Her Yerde, Her Zaman Tiyatro / Zihni Göktay

“Hattı savunma yoktur, sathı savunma vardır.” dedi Mustafa Kemal Atatürk. Ben bu sözü yalnız askerî alanda ve manada değil, kültürel ve sosyal anlamda da söylediğini zannediyorum yahut da bu şekilde yorumlamak istiyorum.

Bu geniş coğrafyadaki seksen bir ilimizde kaç adet tiyatromuz var, toplam koltuk kapasitemiz ne kadar?

Truva’dan Side’ye kadar Antik Yunan ve Roma medeniyetlerinden kalanlar dahil, devlet ve belediyelerin tiyatrolarını, amatör tiyatroları da hesaba katacak olursak, halk eğitim salonlarını ve üniversite kampüslerindeki salonları da ilave edersek elli bin koltuk sayısını bulmaz.

Uygar ülkelerde koltuk sayısı bir ülkenin nüfusunun yüzde onu kadardır. Türkiye’nin yetmiş beş milyon kişi olduğunu varsayarsak koltuk kapasitesi yedi buçuk milyon olur. Halk evleri ve köy enstitüleri kapatıldı. Arkasından televizyonu yani aptal kutusunu çıkarttılar, tiyatro izleyen sayısı iyice düştü.

Şehir tiyatrosunda bir paket sigara fiyatına tiyatro yapılıyor. Üç perdelik bir opereti bir paket sigara parasına seyredecek. On dört kişilik, orkestralı, şahane bir oyun. Kalkmıyor yerinden, üşeniyor. Hava soğuk kar yağdı, trafik var, bakalım oradan kaçta döneceğiz… gibi bahaneler çok. On beş milyon nüfusu olan İstanbul’da yüz elli bin tiyatro seyircisi var.

60’lı yıllarda TBMM’ ye sunulan Bölge Tiyatroları Kanun Tasarısı yıllarca bir ertesi yıla bırakılarak KADÜK oldu. Bu arada birçok sinema ve tiyatro salonunun kapanmaya mahkûm olduğuna elli yıllık meslek yaşantımda tanık oldum. Ancak Devlet Tiyatroları ve İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları bu krizi devlet desteği olduğu için atlatabildi. Onlar bile büyük bir seyirci kaybına uğradı.

Her akşam seksen bir ilde bir perdenin açılmasını gerekiyor. Rezidanslar, AVM’ler, kuleler yapılıyor ama otuz-kırk bin kişilik sitelerde üç yüz kişilik bir salon yok. Devlet, tiyatro salonu yapılmasını mecbur tutmalı. Tiyatrolar kapatılıp da AVM, pasaj gibi rant yerlerine dönüşmemeli. İstiklal Caddesi’nde 1960’da otuz altı tiyatro vardı, şimdi Ferhan Şensoy’ un tiyatrosu ve bir iki yer kaldı. Sinemalar bile hapı yutmuş. Tiyatrolar her yerde olmalı; bugün bazı yerlere salon yok, diye gidemiyoruz. Anadolu’ya tiyatrolar 2-3 gün gidebiliyor.

Her ne olursa olsun bu güzel, bu yüce sanat can çekişti ama ölmedi. Ölmeyecek de… Kontakt lens çıkınca gözlük öldü mü? Yağmurluk, trençkot çıktı; diye şemsiye öldü mü?

İnsanı; insana, insanla anlatan bu güzel sanat nice engellere rağmen gitgide artan bir ilgi ile çığ gibi büyümekte. Yalnız şehirlerde değil, ilçelerde de amatör ve yarı profesyonel tiyatrolar pıtrak gibi çoğalarak çeşitli oyunlarla perdelerini açmakta. Her yeni doğan çocuk Tanrı’nın insanlardan umudunu kesmediğinin bir kanıtıdır. Dolayısıyla her yeni açılan tiyatro da bu sanatın ölmeyeceğinin bir kanıtı sayılır. Mağara Devri’nde pandomim ile başlayıp günümüze kadar gelen dünyanın en eski sanatlarından biri olan tiyatro asla ölmeyecektir.

Yaşasın insanda tiyatro, tiyatroda insan.