Kor­ku­lu Gece / Dü­ri­ye Ay­yıl­dız

Kor­ku­lu Gece / Dü­ri­ye Ay­yıl­dız

Uy­kuy­la uya­nık­lık ara­sın­da tuhaf bir ses gi­de­rek ar­tı­yor­du. Uğul­tu mu, gü­rül­tü mü der­ken… alt­tan bir vuruş, hop­la­tır­ca­sı­na… Sonra lan­gır lan­gır lan­gır, çatır çatır çatır, patır patır patır ses­le­rin ara­sın­da ite­le­ye ite­le­ye bir sal­la­nış ki ne sal­la­nış… Bir ileri bir geri… Ya­ta­ğın için­de doğ­rul­du, dondu kaldı öy­le­ce, kı­pır­tı­sız. Bay­ram­lar­da, be­le­di­ye­nin al­tın­da ku­ru­lan dön­me­li sa­lın­cak­la­rın sal­la­ma­sı, sa­nı­rım bunun ya­nın­da hiç kalır, diye ge­çir­di için­den. Sonra saç­ma­la­dı­ğı­nı an­la­dı. Sanki çocukluğunda bay­ram ye­ri­ne gön­de­ril­miş­ti, o sa­lın­cak­la­ra bin­miş­ti de şu kor­ku­nun için­de on­la­ra ben­zet­me­si eksik kal­mış­tı… Bu ko­nu­da tüm bil­dik­le­ri Oya’nın an­lat­tık­la­rıy­dı. Ken­di­ne ge­lin­ce fır­la­dı ya­tak­tan. Ayağı yer­de­ki ki­tap­la­ra ta­kı­lıp kaydı. Sal­lan­tı­dan ka­pı­nın ya­nın­da­ki du­va­ra gö­mü­lü kitap do­la­bı­nın yeşil, pütür pütür buzlu camlı ka­pı­sı açıl­mış, ki­tap­lar doğru yere… Al ba­ka­lım bir sal­lan­tı daha… Zor to­par­lan­dı. Başı dö­nü­yor­du. Kalbi ye­rin­den fır­la­ya­cak­tı. Kor­ku­dan eli aya­ğı­na do­laş­tı. Ne do­laş­ma­sı düğüm ol­du­lar düğüm; son­ra­sın­da yine dondu kaldı, de­vi­nim­siz öy­le­ce… Gözü, o an ya­ta­ğın ba­şın­da­ki du­va­ra iliş­ti. İnce bir çat­lak be­lir­miş­ti pen­ce­re­nin az öte­sin­de.

Dı­şa­rı­dan oda ka­pı­sı yum­ruk­la­nı­yor­du. Ar­dın­dan ab­la­sı­nın, kar­de­şi­nin sesi; çabuk ka­pı­yı aç, dep­rem olu­yor, so­ka­ğa çı­kı­yo­ruz. Ka­pı­yı aç da nasıl? To­par­la­nıp elini kapı tu­ta­ma­ğı­na gö­tü­rüp aşağı çek­ti­ği halde kapı sal­lan­tı­dan sı­kış­mış açıl­mı­yor­du. Asıl­dı asıl­dı, sa­ni­ye­ler sonra açıl­dı­ğın­da fır­la­dı üst katın so­fa­sı­na, ora­dan doğru içten alt kata inen ahşap mer­di­ve­ne. Tı­rab­zan­la­rı (kor­ku­luk) tuta tuta ba­sa­mak­la­rı adım­la­yıp so­lu­ğu sokak ka­pı­sın­da aldı. Bir kar­ga­şa vardı so­kak­ta, or­ta­lık ana baba gü­nüy­dü. İyi de onun anası ba­ba­sı gö­rün­mü­yor­du or­ta­lık­ta. Ko­lun­dan asıl­dı biri: Kor­ku­dan aklım oy­na­dı kızım, ner­de­sin sen? An­ne­siy­di bu. Nor­mal za­man­da olsa “Göy­nüm hep seni arı­yor ne­re­de­sin sen?” di­ye­rek türkü mı­rıl­da­nır, dal­ga­sı­nı ge­çer­di de… Ohh! çok şükür Allah’ım kızım geldi ya…​Gel, şu­ra­da ağa­cın al­tın­da­yız. Ablam nerde, kar­de­şim, babam nerde? Ablan, kar­de­şin burda, baban hü­kü­me­tin oraya doğru gitti bir ba­kı­nıp ge­lecek.

Ko­ca­man bir uğul­tu…döne döne do­la­şı­yor, içine ne varsa ka­tı­yor so­kak­ta. Ağ­la­şan­lar, bağ­rı­şan­lar, bir­bi­ri­ne ses­le­nen­ler, ço­cuk­la­rı­nı bu­la­ma­yan­la­rın çığ­rış­la­rı, toz duman, çabuk to­par­la­nıp ora­dan uzak­laş­mak is­te­yen­le­rin te­laş­lı ko­şuş­ma­la­rı, mo­to­ru ça­lış­tı­rı­lan ara­ba­lar, bun­la­rın or­ta­lı­ğı ay­dın­la­tı­ve­ren, ta göz­le­rin içine iş­le­yen far­la­rı… Gidin gidin, gene işi­niz iş… Mil­let ne hali varsa gör­sün, size göre hava hoş, diye söy­len­di kal­dı­rı­ma çö­mel­miş yaşlı adam… Yıl­la­rın bi­rik­ti­ril­miş si­tem­le­riy­di bu söy­len­me­ler. Mah­şer günü mü geldi ne, diye sordu biri ya­nın­da­ki­ne. Kö­pek­le­rin sü­rek­li hav­la­ma­sı­na, bir­kaç koyun me­le­me­si, za­ma­nı­nı şa­şı­ran üç beş horoz sesi de ka­rı­şın­ca duy­ma­dı o. Zaten ak­lı­nın ne­re­ler­de gez­di­ği de belli de­ğil­di.

Baba, so­ka­ğın so­nu­na kadar yü­rü­dü. Her evin önün­de aynı kor­ku­lu ba­kış­lar…Yı­kı­lan ba­ca­la­rın, çat­la­yıp ay­rı­lan du­var­la­rın ür­kün­tü­sü için­de ne ya­pa­ca­ğı­nı bil­mez in­san­la­rın do­lan­ma­la­rı, otur­ma­la­rı, top­rak­tan ge­lecek yeni ses­le­re kulak ver­me­le­ri… Hü­kü­met bi­na­sı­nın oraya va­rın­ca hadi şu karşı so­ka­ğa da gi­de­yim, dedi için­den, asıl eski, ba­kım­sız evler ora­day­dı. Yü­rü­dü yü­rü­dü; sü­mü­ğü­nü çekip ağ­la­yan bir çocuk, baba baba! deyip diz­le­ri­ne sa­rıl­dı, dur! dedi, ba­ba­nı bu­la­lım, ben komşu bir am­ca­yım…​Ahh ah, bu­la­lım da nasıl? Ku­cak­la­dı onu. 5-6 yaş­la­rın­da­ki oğ­la­nın yü­re­ği fır­la­ya­cak gi­biy­di kor­ku­dan; o küt küt atış­la­rı içine iş­li­yor­du. Sonra bir­den ha­re­ket­len­di çocuk, Ayşe Abla! Ayşe Abla!
Bar­dak­çı­la­rın evi­nin önüne gel­miş­ti. Yan bah­çe­den gelen bay­ku­şun sesi kö­şe­de­ki çeş­me­nin ya­la­ğı­na löpür löpür dö­kü­len suyun se­si­ne ka­rı­şır­ken in­sa­nın içini ür­per­ti­yor­du. Ağus­tos bö­cek­le­ri de öte so­kak­la­rın ho­roz­la­rı­na, kö­pek­le­ri­ne, ko­yun­la­rı­na, inek­le­ri­ne, eşek­le­ri­ne kendi ses­le­ri­ni du­yur­ma­ya ça­lı­şı­yor­du. Her sal­lan­tı­da ses­ler ke­si­li­yor, ge­çin­ce daha bir güçle ye­ni­den baş­la­yıp bir­bi­ri­ni coş­tu­ru­yor­du. Yaş­lı­la­ra so­rar­sa­nız, on­la­rın bu ses­le­ri hiç hayra alâ­met de­ğil­di. Or­ta­lık do­ğa­nın yurt­tan ses­ler ko­ro­suy­du. Ka­ran­lık­ta pek bir şey an­la­şıl­mı­yor­du. Te­laş­lı adım­lar, ko­şuş­ma­lar ke­sil­miş­ti. Giden git­miş­ti gi­de­bi­le­ce­ği yere. İki katlı ahşap bir evin ikin­ci katı çök­müş, önü taş top­rak yı­ğı­nı; sokak ka­pı­sı­nın iki ka­na­dı da açık­tı. Yük­se­len toz, bir bulut kü­me­si oluş­tur­muş; sanki ka­ran­lı­ğa ta­kıl­mış öy­le­ce du­ru­yor. Ka­pı­nın eşi­ğin­de bir ka­ral­tı…​Yere otur­muş, diz­le­ri­ni kırıp ba­cak­la­rı­nı önüne çekip kol­la­rıy­la bağ­la­mış, ba­şı­nı da diz­le­ri­nin üs­tü­ne yan ya­tır­mış hıç­kı­ra hıç­kı­ra ağ­lı­yor. Ya­nı­na yak­laş­tı, geç­miş olsun hem­şe­rim, dedi. Ka­ral­tı ba­şı­nı kal­dır­dı. Kor­ku­yo­rum, çok kor­ku­yo­rum, öl­mek­ten değil; öle­me­mek­ten, sü­rün­mek­ten, kurda kuşa muh­taç ol­mak­tan…​Hatçe nerde Hatçe nerde? Ta­nı­dı. Bu Su­cu­la­rın Kerim Efen­di’ydi. Göz­le­ri gör­mez­di ga­ri­bi­min. Her gün bi­ri­si elin­den tutar, çar­şı­da­ki bir ak­ra­ba­sı­nın dük­kâ­nı­na gö­tü­rür bı­ra­kır, ak­şa­ma yine yolu düşen biri evine ge­ti­rir­di. Hatçe de­di­ği ka­rı­sıy­dı. Köy­den kim­se­siz bir kız alı­ver­miş­ler­di ona, hem Kerim’e bak­sın hem ba­şı­nı so­ka­cak bir evi olsun diye. Kü­çü­cük evin dar av­lu­sun­da bir halı tez­gâ­hı, gün­düz halı dokur, gece oya işler, ge­çi­nir gi­der­ler­di işte. Baş­la­rı­nı so­ka­cak ev­le­ri vardı ya bir de ba­şın­da ko­ca­sı…​Gerisin­den kork­maz­dı. Ne derdi ne­ne­si, korku bazen ka­fa­sız­lık­tan gelir yü­rek­siz­lik­ten de gel­di­ği gibi.* Allah’tan başka bir şey­den kork­ma­yın, ka­fa­nı­zı ça­lış­tı­rıp yü­rek­li ol­du­nuz mu kim­se­ye muh­taç ol­maz­sı­nız. Çünkü bi­ri­si­ne muh­taç olmak çö­ker­tir in­sa­nı. Ya­nı­na yak­laş­tı Kerim’in; dur ba­ka­lım Kerim kar­de­şim, üzül­me, hele bir sabah olsun, dedi. Ah beyim ah, benim sa­ba­hım var mı ki, her anım gece… Evsiz Hat­çe­siz ne ya­pa­rım ben bir ba­şı­ma. Ya ona bir şey ol­duy­sa ne ya­pa­rım ben… Hat­çe­e­ee!… Hat­çe­e­ee! Bur­da­yı­ımmmm, dedi de­rin­den bir ses, ina­na­ma­dı. Az sonra içer­den aya­ğı­nı sü­rü­ye sü­rü­ye bir kadın çıktı geldi: Av­lu­da­ki ayak­yo­lu­na gir­diy­dim. Bir­den sal­lan­ma­ya baş­la­dı top­rak, hela taşı ye­rin­den oy­na­dı. Çök­tüm, otur­dum kal­dım üs­tün­de. Yan duvar da geldi om­zu­ma da­yan­dı. Ya bis­mil­lâh dedim, kı­pır­da­ma­nın im­kâ­nı yok. Sonra bir daha sal­lan­dı ya, daha kuv­vet­li, işte o zaman om­zum­da­ki ker­piç duvar indi aşa­ğı­ya. Aya­ğı­mı güç bela kur­tar­dım ara­lar­dan. Sü­rü­ne sü­rü­ne çık­tım. Al­lah­tan ka­pı­sı­nı ar­dı­na kadar açık tut­tuy­dum. Eee…şimdi ne ola­cak­tı? Hatçe ıkıl­da­ya ıkıl­da­ya içe­ri­ye baktı geldi. Halı tez­gâ­hı yoktu gö­rü­nür­ler­de. Yu­ka­rı­sı çök­müş­tü üs­tü­ne. Otur­du ko­ca­sı­nın ya­nı­na…​Kor­kuy­la yü­re­ği da­ral­dı. Kor­ku­nun ecele ya­ra­rı yoktu da kor­ku­nun ha­ya­tın yok­sun­lu­ğu­na ya­ra­rı var mıydı? Niye ol­sun­du ki…​Yine bir sal­lan­tı… Aman ya­rab­bim, bu daha uğul­tu­lu, yerin al­tın­dan bir şey gelip do­la­nıp do­la­nıp bommm! diye pat­la­yı­ve­recek sanki. Or­ta­lık yine toz duman, yı­kın­tı­lar, bağ­rış­ma­lar, çığ­lık­lar, ka­ran­lık, ça­re­siz­lik…​Ve ses­siz­lik…​Bay­kuş baş­la­dı yine, ar­dın­dan öte­ki­ler…

Sar­sın­tı ge­çin­ce gel­di­ği yöne doğru yü­rü­dü. Evi­nin önün­de­ki­le­ri daha fazla bek­let­me­me­liy­di. Dü­şü­nü­yor­du bir yan­dan da. Benim içim­de­ki durum nedir, kor­ku­yor muyum, kork­mu­yor muyum; yoksa kork­ma­mış gö­rün­mek için mi böyle ora­dan oraya do­la­nı­yo­rum? Evet evet, kor­ku­yo­rum, dedi. Öl­mek­ten, ya­kın­la­rı­mı yi­tir­mek­ten, evi­min bar­kı­mın yok ol­ma­sın­dan… Sa­nı­rım kor­ku­yu asıl te­tik­le­yen umar­sız­lık. Önünü gö­re­me­mek, boyun eğmek… İnsan bil­di­ği şey­ler­den mi daha çok kor­kar yoksa bi­le­me­dik­le­rin­den mi? İşin için­den çı­ka­ma­dı. Zaten evi­nin önüne de gel­miş­ti. Kay­gı­lı göz­ler üze­rin­dey­di. Dur içer­den birer bat­ta­ni­ye ala­yım size, de­me­siy­le eve dal­ma­sı bir oldu. Ka­rı­sı, ayak­ka­bı­la­rın­la gi­ri­yor­sun içe­ri­ye, di­yecek oldu, iyi ki de de­me­di, sı­ra­sı mıydı şimdi? Hü­kü­me­tin ar­ka­sın­da­ki so­kak­la­rın du­ru­mu çok daha kötü, dedi. Kimi evler yı­kıl­mış. İnsan­cık­lar öyle şa­şır­mış kal­mış, kimi ca­nı­nı kur­tar­dı­ğı­na ba­kı­yor…​Yal­nız Kerim Efen­di’nin du­ru­mu içime iş­le­di. Şu göz­le­ri gör­me­yen. Ev yı­kıl­mış, tez­gâh git­miş, kal­dı­lar or­ta­lık­ta. Usul usul ağlar orada. Gö­zü­mün önün­den git­mi­yor.

Bir­den kalk­tı otur­du­ğu yer­den yine, ka­rı­sı­nın, ne­re­ye gi­di­yor­sun­la­rı­na al­dır­ma­dan yü­rü­dü gitti. Kerim Efen­di aynı yerde hem usul usul ağ­lı­yor hem de bir şey­ler mı­rıl­da­nı­yor­du: “Bir korku düştü câ­nı­ma acep n’ola benim hâlim / Der­man olmaz ise bana acep n’ola benim hâlim?” * Der­ma­nı bir­lik­te bu­la­ca­ğız Kerim Efen­di, sen ta­nı­dın mı beni se­sim­den, az önce de gel­miş­tim. Ta­nı­maz mıyım beyim, senin ça­lış­tı­ğın yer benim vakit ge­çir­di­ğim dük­kâ­na yakın ya. Gelip ge­çer­ken az mı se­la­mı­nı aldım, az mı ha­li­mi ha­tı­rı­mı sor­dun. Hadi kal­kın o zaman, Hatçe Hanım, dedi, gi­di­yo­ruz. Bizim evin önü daha geniş, ar­ka­da da bahçe var, otu­ru­ruz hep bir­lik­te. Evin alt ka­tın­da halı odası var, için­de de boş bir tez­gâh, artık kul­la­nıl­mı­yor…​Sabah olsun hayır olsun. Son­ra­sı­nı bir­lik­te dü­şü­nü­rüz.

Sa­ba­hın ilk ışık­la­rı ka­sa­ba­yı ay­dın­lat­tı­ğın­da yine sal­la­nır­sak kor­ku­su­nun üze­rin­den hiç de­ğil­se ka­ran­lı­ğın kor­ku­su kalk­mış­tı. Yal­nız ka­ran­lı­ğın mı?

—————————–
*Mon­ta­ıg­ne’nin sözü

*Yunus Emre’nin di­ze­le­ri

      

Kor­ku­lu Gece / Dü­ri­ye Ay­yıl­dız (32 Yorum)

  1. Okurken içim ürperdi. Okurken yaşıyorsunuz. Tebrik ederim. Kaleminize sağlık.

  2. Duriye hocam kalemine diline sağlık. Yumuşak bir dille korkuyu bile sevdiriyorsun.Yazıların beni rahatlarıyor.Yüreği güzel hocam.

  3. Adeta yaşadım. İzmir’e tekrar geçmiş olsun. Emeğinize sağlık Düriye Hanım.

  4. Kaleminize ve guzel yüreğinize sağlık Demirci depremini1969 yaşadım.1999depremi17 Ağustos,12 Kasım hepsini Bolu da yaşadım.Uxun süre içimizde yaşadık.Korkunctu.Şanslıydık.Depreme dayanıklı yapılmış.İki katlı bahçeli evimizde.Bolu da Bahcelievlerde tek bizim bina mütahide verilmedi.Şanlıydık.Laf aramızda tarihi eser gibi kaldık.Korkunç bir sallanti idi.Onu yaşayan bilir.Sevgiyle kalın.Fahriye Barutçu

  5. Düriye Ablaciğim, elinize sağlik, çok güzel bir öykü olmuş. Çaresizliği ne güzel anlatiyor… Deprem ya da felaketler karsisinda korksak da hepimizin farkli kaygilari da var. Öykünun basindaki kücuk kiz belki de hicbir zaman binemediği bir donme dolap salincagini hatirlarken gözleri görmeyen amcanin korkulari çok baska. Onun çaresizligini, yalnizligini, umitsizligini derin olarak hissediyoruz. Öykünun son kismi ise insani ümitlendiriyor, yasama sevincini arttiriyor. Iyilik yapmak hem yapan hem de yapilan icin güzel. Dünya, hayat bütün felaketlere ve acilara rağmen birbirimizi seversek, duşunursek guzel… Ellerinize saglik tekrar, bana Pazar günü hediyesi oldu bu güzel öykü..

    • Ayrıntılı değerlendirmene çok teşekkür ederim, mutlu oldum.
      Korkulardan, kaygılardan uzak bir yaşam dileğiyle…

    • Ayrıntılı değerlendirmene çok teşekkür ederim, mutlu oldum.
      Korkulardan, kaygılardan uzak bir yaşam dileğiyle…

  6. Yuregine saglik Duriye hocam.İcim titredi Adana 1998 8.katta benzer duygulari yasadim.
    🙋

  7. Sevgili Düriye, eline, yüreğine, kalemine sağlık. Yakın bir zamanda yaşadığımız duyguları yeniden yaşattın bize. Aynı zamanda da iyiliğin gücünü… Sağ olasın.

  8. O günleri, o anları yaşamış biri olarak, okurken irkildim… Daha aşağıya inanarak yazının devamını aradım… Olmalı ama, devamı olmalı…Ellerinize, yüreğinize sağlık..

    • Teşekkür ederim hem ilginize hem eleştirinize…Devamı bir başka öyküde gelir belli mi olur?

  9. Düriye hanım elinize kaleminize sağlık kısa süre önce yaşamış olduğumuz İzmir depreminde benzer duygular içindeydik çok etkilendim

  10. Düriye Bacım,yine kalemini konuşturmuş,yine yüreğindekileri ak kağıtlar üstüne dökmüşsün.kutlarım.ilmek lmek dokumuşsun âdeta. Korkuyu, ağayanları,çocukları,yaşlı ve engellileri,gecenin bir vaktinde çevrenle buluşturmak herkesin harcı değil.saygıyla değerli ve güzel kardeşim…

    • İsmet Öğretmenim, şu sıkıntılı günlerinizde bana da zaman ayırdınız ya ne diyeyim; sağ olun var olun, çok teşekkür ederim yüreklendirici sözlerinize…

  11. Düriye Hanım,depremi ne güzel dillendirmişsiniz kaleminiz hiç tükenmesin. Sevgiler, saygılar öğretmenim.

  12. Buna biz öykü gibi öykü deriz.Unlü bir koro şefi gördüm sanki.Bir maestro gibi eserini yönlendiriyordu.Birkaç defa daha okudum.Depremi tanımayanlarca iyice anlaşılması için özenle yazilmış.Düriye ögretmenimizin ayrı bir tarzı var.
    Gönülden kutluyorum.Kaleminize sağlık.

  13. Kaleminize sağlık. Cok guzel anlamışsınız depremi. Gerçekten hepimiz çok korktuk. Biz isyerindeyken koca bina üzerimize çöktü zannettik. Ağlayanlar, feryat edenler vardı. Tam bir kabusu yaşadık gerçekten. Allahım bir daha göstermesin. Hiç kimseye tattirmasin bu duyguyu.

Tavsiye

Kilitçi
%d blogcu bunu beğendi: