Kafa Büyük, Beyin Cücük – Barış Erdoğan

Kafa Büyük, Beyin Cücük – Barış Erdoğan

Bey­nin bir fi­ya­tı var­dır; kal­bin­se eti­ke­ti…
(b.e.)

Geç­miş za­man­da:

Size ait ol­ma­yan bir kalp ta­şı­yor­su­nuz, duy­gu­la­rı­nı­za hük­me­de­mi­yor­su­nuz. Baş­ka­sı­na ait bir gözle önü­nü­zü bile gö­re­mi­yor­su­nuz, çı­ka­rın göz çu­kur­la­rın­dan on­la­rı. Baş­ka­sı­nın ağ­zıy­la kaç kez tu­za­ğa düş­tü­nüz. Baş­ka­sı­nın du­da­ğıy­la düt den­me­ye­ce­ği­ni öğ­ren­di­niz. Söz­cük­le­ri­niz kir­liy­di, iki­si­ni yan yana ge­tir­me­ye ça­lış­tı­nız, daha da kir­let­ti­niz. Hangi yüzle çık­tı­ğı­nı­zın bile far­kın­da de­ğil­di­niz. Ne işe yarar o eller, o par­mak­lar, o ayak­lar? Sahip ola­bi­le­ce­ği­niz şey­le­ri di­le­yin. Ha, be­yin­le­ri­niz siz­le­re ait­tir, de­ğiş­tir­me­yi dü­şü­nü­yor mu­su­nuz? Bey­nin­den şi­ka­yet­çi olan kaç kişi gör­dü­nüz? Akıl­la­rı pa­za­ra çı­kar­mış­lar, her­kes yine kendi ak­lı­nı satın almış. Ka­çır­ma­yın, iyi sahip çıkın!

Bugün:

Tanrı ba­li­na­la­rın sekiz ki­lo­luk bey­ni­ni yan­lış­lık­la göv­de­min üst kıs­mı­na otur­tu­ver­sey­di -el­bet­te göv­dem başta olmak üze­re- bütün or­gan­la­rı­mın is­ya­nı ebe­di­yen sü­rer­di. Da­ğı­na göre kar veren Tanrı’ya şük­ret­mek­te yarar var. Mil­yon­lar­ca nöron bek­ler­ken bir­kaç parça nö­ron­la kar­şı­la­şa­cak olan bilim in­san­la­rı­nı is­ya­na sü­rük­ler­dim ki sü­rük­len­mek­le kal­maz­lar beni de la­net­ler­ler­di. Bir de bey­nin raf­la­rı boş kal­ma­sın dü­şün­ce­siy­le şey­ta­nın dol­du­ru­ver­di­ği “kin gütme, kıs­kan­ma ve nef­ret etme” nö­ron­la­rıy­la uğ­raş­tır­ma­ya­yım on­la­rı.

Kin güt­mek bende saman alevi. Güt­sey­dim çev­rem­de­ki­ler iki aya­ğı­mın üs­tün­de dur­ma­yı öğ­ren­di­ğim gün “karga” la­ka­bı ta­kar­lar­dı. Neyse ki yüz yıl­lık araş­tır­ma­cı­lar kin­dar­lı­ğın bey­nin do­lu­lu­ğuy­la/ boş­lu­ğuy­la bir il­gi­si ol­ma­dı­ğı so­nu­cu­na var­mış­lar.

Bugün bey­ni­ni tör­pü­le­ye tör­pü­le­ye ba­ğış­la­yan­la­rı çok gör­düm. Ga­za­li’nin, “İnsan vü­cu­du­nun par­ça­la­rı ale­min her bir par­ça­sıy­la kar­şı­laş­tı­rıl­sa ara­la­rın­da bir ben­zer­lik ol­du­ğu gö­rü­lür.” sö­zü­ne iti­bar edi­yor­sak her bir par­ça­mı­zın do­ğal­lı­ğı­nı ko­ru­ma­mız ge­re­kir. Ölüm­süz­lü­ğün var ol­du­ğu­nu iddia et­ti­ğim için de mi­to­lo­ji­nin kar­ga­la­ra gös­ter­di­ği say­gı­nın ya­rı­sı ka­da­rı­nı bana gös­te­re­cek­le­ri­ni ne mi­to­lo­ji­den ne de kar­ga­lar­dan bek­le­dim. Kar­ga­lar kin­dar­lık­la­rı ne­de­niy­le beni ken­di­le­rin­den so­ğut­tu, mi­to­lo­ji­nin efen­di­si ola­rak anıl­ma­la­rı bu so­ğuk­lu­ğu­mu or­ta­dan kal­dır­ma­dı. Mer­ha­me­tin bi­ri­cik ka­le­si fil­ler, göv­de­le­riy­le oran­tı­lı be­yin­le­riy­le kar­ga­la­rı kıs­kan­dı­rır­lar.

Bun­dan tamı ta­mı­na beş bin yıl önce Ege kı­yı­la­rın­da ze­hir­li zıp­kın­la balık av­lar­ken Kaos’tan iki ki­şi­nin “Ka­li­me­ra!” diye ses­len­di­ği­ni duy­dum. Bizim Erop­hi­los ve Era­sist­ra­tos’tu. Ze­hir­li zıp­kı­na tak­tı­ğım balık ba­şı­nı gös­te­rin­ce, “En­se­fa­lon!” (beyin”) diye cevap ver­di­ler. Erop­hi­los ve Era­sist­ra­tos ad­la­rı beyni nö­ron­lar­la dolu olan­la­ra ya­ban­cı gel­me­miş­tir, insan ka­fa­ta­sı­na dik­dört­gen bi­çi­min­de bir pen­ce­re açıp beyni in­ce­le­yen ilk cer­rah­lar. Ba­lı­ğı ma­sa­ya ya­tır­dı­ğım­da Witt­gens­te­in’in, “Ka­fa­ta­sı açı­lan her in­sa­nın bir bey­ni­nin ol­ma­sı ne tuhaf rast­lan­tı!” sö­zü­ne ben­zer, “Aaa, bunda da var­mış!” sö­zü­nü sarf edi­ver­dim. Sün­ge­rim­si bir beyin. Beni asıl şa­şır­tan kuş­la­rın ge­liş­miş beyni… Beşe kadar sayan kar­ga­la­rın var­lı­ğın­dan ha­ber­dar ol­say­dım, kim­se­ye “kuş be­yin­li” de­mez­dim.

Tanrı’nın hik­me­ti olsa gerek beyin bir ce­vi­zi an­dı­rı­yor. Açıl­ma­sı zor olsa da kı­rı­la­rak gi­ril­miş içeri. Ce­hen­ne­min bile yedi ka­pı­sı var­ken ne­den­se bey­nin tek ka­pı­sı yok. Bir ta­ne­si özen­le kı­rı­lıp açıl­mış, ka­yıt­la­ra şu bil­gi­ler ge­çi­ril­miş: 1 litre su, 160 gr yağ, 110 gr pro­te­in, 15 gr şeker, 10 gr tuz. (Not: Tuzu ka­çı­ran­la­rın dil­le­ri­ne hük­me­de­me­dik­le­ri akıl­dan çı­ka­rıl­ma­ma­lı.)

İbni Sîna, “El-Ka­nun fi’t-Tıbb”ında bey­nin ge­liş­me­si için bol ceviz tü­ke­til­me­si­ni öne­rir. Ceviz üre­ti­mi­nin bol ol­du­ğu yer­ler­de zeki in­san­la­rın çok ol­ma­sı te­sa­düf değil. Belli bir yaş­tan sonra tü­ke­ti­len ce­vi­zin de ya­ra­rı ol­ma­ya­ca­ğı bi­lin­sin. GDO’lu ce­viz­le­rin­se in­sa­na “Ben çok ceviz yedim, çok ze­ki­yim.” de­dirt­ti­ği malum.

Bey­nin bü­yük­lü­ğüy­le zeka ara­sın­da bir bağ kur­mak çok teh­li­ke­li. Ata­la­rın, “Büyük ka­fa­la­rın beyni cücük olur.” sözü bir ger­çek. Bilim in­sa­nı Eins­te­in’ın beyni nor­mal in­san­la­rın­kin­den daha hafif. Bi­zim­ki bin dört yüz elli gram­sa (bir türlü or­ta­la­ma­yı tut­tu­ra­ma­dım) onun­ki elli yüz gram eksik. (Haydi an­sik­lo­pe­dik bil­gi­le­re da­ya­na­rak Dr. Tho­mas Har­vey’in tar­tı­mıy­la gramı gra­mı­na ve­re­yim: 1230 gr.) Gerçi tar­tı­da bu­lun­ma­dım, ancak zeki bir bey­nin fo­toğ­ra­fın­da­ki kıv­rım­la­rın çok­lu­ğu­na tanık oldum. As­lın­da akla (kıv­rım­la­ra) değer biçen fi­lo­zof­la­rın (Di­oge­nes, Hip­pok­ra­tes, Anak­sa­go­ras, Alk­maiōn, Par­me­ni­des, Em­pe­dok­les ve Epi­ku­ros) dü­şün­ce ev­ren­le­ri­ni sık sık zi­ya­ret ede­rim. Cro­ton­lu Alk­ma­i­on’da uzun zaman ko­nak­la­rım. Es­ki­de de­be­len­di­ğim sa­nıl­ma­sın, kapım ye­ni­nin gir­me­si­ne izin verir. Ka­pı­mı çal­mak is­te­yen “mavi kapı”dan girip huzur bul­sun; kır­mı­zı kapı önün­de kimse bek­le­me­sin, çar­par.

Eag­le­man kıv­rım­lar­da neler olup bit­ti­ği ko­nu­sun­da okur­la­rı­nı ben­den önce uya­rır: “Sizi siz yapan, bey­ni­niz­de ge­li­şen değil, bey­ni­niz­de yok edi­len şey­ler­dir as­lın­da.” Bey­nim pat­la­ya­cak di­yen­le­re de sö­zü­nü ilet­me­mi is­te­di: “Pat­la­ya­cak olan beyin de­ğil­dir, beyne giden kab­lo­la­rın fazla ısın­ma­sı­dır.”

Si­gor­ta­la­rı kont­rol et­mek­te yarar var.

      

Tavsiye

Uzak Haziran / Arif Mete