Plaj Ma­gan­da­sı | Yayla Boztaş

Araba, ters yön­den hızla deniz ke­na­rın­da­ki cad­de­ye girdi. Bal­kon­la­rın­da, deniz ke­na­rın­da kah­val­tı ya­pan­lar, gü­rül­tü­lü mü­zi­ğiy­le geçen bu hızlı ara­ba­nın ar­ka­sın­dan me­rak­la ba­ka­kal­dı­lar.

Mü­zi­ğin gü­rül­tü­sü ke­sil­me­di ama araba park edecek yer bul­mak için baş­lan­gıç­ta­ki hı­zı­nı azalt­tı. Hafta sonu ol­du­ğu için her taraf do­luy­du. Park ya­pıl­maz lev­ha­sı­nın yanı sıra de­ni­ze bakan ev­le­ri­nin man­za­ra­sı ka­pan­ma­sın diye ev sa­hip­le­ri de en­gel­le­yi­ci ön­lem­ler al­mış­lar­dı. Sü­rü­cü bir­den güzel bir yer bul­ma­nın se­vin­ciy­le park ha­zır­lı­ğı­na baş­la­dı. Tek katlı, geniş pen­ce­re­li evin önün­de yer vardı. Tam oraya yer­le­şir­ken “LÜT­FEN PARK YAP­MA­YI­NIZ” ya­zı­sı­nı gördü. Kısa bir du­ra­la­ma bile ge­çir­me­den söy­len­me­ye baş­la­dı. “Sana so­ra­cak­tım, ku­rul­muş­su­nuz de­ni­zin di­bi­ne, ney­miş önü­nüz ka­pa­nı­yor­muş. Hadi ordan be! Park yap­ma­ya­cak­mı­şız. Yok yaa! Daha da neler!”

İçer­den müzik gü­rül­tü­sü­nü duyan yaşlı kadın bas­to­nu­na da­ya­na­rak bal­kon ka­pı­sı­nı açtı. Boş yere gir­me­ye ça­lı­şan sü­rü­cü­yü uya­ra­cak oldu: “Oraya park yapma oğlum, önümü ka­pa­ta­cak­sın!” Sö­zü­nün bit­me­si­ne izin ver­me­den “Ta­pu­su­nu al­ma­dım ya! İşimiz bit­sin gi­de­riz elbet. Bugün de de­ni­zi görme ne ola­cak!” dedi adam. Yet­mez­miş gibi “Allah’ın mo­ru­ğu!” diye mı­rıl­dan­dı.

Ar­ka­da otu­ran ka­rı­sı­na, kı­zı­na, “Hadi dö­kü­lün ba­ka­lım, deniz bizi bek­li­yor, yal­lah, de­ni­ze!” der­ken, ya­nın­da­ki oğ­la­na da “Koçum da de­ni­ze gi­re­cek­miş bugün. Erkek gör­sün de­niz­de­ki­ler. Sa­vu­lun kız­lar, biz ge­li­yo­ruz!” di­ye­rek sı­rıt­tı.

Küçük oğ­la­nın elin­den tu­ta­rak tam cad­de­den deniz ya­nı­na ge­çe­cek­ken ka­rı­sı ses­len­di: “Ne­re­ye gi­di­yor­sun dur bekle, bu kadar eş­ya­yı kim ta­şı­ya­cak?” Adam is­tek­siz geri döndü. “Ver o zaman ne bek­li­yon?” diye ka­dı­nı azar­la­dı. Onun uzat­tı­ğı buz­luk çan­ta­sı­nı is­tek­siz­ce aldı, yola ko­yul­du. Kadın dolu bir po­şe­ti sağ eline aldı, deniz ya­ta­ğı­nı, şem­si­ye­yi ko­lu­nun al­tı­na sı­kış­tır­dı, ko­ca­sı­nın pa­let­le­ri­nin ol­du­ğu çan­ta­yı ver­di­ği küçük kızın elin­den tuttu. Cad­de­yi geçip ken­di­ni bek­le­me­yen ada­mın ar­ka­sın­dan yü­rü­dü.

Adam ayak­ta di­ki­lip uzun uzun kum­sal­da­ki in­san­la­ra baktı. Bir­kaç bi­ki­ni­li kızın ya­nı­nı gö­zü­ne kes­tir­di, buz­lu­ğu boş yere koydu. Ko­ca­sı­na ye­ti­şen kadın onun yer­le­şe­ce­ği yeri be­ğen­me­di­ği­ni yüz ifa­de­siy­le belli ede­cek­ti ki ada­mın ters ba­kı­şı­nı görüp sustu. Elin­de­ki­le­ri yere bı­ra­kıp çan­ta­dan çı­kar­dı­ğı hav­lu­la­rı, ha­sı­rı yaydı. Adam şem­si­ye­yi ka­dı­nın elin­den alıp kur­ma­ya ça­lı­şır­ken en kibar hâ­liy­le kız­la­ra dönüp “Sizi ra­hat­sız et­me­yiz değil mi?” diye sı­rıt­tı. On­lar­dan gelen umur­sa­maz bir omuz silk­me­yi olur diye kabul ede­rek abar­tı­lı güç gös­te­ri­le­riy­le elin­de­ki­ni kuma göm­me­ye baş­la­dı. Adam her de­vi­nim so­nun­da on­lar­dan yana ba­ka­rak işini bi­tir­di. Kız­la­rın kendi ara­la­rın­da bir­bir­le­ri­ne göz kır­pa­rak gül­dü­ğü­nü gör­me­di. Pan­to­lo­nu­nu, göm­le­ği­ni sı­yı­rıp yere attı. Gö­zü­nün ucu hep kız­lar­day­dı. Kıllı gö­be­ği ma­yo­su­nun üs­tün­den aşa­ğı­la­ra sark­mış, be­li­ni tam kav­ra­ma­yan arka kıs­mın­da kı­çı­nın ça­ta­lı gö­rü­nen, iki çocuk ba­ba­sı bir adam alt ta­ra­fı ama, ken­di­ne yük­le­di­ği anlam öy­le­si­ne fark­lıy­dı ki. O şimdi bir­çok ka­dı­nın karşı du­ra­ma­ya­ca­ğı bir er­kek­ti. Ka­rı­sın­dan yana bak­ma­dan em­re­den bir sesle çı­kar­dı­ğı giy­si­le­ri al­ma­sı­nı, pa­let­le­ri­ni ver­me­si­ni is­te­di. Kadın kı­zı­na güneş kremi sü­rer­ken kalk­tı, “Bu zım­bır­tı­lar­la yüz­me­yi bil­mez ya. Gene de hava olsun diye taşır durur, biraz sonra ke­na­ra at­maz­sa ne ola­yım.” diye dü­şü­ne­rek pa­let­le­ri uzat­tı. Ko­ca­sı­nın bı­rak­tı­ğı iki bacak de­li­ğiy­le se­ki­ze ben­ze­yen pan­to­lo­nu­nu, göm­le­ği­ni yer­den aldı. Adam bu kez oğ­la­nın şor­tu­nu çı­kar­ma­sı­nı söy­le­di. Kadın yine elin­de­ki işi bı­ra­kıp ço­cu­ğun şor­tu­nu çı­kart­tı. İç ça­ma­şı­rı­nı sı­yı­rıp mayo giy­dir­me­ye ça­lı­şır­ken adam ters­le­di ka­dı­nı: “Bırak be bacak kadar çocuk! Çıp­lak girse ne olur ki? Hem yi­ği­din malı mey­dan­da olur.” dedi yine gö­zü­nün ucuy­la kız­lar­dan yana baktı.

De­ni­zi ar­ka­sı­na ala­rak kı­yı­da di­ki­lir­ken ka­dı­nı ya­nı­na ça­ğır­dı, te­le­fo­nu­nu eline verdi: “Hadi bize er­ke­ğim­le resim çek. Şöyle tut, bak de­ni­zi de çe­ke­cen, bü­tü­nü­mü­zü çek ha, yarım çık­ma­sın!” Kadın ür­ke­rek te­le­fo­nu aldı. Be­ce­rip çe­ke­mez­se azar­la­na­ca­ğın­dan kor­ka­rak te­le­fo­nu yü­zü­ne yak­laş­tır­dı. Adam bil­miş, öf­ke­li “Ne o ayna tutar gibi tu­tu­yon, bizi çe­ke­cen bizi. Al bizi te­le­fo­nun içine bas alt­ta­ki nok­ta­ya o kadar. Gören de filim çe­ke­cen sanır, hadi bek­let­me bizi!”
De­ni­zin için­de biraz yü­rü­yüp bir­den ken­di­ni bı­rak­tı. Gö­be­ği­nin suda çı­kar­dı­ğı sese dönüp ba­kan­lar oldu. Bi­ki­ni­li kız­lar da kı­kır­da­ya­rak bir­bir­le­ri­ne bak­tı­lar.

Kadın, kı­zı­nı kı­yı­ya gö­tü­rüp ko­va­sı­na kum ve su dol­dur­ma­sı­na yar­dım eti. Çö­me­lir­ken ıs­lan­ma­sın diye etek­le­ri­ni top­la­dı­ğı el­bi­se­si­nin sır­tın­dan ince bir ter akı­yor, kol­tuk al­tın­da­ki ıs­lak­lık git­tik­çe bü­yü­yor­du. Kum­sal, de­vam­lı ge­len­ler­le git­tik­çe ka­la­ba­lık­laş­mış, sıcak kum­la­ra ya­yıl­mış in­san­la­rın ara­sın­da sınır kal­ma­mış­tı ne­re­dey­se. Mavi; ku­ca­ğı­na do­lu­şan, çığ­lık ata­rak oy­na­yan, şa­ka­la­şan, ya­rı­şan çocuk, ergen, ye­tiş­kin bütün in­san­la­rı sa­bır­lı bir bilge gibi dal­ga­la­rıy­la ok­şu­yor­du.

Yazın en sıcak gün­le­rin­den bi­riy­di. Bütün in­san­la­rın de­ni­zin ku­ca­ğın­da se­rin­le­di­ği şu anda de­ni­zin ke­na­rın­da sır­tın­da ancak basma en­ta­ri­siy­le yü­rü­ye­bi­len; ete­ği­nin diz­le­rin­den yu­ka­rı sıy­rıl­ma­ma­sı­na özen gös­te­ren kadın de­niz­de­ki­le­re im­re­ne­rek ba­kı­yor­du. Bu kum­sal­da bütün in­san­la­ra yasak ol­ma­yan deniz, neden bir ona ya­sak­tı? Bu ka­la­ba­lık­ta tek onun el­bi­sey­le ol­ma­sı­nın an­la­mı neydi ki? “Madem de­ni­ze gir­me­ye­cek­tim neden gel­dim o zaman, bal­kon­da otu­rur, bu­nal­dık­ça soğuk su dö­kü­nür, ayak­la­rı­mı le­ğe­ne so­kar­dım. Kim­se­ler de bana böyle kü­çüm­se­ye­rek ba­ka­maz­dı. Ben bu­ra­da­ki­le­rin gö­zün­de gör­gü­süz, pı­sı­rık bir ka­dı­nım. Bazen TV prog­ram­la­rın­da kimi ka­dın­lar nasıl da bil­miş bil­miş ahkâm keser. “Hak edi­yor böyle ol­ma­yı. Karşı çık­sın ko­ca­sı­na, se­si­ni çı­kart­sın, hak­kı­nı ara­sın.” Bil­me­den ko­nu­şur du­rur­lar. Bil­mez­ler o ko­ca­nın, en küçük si­te­mim­de bile saç­la­rı­mı el­le­ri­ne do­la­yıp beni yer­ler­de sü­rük­le­ye­ce­ği­ni. So­nun­da sa­çı­mı tu­ta­ma­ya­ca­ğı kadar kısa kes­tim de kur­tul­dum ama onun için de dayak yedim, “Ne ulan bu erkek ço­cu­ğu gibi kafa, bana kadın lazım, en­se­si çıp­lak av­ra­dı ne ya­pa­yım ben?” Sa­çı­mı çe­ke­me­di ama bu kez gö­zü­mü çü­rüt­tü. Ba­şım­da­ki adamı ne­re­den bil­sin­ler ki! Bak biraz sonra yine baş­lar emir­le­ri say­dır­ma­ya. Bana bu­yur­duk­ça, beni de­ni­ze sok­ma­dık­ça, kü­çüm­se­dik­çe, önüm­den yü­rü­dük­çe güç­len­di­ği­ni sanır. Koca ayı! Sanki gör­mü­yo­rum ka­dın­la­ra nasıl bak­tı­ğı­nı. Ne di­ye­yim? Allah’ından bul­sun.” Kadın kı­zı­nın ya­nın­da otur­muş onun oyu­nu­nu sey­re­der­ken bun­la­rı dü­şü­nü­yor­du. Küçük kız ko­va­ya dol­dur­du­ğu kum­la­rı ters çe­vi­rip ku­le­ler ya­pı­yor, ara sıra be­li­ne kadar de­ni­ze gi­ri­yor, ba­ba­sı­nın yüz­dür­me­ye ça­lış­tı­ğı kar­de­şi­ne el sal­lı­yor, kı­yı­da de­be­le­nip du­ru­yor­du. An­ne­si onu de­ni­ze sok­mak is­te­se de ko­ca­sı­nın kı­za­ca­ğı­nı bil­di­ği için vaz­ge­çi­yor, onun yal­nız oğ­luy­la oy­na­yıp kı­zı­nı hiç dü­şün­me­yi­şi­ne içer­li­yor­du. Otur­du­ğu yerde ayak­la­rı­na ula­şan dal­ga­la­rın geri çe­ki­lir­ken sü­rük­le­di­ği kum­lar ta­ban­la­rı­nı gı­dık­lı­yor­du. Aynı dal­ga­lar için­de­ki sız­la­tan dü­şün­ce­le­re de­ği­yor, ört­me­ye ça­lış­tı­ğı ça­re­siz­li­ği­nin üs­tü­nü açı­yor­du. Gel­git­ler­den ne­re­dey­se be­li­ne kadar ıs­la­nan giy­si­si iyice üs­tü­ne ya­pış­mış­tı. Bir­den ada­mın sesi dü­şün­ce­le­ri­nin ara­sın­dan bir tokat gibi yü­zü­nü da­la­dı. “Hav­lu­mu ver!” Bütün aza­me­tiy­le ba­şın­da di­kil­miş, eği­lip almak ye­ri­ne ka­rı­sın­dan havlu is­ti­yor­du. Adam, ka­dı­nın uzat­tı­ğı hav­lu­yu alıp ço­cu­ğu ona doğru it­tir­di. “Al çabuk ku­ru­la, giy­dir üşü­me­sin.” De­niz­de çok kal­dı­ğı için, mo­ra­ran du­dak­la­rı, bü­zül­müş pi­pi­siy­le tit­ri­yor­du sıska oğlan. Kadın önce hav­luy­la sarıp ku­ca­ğı­na bas­tır­dı ço­cu­ğu sonra iyice ku­ru­la­dı, giy­dir­di. Adam elin­de­ki hav­lu­yu ka­dı­nın önüne attı. “Al bu ıs­lan­dı, ku­ru­su­nu ver!” dedi. O anda hav­lu­yu almak için eği­len ka­dı­nın vü­cu­du­na ya­pış­mış ıslak el­bi­se­yi fark etti.

El­bi­se­nin al­tın­dan iç ça­ma­şı­rı ve kal­ça­la­rı iyice belli olan ka­dı­na: “Sen de­ni­ze mi gir­din yoksa?” diye ba­ğır­dı. Ka­la­ba­lı­ğın gü­rül­tü­sün­den kimse “Kı­ra­rım senin ke­mik­le­ri­ni, na­mu­su­ma laf ge­ti­rir­sen öl­dü­rü­rüm seni kadın!” cüm­le­si­ni duy­ma­dı.

Bi­ki­ni­li kız­lar, şa­ka­la­şa­rak de­ni­ze koştu. De­li­kan­lı­lar, sev­gi­li­le­ri­ni omuz­la­rı­na bin­di­rip de­ni­ze attı. Su yü­zü­ne çı­ka­rıp sev­giy­le ku­cak­la­dı. Ço­cuk­lar kol­luk­la­rı­nı takıp ne­şe­li kah­ka­ha­lar, çığ­lık­lar­la çır­pı­nıp ma­vi­yi kö­pürt­tü­ler…Yüzme bil­me­yen­ler ayak­la­rı­nın yere değip değ­me­di­ği­ni kont­rol ede­rek sığ yerde yü­zü­yor­muş gibi yap­tı­lar. Yüzme bi­len­ler şa­man­dı­ray­la ay­rıl­mış kısmı ge­çe­rek küçük bir nokta olana kadar istek ve tut­kuy­la kulaç at­tı­lar derin su­lar­da.

Deniz, hep­si­ne gü­lü­cük­le­ri­ni gön­der­di serin kö­pük­le­riy­le; ku­cak­la­dı, öptü, sevdi. Hiç kimse ka­dı­nın yü­re­ği­nin kı­yı­sı­na vurup sönen dal­ga­la­rı gö­re­me­di.

      

Plaj Ma­gan­da­sı | Yayla Boztaş (3 Yorum)

  1. Her hikayeniz gibi bu da muhteşem Yayla Hn. cım elinize yüreğinize sağlık.
    Her gün onlarcası gözümüzün önünde.. Kahretsin ne zaman kadının da insan, bir birey olduğunun farkına varacaklar.. Ba asını göre göre yarın aynısını o ufacık çocuk ta uygulayacak.. Kısır döngü.. 🤔☹️

  2. Kutluyorum. Bildik bir konuyu çok güzel anlatmışsınız. Ama en güzel tümce de son tümce: “Hiç kimse kadının yüreğinin kıyısına vurup sönen dalgaları göremedi.” Belki de görmedi, görmek istemedi. Sağ olun öykü için.

%d blogcu bunu beğendi: