Hır­sı­zım­dan Mek­tup Var | Meh­met Önder

Ço­cuk­lar kal­kıp “Bizim uy­ku­muz geldi, ya­ta­ca­ğız” de­yin­ce, ba­ba­la­rı ar­ka­la­rın­dan ses­len­di:

−Sey­rek yatın. Hır­sız­lar eli­ni­zi aya­ğı­nı­zı çiğ­ne­me­sin!

Evi­miz üst üste beş kez so­yu­lun­ca, hır­sız­la ya­şa­ma­ya alı­şır gibi olduk. Hele hiçbiri ya­ka­la­na­ma­yan beş hır­sı­zın da aynı kişi ola­bi­le­ce­ği söy­le­nin­ce arada ister is­te­mez bir ya­kın­lık, bir sı­cak­lık da doğdu. Zaten be­şin­ci­den sonra da art­çı­lar sis­tem­li ola­rak sürdü; zamanla bun­la­ra da alış­tık. Adam git­gi­de kad­ro­lu hır­sız gibi oldu. “Abi si­gor­ta prim­le­ri­ni ihmal edi­yor­muş­sun” diye bir not bı­rak­sa ir­ki­lecek hale gel­dik.

Artık tek dü­şün­ce­miz, girip de bir şey bu­la­maz­sa ayıp­lar mı acaba, so­run­sa­lın­da dü­ğüm­le­nir oldu.

Öyle de­me­yin; hır­sı­zın da iyisi kö­tü­sü, ki­ba­rı say­gı­sı­zı, ye­te­nek­li­si ye­te­nek­si­zi var.

Bi­zim­ki ilk iki gi­riş­te ka­pı­yı kır­mış­tı; son­ra­ki­ler­de daha tek­nik ça­lış­ma­ya, çal­dık­la­rı­nın ya­nın­da ma­ran­goz, de­mir­ci, çi­lin­gir mas­ra­fı çı­kar­ma­ma­ya özen gös­ter­di.

Hatta ço­cuk­lar, eve gi­rer­ken ayak­ka­bı­la­rı­nı çı­kar­dı­ğı­nı, ko­nuk­la­ra ay­rı­lan kı­sım­dan ter­lik alıp giy­di­ği­ni bile söy­le­me­ye baş­la­dı­lar. Bir ke­re­sin­de giy­di­ği ter­li­ği ye­ri­ne koy­ma­yı unu­tun­ca erkek ol­ma­lı, de­miş­tik.

Benim kad­ro­lu hır­sız­la ilk ya­zı­lı ile­ti­şi­mim, mut­fak ban­ko­su­nun üs­tü­ne koy­du­ğum iki yüz elli lira ema­net pa­ra­yı al­ma­sı üze­ri­ne oldu. Belki bir işe yarar diye, gi­riş­te­ki ay­na­lı do­la­bın ca­mı­na açık açık, bu pa­ra­nın ema­net ol­du­ğu­nu, spor­cu di­lin­de buna bel­den aşa­ğı­ya vur­mak den­di­ği­ni, beni çok zor du­rum­da bı­rak­tı­ğı­nı yaz­dım.

Yanıt çok ge­cik­me­di. İki gün sonra geç vakit eve gel­di­ği­miz­de bak­tım, ay­na­ya bir yazı ya­pış­tı­rıl­mış:

−Canım abim, çok özür di­le­rim. Ço­cu­ğun okul tak­si­di gel­miş­ti. Zorda kal­mış­tım. Ye­ri­ne ko­yu­yo­rum.

Eee ba­ba­lık kolay mı? Hır­sız da olsa, dev­let okul­la­rı­nın üvey evlat du­ru­mu­na düş­tü­ğü­nü gö­rü­yor. Çalıp çır­pıp pa­ra­lı okula gön­de­ri­yor. Neyse, biz ina­dı­mı­za devam ede­lim. Pa­ra­lı okul mu olur­muş, bizim okul­la­rı­mı­zın suyu mu çık­mış? Ama bun­lar konu dışı zır­va­lar.

Bı­rak­tı­ğı pa­ra­la­ra bak­tım; bütün olan iki tane yüz­lü­ğün ye­rin­de yir­mi­lik­ler, on­luk­lar. Ay­na­da­ki yazı devam edi­yor. O da kimse:

−İrfan abi­nin dük­kan ha­sı­la­tın­dan. Malum ona bütün para düş­mez. Bir zah­met kö­şe­de­ki bü­fe­den bü­tün­le­ti­ver abi. El­le­rin­den öpe­rim!

Bizim adam üç gün sonra yine bizde. O gün milli maç var. Bit­me­den dön­me­ye­ce­ği­mi­zi bi­li­yor; maçı da bizde iz­le­miş. O gün küçük bir not bı­rak­mış:

−Kanal karlı gös­te­ri­yor­du; ayar­la­dım. Te­şek­kü­re değ­mez.

Ben size bir şey söy­le­ye­yim mi? Bu hır­sız ta­kı­mı­na bir şey be­ğen­dir­mek de çok zor. Bazı kı­zı­yo­rum. Bizi ta­nı­yor, ne­re­ye git­sek iz­li­yor ya, evi­mi­zi yine akşam ye­me­ği için onur­lan­dır­mış. Titiz mi titiz, ye­me­ğe de kusur bul­muş; üşen­me­miş uzun uzun da yazı dö­şen­miş:

−Bi­ri­cik abim, yen­ge­me söy­le­yi­ver, ya­kın­da­ki bak­kal­dan yo­ğurt al­ma­sın. Ma­ya­sı mı bo­zuk­tur ne? Ada­mın yo­ğur­du ge­liş­ten ekşi. Üç adım ötede man­dı­ra var; öyle ya. Hem es­ki­den süt alıp kendi üğüt­mez miydi? Şeker gibi yo­ğurt yer­dik. Üs­te­lik çok daha ucuza… Neyse, asıl söy­le­ye­ce­ğim bu değil: Hani sen kı­zart­ma­nın üs­tün­de yo­ğurt sev­mez­din? Ya­nın­da is­ter­din? Beni de alış­tır­dın damak ta­dı­na! Yani, biraz dik­kat be ağa­bey­cim. Dil­be­rim bos­tan pat­lı­ca­nı kı­zart­ma­sı ne hale gel­miş. Sen çak­tır­ma­dan yen­ge­yi uya­rı­ver. Ha bak, sen yine benim söy­le­di­ği­mi söy­le­me, yıl­lar­dır pi­şir­di­ği­ni yedik; nan­kör­lük gibi ol­ma­sın.

Bizim hır­sız önem­li gün­le­ri de unut­mu­yor. Benim ak­lı­ma bile gel­me­yen doğum gü­nüm­de pasta yap­tır­mış. Üs­tü­ne mum­la­rı­nı dik­miş. Ya­nın­da bir kib­rit. Ya­ban­cı dili de var. Mek­tu­bu yine ay­na­ya ya­pış­tır­mış:

−Happy birt­day to you!

On iki yıl İngi­liz­ce oku­dum, on iki laf bil­mem, de­di­ği­mi duy­muş ol­ma­lı; al­tı­na Türk­çe de yaz­mış:

−Doğum gün­le­ri­nin hepsi bir­den kutlu olsun.

Onun al­tın­da da:

-Sev­di­ğin pas­ta­dan aşır­dım abi. Afi­yet­ler olsun.

Artık bizim evde ne ko­run­ma kaldı ne de kapı gü­ven­li­ği. O gün de bir ah­ba­bın dü­ğü­nü­ne gi­de­ce­ğiz. Ha­nı­ma “Ne yap­sak içer­de­ler. Ka­pı­yı ar­dı­na kadar aç. Ça­la­cak­la­rı bir şey de kal­ma­dı. Bari kırıp dök­me­sin­ler” dedim. Öy­le­ce bı­rak­tık çık­tık.

Eve geç vakit gel­di­ği­miz­de hır­sız gir­miş gir­me­miş umurumuzda bile de­ğil­di. Ra­ha­tız ya, sal­la­na bal­la­na ka­pı­ya da­yan­dık. Ama, o ne! Ar­dı­na kadar açık olan kapı sım­sı­kı ka­pa­tıl­mış. Camda da ko­ca­man bir yazı:

−Abi, ne yap­tın sen öyle! Kapı açık bı­ra­kı­lır mı? Hır­lı­sı var, hır­sı­zı var! İti, uğur­su­zu var. Hatta, sağ­la­mın­dan bir çelik kapı tak­tır şu­ra­ya.

Al­tı­na da önem­li not diye ek­le­miş:

−Sen beni dü­şün­me. Ben bir yo­lu­nu bulur gi­re­rim.

Neyse, bi­zim­kiy­miş.

Mi­sa­fir­lik­te­ki olay mı? On­la­rın hır­sı­zı başka. Sık sık pen­ce­re­den girer; çanta, cüz­dan ço­cuk­la­rın pa­ra­la­rı­nı top­lar­mış.
Ba­ba­la­rı üst­le­ri­ne ba­sıl­ma­sın; can­la­rı yan­ma­sın, diye öğüt ve­ri­yor “Sey­rek yatın hır­sız üs­tü­nü­ze bas­ma­sın” diye.

      

Yorum yaz

Hır­sı­zım­dan Mek­tup Var | Meh­met Önder (1 Yorum)

  1. Yüreğinize kaleminize sağlık.İronik bir dille, “Yavuz hırsız ev sahibini bastırır” atasözünü ifşa eden bir öykü yazın deselerdi ancak bu kadar güzel ve anlamlı olurdu.Kaleminiz daim olsun.

%d blogcu bunu beğendi: