İşimiz Görmezden Gelmek / Barış Erdoğan

İşimiz Görmezden Gelmek / Barış Erdoğan

İşimiz Görmezden Gelmek

Barış Erdoğan

 

Her yeni ta­nı­dık yeni bir kaygı

(Se­fe­ris)

.
Şair Se­fe­ris’in “Gün­lük­ler”le­rin­de se­ya­hat edi­yo­rum. Ço­cuk­lu­ğu­nu ve genç­li­ği­ni ya­şa­dı­ğı İzmir’den söz et­me­se de gün­lük­le­ri şi­irin ya­ta­ğın­da akıp gi­di­yor. Gün­lük­le­rin hemen ba­şın­da bir di­ya­lo­ğa bu­laş­tım ki malum ki­şi­ler­le ara­la­rı­na girip tri­alog yap­tı­ğı­mız sa­nıl­ma­sın. Di­ya­log kısa, kısa ol­du­ğu kadar dü­şün­dü­rü­cü:

“Büyük İsken­der: Yüzün hiç de ya­ban­cı gel­mi­yor. Adın ne senin.

Ka­ra­göz: Ka­ra­göz. Ya sen. Sen kim­sin?

Büyük İsken­der: Ma­ke­don­ya­lı İsken­der.

Ka­ra­göz: Yaa! Zor ta­nı­dım seni.”

Oysa nice İsken­der’in tarih sah­ne­sin­de ye­rin­de yel­ler esmiş, sanat dün­ya­sın­da nice Ka­ra­göz sa­ra­ka­ya alın­mış­tır. Zaman için­de kül­le­nen­ler olsa da, kül­le­rin­den ye­ni­den do­ğan­lar ol­muş­tur. Aşk­sız hayat nasıl ölü bir beden ta­şı­mak­tan başka bir şey de­ğil­se ka­ran­lı­ğa gö­mü­len sahte şöh­ret­ler de öyle. İsken­der’in hak­kı­nı ye­me­ye­lim, ar­dı­na da düş­me­ye­lim. El­bet­te İsken­der ve Ka­ra­göz di­ya­lo­ğu bir ka­ran­lı­ğa gö­mül­me ola­rak gö­rül­me­me­li, bir gör­mez­den gelme, bir ba­şı­nı kuma gömme ya da beni ne kadar ta­nı­yor­san ben de seni o kadar ta­nı­rım so­ru­nu­dur. Hani her­ke­sin gelip geç­ti­ği yere mitil atan bir di­len­ci­nin ken­di­si­ni gör­mez­den ge­len­le­re karşı bul­du­ğu bir çare var­dır: Ay­na­yı gelip ge­çen­le­rin yü­zü­ne tut­ma­yıp kendi yü­zü­ne koy­mak. Böy­le­ce ken­di­si­ni gör­mez­den ge­len­ler ay­na­da ken­di­le­ri gö­rün­ce uzak­la­şa­maz­lar, yar­dım eder­ler. Monet ağ­zıy­la ta­mam­la­ya­yım: “Sa­nı­rım çi­çek­le­re karşı res­sam olmak gibi bir bor­cum var.”

Okuru İÖ 356 – 323 (İsken­der) ara­sın­da bir zaman di­li­mi­ne gö­tü­re­ce­ğim. Büyük İsken­der bizi bek­li­yor. Ancak Şeyh Küş­te­ri’nin göl­ge­le­rin­den biri olan Ka­ra­göz’ün di­ri­lip di­ril­me­ye­ce­ği­ni bil­mi­yo­rum. Ona Trak­ya­lı Sa­ma­kol di­yen­le­re gülüp geç­ti­ği­niz gibi onun Orhan Bey ta­ra­fın­dan Ha­ci­vat’la bir­lik­te idama mah­kum edil­di­ler hi­ka­ye­si­ne de gülüp geçin.

İskan­der- Ka­ra­göz di­ya­lo­ğu ne kadar ef­sa­ney­se benim ya­şa­dı­ğım olay da o kadar ger­çek: İbra­him pey­gam­be­rin ye­ğe­ni Lut’un kav­mi­nin ya­şa­dı­ğı çir­kin olay­lar­dan do­la­yı iki melek ta­ra­fın­dan ka­çı­rıl­dı­ğın­da ben de eba­bil kı­lı­ğın­da ora­day­dım. Lut’un ka­rı­sı­na, “Sakın ar­ka­na dönüp bakma!” de­di­ği­ni de duy­dum. Ka­rı­sı­nın duy­ma­dı­ğı Aze­ri­ce ko­nu­şan bir eba­bil sözü tek­rar etti: “Heç kəs dönüb ar­xa­ya ba­x­ma­sın” Lut’un ka­rı­sı ba­şa­ra­ma­dı, dönüp baktı, anın­da tuz sü­tu­nu­na dö­nüş­tü. Ya­şa­nan her şeyi gör­düm, ama gör­mez­den gel­dim. Yü­zü­ne bir ayna tutan di­len­ci yoktu ora­lar­da.

      

Yorum yaz

İşimiz Görmezden Gelmek / Barış Erdoğan (1 Yorum)

%d blogcu bunu beğendi: