Ovanın Sessiz Tanıkları
Levent Aybars Özdemir

Ovanın Sessiz Tanıkları <br> Levent Aybars Özdemir

Geç­miş zaman bir daha gel­me­me­ce­si­ne akıp gi­den­dir, gel­me­ye­cek­tir.

“Ağ­la­rım, ağ­la­ta­mam, his­se­de­ri­m söy­le­ye­mem, dili yok du­var­la­rı­mın, artık bu son mev­si­mim­de kır­lan­gıç­lar, ser­çe­ler, sı­ğır­cık­lar­dır kırık cam­lar­dan içime girip sıcak tutan dost­la­rım.’’

Kış rüz­gar­la­rı­nın soğuk ne­fe­si, ova­dan çe­ki­lip ye­ri­ni ılık nisan yağ­mur­la­rı­na bı­rak­tı­ğın­da ova köy­le­rin­de bir te­laş­tır baş­lar. Yağ­mur­la­rın ar­ka­sı, bahçe ev­le­ri­ne göç za­ma­nı­dır, kü­çü­ğün­den bü­yü­ğü­ne her­ke­si bir telaş alır. Ev eş­ya­la­rı ile bir­lik­te sar­dun­ya­lar, kirli fa­di­me­ler, ka­ran­fil­ler, fes­le­ğen­ler­le be­ra­ber adeta yürek kı­pır­tı­la­rı da ta­şı­nır.

Ço­cuk­lar tozlu bahçe yol­la­rın­dan ko­şuş­tu­ra­rak kâh yağ­mur­da, kâh ça­mur­da ama hep se­vinç­le ve kah­ka­lar­la okul yol­la­rı­na ko­yu­lur­lar. Bir kış öksüz, yal­nız ve ses­siz kalan o bah­çe­ler, o bahçe yol­la­rı artık ka­vuş­muş­tur… Tu­lum­ba­lar, onlar da ses­le­riy­le ka­tı­lır­lar do­ğa­nın bu ses­siz sen­fo­ni­si­ne. Dön­me­ye baş­lar ley­le­ğin­den kır­lan­gı­cı­na göç­men kuş­lar, şen­le­nir ova ka­vuş­muş­tur se­si­ne.

Ül­ke­nin yok­tan var oluş kav­ga­sı­na denk düşen 19 Mayıs gel­di­ğin­de tozlu bahçe yol­la­rın­dan ev­le­re kağnı gı­cır­tı­la­rı, trak­tör ses­le­ri ara­sın­da göç baş­lar. Neler yok­tur ki ka­sa­lar­da, kağnı ara­ba­la­rın­da, eşek denk­le­rin­de…

“Kız Hatça! 5 nu­ma­ra gaz lam­ba­sı­nın yedek ca­mı­nı unut­ma­dın demi?”

“Unu­tur muyum hiç adam! Sen aldın mı goca ka­pı­nın inah­ta­rı­nı söyle bakem!”

Hiç bit­mez bu sorgu sual. Ama va­rıl­dı­ğın­da kopar kı­ya­met, unu­tul­muş­tur yine de bir şey­ler: Öğ­ren­ci ki­ta­bı­nı, ge­lin­lik kız ger­ge­fi­ni… Ana, kom­şu­lar otur­ma­ya gel­di­ğin­de ba­şı­na bağ­la­ya­ca­ğı güllü de­ğir­me­si­ni… Baba, yağ­lı­ğı­nı… Nene, serin ak­şam­lar­da om­zu­na ata­ca­ğı şa­lı­nı… Dede, sarma sarı tü­tün­den cu­va­ra­sı ile içer­ken pi­şi­re­ce­ği kahve man­ga­lı­nı.

Öde­miş’in bahçe ev­le­ri; oluk­lu ki­re­mit­li, ker­piç du­var­lı…

İncir, tütün, pamuk tar­la­la­rı­nın bir kö­şe­sin­de ba­şın­da dut, nar ağaç­la­rı­nın göl­ge­len­dir­di­ği tu­lum­ba­la­ra, hemen sa­ça­ğı­nın iki adım öte­sin­de mis ko­ku­lu ekşi maya ek­mek­le­rin pi­şi­ril­di­ği fırın; bir ta­ra­fın­da ra­za­ki üzüm bağ­la­rı, man­da­lin ağaç­la­rı ile yıl­lar­dır kom­şu­dur.

Damar damar olmuş ağaç ka­pı­yı açıp içeri adı­mı­nı­zı at­tı­ğı­nız­da, bir ta­raf­ta darı ve buğ­day am­bar­la­rı, öteki ta­raf­ta yağ küp­le­ri, beri ya­ka­da da ku­ru­tul­muş lap­la­rın dol­du­ru­la­ca­ğı keten çu­val­lar kar­şı­lar sizi.

Üst kat pen­ce­re­le­rin­de uç­la­rı dan­tel­li per­de­ler, pa­muk­tan dö­şek­le­ri ile yaşam oda­la­rı ku­ca­ğı­nı açar sa­hip­le­ri­ne. Bah­çe­ler­de köy­den ge­lir­ken özen­le ge­tir­dik­le­ri, fes­le­ğen­ler, kirli fa­di­me­ler, sar­dun­ya­lar, ka­ran­fil­ler yer­le­ri­ne ka­vu­şur, ilk su­la­rı ve­ri­lir, has­ret bit­miş­tir artık.

İlk gün köşe bucak sü­pü­rü­lür, kış­tan kalan rüz­gar­la­rın da­ğıt­tı­ğı dal­lar, otlar, kuru yap­rak­lar top­la­nır, fırın bi güzel elden geçer, ge­re­kir­se yeni baş­tan içi sı­va­nır, pen­ce­re ka­pak­la­rı sağ­lam­laş­tı­rı­lır, fı­rı­na odun ha­zır­la­nır…

Şim­di­lik ha­zır­dır her­ şey yeni ya­şa­ma.

İlk akşam, bir­kaç gün ön­ce­den göçen kom­şu­lar bek­le­nir…

Çay­lar, kah­ve­ler eş­li­ğin­de koyu soh­bet­ler ya­pı­lır, “Duy­dun mu gız!..” diye.

Bahçe dö­nü­şü El­lez­ler’in Fik­ri­ye’nin söz kes­me­siy­le baş­la­yan de­di­ko­du ve mu­hab­bet­ler ağus­tos bö­cek­le­rin şar­kı­la­rı eş­li­ğin­de geç va­kit­le­re kadar sürer. Uzak­tan du­yu­lan bay­ku­şun sesi “Yarın sabah er­ken­den işe ko­yu­la­cak­sı­nız, kal­kın artık!” der gi­bi­dir.

“Allah ra­hat­lık ver­sin” te­men­ni­le­ri ile evli evine köylü kö­yü­ne da­ğı­lır.

Evin er­ke­ği ünler ar­ka­la­rın­dan: “Bunu say­ma­yız yine gelin, ha bi de unut­ma, gel­di­ğin­de Ça­kır­ca­lı’nın Güme Da­ğı’n­dan Na­zil­li’ye nasıl hop­la­dı­ğı­nı an­la­tı­ver­cen gari!”

Yarın ak­şa­mın soh­bet ko­nu­su bel­len­miş olur; hangi beh­çe­de kimin gayve soh­be­ti­ne denk ge­lir­se…

Tam uy­ku­ya da­lar­ken kış­tan kalan özde kur­ba­ğa­lar ‘hoş gel­di­niz’ sen­fo­ni­si­ne baş­lar… Öbür oda­dan evin ya­ra­maz oğ­la­nı, “Ana! Boz­cam o kur­ba­ğa­la­rın yu­va­la­rı­nı, bak gör sen!” diye ünler…

“Hiç olur mu öyle şey! Onlar bütün kış bek­le­di göz kulak oldu bur­ala­ra, hadi yum gö­zü­nü zıbar gari, yarın sabah köye okula git­cen, hadi bakem!”

5 nu­ma­ra gaz lam­ba­sı üf­le­nir, per­de­nin ara­lı­ğın­dan sü­zü­len ay ışı­ğın­da uy­ku­ya da­lı­nır.

Bazı ge­ce­ler uzak­tan uzak­tan, geç­miş­ten kalan efe­le­rin mav­zer, atlı pat­lar ta­ban­ca­la­rı­nın ses­le­ri… Usul­ca bahçe ev­le­ri­nin pen­ce­re­le­rin­den sü­zü­lür gi­bi­dir, pamuk yor­gan­lar usul­ca baş­la­rın üs­tü­ne kadar çe­ki­lir, güp güp atan yürek ses­le­ri ses­siz­ce din­le­nir.

Dört yol baş­la­rın­da koca ka­vak­la­rın al­tın­da gelip ge­çen­le­re soluk veren kır kah­ve­le­ri, mes­cit­le­ri ile yan yana koyun ko­yu­na yaşar gi­der­ ova­nın ses­siz ta­nık­la­rı, bahçe ev­le­ri.

      

Ovanın Sessiz Tanıkları
Levent Aybars Özdemir (1 Yorum)

  1. Yazının içeriğine otuz dokuz yıllık yaşamış tanığıyım. Yazının özü ilerleyen yılların teknolojik gelişmeleriyle aşınsa da kıyıda köşede kalmış çeşme, kahve,çınar ağacı öbekleriyle
    varlığını sürdürmektedir. 1985 yılından sonrasında daha yakından tanık oldum. Belleğimde derin izlenimler bırakmıştır. O yılları yeniden anımsatan sayın Levent Aybars Özdemir yazılı anlatarak kalıcı kılmıştır. Kendisini kutlar, resimlerle desteklenmiş kitapçık oluşturmasını beklerim. Dışarıdan bu ovaya gelenlerin gözlemlerinin daha değişik bir bakış açısı oluşturmaktadır. Kutlar, çalışmalarının sürmesini beklerim. Rahim GÜR

%d blogcu bunu beğendi: