Metin Soydeveli

Metin SOYDEVELİ

Şair ve yazar, insan kaynakları yöneticisi. 1 Eylül 1950’de Manisa’nın Turgutlu ilçesinde doğdu. Burada Bozkurt İlkokulunu bitirdiği yıl, 1962’de ailesiyle birlikte İzmir’e göç etti. Sonraki yaşantısı ve tahsil hayatını İzmir’de sürdürdü. İzmir’de 27 Mayıs Ortaokulu (1965) ve İzmir Ticaret Lisesi’ni bitirdi (1989). Anadolu Üniversitesi İktisat bölümüne başladıysa da devam ettirmedi. 1972’de başladığı polis memurluğunu 1982 yılına kadar sürdürdü. Sonraki yıllarda, İzmir’deki çeşitli firmalarda personel müdürü, insan kaynakları yöneticisi olarak çalışıp emekli oldu. Hayatını ve çalışmalarnı eşi Nimet Soydeveli’yle birlikte İzmir’in merkez ilçelerinden Çiğli’de sürdürmektedir.

Gençlik yıllarında başlayan şiir yolculuguna uzun bir ara verdikten sonra 2005 yılında tekrar başladı. Aynı yıl Karşıyaka Belediyesi Veysel Colak Şiir Atölyesi çalışmalarına katıldı ve halen bu atölyeye devam etmektedir. Şiir ve şiir üzerine yazdığı makale ve yorumları ile şiirleri başata Kasabadan Esinti olmak üzere çeşitli dergilerde ve birkaç şiir antolojisinde yer aldı.

İlk şiir kitabı İnsana GömülürAşk adıyla 2010 yılında çıkan Soydeveli, şiir ve öyküleriyle tüm yaşantısını doldurmakta, diğer insanlarla kendini eşitleyebilmek için şiire sarıldığını söylemektedir.

ESERLERİ (Şiir):

“Karanlığa Düşen Ay Seçkileri” şiir antolojisi 2007, Gündüz yayınları.
“Ankara Şiir Rüzgarı Antolojisi” 2009. Ümit Ofset
” İnsana Gömülür Aşk” 2010. Etki Yayınları.
” Helme” 2012 Mühür Yayınları.

KAYNAK: Metin Soydeveli / Helme (2012), Bilgi Formu (2014), İhsan Işık / Resimli ve Metin Örnekli Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi (C. 12, 2015).

AŞKGELE…

Aç kalırdı balıkçı kedileri

Sudan korkar olsaydı balıkçılar

Korkuyor olsalar da sudan

Balıkçı motorundaydı kediler…

 

Pancar, pat pat pataklayınca sabahı

Atladılar kıyıya…

 

Çözüldü gönlün palamarı

Aşk bu, dinler mi vakit!

Sabah suyunu kaçırmış

Akşam suyunda umutlar

 

Açık kalmış sözcüklerin bağrı

İçinde iki kumru

Sarmaş-dolaş gözlerde yakamoz

Kiremit üstü kedi, altı serçe

Dikkati dağılıyor kedilerin

 

Düş deryası işte!

Düş de gör denize!

Çeker derinliklerine dayanılmaz çağrı

Bir şiir lazım şimdi, hiç söylenmemiş bir söz…

Misinamıngamını alacak bir büyük balık

Demirleyip sözcük deryasınaİndirmeli oltayı, haydi!

Aşkgele…

 

GÜZELMİŞ DÜNYA

Güneş çevirmiş yüzünü bizden

karanlık bir bulut geçiyor üzerimizden

Ağlamaz olmuş insanın taşlaşan yüreği

Asit kuyularında karışıyor

insan kemiği, hayvana!

İpini yitirmiş tespih taneleriyiz

Sakat ceylanları aslanlar

küçük balığı büyük balık

kanadı kırık kuşları alıcı kuşlar kaptı,

insan eliyle vuruldu bileği kırık atlar.

Güzel olmalıydı yaşamak

ölü insanlar buna dâhil

Çiçekler en mahir boyacı,

otlar, çimenler yeşilin ustası

Aldanır her yürek leylak bakışa

Ağısını unutturma telaşında

Mora bürünmüş haşhaş tarlası

Şişirilmiş balonlarla dolu,

kirlendi bebeğin dünyaya değen eli

Bir kirpi gerekli bu balon tarlasına

Bu patlama, çizilmeden saca konmuş

o, canı yanan kestanenin sesi

Kabahate makyaj yapılmış; güzelleşmiş mi?

Sığınacak yeri yok, kimse almaz koynuna

Kuşku desen depremden yıkıcı

Camları ürkek kentler çoğalttık

kalleş, sinsi, plastik bombalar

Çizdik kaderini uçan kuşların

geçemedi asfaltın kalleşliğini yılan

Zıvanasından çıktı dünya!

Korkuyorum nasılsın demeye birine

“iyiyim” diyecek diye!

Ah, bir gelebilsek kendimize,

Bir gelebilsek! Biliyorum,

gelecek ardımızdan bütün insanlık

 

SOKAĞA ÇIKALIM

Konaklarımız var aslında, kırk odalı!

Kibir kaplı, kapalı pencere kanatları

Hani yok mu; hani o en sevdiğimiz oda

Koyu hüzünlere sarılıp yüreğimizi üşüten!

Oysa güneşli, cıvıl cıvıl güneye bakan yüzü

Korkar olmuşuz insana karışmaktan.

Esiri olmuşsun alışkanlıklarının

Sokağa çıksan, kendi ayak izlerine basıyorsun

Birden ölüp gitsen gam yemeyeceğim!

Yavaş yavaş ölmek bu; ne kötü…

Duyumsamadan bir kırık kalbi onarmanın hazzını

Gel önce şu koyu renkten başlayalım işe

Değiştir sarındığın şu hüzün elbiseni

Hoş görü odasına taşın, çiçekli bir şeyler giy!

Güneye baksın penceren, neşe’yle tanıştırayım seni

Sokağa çıkalım seninle! Düşerken cemreler

Tut, hiç tanımadığın bir baharın elini

Duy, hisset sıcaklığını yaprak kımıldamaz gönlünde

Bak, ne güzel! Sıcacık bir kıpırdanma başlayıveren

Sök içinden ayrık otlarını, ayıkla

Bir sefaçiçeği dik gönlüne

Gör bak; aynı kök aynı gövdede

Nasıl açar renk renk çiçeklerini