Maskeyi Beklerken / Halil Güney

Maskeyi Beklerken / Halil Güney

MAS­KEYİ BEK­LER­KEN

Halil Güney

Yaş alt­mış altı, har­man za­ma­nı doğ­mu­şum. Ana­cı­ğım öyle derdi. Bu za­ma­na kadar dı­şa­rı çık­mak is­te­me­di­ğim za­man­lar çok oldu; bu sefer sı­kıl­ma­ya baş­la­dım. “Sı­kıl­dın madem, hadi çık!” de­se­ler; çık­mam ki tırs­tım iyice bu Cavit 19’dan.

Sı­kın­tı­ya iyi gelir, diye ço­cuk­lar, çerez ge­tir­miş­ler; çerez yi­yecek ağız var da!.. Ne yap­sın ga­rip­ler, el­le­ri ekmek tu­tun­ca­ya kadar biz koy­duk ön­le­ri­ne yi­ye­cek­le­ri­ni. Jest yap­mış­lar, yap­ma­sa­lar iyi ola­cak­mış.

Çerez ka­za­sı oldu. Nohut değil mü­ba­rek, ki­mi­le­ri çakıl taşı gibi. Eve­le­yip ge­ve­ler­ken, di­li­me ya­ban­cı ci­sim­ler geldi; kap­la­ma­nın se­ra­mik­le­ri kı­rıl­mış. Tüh filan der­ken daha büyük par­ça­lar be­lir­di ağ­zım­da, ne olu­yor der­ken iki tane diş şap­ka­sı elime geldi. Peş peşe üç tane parça…

So­nuç­ta, çe­ne­min bir ta­ra­fı boş kaldı. Allah’tan öbür ta­raf­ta bir şey yok. Diş He­ki­mi Tolga Bey, en so­nun­da pes et­tiy­di; o, imp­lant gibi bir şey diyor, ben dübel di­yor­dum. Neyse ki dü­bel­ler­de hasar yok.

Çerez gö­recek halim yok artık. Or­ta­lık kötü. Şu şap­ka­la­rı onart­tır­mak lazım… Has­ta­ne­ye gi­de­ce­ğim, so­ka­ğa çık­mak yasak. Maske de yok!..

Mas­ke­ler; sa­tı­la­cak mı, da­ğı­tı­la­cak mı, pos­ta­ney­di, ec­za­ney­di der­ken ayaz­da kal­dık. Zaten, yaş­tan kay­be­di­yo­ruz; acil durum için gene de lazım.

Diş­siz­lik zor. Çare bul­mam lazım. Şu e-dev­let­ten izin bel­ge­si ala­yım. Şimdi alı­rım. Döne, döne sı­kın­tı bastı. Ha bire dö­nü­yor, arada bir ye­ni­den de­ne­yin, ya­zı­sı. Sı­kın­tı bastı. “Böyle ol­ma­ya­cak bu, te­le­fon var.” dedim.

“Alo, 112 ser­vi­si.”

An­la­tı­yo­rum der­di­mi, ‘evde hiz­me­ti’ ara de­di­ler. Dok­tor, aleti ada­va­tı top­la­yıp eve mi ge­lecek!.. Neyse, ara­dım orayı da. Onlar da 112’yi ara, de­di­ler. Dön­düm gene ge­ri­ye.

“Kar­de­şim, benim diş, onlar gene size…”

“Be­ye­fen­di, kay­ma­kam­lık ara­ya­cak sizi, te­le­fon­da kalın iyi gün­ler…”

Pas, geri pas… Kay­ma­kam­lık­tan da ara­na­ma­dım. “Bu böyle ol­ma­ya­cak. Jan­dar­ma­yı ara­ya­yım. Belki, bu ola­ğa­nüs­tü dö­nem­de, senin böl­gen, benim böl­gem ay­rı­mı kal­ma­mış­tır.” di­ye­rek 156’da şan­sı­mı de­ne­dim.

“Kar­şı­ma Alay Ko­mu­tan­lı­ğı çıktı. Ko­nuş­ma­nın, kayıt al­tı­na alı­na­ca­ğı fas­lın­dan sonra der­di­mi an­lat­tım. İlçe jan­dar­ma­ya yön­len­dir­di­ler. Kayıt faslı orada da ta­mam­lan­dı. Az kaldı, sorun çö­zü­lecek.

Adım adım iler­li­yo­rum. Diş ona­rı­mı ola­cak. Maske ve izin işi olmak üzere; git­miş­ken kan tah­li­li de yap­tı­ra­ca­ğım. İlçe jan­dar­ma da beni kay­ma­kam­lı­ğa yön­len­dir­di. En başa dön­düm yine.

Yıl­mak yok. Maske işini çöz­sem ara­ba­nın ba­ga­jın­da gi­de­ce­ğim. Ge­çen­ler­de maske işine gi­re­ce­ği­ni söy­lü­yor­du; Menaf’ı ara­ya­yım.

“Alo, Menaf! Maske lazım.”

“Emrin olur amcam!”

“Nasıl ulaş­tı­ra­bi­lir­sin, bir şey diyen yok mu?”

“Bir­kaç da­ma­ca­na koy­duk araca, su sa­tı­yor gibi. Arada bal­ta­yı taşa vur­du­ğu­muz da olu­yor.”

“Neyse Menaf, bana maske ge­ti­rir misin?”

“Amca, eli­miz­de­ki mal­lar bitti. Haf­ta­ya ge­lecek. İlk tes­li­mat size… Siz, da­yı­mın ar­ka­da­şı­nız, ye­ri­niz ayrı.”

Menaf’ın gö­zün­de bile ayrı bir yer edin­di­ği­me se­vin­dim de diş işi or­ta­da.

Mas­ke­yi bek­ler­ken diş­siz kal­dık. Kay­ma­kam­lık­tan da aran­ma­dım daha.

Maske işini ken­dim çö­ze­ce­ğim. Ba­gaj­da has­ta­ne­ye var­dım mı, ge­ri­si kolay.

Ak­lı­ma süper bir fikir geldi. Ak­lı­mı se­ve­yim, daha ön­ce­den neden dü­şü­ne­me­dim ki!.. Maske bek­ler­ken zih­nim açıl­dı. Ba­lı­ğa gi­der­ken giy­di­ğim bir odun­cu göm­le­ğim vardı. Artık ba­lı­ğa da gi­de­mi­yo­ruz. Üs­te­lik ya­ka­la­rı da iyice es­ki­di. Kay­na­na­mın kızı:

“Giyme artık şunu, ayıp, ata­ca­ğım bunu.” deyip du­ru­yor, ben kı­ya­ma­dı­ğım için, bir kö­şe­de atıl­ma­yı bek­li­yor. Bir makas bul­dum, de­sen­li, süper bir maske ya­pa­ca­ğım; biraz da don las­ti­ği ile işlem tamam.

Tam üre­ti­me baş­la­mış­tım ki kay­na­na­mın kızı, mis gibi def­ne­li çay dem­le­miş, çok sev­di­ğim saplı bar­da­ğım­la bana çay ge­tir­di.

“Buyur ca­nım­cım! Mis gibi def­ne­li çay; üzüm­lü kek de yap­tım. Ne ya­pı­yor­sun sen?”

“Şey işte! Maske ya­pa­ca­ğım, diş için has­ta­ne­ye…”

“Sen var ya, sen…” diye, çok et­ki­li ve özlü bir ko­nuş­ma­ya baş­la­mış­tı ki ye­rim­den fır­la­dım.

“Ben çöp dök­me­ye gi­di­yo­rum; çay biraz ılı­sın, ge­lin­ce içe­rim.”

Çöp­ler­le ken­di­mi aşa­ğı­ya attım. Çöp dök­mek iyi bir şey; sağ­lık­lı yaşam ve mutlu ka­la­bil­me­nin anah­ta­rı­dır. Her evde, her zaman atı­la­cak çöp var­dır, tam za­ma­nın­da çöp­le­ri atmak lazım.

As­lın­da, o diş­ler ol­ma­sa da olur. Çe­ne­min o ta­ra­fı­nı kul­lan­ma­yı­ve­ri­rim. Hem yu­mu­şak şey­ler yer­sem, ih­ti­yaç da olmaz. Alış­tım zaten, böyle de iyi.

Maske bek­ler­ken, çöp­le­ri ihmal et­me­me­li­yim.

Maskeyi Beklerken / Halil Güney (3 Yorum)

  1. Kutlarım Halilcim. Maske bylursan yolunu bana da öğret. Sevgiyle hep…

  2. Maske sıkıntısı ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. Ortalık banka soyguncusu enflasyonu görünümüne büründü, görüntü kielili gibi biz hala bekliyoruz !

  3. Karantina günlerinde, bir maske bulabilmek için çektiğimiz sıkıntıları, espri dolu göndermeleri, akıcı diliyle bundan güzel anlatılamazdı. Yüreğine kalemine sağlık Halil Efem 🥰

%d blogcu bunu beğendi: