Barış Erdoğan

Sahi Biz Kimiz?

Barış Erdoğan

dev­le­te yüküz, iki be­de­ne gü­ver­cin
(b.e.)

Gök­yü­zü­ne bakıp bakıp hayal kur­du­ğu halde yer­yü­zü­nün far­kın­da ola­ma­mak saf­dil ha­yal­pe­rest­le­re öz­gü­dür. Bun­la­rın hayat ku­ma­şın­da dikiş iz­le­ri olsa da zik­zak­lı­dır. Emma Bo­vary ve Don Kişot’u kü­çüm­se­me­sem de, ken­di­mi on­la­rın ya­nın­da güçlü ha­yal­pe­rest­ler­den biri ola­rak gö­rü­rüm. Ne var ki Ga­li­leo’nun te­les­ko­bu­nu elime tu­tuş­tur­sa­lar gör­dük­le­rim değil de hayal et­tik­le­rim çıkar kar­şı­ma. Bir kez Ta­ki­yüd­din kı­lı­ğın­da gel­miş, Top­ha­ne sırt­la­rın­da ra­sat­ha­ne kur­muş­tum ki za­ma­nın din adam­la­rın­ca fetva çı­kar­tı­lıp ra­sat­ha­nem yerle bir edil­di. Hak­kı­mı ye­me­ye­yim, par­şö­me­nin ilk kul­la­nıl­dı­ğı yerin Ber­ga­ma ol­du­ğu bel­le­ğim­de şark çı­ba­nı. Sa­de­ce bun­lar mı? Öteki Renk­ler’de, “İnsan ne kadar sı­kı­lır­sa o kadar hayal kurar.” diyen Orhan Pamuk’tan da ha­be­rim var, “At şarkı söy­le­ye­me­di­ği için mut­suz mudur? Hayır.” diyen Epik­te­tos’tan da. Öyle ki Fran­sız­la­rın bir yu­du­mu­nu iksir say­dık­la­rı -hay­di ben sa­rı­nın bir tonu di­ye­yim ren­gi­ne- Chart­re­use ren­gin­den de ha­ber­dar­dım. Ya­nıl­dı­ğım, ce­ha­let kok­tu­ğum yer­ler ol­ma­dı­ğı değil. Min­ya­tür­le il­gi­li bir so­ru­ya “mi­ni­um” ye­ri­ne “mini, mi­ni­mum” kav­ram­la­rı­nı kul­la­na­rak cevap ver­dim ki ayı­bı­mı hiç­bir top­rak ör­te­mez. Min­ya­tür us­ta­la­rı Mat­rak­çı Nasuh’a, Levni’ye say­gı­sız­lık­tı. Bari “mi­ni­um”un kır­mı­zı renk­te kur­şun oksit ol­du­ğu bil­gi­si­ni dü­şe­yim de ayı­bı­mın ağır­lı­ğı­nı ha­fif­le­te­yim. (Hayat ha­ya­lin de öte­sin­de, ömür ra­fı­na diz­dik­le­ri­miz­miş. Ha­ya­tın kos­ko­ca bir an­la­mı var. Yok di­yor­sa­nız bal­ta­nı­zı kapıp ha­yal­le­ri­mi kır­ma­ya gelin. Ha­yal­le­rim çok katlı sırça bir köşk.)

Gök­yü­zü­nü çizip çizip ka­nat­mak, söz­cük­le­ri­nin bo­ya­sı akan şi­ir­ci­le­re öz­gü­dür. Yağ­mur ye­ri­ne kan dam­la­la­rı dü­şe­ce­ği umu­duy­la ha bugün yağdı ha yarın di­ye­rek çev­re­le­ri­nin vak­ti­ni ça­lar­lar. Hayat ku­maş­la­rın­da yedi renk­ten eser ol­ma­dı­ğı gibi ku­maş­la­rı­nın bük­lüm yer­le­rin­de pot­la­rı çok­tur. ( Pyt­ha­go­ras’ın ev­re­nin te­me­li­ni an­la­mak için ma­te­ma­ti­ğe ih­ti­yaç var dü­şün­ce­sin­den ha­ber­dar ola­cak­la­rı­nı san­mı­yo­rum. “Ey derin kav­ra­yış sa­hip­le­ri, dü­şü­nün!” diyen İbn Rüşd’ün adın­dan da. Benim gibi bir ha­yal­pe­res­tin ha­yal­le­ri­ni çal­mak için ayın hilal ol­ma­sı­nı bek­ler­ler.)

Gök­yü­zü­ne bak­ma­nın ya­nın­da gü­ne­şe bir ayna tutup ışı­ğın­dan ya­rar­lan­mak bilim in­san­la­rı­na öz­gü­dür. Onlar kendi ay­dın­lık­la­rın­da ça­lı­şır, ka­ran­lık­ta kal­sa­lar da çev­re­le­ri­ne zihin ay­dın­lı­ğı ta­şır­lar. Bir ka­ran­lık kuyu gör­se­ler, vakit ge­çir­me­den ışık­la­rı­nı kör ku­yu­la­rın ka­ran­lı­ğı­na tu­tar­lar. (Benim gibi ha­yal­pe­rest­le­ri önem­se­mez­ler. Hak­la­rı da var.)

Bir de, bo­ya­la­rıy­la fark­lı bir dün­ya­nın ka­pı­la­rı­nı açan res­sam­lar var­dır. Kimi zaman yap­tık­la­rı üzüm sal­kım­la­rı­na, duvar ba­şın­da kıv­rı­lıp yatan ke­di­le­ri­ne do­kun­ma­ya ya da dal­la­rın­da­ki kuş cı­vıl­tı­la­rı­nı din­le­me­ye kal­ka­rız. Onlar duy­ma­yan­la­rı sa­ğır­lık­la suç­la­maz­lar. Bo­ya­la­rı resme nasıl dö­nüş­tür­dük­le­ri­ne akıl sır er­di­re­me­sek de on­la­ra hay­ran­lık du­ya­rız. (Benim gibi ha­yal­pe­rest­le­rin baş­ta­cı­dır­lar.) Bir de üç­gen­le­ri­nin iça­çı­la­rı top­la­mı­nı 180 de­re­ce­nin üs­tü­ne çı­ka­ran ma­te­ma­tik­çi­ler var­dır ki mu­ci­ze­le­ri­ne akıl sır ermez. O mu­ci­ze­le­ri gö­re­bil­mek için ya ka­ran­lı­ğı gören kör­ler­den biri ol­ma­mız ya da akıl sağ­lı­ğı­mı­zın ye­rin­de ol­ma­sı ge­re­kir. (Benim gibi ha­yal­pe­rest­le­rin bu mu­ci­ze­le­re kafa yor­ma­sı­na izin ver­me­yin.)

Ölü can­lar­dan söz et­me­di­ğim için bana kı­rı­lan­lar ola­cak. Onlar bana Gogol’un di­liy­le, “Bizim ha­ya­tı­mız nedir? İçi keder dolu bir vadi.” de­dik­çe on­lar­dan uzak du­ru­rum.

Not: İş bu yazı -not ha­riç- 426 ke­li­me­den iba­ret­tir. Oku­ya­nı dü­şün­me­ye sevk et­ti­ği­mi dü­şü­nü­yo­rum. Yok sevk ede­me­diy­sem “mi­ni­mum-mi­ni­um”daki ya­nıl­gı­yı ya­şa­rım. Ya­zı­ya son nok­ta­yı ko­yu­yor­dum ki “ke­li­me”nin “lafz, söz” an­la­mı dı­şın­da “ya­ra­la­mak, tesir etmek” an­lam­la­rı­nın da ol­du­ğu bil­gi­si­ne ulaş­tım.

 

      

Sahi Biz Kimiz? / Barış Erdoğan (1 Yorum)

  1. Hayalleriniz aydınlıklara ışık tutsun dileğimle saygılar.

%d blogcu bunu beğendi: