Muhayyer Gelin / Halil Güney

Muhayyer Gelin / Halil Güney

MU­HAY­YER GELİN

Halil Güney

Bugün du­ruş­ma­lar erken bitti. Çar­şı­dan eşi­min si­pa­riş­le­ri­ni ala­yım, biraz da hava alı­rım. Sek­re­te­re not bı­ra­kıp çı­ka­ca­ğım.

Ofi­sin ka­pı­sın­da iki kişi be­lir­di.

“Biz avu­kat beye bak­tıy­dık!” diye içeri gir­di­ler.

“Bu­yu­run, benim. Otu­run, nasıl yar­dım­cı ola­bi­li­rim?”

“Biz bo­şan­ma da­va­sı için gel­dik.” diye söze baş­la­dı yir­mi­li yaş­lar­da olan genç kız.

Bizim hava alma işi er­te­len­di yine. Uma­rım si­pa­riş­le­ri de unut­mam. Ge­len­le­rin baba ile kızı ol­du­ğu an­la­şıl­dı. Ge­pe­genç, gü­zel­ce bir kız. Ne zaman ev­len­di de bo­şa­nı­yor ki!.. Bir yan­dan ki­bar­lık olsun diye, bir yan­dan da söze gir­mek için muh­te­mel ve­ka­let üc­re­ti­ni riske ata­rak:

“Bo­şan­ma­sa­nız olmaz mı, çok da genç­miş­si­niz!..” sözü, ağ­zım­dan ka­çı­ver­di.

“Biz daha ger­çek­ten ev­len­me­dik ki, sa­de­ce nikâh kıy­dıy­dık.”

Baba söze devam edi­yor:

“Sa­de­ce nikâh kıy­dık. Dü­ğü­nü daha sonra ya­pa­cak­tık. Ha­lı­la­rı kim ala­cak, yol­luk­lar, per­de­ler der­ken ka­ba­ğı yar­dık. İyi de oldu. Er­ken­den ta­nı­mış olduk. Kıs­mır bun­lar, o kadar zen­gin­li­ğin için­de…”

“Şey­tan gör­sün yüz­le­ri­ni!” diye öfke ve kır­gın­lık dolu bir sözle ba­ba­sı­nın sö­zü­nü ta­mam­la­dı bo­şa­na­cak olan müs­tak­bel mü­vek­ki­le­miz.

Bizim ve­kâ­let üc­re­ti de ke­sin­leş­ti gibi.

Ge­rek­li bil­gi­le­ri not aldım.

“Nüfus cüz­da­nı­nı­zı verir mi­si­niz?”

“Ya­nım­da değil.”

“Çok önem­li değil, ba­ba­nı­zın bil­gi­le­rin­den ya­za­rız. Ve­kâ­let için no­te­re gi­der­ken, mut­la­ka ya­nı­nı­za al­ma­lı­sı­nız .”

Ve­kâ­let üc­re­ti­nin bir kıs­mı­nı öde­yip:

“Bizim köy, Çe­le­bi­ler köyü. Nü­fu­su alıp ve­kâ­le­ti de yarın ge­ti­ri­riz.” di­ye­rek çık­tı­lar.

Sek­re­ter de ye­mek­ten döndü.

“Kızım, ben çı­kı­yo­rum. Artık dön­mem. Ara­yan olur­sa not alır­sın, çok önem­li bir şey ol­maz­sa arama. Yarın gö­rü­şü­rüz.”

“Güle güle avu­kat bey, ben idare ede­rim.”

Du­ruş­ma günü geldi. Ta­raf­lar yok. Karşı ta­raf­ta da bir mes­lek­taş var. Taraf ve­kil­le­ri hazır, başka gelen yok… Hâ­ki­me hanım yaz­dı­rı­yor. Rahat rahat otu­ru­yo­rum. Bana söz ve­ri­lin­ce:

“De­lil­le­ri­mi­zin top­lan­ma­sı­na karar ve­ril­sin.” di­ye­ce­ğim ama ha­ki­me hanım bu sefer, her za­man­ki gibi değil:

“Avu­kat bey, bo­şan­ma da­va­sı aç­mış­sı­nız!..” diye gü­lüm­se­ye­rek ba­kı­yor.

Allah Allah, bizim ce­va­bı­na hazır ol­du­ğu­muz şey bu değil. Şa­şır­dım, hemen to­par­la­ma­ya ça­lı­şa­rak ve zo­ra­ki gü­lüm­se­mey­le:

“Eeeee, onun için bu­ra­da­yız Hâ­ki­me hanım!”

“Ama sizin mü­vek­ki­li­niz bekar.” demez mi?..

Hâ­ki­me hanım du­ru­mun ta­dı­nı çı­kar­mak­tan pek ke­yif­li.

Ülen kaç yıl­lık avu­ka­tız, şu ha­li­mi­ze bak. Tam çu­val­la­dık. Bekâr olan kişi para verip de niye bo­şan­ma da­va­sı açsın. Sek­re­ter ha­nı­mın ku­lak­la­rı zonk­lu­yor­dur. Du­ruş­ma­dan önce dos­ya­ya gelen nüfus ka­yıt­la­rı­na neden bak­maz­sın? Ah be kızım, mas­ka­ra olduk res­men der­ken şi­rin­lik yap­ma­ya ça­lı­şa­rak:

“Bize evli ol­du­ğu­nu söy­le­di, ondan açtık.” de­yi­ver­dim. Çok da bir şeye ben­zer bir laf ol­ma­sa da ağ­zım­dan çı­kı­ver­di. Kar­şı­da­ki mes­lek­taş da hiç ka­rış­mı­yor, otu­ru­yor öyle. Şu içine düş­tü­ğü­müz du­rum­da yar­dım­cı da ol­mu­yor. Belki de için­den:

“Oh olsun!” mu diyor, bir bil­di­ği mi var bil­mi­yo­rum.

Hâ­ki­me hanım, du­ru­mun ye­te­rin­ce ta­dı­nı çı­kar­dı­ğı­na karar ver­miş ol­ma­lı ki:

“Neyse, köy muh­ta­rı tarla sür­me­ye mi gitti, pamuk mu top­la­tı­yor, kim bilir, işi çok­tur; ge­lecek cel­se­ye kadar nü­fu­sa iş­le­tir.” dedi.

Tabii yaa… Tüüh, nasıl akıl ede­me­dik. Hâ­ki­me hanım, altın harf­ler­den olu­şan söz­le­ri­ni yaz­dı­ra­rak iki ay son­ra­ya du­ruş­ma­yı er­te­ler­ken ayak­la­rım res­men yer­den ke­sil­di. O sı­kın­tı­lı du­rum­dan bir ha­fif­le­dim ki ne­re­dey­se hop­la­ya­ca­ğım. Hay senin gibi muh­ta­rın…

Gör­dün mü bak, şap­şal­lık bende de­ğil­miş. Köyün muh­ta­rı ni­kâ­hı kı­yın­ca def­te­ri nü­fu­sa iş­let­me­ye gel­me­yin­ce, biz de acele dava açın­ca bekâr gö­rün­dü, filan diye di­ye­ce­ğim ama kar­şı­da­ki mes­lek­taş ilk du­ru­şu­nu boz­mu­yor. Öy­le­ce otu­rup önüne ba­kı­yor. Otur ba­ka­lım.

Neyse, sek­re­ter hanım haf­ta­da bir iki kere dos­ya­ya ba­kı­yor; akıl­lan­dık artık ama akıl­lan­ma­yan, tarla takka işi hiç bit­me­yen biri var: Çe­le­bi­ler köyü muh­ta­rı. Ada­mın umu­run­da değil her­hal­de. Bizim du­ruş­ma günü geldi çattı.

Her­kes ye­ri­ni aldı. Tef gibi ger­gi­nim. Bizim mü­vek­ki­le gene bekâr. Şimdi hâ­ki­me hanım söz ve­rin­ce ne di­ye­ce­ğim?..

“Val­la­ha, haf­ta­da en az iki kere bak­tık.” desem ne ola­cak ki? Bizim kız gene bekâr…

Al­lah­tan, hâ­ki­me hanım, muh­ta­ra verdi ve­riş­tir­di. Kamu gö­re­vi­ni sav­sak­la­mak­tan vs vs… Muh­ta­ra zıl­gıt da içe­ren bir mü­zek­ke­re yaz­dır­dı.

“Avu­kat bey, siz de mü­vek­ki­li­ni­zi ça­ğı­rın, muh­ta­rı sı­kış­tır­sın­lar.” dedi.

Öbür avu­kat, en baş­ta­ki gibi… Ge­li­yor, gi­di­yor…

Dava, can sık­ma­ya baş­la­dı. Mü­vek­ki­le ile ba­ba­sı­nı ara­dık, çıkıp gel­di­ler. Du­ru­mu ken­di­le­ri­ne özet­le­dik, tam muh­ta­rın me­zi­yet­le­rin­den azı­cık da olsa der­ken…

“Avu­kat, biz sana söy­le­me­yi unut­tuk. Ni­kâ­hı bizim köyün muh­ta­rı kıy­ma­dı ki!.. Öbür ta­ra­fın kö­yü­nün muh­ta­rı kıydı.” demez mi?

İşler iyice ka­rış­tı. Da­va­yı açalı bunca zaman oldu, hiç iler­le­me yok; muh­ta­ra kı­zar­ken bir de yet­ki­siz ev­len­dir­me me­mu­ru çıktı.

Komşu köyün muh­ta­rı­nın ev­len­dir­me me­mur­lu­ğu yet­ki­si, ancak o köyün sı­nır­la­rın­da var. Başka yerde yet­ki­si yok.. Ne de­me­ye taaa ora­lar­dan gelip nikâh kı­yar­sın be adam.

So­lu­ğu hâ­ki­me ha­nı­mın oda­sın­da aldım key­fi­ye­ti an­la­tan bir di­lek­çe de elim­de ol­du­ğu halde. Hâ­ki­me hanım da şa­şır­dı öbür muh­ta­rın iş­gü­zar­lı­ğı­na. Celse ara­sın­da öbür muh­ta­ra da hemen bir yazı ha­zır­lan­dı. Tabii ona da ne işin var senin bu­ra­da ni­kah­ta gibi vs. Elin­de­ki ni­kah­la il­gi­li bel­ge­le­rin ge­re­ği ve bel­ge­le­rin gön­de­ril­me­si içe­rik­li yazı gön­de­ril­di.

Bir de ha­ki­me hanım, “Şu bekar mü­vek­ki­li­ni­zi ge­ti­rin; bir de öbür avu­ka­tı da ara­yın da ge­tir­sin mü­vek­ki­li­ni.” dedi gü­le­rek.

Artık günde iki kere dos­ya­ya bak­ma­ya baş­la­dık. Tez za­man­da bizi muh­tar­dan cevap geldi, tir tir tit­re­ye­rek:

“Ben yap­ma­dım, nikâh kıy­ma­dım, ihmal et­me­dim…”

Adam­ca­ğız, epey­ce kork­muş, suç du­yu­ru­su filan de­yin­ce. Gerçi, onun bir il­gi­si ol­ma­dı­ğı an­la­şıl­dı.

Bir­kaç gün sonra öbür muh­tar­dan da cevap geldi. O, biraz daha bil­giç.

“Ben yetki sı­nı­rı­mı bi­li­rim, ben git­me­dim, nikah da kıy­ma­dım…”

Nerde lan bu nikâh, nasıl ya­pıl­mış? Hiç duy­ma­dı­ğım şey­ler ba­şı­ma geldi. İşe bak. Ne dava aç­mı­şız ama!.. Çık ba­ka­lım işin için­den, nasıl çı­ka­cak­san. Me­rak­la du­ruş­ma­da ola­cak­la­rı bek­le­me­ye baş­la­dık.

“Da­na­nın kuy­ru­ğu kop­sun artık… di­yecek hale gel­di­ği­miz du­ruş­ma günü geldi çattı. Her­kes ye­ri­ni aldı, bi­zim­ki ya­nım­da. Da­va­lı ve­ki­li mes­lek­ta­şı­mın ya­nın­da da ol­duk­ça yaş­lı­ca bir dede… Ulan damat bu mu?.. Bir bizim kıza ba­kı­yo­rum, yir­mi­li yaş­lar­da; bir de de­de­ye ba­kı­yo­rum, kesin sek­sen var­dır. Dur ba­ka­lım bu gün neler ola­cak.

Açık du­ruş­ma­ya baş­lan­dı, bizim iş­lem­ler tamam, de­de­nin kim ol­du­ğu so­rul­du. Da­va­lı da­ma­dın de­de­siy­miş. Çok şükür, damat de­ğil­miş; damat da bu arada as­ke­re git­miş.

Ge­le­lim şu ni­kâ­ha, her iki muh­tar da “Ben nikâh kıy­ma­dım.” diyor. Peki, ni­kâ­hı kim kıydı?

Bizim kız or­ta­ya geçti. Ha­ki­me hanım, da­na­nın kuy­ru­ğu­nu ko­par­ma­ya ka­rar­lı, kim­lik tes­pi­tin­den sonra:

“Kızım, avu­kat tut­muş­sun ama her iki muh­tar da ‘Biz nikah kıy­ma­dık!..’ diyor. Bu nasıl iş? Senin ni­kâ­hın kı­yıl­dı mı, sen imza attın mı?”

“Attım, evet ni­ka­hım kı­yıl­dı.”

“Her­kes im­za­la­dı mı, fo­toğ­raf­lar ya­pı­şık mıydı?”

“Say­fa­nın için­de du­ru­yor­du fo­toğ­raf­lar, muh­ta­rın uhusu yoktu her­hal­de…”

Sa­lon­da ha­fif­çe bir te­bes­süm geçti, uhusu yoktu sö­zü­ne.

“Her­kes im­za­la­dı, ben de gös­te­ri­len yeri im­za­la­dım.”

“Ne ya­zı­yor­du?”

“He­ye­can­dan oku­ma­dım. Sa­de­ce adı­mın al­tı­nı im­za­la­dım.”

Bir an ak­lı­ma geldi, he­ye­can­dan ben de öyle yap­mış­tım. Adı­mın al­tı­nı im­za­la­mış­tım. Sa­nı­rım, sa­lon­da evli olan her­kes aynı sor­gu­la­ma­yı yaptı:

“Oku­dum mu, ne ya­zı­yor­du?

Hâ­ki­me hanım, esas def­te­ri­ni eline almış, gös­te­ri­yor:

“Böyle bir def­ter mi?”

O za­man­lar, ban­ka­la­rın ver­dik­le­ri yıl­lık ajan­da de­di­ği­miz bir şey gös­te­ri­yor:
“Yoksa bunun gibi mi?”

Kız, par­ma­ğıy­la ajan­da­yı gös­te­ri­yor.

“Evet, Bunun gibi…”

Ey­va­a­ah ki ne eyvah. Sahte nikâh ga­li­ba!.. Hâ­ki­me ha­nı­mın ka­fa­sın­da bir şey­ler oluş­muş ki so­ru­lar devam edi­yor. Artık o fikir bizde de oluş­tu. Dur ba­ka­lım, da­na­nın kuy­ru­ğu az sonra ne­re­den ko­pa­cak.

“İmza at­tı­ğı­nız def­ter sağ­dan sola sü­tun­la­ra filan bö­lün­müş müydü?”

“Yok, okul def­te­ri gibi,çizgi çiz­giy­di.”

Evet, iş ay­dın­lan­dı gibi. Biri ajan­da­yı almış eline, muh­tar­cı­lık oy­na­ma­ya kalk­mış. Az kaldı…

“Sen gel ba­ka­lım. Kim­sin, nedir bu olan­lar?

İhti­yar adam, sı­kın­tıy­la iki ta­ra­fa sal­la­na sal­la­na geldi gös­te­ri­len yere. Bizim kız­dan ta­ra­fa bir bakış at­tık­tan sonra:

“Bu kız çok güzel. Bizim torun gör­müş bir yerde; illa ki ola­cak diye tut­tur­du. Bizim torun evin tek ço­cu­ğu. Araya dü­nür­cü­ler koy­duk, kız evi­nin gön­lü­nü yap­tık, razı ettik.”

“Sa­de­de gel! Şu nikâh işini anlat. İki muh­tar da nikâh kıy­ma­dık diyor.”

“Bu kız çok güzel!..”

“An­la­dık, geç o kısmı be adam!”

“Bizim torun, bir evin tek ço­cu­ğu…”

“An­la­ta­cak mısın şunu? Uza­tıp durma!”

“To­ru­nun as­ke­re git­me­si­ne iki ay kal­mış­tı. Terör de çok. Allah mu­ha­fa­za, hep şehit ce­na­ze­le­ri… Ya bizim torun da… Allah mu­ha­fa­za… İki aylık gelin bütün mi­ra­sa ko­na­cak…”

İş iyice il­ginç bir hal al­ma­ya baş­la­dı. Sa­lon­da her­kes, pür dik­kat de­de­yi din­li­yo­ruz.

“Bizim kom­şu­nun oğ­lu­nun oku­muş­lu­ğu var­dır. Okul­da pi­yes­ler­de filan oy­na­mış. Bir çare arı­yo­ruz. Oğ­la­nın gönlü olsun diye. Kom­şu­mu­zun oğlu, muh­tar ol­ma­yı kabul etti.”

Sa­lon­da deh­şet ha­va­sı hâkim ol­ma­ya baş­la­dı. To­ru­nun iki ay­lı­ğı­na gönlü ola­cak diye, bir genç kızın üze­rin­de oy­na­nan oyun… O ana­nın ba­ba­nın kı­zı­na, bir genç kıza oy­na­nan çir­kin oyun… Tik­sinç bir ben­cil­lik… Ka­dı­na ba­kış­ta­ki çağ dı­şı­lık. Üffff ki ne üffff…

İhti­yar devam edi­yor:

“Şim­di­lik böyle ola­koy­sun. Oğ­la­nın gönlü olsun, sağ salim as­ker­den dö­ner­se, kız­dan da mem­nun ka­lır­sak hü­kü­met ni­kâ­hı­nı kı­ya­rız…”

Hâ­ki­me hanım da dâhil, sa­lon­da­ki­le­rin nev­ri­nin dön­me­ye baş­la­mış­tı. Deh­şet, vah­şi­lik, ben­cil­lik, il­kel­lik… Bu de­vir­de bu kafa!..

Ha­ki­me hanım se­si­ni yük­sel­te­rek:

“Ne yani, as­ker­den geri dö­ne­me­se veya mem­nun kal­maz­sa­nız geri mi gön­de­re­cek­si­niz?!!”

“Heeee…”

“Ne he­e­esi… Mem­nun kal­maz­sa­nız geri mi gön­de­re­cek­ti­niz?”

“Heee…”

“Pa­zar­dan MU­HAY­YER HAY­VAN MI ALI­YOR­SU­NUZ BE ADAM?”

“…”

“MU­HAY­YER GELİN Mİ OLUR? HANGİ DÜN­YA­DA YA­ŞI­YO­RUZ?..”

Ha­ki­me hanım, kendi hem­cin­si­ne ya­pı­lan ha­ka­re­te daha fazla da­ya­na­ma­dı, elin­de­ki ka­le­mi ma­sa­ya bir çarp­tı ki kalem ışık hızı ile bir yer­le­re uçtu gitti.

“Mu­hay­yer gelin… Mu­hay­yer gelin…”

“Yaz kızım! Du­ruş­ma tu­ta­na­ğı­nı da ekle… Çabuk bir suç du­yu­ru­su yaz, sav­cı­lı­ğa. Mü­ba­şir! be­ye­fen­di­yi de dı­şa­rı­da­ki po­lis­le hemen sav­cı­lı­ğa gö­tü­rün.”

Ne du­ruş­may­dı be!.. Hiç akla gel­me­yecek şey­ler olmuş. İyi ki yol­luk, perde kav­ga­sı çık­mış da oyun bo­zul­muş.

Bizim kıza ge­lin­ce, gene bekâr. Zaten hiç nikâh yok­muş­muş. Karar ve­ril­me­si­ne yer ol­ma­dı­ğı­na karar ve­ril­di.

 

16. 01. 2020 TİRE
Halil Güney

Muhayyer Gelin / Halil Güney (13 Yorum)

  1. Yüreğinize sağlık kalem elinizden düşmesin. Sende çok öykü vardır. Devam dost.

  2. Yüreğinize, kaleminize sağlık. Bir solukta okunacak bir öykü okudum.

  3. Ooooo damat kutlarım ne güzel bir hikaye olmuş, ilginç bir olay. Bu yazma yeteneği kullanılmalı. Devamını dilerim

  4. Sevgili hocam öyküyü BEN DE beğendim.Sağlıkla sevgiyle nice öykülere.

%d blogcu bunu beğendi: