Kural / Halil Genç

Kural / Halil Genç

Bi­ri­le­ri­nin baş­ka­la­rı hak­kın­da söy­le­dik­le­rin­den yola çı­ka­rak yap­tı­rım uy­gu­la­yan bir adam de­ği­lim. Ka­rak­te­ri­me de pren­sip­le­ri­me de ters bu.

De­di­ko­du­lar ay­yu­ka çık­mış­tı. Araş­tır­ma yap­tır­dım. Doğ­ruy­du söy­le­nen­ler. Ele­man, ol­ma­sı ge­re­ken sa­at­ler­de şan­ti­ye­de bu­lun­ma­dı­ğı için hem tes­li­mat­lar alı­na­ma­mış, hem de si­pa­riş­ler ak­sa­mış­tı. Kızın o gün Bursa’da ol­ma­sı ge­re­ki­yor­du, Bursa’daydı. Oğlan zaten Bursa’daydı, ama şan­ti­ye­de ol­ma­sı ge­re­kir­ken otel­de bu­luş­muş­lar, ge­ce­yi bir­lik­te ge­çir­miş­ler­di.

Ola­bi­lir. Kimin ki­min­le ya­ta­ca­ğı­nın çe­te­le­si­ni tu­ta­cak de­ği­lim. Zaten üs­tü­me va­zi­fe de değil.

Benim iş­yer­le­rim­de esas olan, in­sa­na ve­ri­len de­ğer­dir. İnsan­la­rın kadın, erkek, yaşlı, genç ola­rak ka­te­go­ri­ze edil­me­si­ne karşı ol­du­ğu­mu her­kes bilir. Ka­dın­la­rın ko­run­ma­ya muh­taç var­lık­lar gibi gös­te­ril­me­le­rin­den ay­rı­ca nef­ret ede­rim. On­la­rın da ken­di­le­ri­ni bir birey ola­rak gör­me­le­ri, benim için ye­ter­li­dir. Bu­ra­dan ha­re­ket­le her­han­gi bir erkek per­so­ne­lin, müdür, mü­şa­vir, uzman, ekip başı her neyse, ka­dın­la­ra asıl­ma­sı­na zer­re­ce göz yum­mam. Bunu aynı za­man­da gayrı ah­la­ki de bu­lu­rum. Eşit ol­mak­tan söz et­ti­ği­mi­ze göre aynı şey kadın için de ge­çer­li­dir. Kadın per­so­ne­lim­den hiç­bi­ri, gö­rev­len­dir­me­ler so­nu­cu or­ta­ya çıkan avan­taj­la­rı erkek per­so­ne­le karşı teh­dit un­su­ru ola­rak kul­la­na­maz.

İki­si­ni de ça­ğır­dım. Ko­nuş­ma­yı, aynı odada, aynı anda yap­ma­lıy­dık. İnkâr et­me­di­ler. Hatta kadın dik­len­me­ye ça­lış­tı, “ne var ki bunda,” filan gibi. “Biz bir­bi­ri­mi­ze aşı­ğız,” dedi. El­le­ri­ni iki yana aç­tık­tan sonra göğ­sü­nün üze­rin­de bir­leş­ti­re­rek, “baş­ka­la­rı­nın hak­kı­mız­da neler söy­le­di­ği beni il­gi­len­dir­mi­yor açık­ça­sı,” dedi. “Ev­le­ne­bi­li­riz de…”

“Baş­ka­la­rı” de­di­ği­nin ara­sın­da benim ol­du­ğu­mu da dü­şü­nü­yor ol­ma­lıy­dı. En azın­dan söy­le­yiş bi­çi­min­den böyle an­la­dım. “Bu, güzel,” dedim, mem­nu­ni­ye­ti­mi gös­te­ren ha­re­ket­ler ya­pa­rak. Ba­şı­mı ar­ka­ya atıp “sev­mek güzel bir şey­dir,” dedim. Baş­ka­sı olsa ko­nuş­tur­maz­dım, ama sev­di­ğim bir ar­ka­da­şı­mın yön­len­dir­me­siy­le işe al­mış­tım onu. “Ku­ra­lı bi­li­yor­su­nuz,” dedim. “İşe baş­lar­ken her­ke­se açık ola­rak an­la­tı­rım ve onay­la­rı­nı alı­rım. Na­sıl­dı kural, bu ku­rum­da karı ko­ca­nın bir­lik­te ça­lış­ma­sı­na izin ver­mi­yo­ruz. Bu ku­rum­da sev­gi­li de olu­na­maz. Erkek er­ke­ğe kız kıza her neyse, gizli açık cin­sel iliş­ki ya­şa­na­maz. Buna özen gös­te­ril­me­di­ği­nin far­kın­da olur­sam, ki­şi­ler­den biri kendi is­te­ğiy­le işten ay­rı­lır, ol­maz­sa ben, iki­si­nin de işine son ve­ri­rim.”

Bir ses­siz­lik oluş­tu. Her olay­da oluş­muş­tur zaten. Bir­bir­le­ri­ne bak­tı­lar, hep ba­kar­lar. Fer­yat fe­ve­ran bir karşı çıkış ol­ma­dı hayır. “Ama ben ko­cam­dan ay­rı­yım,” dedi, ke­li­me­le­re vur­gu­lar ya­pa­rak. Özgür bir kadın ol­du­ğu­nu an­lat­ma­ya baş­la­dı. Söy­le­ye­cek­le­ri­nin işe ya­ra­ma­ya­ca­ğı­nı an­la­yın­ca sustu. Hep böyle olur­du zaten. Ya­şa­nan­lar çok tatlı gelir, yasak ola­nın gi­ze­mi ezile çiğ­ne­ne ya­şa­nır, ama hiç kimse işe baş­la­ma­dan önce gü­lüm­se­ye­rek onay ver­dik­le­ri ku­ra­lı ak­lı­na ge­tir­mez­di.

Ken­di­mi hiç giz­le­mem. Şöy­ley­ken böyle gö­rün­mem yani. Bunu her­kes bilir. Ney­sem, oyum­dur. Kendi ara­la­rın­da ko­nu­şup karar ver­me­le­ri için yarım saat süre ver­dim. Kimin ka­la­ca­ğı­na ya da kimin ay­rı­la­ca­ğı­na bir­lik­te karar ve­re­cek­ler­di.

Ça­lış­mak is­te­me­di­ği­ni söy­le­ye­ni bir sa­ni­ye bile tut­mam. Niye tu­ta­yım? So­nuç­ta ça­lış­mak is­te­mi­yor ele­man. Bunu daha iyi bir iş bul­du­ğu için söy­lü­yor de­ğil­dir, şir­ket­le­rim­de, benim ver­di­ğim iş­te­ki ko­şul­la­rı kendi ra­ha­tı­na uy­dur­mak için yap­mak­ta­dır. Ça­lış­ma ko­şul­la­rı daha iyi olan bir iş bul­duk­la­rın­da bana zaten söy­le­mez­ler ve küfür eder gibi çekip gi­der­ler.

Ça­lış­tık­la­rı bi­rim­ler­de ve iş dü­ze­nin­de iyi­leş­tir­me­ler yap­ma­mı ben­den is­te­ye­mez­ler mi? İste­ye­mez­ler. Buna izin ver­mem. Her­ke­sin, ra­ha­ta kaç­mak is­te­di­ği­ni bil­di­ği­mi bi­lir­ler. So­nuç­ta onlar seç­me­miş ki işi, on­la­ra ben ver­mi­şim­dir. İş pay­la­şı­mın­da her­kes kendi is­te­di­ği işte, is­te­di­ği yerde, ya da is­te­di­ği zaman di­li­min­de ça­lı­şa­cak olsa, olmaz ki, olur mu? Olmaz! Ve­rim­li ça­lı­şa­nı iz­le­rim ve öz­ve­ri­li ça­ba­sı­nı zaten kar­şı­lık­sız bı­rak­mam. Kav­ra­ya­bil­di­ğim ka­da­rıy­la ki doğ­ru­dur bu, insan tuhaf bir mah­luk­tur. Ken­di­ni en az ener­ji­li du­ru­ma göre ayar­lar insan. Yü­rü­mek, koş­ma­ya göre daha az ener­ji ge­rek­ti­rir. Otur­mak da yü­rü­me­ye göre. Der­ken otur­du­ğu yerde uyu­ya­ka­lır. Uyu­mak, en az ener­ji­li du­rum­dur in­san­da.

Yarım sa­atin so­nun­da yine iki­siy­le bir arada ko­nuş­mak is­te­dim. Hep öyle ya­pa­rım, ama önce oğlan gel­mek is­te­di. Cen­til­men­ce, ken­di­si­nin ay­rıl­mak is­te­di­ği­ni söy­le­ye­ce­ği­ni dü­şün­düm. Karşı çık­ma­dım. Dokuz yıl­lık ça­lı­şa­nım­dı. İyi bir ele­ma­nım­dı. Bi­ri­kim­liy­di, so­rum­lu­lu­ğu al­tın­da ça­lı­şan­la­ra ve prog­ram­la­ra karşı yap­tı­rım uy­gu­la­ya­bil­me özel­li­ği vardı. Üç şan­ti­ye­nin gir­di­si çık­tı­sı, per­so­ne­li, ça­lış­ma dü­ze­ni ve ça­lış­ma ve­rim­li­li­ği ondan so­ru­lur­du. Bak­tım lafı evi­rip çe­vi­ri­yor, “Kim,” dedim, araya girip, “kime karar ver­di­niz, sen mi, o mu?” Ses çı­kar­ma­dı ve gü­lüm­se­ye­rek ba­şı­nı öne eğdi. Se­vim­siz, sinsi ve ben­cil bir gü­lüm­se­me. Bunu bana bari yap­ma­yın, gibi bir şeydi tavrı. Daha önce bir­çok ör­ne­ğe şahit ol­muş­tu, ka­rar­lı­lı­ğı­mı bilir, ama ken­di­sin­den vaz­ge­çe­me­ye­ce­ğim­den emin­di. Seç­ti­ği ke­li­me­ler­den ve dav­ra­nış­la­rın­dan ay­rıl­mak is­te­me­di­ği­ni an­la­dım. Bir hata yap­tı­ğı­nı, ka­dı­nın, okula yeni baş­la­yan bir de kızı ol­du­ğu­nu ve so­rum­lu­luk üst­len­mek is­te­di­ği­ni an­lat­ma­ya ça­lı­şı­yor­du. Zo­run­da his­se­di­yor­muş, öyle dedi. Cüm­le­le­ri ka­rı­şık­tı an­la­ya­ca­ğı­nız! Yani demek is­ti­yor ki ben işten ay­rıl­mak is­te­mi­yo­rum, zaten sen de at­ma­yı göze al­maz­sın! Hem ne var bunda, o yal­nız bir kadın. Diğer ta­raf­tan kızı da mağ­dur ola­cak. İliş­ki­miz sür­dü­ğü sü­re­ce ba­ka­rım ka­dı­na da kı­zı­na da…

Ver­di­ğim söz­ler ko­nu­sun­da tu­tar­lı­yım­dır. Bir­bir­le­ri­ni ger­çek­ten se­vi­yor­lar­sa biri kal­mış ya da öteki, fark et­me­ye­cek­ti. So­nuç­ta biri işten ay­rı­la­cak, ama ortak ha­yat­la­rı­nı sür­dü­re­cek­ler­di. Oğ­la­nın, uy­gu­la­ma­yı bil­me­si­ne kar­şın ken­di­si için ay­rı­ca­lık is­te­me­si bir yana, ken­di­sin­den vaz­ge­çe­me­ye­ce­ğim­den gayet emin ko­nuş­ma­sı, bunu sin­si­ce araya sı­kış­tı­rı­ver­me­si, kü­çü­cük ak­lıy­la ikili oy­na­ma­ya kal­kış­ma­sı faz­la­sıy­la sinir bo­zu­cuy­du.

Ka­dı­nın al­dı­ğı tu­tum­sa, benim için tam bir hayal kı­rık­lı­ğı oldu. Az ön­ce­ki ka­rar­lı­lı­ğın­dan eser kal­ma­mış­tı. Dik­ka­ti­mi ona ver­mem bo­şu­nay­dı, göz­le­ri­ni ka­çı­ra­rak ko­nu­şu­yor­du. Ter­cih edil­mek için söz­cük­le­ri yu­var­lı­yor oluşu, ken­di­ni acın­dır­mak is­te­me­si, hatta kı­zı­nın mağ­du­ri­ye­ti­ni araya sı­kış­tır­ma­sı si­ni­ri­me do­kun­du. Oğ­lan­la ge­çi­re­ce­ği tatlı ge­ce­nin pla­nı­nı ya­par­ken kı­zı­nı zer­re­ce ak­lı­na ge­tir­me­yen kadın, “Belki de sa­de­ce se­vi­yo­ruz, yani yat­mı­şız işte, ne var bunda,” di­ye­rek ince he­sap­la­rı­nı açığa vur­muş ol­mu­yor mu sizce de?

Üçlü gö­rüş­me­de de par­mak­la­rıy­la oy­na­mış­tı. So­nun­da çı­tır­da­ma­lar bitti, oje­le­re bir daha ba­kıl­dı, derin ne­fes­ler alı­nıp bı­ra­kıl­dı ve kol­lar gö­ğüs­ler üze­rin­de bir­leş­ti­ri­le­rek son aşa­ma­ya ge­çil­di, “Bu kadar katı ola­maz­sı­nız her­hal­de değil mi ama…” dedi ve sustu.

Yar­gı­la­mak bana düş­mez. Elli altı ya­şın­da bir ada­mım. Ha­ya­tım şan­ti­ye­ler­de geçti. Kimse kötü bir insan ol­du­ğu­mu söy­le­ye­mez. On­la­ra sağ­la­dı­ğım ça­lış­ma ko­şul­la­rı ol­duk­ça iyi­dir ve tü­müy­le ku­ral­la­ra uy­gun­dur. Mesai sa­at­le­ri, yani di­ye­ce­ğim işe geliş gidiş sa­at­le­ri bel­li­dir. Her­kes en az bir kere geç kalsa olur mu? Olmaz! Ya da erken çıksa, o da olmaz. Öğ­len­de yemek ve­ri­rim, onun da saati bel­li­dir. Ama ye­me­ği yemiş ye­me­miş, bu benim so­ru­num değil. Her­kes her şeyi be­ğe­necek diye bir kural ola­maz. Ka­lo­ri­si bel­li­dir ye­mek­le­rin. Öl­çüm­ler ya­pıl­mak­ta, tu­ta­nak­lar­la kayıt al­tı­na alın­mak­ta­dır. İnsan­la­rın ala­cak­la­rı ve­re­cek­le­ri ki­lo­la­rın he­sa­bı­nı tut­mak benim işim değil.

Yarım saat için­de karar ve­re­me­miş­ler, işten atıl­ma du­ru­mu ke­sin­le­şin­ce biri öte­ki­ne, “Sen kal, ben gi­de­rim,” deme yü­rek­li­li­ği­ni gös­te­re­me­miş­ti. Bence bunu bir­bi­ri­ne bile söy­le­ye­me­miş­ler­di. Bana da eve­li­ye ge­ve­li­ye “Ben ka­la­yım, beni ter­cih edin,” diye zev­zek­lik edi­yor, bir de utan­ma­dan vic­dan pa­zar­la­ma­sı ya­pı­yor­lar­dı.

Katı ol­du­ğu­mu dü­şü­ne­bi­lir­si­niz. Ku­ra­lın doğru olup ol­ma­dı­ğı­nı tar­tı­şa­bi­lir­si­niz de. Ola­bi­lir. Ben, yö­ne­ti­ci­nin, per­so­nel ve­rim­li­li­ği ko­nu­sun­da il­ke­li ol­ma­sı ge­rek­ti­ği­ne ina­nan di­sip­lin­li bir ada­mım. Hepsi bu.