Kadın Ne Zaman? / Muzaffer Yegül

Cen­net Bilek vic­da­nı ve sev­gi­siy­le…

Gece ki­lit­le­miş­ti ken­di­ni sı­kı­lı bir yum­ruk­ta. Toz duman so­kak­lar­da hır­çın bir rüz­gâr. Sal­la­nan ağaç­lar­da ay ışı­ğı­nın bir­bi­ri­ne ka­rı­şan renk­le­ri. Ya­şa­mak­tan uta­nı­yor, nefes almak is­te­mi­yor­du. Sokak başı kö­tü­lük­te adım başı üşüme, tit­re­me. Ge­ril­miş bir gök­yü­zü. Ça­tı­lar­da eğ­re­ti yu­va­la­rı­na dön­me­ye ça­lı­şan kuş­lar. Ka­ra­ran bu­lut­lar­da in­sa­nı çev­re­le­yen hiç­lik duy­gu­su. On­maz­lık. Öğ­re­nil­miş dav­ra­nış­lar kı­pır­da­ma­sı­na en­gel­di. Her ye­rin­den kayıp gi­di­yor­du yaşam. Yü­re­ği ağ­zı­na doğru yü­rü­yor­du. Da­ral­tıl­mış alan­da için­de boş­luk, dı­şın­da boş­luk. Gün sus­kun. Korku üre­ten yapı dur­mu­yor, kış­kırt­ma­yı ba­şa­rı­yor­du er­ke­ği. Her gün, her saat. Her yerde… Za­man­lı, za­man­sız.

Cin­sel sal­dı­rı en eski hi­ka­ye­dir. Hi­kâ­ye­de erkek ken­di­ni ya­ra­tır­ken Li­lith kal­ma­yı ba­şa­ra­ma­yan kadın dil­siz­leş­me­nin ilk adı­mı­nı at­mış­tı. Tanrı er­kek­ti artık. Tarih, dev­let er­kek­ti. Ya­sa­lar er­kek­ti. Aklı erkek ele ge­çir­miş­ti, erki de… Mit­ler­le ku­şa­tı­lan bir nes­ney­di kadın, kayda öyle ge­çi­yor­du. Karşı cins­le iliş­ki­le­ri için­de, iliş­ki­le­ri kadar vardı. Ku­şa­tıl­mış­lı­ğın için­de ken­di­ni an­lat­mak zo­run­da bı­ra­kı­lan­dı. Baş dön­dü­rü­cü, ola­ğa­nüs­tü ama hafif ve kim­lik­siz­di. Ken­di­ne zarar ola­rak dönen in­ce­li­ği hoş ama boş bir tı­nıy­dı. Tek­vin’ in buy­ru­ğu; “Senin acı­la­rı­nı ve do­ğur­gan­lı­ğı­nı art­tı­ra­ca­ğım, ço­cuk­la­rı­nı acı için­de dün­ya­ya ge­ti­re­cek­sin, ar­zu­la­rın ko­ca­na yö­ne­lecek, o seni yö­ne­tecek.” de­miş­ti. Şeh­ve­tin adıy­dı kadın, al­la­nıp pul­la­na­rak er­ke­ğin su­na­ğı­na gi­de­cek­ti. Ya­sa­lar­la, ev­li­lik­le kut­san­mak yüz­ler­ce yıl­dır di­dik­le­nen bu ya­şa­mı kur­ta­ra­maz. Ege­men ya­sa­la­rın böyle bir amacı da yoktu.

Sa­vun­ma­sız kal­dı­ğı­nı dü­şü­ne­rek ya­şa­dık­la­rı­nı giz­li­yor, ya­şa­dık­la­rı­nın için­de giz­le­ni­yor­du. Ona­rıl­ma­sı güç çat­lak­lar­dan sızan anı­lar düğüm at­mış­tı için­de. Üzün­tü­ler­le du­yum­sa­dı­ğı ya­ra­lar… Tek bir anın geri gel­me­si­ni is­te­mi­yor­du. Aris­to­te­les; “Do­ğa­la­rı ge­re­ği eksik ya­ra­tık, ga­ra­bet, ev­cil­leş­miş hay­van­dan biraz daha iyi, otuz iki dişi ol­ma­yan bir ya­ra­tık.” ola­rak gör­müş­tü o’nu. Kor­kunç değil midir, Antik çağın büyük fi­lo­zo­fu­nun kadın düş­man­lı­ğı. Freud’un aynı dü­şün­ce­de ol­ma­sı! Fal­lik ku­ra­mıy­la er­ke­ği mer­ke­ze alıp ka­dı­nı yok say­ma­sı… Öğ­ren­dik­çe üzün­tü­sü bü­yü­müş­tü. 19. Yüz­yıl fi­lo­zof­la­rın­dan Ni­etzsc­he ka­dı­na say­gı­dan söz eder­ken, “En tatlı kadın dahi acı­dır.” di­ye­rek aynı ker­va­na ka­tıl­ma­mış mıydı? Ka­dı­nı aşağı bir tür ola­rak gör­me­yen kut­sal kitap var mıydı?

Bit­mi­yor­du. Bi­te­mi­yor­du. Sis­le­rin için­de yitip giden, işi­til­me­yen çığ­lık­lar… Gri şa­fak­la­rın ka­rar­sız­lı­ğın­da gün baş­la­ya­mı­yor­du. De­fa­lar­ca iz­len­miş bir oyu­nun de­ko­ru ne­re­dey­se her gün ye­ni­den ku­ru­la­cak­tı. Hak et­ti­ği de­ğe­ri bu­la­ma­mak ne büyük yor­gun­luk­tur! İyim­ser­lik ya­ra­tan söz­cük­le­rin için­de bile kö­tü­lü­ğün rengi vardı. Fi­zik­sel sal­dı­rı sa­de­ce şid­det de­ğil­dir. Kı­sıt­lan­mış ya­şa­mın, dış­lan­ma­nın fi­zik­sel sal­dı­rı­dan ne farkı var­dır? Be­bek­si ne­şe­nin masum kanat çır­pı­şı, cin­sel bir çağrı ola­rak an­la­şıl­ma­sı­na ye­ti­yor­du. Gül­me­nin başka an­lam­la­rı vardı. Arzu ob­je­siy­di. İnci­ti­lecek gö­rün­me­ye­cek­ti. Söze dök­me­ye­cek­ti ken­di­ni, ge­ne­tik ez­be­rin meş­ru­laş­tı­rıl­mış ki­bir­li göv­de­le­ri­ne…

Ka­dı­na cin­sel sal­dı­rı­la­rı ko­nu­şu­yor ede­bi­yat dün­ya­sı. As­lın­da ko­nuş­mu­yor, be­ce­rik­siz­ce su­su­yor. Kimi ya­zar­lar işin hu­kuk­sal bo­yu­tu­nu öne çı­ka­ra­rak ko­nu­yu ha­fif­let­me ça­ba­sın­da. Ta­ciz­ci/ler ise büyük bir ‘edebi’ ye­te­nek­le eril te­rim­ler bu­lu­yor, kadın giy­si­le­rin­den bile ken­di­ne öz­gür­lük alanı çı­ka­rı­yor! Ucu­nun ken­di­si­ne do­ku­na­ca­ğın­dan ürken kay­gı­lar, zi­hin­sel bir kaçış var. Ne­re­dey­se ko­nu­şan hiç yok. Söz uçtu.

Akıl ka­pa­lıy­sa be­den­sel dür­tü­ler ze­hir­li­dir. İnsan de­ğiş­ti­re­bi­lir ken­di­ni. Do­ğa­dan gel­di­ği do­ğal­lı­ğa dö­ne­bi­lir. İnsan olmak bedel ister, so­rum­lu­luk ister. Ve altı çi­zil­me­li­dir ki erkek ol­mak­tan daha ko­lay­dır insan olmak. İnsan­laş­ma­nın, vic­dan ya­rat­ma­nın yol gös­te­ri­ci­si ede­bi­yat, elini uzat­mak­ta­dır. İçten sa­rı­lır­sak… Hegel’i din­le­ye­lim; “Sanat, dür­tü­le­ri ve tut­ku­la­rı gem­le­yip ter­bi­ye ede­rek ar­zu­lar­da­ki vah­şe­ti azal­ta­bi­lir.”

Ka­pi­ta­lizm­den de­mok­ra­si çık­maz, ka­dı­na öz­gür­lük de. Ne var ki bu yapı için­de de çok şey­ler ka­za­nı­la­bi­lir, ka­za­nıl­mış­tır. Ta­ri­hin itip kak­ma­sı­na boyun eğ­me­yen kadın er­ke­ğin ya­ba­nıl im­ge­le­rin­den çık­ma­lı­dır. İnsana ta­nı­nan zaman eri­yip gi­di­yor. Ya­ra­la­rı­nı bir­leş­ti­ren, edil­gen bir göz­lem­ci ol­ma­yı kabul et­me­yen, öğ­re­ti­len yan­lış­la­ra, edep­siz ya­lan­la­ra al­dır­ma­yan ses­ler bi­ri­ki­yor, güç­le­ni­yor. Za­ma­nın yeni ru­huy­la yıl­la­rın ya­kı­cı öz­le­mi, yep­ye­ni söz­cük­ler­le bir üst di­ren­ce ta­şı­nı­yor.

Sı­nıf­sal çe­liş­ki­le­ri olan ka­dın­lar ara­sın­da da ayrım var. Ce­hen­nem­den çık­ma­nın, sö­mü­rü­den kur­tul­ma­nın yolu, er­ke­ğin ka­dın­la bir­lik­te saf tu­ta­rak bir­lik­te sa­vaş­ma­sıy­la ola­nak­lı­dır. Düş­man or­tak­tır as­lın­da. Düş­man; şid­de­tin, sal­dı­rı­nın kay­na­ğı, ay­gıt­la­rı, do­na­nı­mı ve ge­le­nek­le­riy­le sü­re­ğen top­lum­sal sis­tem­ler­dir. Ka­na­yan kadın da olsa yara or­tak­tır. Yal­nız­lık­tan ve uzak­lık­tan arın­mış, ka­dı­na özen­li dav­ra­nan başka yer yok bu ev­ren­de. Ses­siz­li­ğin göz­cü­lük yap­ma­ya­ca­ğı ışık­lı an­la­rın beyaz sa­bah­la­rı için…

. Er­ke­ğin im­ge­le­rin­den çı­ka­rak ta­ri­hin itip kak­ma­sı­na boyun eğ­me­yen­ler bu çü­rü­me­nin önünü ala­cak­tır.

      

Kadın Ne Zaman? / Muzaffer Yegül (1 Yorum)

  1. Yine yıllardır bitip tükenmeyen kaygılara parmak basmışsın. Kutlarım. Gelecek günler eşitlikle çözümlenecek. Cesaret ve güç ortaklığı ile…Selam sana güzel kardeşim…

%d blogcu bunu beğendi: