Mizah Nereye Gidiyor? Ahmet Zeki Yeşil

Mizah Nereye Gidiyor? Ahmet Zeki Yeşil

Mizah Nereye Gidiyor?

Ahmet Zeki Yeşil

Mizah ne­re­ye gi­di­yor?

Es­ki­den bu soru so­rul­maz­dı. Çünkü mi­za­hın dur­du­ğu yer bel­liy­di. Son yıl­lar­da, bu soru sıkça so­ru­lu­yor. Demek ki, mizah bir yere doğru gi­di­yor…

Mi­za­hın ne­re­ye git­ti­ği­ni an­la­mak için ön­ce­lik­le, mi­za­hın ta­nı­mı­nı yap­mak ge­re­kir. Mizah, in­san­la­rı gül­dü­rür­ken dü­şün­dür­me sa­na­tı­dır. Daima mu­ha­lif­tir. “Za­yı­fın güç­lü­ye karşı kul­lan­dı­ğı bir sa­vun­ma si­la­hı­dır” da de­ni­le­bi­lir. Bu­ra­da amaç dü­şün­dür­mek, araç ise gül­dür­mek­tir. Amaç gül­dür­mek ol­say­dı, in­san­la­rı gül­dü­ren her şeyi mizah kap­sa­mın­da de­ğer­len­dir­mek ge­re­kir­di.

Mi­za­hın us­ta­la­rı mi­za­hı şöyle ta­nım­la­mış­tır:

Aziz Nesin, “Mizah, bir kız­gın­lık ese­ri­dir. Mizah de­yin­ce halk ya­ra­rı­na iş­le­vi olan gö­rev­ci mi­za­hı an­lı­yo­rum.”

Rıfat Ilgaz: “Mizah, güç­lü­nün başa çı­ka­ma­ya­ca­ğı tek silah. Ya ezen­den yana ola­cak­sın ya da ezi­len­den.”

Mu­zaf­fer İzgü: “Gül­me­ce, sı­nıf­sal­dır, sı­nı­fı­nı bil­me­yen gül­me­ce başka yere hiz­met edi­yor de­mek­tir.”

Oğuz Aral: “Mizah öyle bir şey­dir ki, ada­mın fi­ya­ka­sın bozar.”

Mizah ne­re­ye gi­di­yor?

So­ru­nun ya­nı­tı­nı bul­mak ama­cıy­la, mizah yol­cu­lu­ğu­mun baş­la­dı­ğı 80’li yıl­la­ra dön­mek is­ti­yo­rum. Bi­lin­di­ği gibi, 12 Eylül 1980 dar­be­sin­de büyük mağ­du­ri­yet­ler ya­şan­dı. Bu arada, an­ti-de­mok­ra­tik uy­gu­la­ma­lar­dan mizah da pa­yı­nı aldı. 1981 yı­lın­da, sa­de­ce iki tane mizah öykü ki­ta­bı çık­tı­ğı­nı bi­li­yo­ruz. Bu dö­nem­de mi­zah­çı­lar, si­ya­si ko­nu­la­rı iş­le­ye­me­dik­le­ri için gün­de­lik ko­nu­la­ra yö­nel­di. Böy­le­ce ma­ga­zin­leş­me ol­gu­su or­ta­ya çıktı.

1983 yı­lın­da, Ana­va­tan Par­ti­si’nin ik­ti­da­ra gel­me­siy­le mi­zah­ta kı­pır­dan­ma gö­rül­dü. Si­ya­si mizah ürün­le­ri arttı. Ül­ke­de­ki sos­yal so­run­lar (ör­ne­ğin iş­siz­lik) ele alı­nır­ken li­der­le­re da­ya­nan esp­ri­ler ya­pıl­ma­ya baş­lan­dı.

1990’larda, si­ya­si gön­der­me­le­rin ya­nın­da ab­sürd ko­nu­lar ve cin­sel­lik­le il­gi­li esp­ri­ler sıkça kar­şı­mı­za çıktı. Süreç içe­ri­sin­de cin­sel içe­rik­li mizah yay­gın­laş­tı.

Mizah ne­re­ye gi­di­yor?

2000’li yıl­lar­da, ile­ti­şi­min ve tek­no­lo­ji­nin hızla iler­le­me­si sa­na­tın bütün dal­la­rı­nı ol­du­ğu gibi mi­za­hı da olum­suz et­ki­le­di. Etik de­ğer­ler dö­nü­şü­me uğ­ra­dı. Bu dönem Cem Yıl­maz, cin­sel­lik üs­tü­ne di­ya­log­la­rıy­la öne çıktı. Cem Yıl­maz’la bir­lik­te, sos­yal ko­nu­la­ra giren ancak po­li­tik ko­nu­lar­dan uzak duran bir mizah an­la­yı­şı oluş­tu. Ne yazık ki, bu mi­za­hın için­de argo ve küfür de ye­ri­ni aldı. Geyik esp­ri­ler­le gül­dür­me pe­şin­de olan ve gi­de­rek yay­gın­la­şan söz ko­nu­su mi­zah­ta bir karşı duruş ol­ma­dı.

2020’li yıl­la­ra gi­rer­ken… Mi­zah­çı­la­rın, si­ya­si mizah yapma ko­nu­sun­da ken­di­le­ri­ni özgür his­set­tik­le­ri­ni söy­le­ye­mek zor. Mi­zah­ta ço­rak­laş­ma ya­şa­nı­yor. Ha­ya­tın hızlı akışı ve in­ter­ne­tin yay­gın ola­rak kul­la­nıl­ma­sıy­la çabuk tü­ke­ti­len bir mizah an­la­yı­şı ge­liş­ti. Oku­yu­cu uzun me­tin­ler­den ka­çı­yor. Bakıp ge­çi­yor, gülüp ge­çi­yor. Akıl­da kalan bişey yok… Pay­la­şa­rak iler­le­yen şaka tar­zıy­la, mil­yon­lar­ca in­sa­nın üre­ti­mi söz ko­nu­su. Her şeyde ol­du­ğu gibi mi­zah­ta da ko­la­ya ka­çı­lı­yor. Argo ve küfür ise, ol­maz­sa ol­ma­zı. Ev­ren­sel­lik­ten uzak olup, bir dünya gö­rü­şü­ne de sahip değil. Pek çok sek­tör­de ol­du­ğu gibi mi­zah­ta da bir sınıf at­la­ma derdi var. Suya sa­bu­na do­kun­ma­dan, et­li­ye süt­lü­ye ka­rış­ma­dan ya­pı­lan mizah, ister is­te­mez eze­nin (güçlü ola­nın) ta­ra­fın­da ye­ri­ni alı­yor. Acı ama ger­çek, genel ola­rak bak­tı­ğı­mız­da mi­za­hın gel­di­ği nokta bu…

Ger­çek mi­zah­çı­lar, gül­me­yi sa­de­ce tü­ke­tim mal­ze­me­si ola­rak gören bu an­la­yı­şa karşı di­re­ni­yor. Gül­me­yi, işe yarar hale ge­tir­mek için çaba sarf edi­yor…

      

Yorum yaz

Mizah Nereye Gidiyor? Ahmet Zeki Yeşil (2 Yorum)

  1. Mizahın dününü ve bugününü nerelerden nerelere geldiğini, kolunun kanadının kırık ve bandajlı durumunu olabildiğince izah etmişsiniz. Yūreğinize, kaleminize sağlık.

  2. 12 Eylül sonrasında yani 8o’li yıllarda Zeki Alasya ve Metin Akpınar’ın başını çektiği Devekuşu Kabaren’nin oyunlarını unutmamak gerekir.

%d blogcu bunu beğendi: