Küçük Prens / Derya Ezgi Tanyeri

Küçük Prens / Derya Ezgi Tanyeri

*

“Bir gün bir kitap oku­dum, bütün ha­ya­tım de­ğiş­ti.” der Orhan Pamuk. Bu cüm­le­ye yıl­lar­ca an­la­mı çö­zül­me­miş deyim mi­sa­li yak­laş­mış­tım. Daha küçük yaş­la­rım­da ede­bi­yat­çı bir aile­nin için­de bu­lun­mam se­be­biy­le işit­ti­ğim bu cüm­le­ye ha­ya­tım bo­yun­ca bir anlam yük­le­me ça­basıy­la ya­şa­dım.

Sıcak ne­de­niy­le evden çık­ma­nın pek de uygun ol­ma­ya­ca­ğı bir yaz gü­nüy­dü. Okul varken ya­pı­la­ma­yan, yaz için düş­le­ni­len bütün plan­la­rı­mı yap­mış, oyun­lar oy­na­mış, de­ni­ze gitmiş, film­ler iz­le­miş­tim. Kitap oku­ma­nın ha­ya­tım­da çokça yer et­me­di­ği yaş­lar­da idim. Evde ya­pı­la­cak et­kin­lik­ler bit­tik­ten sonra, “Tatil bitse de okula baş­la­sak.” di­yecek kadar sı­kıl­dı­ğım bu dö­nem­de bir nebze olsun se­rin­le­mek, hava ala­bil­mek ama­cıy­la bal­ko­na çık­tım. Abimi her za­man­kin­den ciddi, bir elin­de ka­le­mi, diğer elin­de çiy ta­ne­si kadar kı­rıl­gan ama kır­mak­tan kor­kar­ca­sı­na na­zik­çe tut­tu­ğu ki­ta­bıy­la gör­düm. Ha­ya­tım bo­yun­ca Orhan Pamuk’un cüm­le­si­ne anlam ara­yı­şın­da ol­du­ğum kadar, abime de ben­ze­me ara­yı­şın­day­dım. Abim bil­gi­ye adan­mış bir ömrün sem­bo­lüy­dü benim için. Ken­di­ni ki­tap­lar­la bü­yüt­müş, on­la­ra ver­di­ği de­ğe­ri ve hassa­si­ye­ti kim­se­ye gös­ter­me­yen bi­riy­di. Oku­mak onun için ya­şa­mak­tı. Sa­at­ler­ce oku­yup ça­lı­şabi­lir ve bun­dan bir sa­ni­ye ra­hat­sız olmaz, bil­gi­nin ver­di­ği mut­lu­luk­la ken­di­ni daha da kap­tı­rır, her gün ön­ce­kin­den daha fazla ça­lış­ma­ya gay­ret eder­di. Abimi iz­ler­ken dal­dı­ğım dü­şün­ce­lerden sıy­rı­la­rak, ha­ya­tım­da ilk defa ve büyük bir iş­tah­la kitap oku­ma­ya karar ver­dim. Kısa bir süre daha hay­ran­lık­la abimi iz­le­dik­ten sonra küçük bir kü­tüp­ha­ne­yi an­dı­ran, mü­te­va­zı ça­lış­ma oda­mı­za gir­dim. Kar­şım­da abi­min ta­ma­mı­na ya­kı­nı­nı oku­du­ğu­na emin ol­du­ğum yüz­ler­ce kitap vardı. Bun­la­rın ara­sın­dan seçim ya­pa­cak olmam, he­ve­si­mi kö­relt­se de ilk ki­tap­lık­tan göz at­ma­ya baş­la­dım.

**
Üni­ver­si­te­ye baş­lar­ken en sev­di­ğim ders ola­ca­ğı­na inan­dı­ğım Ya­zı­lı An­la­tım der­sindey­dim. Ho­ca­mız hemen hemen her hafta bir eser hak­kın­da ko­nuş­ma­mı­zı sağ­lı­yor, oku­ma­ya teş­vik edi­yor­du. Bunun benim üze­rim­de ne kadar et­ki­li ol­du­ğu­nu ken­di­si­nin de bil­di­ği­ni sanmı­yo­rum. Söy­le­di­ği eser­le­ri oku­ma­ya gay­ret edi­yor, oku­duk­ça derse olan sev­gim ar­tı­yor­du. Dönem ba­şın­da arka sı­ra­lar­da baş­la­dı­ğım ders, al­dı­ğım zevk art­tık­ça ön sı­ra­la­ra ta­şın­ma­mı sağ­la­mış­tı. Ve ho­ca­mız gel­di­ğin­de elin­de uy­ku­lu göz­le­ri­min se­vinç­le ışıl­da­ma­sı­na sebep olan, küçük gö­rü­nü­mü­nün al­tın­da gü­cü­nü sak­la­yan, gücü is­mi­nin ter­si­ne ko­ca­man bir kitap gördüm: Küçük Prens…

***
Son raf­la­ra gel­di­ğim­de ya­pa­cak başka bir et­kin­lik dü­şün­me­ye baş­la­mış­tım bile. Pes et­me­ye baş­la­dı­ğım anda kalın göv­de­li iki kara ki­ta­bın ara­sı­na sı­kış­mış, kor­ku­suz­ca in­ce­cik be­de­niy­le di­re­nen, ışıl ışıl bir ha­zi­ne­ye çarp­tı gözüm. Ki­tap­la­rın sı­kı­şık­lı­ğın­dan zorla kur­tardı­ğım bu ki­ta­bı ilk elime al­dı­ğım­da he­ye­ca­nı­mı hala daha his­se­di­yo­rum. Bem­be­yaz bir say­fanın üze­ri­ne kır­mı­zı mü­rek­kep­le iş­len­miş “Küçük Prens” baş­lı­ğı­nı oku­dum. Ka­pa­ğın­da altın sa­rı­sı saç­la­rıy­la ismi küçük, kalbi bir çocuk kalbi kadar büyük olan Küçük prens­le göz göze gel­dim. Kol­tu­ğa otur­du­ğum­da “Bu ki­ta­bı ko­ca­man bir adama ada­dı­ğım için ço­cuk­lar­dan özür di­li­yo­rum.” diye baş­la­yan ve ha­ya­tım bo­yun­ca sü­rek­li ku­la­ğım­da ta­şı­ya­ca­ğım, bazı yer­le­ri­ni is­te­me­den ez­ber­le­ye­ce­ğim bir ha­zi­ney­le karşı kar­şı­ya ol­du­ğum­dan ha­ber­siz­dim.

****
Geçen haf­ta­lar­da iş­le­di­ği­miz “Küçük Prens” ders­le­ri­nin et­ki­siy­le yine bir ya­zı­lı an­latım dersi sa­ba­hı­na mut­lu­luk­la uyan­dım. Er­ken­den gel­di­ğim sı­nıf­ta ikin­ci sı­ra­ya yer­leş­tim. Ders vakti gel­di­ğin­de ho­ca­mız bir elin­de na­rin­ce tut­tu­ğu küçük pren­si, diğer elin­de “Küçük Prens Üze­ri­ne Dü­şün­mek” isim­li bir ki­tap­la geldi. O ki­ta­bı ho­cam­dan is­te­me pro­va­sı ya­pa­rak, aynı za­man­da “Ya baş­ka­sı ben­den önce alır­sa!” di­ye­rek dü­şün­ce­le­re dal­dı­ğım der­sin so­nu­nu iple çek­tim. Ni­ha­yet ho­ca­mı­zın “Sende kal­sın.” cüm­le­si­ni duy­du­ğum gibi so­lu­ğu bah­çe­de aldım. Gelen yemek tek­lif­le­ri­ni red­de­de­rek göl­ge­de­ki bank­la­rın çok­tan ka­pıl­mış ol­ma­sı­nı umur­sa­ma­ya­rak, gü­ne­şin dik açıya yakın bir şe­kil­de vur­du­ğu, bu yüz­den kim­se­nin il­gi­si­ni çek­me­miş, kö­şe­de bir ba­şı­na duran bankı yal­nız bı­rak­ma­dım. Gü­ne­şin al­nın­da ol­ma­ma rağmen sı­cak­tan ra­hat­sız ol­ma­ya­cak kadar he­ye­can­la baş­la­dı­ğım bu ki­ta­bın, öğle ara­sın­da 200 say­fa­ya yakın say­fa­sı­nı oku­muş­tum. Der­sin baş­la­ya­cak ol­ma­sı ne­de­niy­le zorla elim­den bı­raktı­rı­lan bu kitap, “Küçük Prens”le aram­da­ki ikin­ci büyük köp­rüy­dü.

*****
“Bir yıl­dız­da ya­şa­yan bir çi­çe­ği se­vi­yor­sa­nız, ge­ce­le­yin yıl­dız­la­ra bak­mak hoş­tur ve ge­ce­le­ri gök­yü­zü­ne ba­kar­sın. Her şeyin çok küçük ol­du­ğu ge­ze­ge­ni­mi gös­te­re­mem sana.. Belki böy­le­si daha iyi… Yıl­dı­zım senin için her­han­gi bir yıl­dız olsun. Böy­le­ce gök­yü­zün­de­ki bütün yıl­dız­la­ra bak­ma­yı se­ve­cek­sin…”
Küçük Prens’in basit gö­rü­nüm­lü ama üs­tü­ne dü­şül­dü­ğün­de çok daha özel bir kitap oldu­ğu­nu çok sonra fark et­miş­tim. İlkin -her ye­tiş­kin gibi- olay me­ra­kıy­la oku­muş­tum. Ne büyük hak­sız­lık et­ti­ği­mi an­la­dı­ğım­da ki­ta­bın, üst­te­ki sa­tır­lar­da ol­du­ğu gibi çoğu ye­ri­ni ez­ber­lemiş­tim. Bu ha­zi­ne­nin bo­yu­tu­nu hala daha ke­sin­leş­ti­re­mi­yo­rum. Oku­duk­ça açı­lan ki­lit­li ka­pılar gibi… Şu anda dahi her oku­du­ğum­da yeni bir anlam keş­fe­di­yo­rum. “Küçük Prens” bir ok­ya­nus­sa, küçük yaş­la­rım­dan iti­ba­ren oku­ma­ma rağ­men ben, o ok­ya­nus­ta bir deniz ka­bu­ğu bile de­ği­lim henüz.

Çoğu in­san­ “Küçük Prens”i çocuk ki­ta­bı ola­rak ni­te­len­di­rir­. Bunda Exu­pery’nin ön­sö­zün­de ki­ta­bı büyük bi­ri­ne ada­dı­ğı için ço­cuk­lar­dan özür di­le­me­si ya­ta­bi­lir. Ay­rı­ca genel ola­rak bak­tı­ğı­mız­da açık bir şe­kil­de ye­tiş­kin-ço­cuk ça­tış­ma­sın­da ço­cuk­lar­dan yana taraf tu­tul­ma­sı da göze çarp­mak­ta. Bana so­rar­sa­nız tüm bun­la­ra rağ­men “Küçük Prens” mi­nik­le­rin çö­ze­bi­le­ce­ği bir ni­te­lik­te değil. İronik bir şe­kil­de bü­yük­le­re ya­zıl­mış­tır. Ama hangi yaş gru­bu­na ya­zı­lır­sa ya­zıl­sın her yaşta okun­ma­lı Küçük Prens. Kü­çük­ken, genç­ken, yaş­lanır­ken ve ölür­ken… Küçük Prens, ölümü bile gü­zel­leş­tir­miş­tir gö­zü­müz­de. Dün­ya­da ara­dı­ğı­nı bu­la­ma­yan ve kendi yal­nız­lı­ğın­da kay­bol­mak is­te­yen “Küçük Prens” pi­lo­tu­muz­la kar­şı­laş­masın­da­ki gibi ses­siz­ce çekip gitti bu dün­ya­dan. As­lın­da ço­ğu­mu­zun hayal edip de ger­çek­leş­ti-re­me­di­ği son bu. Ço­ğu­muz bu dün­ya­da ara­dı­ğı­mı­zı bu­la­mı­yo­ruz ve ço­ğu­mu­zun ak­lın­da başka bir dün­ya­ya göç etme, orada mutlu ya­şa­ya­bil­me umudu var. Küçük Prens’le aram­da­ki 3. köprü de budur.

******

Rast­lan­tı şek­lin­de ta­nış­tı­ğım Küçük Prens benim her zaman kur­ta­rı­cım, şö­val­yem oldu. Ne zaman ken­di­mi tilki kadar in­san­lar­dan kor­kup yal­nız­laş­mış, ev­cil­leş­ti­ril­me­ye muh­taç ya da in­san­la­rın ortak özel­li­ği olan bir bahçe do­lu­su gül ye­tiş­ti­rip yine de ara­dı­ğı­nı bulup mutlu ola­ma­ya­cak kadar nan­kör olsam da ilk du­ra­ğım hep “Küçük Prens” oldu.
Eğer siz de ken­di­ni­zi mut­suz his­se­der­se­niz, in­san­lar sizi bo­ğu­yor­sa yıl­dız­la­rı ra­hat­ça gö­re­bi­le­ce­ği­niz bir yere çıkın ve ken­di­ni­zi “Küçük Prens”e bı­ra­kın. Unut­ma­yın ki o yıl­dız­ların bi­rin­de o ya­şı­yor belki de size bakıp gü­lüm­sü­yor. Ba­obab ağaç­la­rın­dan te­miz­len­miş ge­zege­nin­de, bir ya­nın­da ken­di­ni be­ğen­miş­li­ğe devam eden gülü, diğer yanda pi­lo­tu­mu­zun bağ­lamak için ip ver­me­yi unut­tu­ğu ko­yu­nu… Bir gün dün­ya­mı­za gel­di­ğin­de, ge­ze­ge­ni­mi­zin Ba­obab ağaç­la­rın­dan te­miz­len­miş ol­ma­sı­nı uma­rak…