İlhami Bekir denince / Eray Canberk

Bizde serbest nazım Nâzım Hikmet’in ve Ercüment Behzat Lav’ın şiirleriyle birlikte İlhami Bekir’in şiirleriyle yaygınlık kazanmıştır. İlhami Bekir öğretmen, gazeteci, yazar ve şair olarak bilinir ama şairliği her zaman öne çıkmıştır.

Ben İlhami Bekir’i şahsen tanıdığımda 62 yaşındaydı (1968). Hayat hikâyesini birçok kez kendi ağzından dinlemişimdir.

1906’da Trablusgarp’ta dünyaya gelmiş. Babası Libya’nın soylu bir ailesindenmiş. Annesi İstanbul’dan Libya’ya gelin gitmiş. Libya o zamanlar henüz Osmanlı Devleti’nin egemenliğindeymiş.

Annesinin erken yaşta ölümü üzerine bir Osmanlı subayı olan dayısı tarafından Libya’dan İstanbul’a, anneannesinin yanına getirilmiş. 1910’lu savaş yıllarının yarattığı felâketler içinde aile bireylerinin hemen hemen hepsi ölmüş. 1916’da 13-14 kişilik aileden geriye İlhami Bekir ile akrabadan bir genç kız kalmış. Bundan sonra yılları Darüleytam’da (Yetimler Yurdu) ve Darülmulallim’de (Öğretmen Okulu) geçmiş. Öğretmen Okulları’nın yapısı değiştirilince buna tepki gösteren arkadaşlarına öncülük ederek grev yapılmasını sağlamış. Okuldan uzaklaştırılanlardan biri olmuş ve sonra affa uğrayarak okula dönmüş. 1925’te öğretmen olarak hayata atılmış…

İlhami Bekir daha okul sıralarındayken dergilerde şiirler yayımlaya başlıyor. 1924’te Nâzım Hikmet’le tanışıyor. 1927’de tanışıklıkları dostluğa dönüşüyor. Bu arada bazı dergilerde Nâzım Hikmet’le birlikte çalışıyorlar. Sabiha ve Zekeriya Sertel’in çıkardıkları “Resimli Ay” dergisinde çalışırken N. Hikmet’in yazıları da aynı dergide yayımlanmaktadır.

İlk şiir kitabı 24 Saat (1929) yayımlanınca N. Hikmet önce imzasız, sonra da “Orhan Selim” takma adıyla iki tanıtma yazısı yayımlıyor. H. Z. Uşaklıgil ve H. F. Ozansoy bu genç şaire dikkat çekiyorlar ve şairi övüyorlar. (Söz konusu kitabı 1960’lı yıllarda Sahaflar Çarşısı’nda görüp almıştım ve şairin hayatta olduğundan henüz haberim yoktu.)

Cumhriyet’in 10. yılında çıkan ve Kurtuluş Savaşı’nı, Cumhuriyet’in kuruluş yıllarını konu alan destanı Mustafa Kemal (sonradan Altın Destan/Mustafa Kemal Ataürk adıyla yeniden balımşıtır, 1973) ilgiyle karşılanmış.

Daha sonra çıkardığı şiir kitaplarının çoğunu huzursuz ve tedirgin ruh dünyasının etkisiyle daha dağıtımı yapılmadan kendisi yok etmiş. 1956’da çıkardığı Birinci Seans adlı şiir kitabı da çok az dağıtılmış. Geri kalanını ise sobada yakmış. 27 Mayıs 1960’tan sonra sol düşüncenin bir ölçüde serbestlik kazandığı ortamda En Güzel Şarkı, Şiirler, 70 Yaşın Melankolisi, Unuttum adlı şiir kitaplarını çıkardı. Az sayıda basılmış olsalar da bu kitapların yazgısı öncekiler gibi olmadı. En azından okurla buluşabildiler.

İlhami Bekir ile MAY Yayınları’nda çalıştığım sırada tanıştım. Nâzım Hikmet’i yakından tanıması, şiire olan tutkusu bizim kuşağın şairlerinin ilgisini çekmişti. Zamanla bu genç şairlerden bir çevresi oluştu. SEK (Sanat El Kitapları) adlı dergi-kitap karışımı kitapçıklarını yayılarken Afşar Timuçin ile birlikte kendisine yardımcı olmuştuk. SEK çevresinde de bir topluluk oluşmuştu. Cemal Süreya, Tevfik Akdağ, Refik Durbaş, Süreyya Berfe, Aydın Hatipoğlu, Alpay Kabacalı gibi daha birçok şair ve yazar SEK’te yer almıştır.

İlhami Bekir güncel siyasal olaylarla yakından ilgilenir, düşüncelerini söylemekten, eleştiri yapmaktan geri kalmazdı. 1960 sonrası yazdığı şiirlerinde Küba’yı, “İhtiyar Çinlimiz” dediği Mao Çetung’u ve dünyamızda yaşanan birçok olayı konu etmiştir. 1944’te yayımladığı ve daha sonra yeniden basılan Taşlı Tarladaki Ev adlı romanında kendi ruh dünyasından, yaşamından izler vardır.

Uzun yıllar ilkokul öğretmenliği yapmış ve emekli olmuştur. Bir şiirinden bestelenen bir okul şarkısı günümüzde bile küçük öğrencilerin dilindedir. Bir başka ilginç uğraşı ise geçimine katkı sağlamak amacıyla yaptığı ve eczacılıkla ilgili yayınlardır.

Bizden sonraki kuşakların şairlerinden de ilgi gören İlhami Bekir gençlerle arkadaşlık etmeyi severdi ve ilerlemiş yaşına rağmen genç kalmayı da başarmıştı. Son yıllarında bir süre kaldığı huzurevinde kendisini görmeye giden Aydın Hatipoğlu’na “Ben bu yaşlıların arasında sıkıldım” diye sızlanması da bunun en güzel kanıtıdır.

Şairimizin içkiye düşkünlüğüyle de bilinirdi. Anlattığına göre içkiyle çok genç yaşlarda tanışmış. Evliliğinin kısa sürmesi sonucu aile hayatı da olmadığı için, deyim yerindeyse “serazat” yaşardı. Evliliğinin ayrılıkla bitmesine rağmen eşinden ve iki kızından sevgiyle ve saygıyla söz ederdi. Kızları da kendilerini belli etmeden ve bizlerin aracılığıyla babalarına destek çıkarlardı. Çünkü şairimiz, en yakınları bile olsa, kimseden yardım görmeden yaşamını sürdürmek konusunda duyarlı ve titiz biriydi.

Tanışmadan önce de şair olarak tanıdığım İlhami Bekir ile Kadıköy’de yaşadığı son yıllarında, ben de Kadıköy’de oturduğum için, hemen her gün görüşürdük diyebilirim. Bu 15-16 yıllık süre İlhami Bekir’in yaşam sevrüvenini ve ruh dünyasını yakından öğrenmemi sağlamıştır.

İlhami Bekir’in şairliği, şiirleri ve öteki verimleri, çalışmaları konusunda ne yazık ki henüz yeterli bir çalışma yok. Elimizde yalnızca yakın çevresinden Refik Durbaş’ın hazırladığı Mektup Var İlhami Bekir’den (1997) adlı kitap var. Söz konusu kitapta şairimizle yapılan söyleşiler, sağlığında ve ölümünden sonra yazılmış yazılar ve bazı fotoğraflar yer alıyor. Bu konuda yeni çalışmalar yapmamız gerektiğini düşünüyorum.

İstanbul’da, Erenköy’de ilkokul öğretmenliği yaptığı sırada öğrencisi olan Memet Fuat’ın öğretmeni konusunda anlattıkları da sanıyorum sadece belleklerde kaldı, yazıya geçirilemedi.

Ne mutlu bizleri ki Nâzım Hikmet’i yakından tanıyan bir şairi biz de yakından tanıdık.

Kasaba’dan Esinti 4. sayı

      

Yorum yaz