Hasan Çapik’in Sfenks Çat­la­ğı’nda Bü­yü­lü Ger­çek­lik
(Cüneyt Tanyeri)

Hasan Çapik’in Sfenks Çat­la­ğı’nda Bü­yü­lü Ger­çek­lik<br> (Cüneyt Tanyeri)

Bal­kon­da her za­man­ki gibi san­dal­ye­me otur­muş, ça­yı­mı yu­dum­lar­ken kapı zili çaldı ve kargo kur­ye­si­nin ge­tir­di­ği pa­ke­ti aldım. İçin­den Hasan Çapik’in yeni çıkan Sfenks Çat­la­ğı adlı şiir ki­ta­bı çıktı. Ki­ta­bı al­dık­tan sonra şair ar­ka­da­şı­mı­za bir te­şek­kür me­sa­jı attım ve ki­ta­bı in­ce­le­me­ye baş­la­dım.

İZAN Ya­yın­la­rı’nca 2020 yı­lın­da ya­yım­la­nan kitap 60 say­fa­dan oluş­muş­tu ve ilk dik­ka­ti­mi çeken ki­ta­bın baş­lı­ğı idi: Sfenks Çat­la­ğı… Sfenks, ka­fa­sı koç, kuş veya insan; göv­de­si ise aslan şek­li­ni alan bir hey­ke­l. İlk önce Antik Mısır’da rast­la­nan sfenks, antik Yunan mi­to­lo­ji­sin­de büyük kül­tü­rel önem ta­şı­mış ve is­mi­ni bu­ra­dan almış. Yunan mi­to­lo­ji­sin­de yıkım ve kötü şansı tem­sil eder.

Ares (Savaş Tan­rı­sı), sfenk­se ana­va­ta­nı Eti­yop­ya’dan ay­rı­lıp The­bes’in dı­şın­da otur­ma­sı­nı ve yol­dan ge­çen­le­re ta­ri­hin en ünlü bil­me­ce­si­ni sor­ma­sı­nı em­re­der. O da emri ye­ri­ne ge­ti­re­rek gelip ge­çe­ni dur­du­rup on­la­ra bu bil­me­ce­yi sorar, çö­ze­me­yen­le­ri bo­ğa­rak öl­dü­rür ve ora­cık­ta yer. Bir gün sfenk­sin kar­şı­sı­na Yunan mi­to­lo­ji­sin­de kes­kin ze­kâ­sı ve bil­ge­li­ği ile ta­nı­nan Oidi­pus çıkar. Sfenks ona da aynı bil­me­ce­yi sorar:

“Hangi var­lık sabah dört ayak üs­tün­de, öğlen iki ayak üs­tün­de ve akşam üç ayak üs­tün­de yürür?”

Oedi­pus bil­me­ce­yi çö­ze­rek ce­vap­lar:

“O ya­ra­tık in­san­dır. Çünkü insan be­bek­li­ğin­de el­le­ri­ni ayak gibi kul­la­na­rak dört ayak üze­rin­de emek­ler, ye­tiş­kin ha­lin­de iki ayak üze­rin­de yürür ama yaş­lan­dı­ğın­da yü­rü­ye­bil­mek için bir bas­ton kul­la­nır, yani üç ayak­lı olur.”

Ye­nil­di­ği­ni an­la­yan sfenks ken­di­ni yük­sek bir ka­ya­lık­tan atar ve ölür. Hi­kâ­ye­nin fark­lı bi­çim­le­rin­de ken­di­ni hırs­la yiyip yut­tu­ğu da söy­le­nir.

Şair, işte bu mi­to­lo­jik hey­ke­lin is­miy­le bir tam­la­ma oluş­tur­muş ve Sfenks Çat­la­ğı demiş. Bu­ra­da çat­lak söz­cü­ğü tev­ri­ye­li ola­rak kul­la­nıl­mış. Bi­rin­ci an­la­mı hey­ke­lin ka­ya­dan oluş­ma­sı ve zaman için­de doğal olay­lar ne­de­niy­le çat­la­ma­sı, ikin­ci­si sfenk­sin bil­me­ce­si çö­zül­dü­ğü için hır­sın­dan çat­la­ma­sı, üçün­cü ola­rak da bil­me­ce­yi bil­me­yen­le­re kö­tü­lük yap­ma­sı em­ri­ni veren Savaş Tan­rı­sı Ares ile fikir ay­rı­lı­ğı­na düş­me­si… Han­gi­si? Bu so­ru­nun ya­nı­tı ki­şi­den ki­şi­ye de­ği­şe­cek­tir mut­la­ka…

Say­fa­la­rı çe­vir­me­ye baş­la­dım, ki­ta­bın kün­ye­si ve şa­irin öz geç­mi­şi… Şa­iri­miz 1977 Adı­ya­man do­ğum­lu ve fel­se­fe öğ­ret­me­ni… Daha önce iki şiir ki­ta­bı ya­yım­lan­mış: Bek­le­yi­şin Zer­dü­şü (2007) ile Sis­mik ve Ri­tü­el (2011). Şi­ir­le­ri çe­şit­li der­gi­ler­de yer almış ve bu der­gi­le­rin ad­la­rı sı­ra­lan­mış. Dergi ad­la­rı için­de Ka­sa­ba­dan Esin­ti der­gi­si­nin yer al­ma­ma­sı­nı ise ya­dır­ga­dım doğ­ru­su.

Son­ra­sın­da şi­ir­le­ri oku­ma­ya baş­la­dım. Bu şi­ir­ler­den bi­rin­ci­si Bü­yü­lü Ger­çek isim­li şi­ir­di ve ben de onu in­ce­le­me­ye karar ver­dim.

Bü­yü­lü Ger­çek­lik sanat akımı ger­çek­te ol­ma­ma­sı ge­re­ken si­hir­li ve man­tık dışı öğe­le­ri içe­rir. Bü­yü­lü Ger­çek­lik­’te, ki­ta­bın adın­da yer alan sfenks gibi pe­ri­ler­le, cin­ler­le, ha­ya­let­ler­le dolu ma­sal­lardan, des­tan­la­rdan, ef­sa­ne­le­rden ve halk hi­kâ­ye­le­rin­den ya­rar­la­nı­lır.

Bu şiir, iki­şer­li di­ze­ler ha­lin­de (eski söy­le­yiş­le beyit) altı iki­lik ve bir di­ze­den olu­şan bi­rim­ler ha­lin­de. Di­ze­ler, her ne kadar iki­lik bi­rim­ler ha­lin­de olsa da hece sa­yı­la­rı bir­bi­ri­ni tut­mu­yor, ay­rı­ca dize son­la­rın­da uyak da yok. An­la­ya­ca­ğı­nız gibi biçim ola­rak Divan Şiiri’ne ben­ze­se de özün­de ser­best şiir.

Di­ze­ler­de­ki aso­nans hemen göze çar­pı­yor. Ör­ne­ğin bi­rin­ci bi­rim­de “kam­bur zaman dol­dur­du ar­zu­yu / yü­re­ğe mü­rek­kep yap­rak­lar­dan” der­ken ilk di­ze­de “a ve u” ikin­ci di­ze­de “ü, e ve a” ün­lü­le­ri­nin tek­rar­lan­dı­ğı­nı gö­rü­yo­ruz ve bu söz sa­na­tı­nın diğer bi­rim­le­r­de de kul­la­nıl­mış olması şi­ir­de ahengi oluş­tur­muş.

Li­riz­min yoğun ola­rak hâkim ol­du­ğu şi­ir­de bolca im­gey­le kar­şı­la­şı­yo­ruz ve bu im­ge­ler ço­ğun­luk­la alı­şıl­ma­mış bağ­daş­tır­ma­lar­dan ve Cer­van­tes’in Don­ki­şot adlı ese­rin­de­ki kah­ra­man­la­rın ad­la­rın­dan ya­rar­la­nı­la­rak oluş­tu­rul­muş.

Şair, üto­pik dün­ya­ya ula­şa­bil­mek için Don­ki­şot gibi ha­ya­li düş­man­lar­la sa­va­şı­yor ve silah ola­rak harf­le­ri kul­la­nı­yor.

Son ola­rak, büyük harf kul­la­nıl­ma­yan bu şi­ir­de ki­tap­ta yer alan diğer şi­ir­ler­den fark­lı ola­rak nok­ta­la­ma işa­re­tlerinin kul­la­nıl­ma­dı­ğı­nı da söy­le­mek is­te­rim.

Dost­lar, bu ya­zım­da Hasan Çapik’in son ki­ta­bı­nı ve ki­ta­bın­da yer alan bir şi­iri­ni in­ce­le­me­ye ça­lış­tım. Sfenks beni de yer mi bil­mi­yo­rum.

Şi­ir­le kalın ama umut­suz kal­ma­yın!

      

Yorum yaz