Gülen Gözler / Derya Ezgi Tanyeri

Gülen Gözler / Derya Ezgi Tanyeri

Gülen Gözler

Derya Ezgi Tanyeri

An­ne­min ko­şa­rak ge­tir­di­ği te­le­fo­na anlam ve­re­me­ye­rek bak­mış­tım. Te­le­fo­nu ku­la­ğı­ma da­ya­dı­ğım­da ilk defa se­siy­le gülen bi­ri­si­ne şahit olu­yor­dum. Onun se­sin­de­ki coş­ku­yu duy­du­ğum­da hayat o kadar güzel ge­li­yor­du ki… Te­le­fon­da­ki Tay­fun Ta­li­poğ­lu’ydu. “Mer­ha­ba Derya, ben Tay­fun Ta­li­poğ­lu” dedi bana o gülen söz­le­riy­le. Kal­bi­min atı­şı­nı ku­lak­la­rım­da his­se­de­rek he­ye­can­dan sesim tit­re­ye­rek “Mer­ha­ba hocam “de­me­ye ça­lış­tım. İlk başta ho­cam­dı, sonra abim oldu, babam oldu, ailem oldu. O za­man­lar li­se­dey­dim. Bana ne olmak is­te­di­ği­mi sor­du­ğun­da ço­cuk­lu­ğum­dan beri belli olan adeta adım so­ya­dım gibi emin ol­du­ğum Türk­çe öğ­ret­men­li­ği ce­va­bı­nı zor­la­na­rak tit­rek bir sesle ya­nıt­la­dım. Ce­vap­la­rım­da­ki he­ye­can ona da tuhaf gel­miş ola­cak ki kısa ko­nuş­ma­mı­zın ço­ğu­nu gü­le­rek ge­çir­miş­ti. So­nun­da beni daha fazla zor­la­ma­mak is­te­miş ola­cak ki gü­le­rek “peki en kısa za­man­da yüz yüze gö­rüş­mek üzere” di­ye­rek ka­pat­tı te­le­fo­nu. İşte o gün ben bir abi ka­zan­dım. Bu kı­sa­cık ko­nuş­ma bile Tay­fun Abi’nin ne­şe­si­ni ta­nı­ma­ya yet­miş­ti. Te­le­fo­nu ka­pat­tı­ğım­da ver­di­ğim saçma ce­vap­la­rı dü­şü­nü­yor­dum. O kadar hoş­gö­rü­lü bi­riy­di ki ce­vap­la­rı­ma sa­de­ce gül­müş­tü. Abim­le şa­ka­la­şır gibi… O ta­nı­dı­ğım çoğu ya­za­rın ak­si­ne her zaman alçak gö­nül­lü bi­riy­di. İnsan­lar ta­nı­şır­lar­ken başka ta­nış­tık­tan sonra fark­lı­dır der­ler ya o hiç­bir zaman ilk günkü ne­şe­sin­den de alçak gö­nül­lü­ğün­den de taviz ver­me­di. Tay­fun Abi her zaman ilk ko­nuş­ma­da­ki gibi kaldı.

Ba­bam­la çok kısa za­man­da derin bir dost­luk­la­rı ol­muş­tu. Babam ya­pı­sı ge­re­ği in­san­lar­la ara­sı­na me­sa­fe koyar ama Tay­fun abiye olan dav­ra­nış­la­rı her­kes­ten fark­lıy­dı. Onun­la öy­le­si­ne ya­kın­dı­lar ki… Tay­fun abi prog­ram­dan önce ba­ba­mı arar ko­nu­şur, çı­kış­ta da nasıl bul­du­ğu­nu sor­mak için yine ba­ba­mı arar­dı. “Seni sev­me­yen ölsün” di­ye­rek ka­pa­tır­dı te­le­fo­nu gülen se­siy­le. Zaten ba­ba­ma son sözü de bu oldu. Ba­bam­la olan sa­mi­mi­yet­le­ri do­la­yı­sıy­la sık sık gö­rür­düm Tay­fun abiyi. Zaten çok kısa bir sü­re­de de dört ki­şi­lik çe­kir­dek aile­mi­zin be­şin­ci­si olu­ver­di. Bir­lik­te ye­mek­le­ri­miz, çay iç­me­le­ri­miz, o meş­hur Bam­te­li ara­ba­sıy­la gez­me­le­ri­miz ve aile­min en özel an­la­rın­da o vardı ya­nı­mız­da. İlk et­kin­li­ği­miz bu ilk ko­nuş­ma­dan bir­kaç ay sonra der­gi­mi­zin açı­lış tö­re­niy­le oldu. Ona komik gel­di­ğim­den sa­nı­rım be­nim­le sık sık ko­nu­şur­du çünkü ben hâlâ daha he­ye­ca­nı ata­ma­mış­tım. Sü­rek­li de gü­ler­di bana. Sah­ne­ye çıkma sı­ra­sı­nı bek­ler­ken ku­lis­te uzun süre mu­hab­bet et­miş­tik. Ona ke­ma­nım­la eşlik ede­cek­tim. Sah­ne­ye ilk çık­tı­ğım za­man­lar ol­du­ğu için ol­duk­ça he­ye­can­lıy­dım. “Abla n’ap­tın dedi bana. Bak bana hiç he­ye­can var mı?” Ke­ma­nı­mı al­mış­tı eline. Kü­çük­ken ça­lar­mış sonra bir ne­den­den do­la­yı bı­rak­mış ke­ma­nı. Sıra Tay­fun Abi’ye gel­di­ğin­de ke­ma­nım­la eşlik ettim o bü­yü­le­yi­ci sese. O gün­den sonra da ke­ma­nı­mın en büyük des­tek­çi­si o oldu. Yine der­gi­nin bi­rin­ci yı­lın­da Ahmet Telli ile ger­çek­leş­tir­diğimiz et­kin­lik­te ke­ma­nım­la Tay­fun abi­min ar­ka­sın­day­dım. Şiiri bı­ra­kıp beni al­kış­la­tış­la­rı­nı unu­ta­mam. Ke­man­da pek ken­dim­den emin ol­ma­dı­ğım bir gündü ve o da bunun far­kın­day­dı. Beni sık sık al­kış­la­tı­şı o kadar iyi gel­miş­ti ki bana. İnsan­la­ra neyin iyi ge­le­ce­ği­ni bi­li­yor­du. Ken­di­si­ni se­ve­ni o daha çok se­ver­di. Sev­me­ye­ne de saygı du­yar­dı. Ken­di­si­ni say­gı­sız­ca eleş­ti­ren çoğu ki­şi­yi gör­mez­den ge­lir­di. Hiç mo­ra­li­ni boz­maz­dı.

Kaplum­ba­ğa kol­ye­si beni her zaman gü­lüm­se­tir­di. Hâlâ da öyle… Kol­ye­si­ni sor­du­ğum­da kaplum­ba­ğa­la­rı çok se­vi­yo­rum de­miş­ti bana. Onu her zaman boy­nun­da kaplumba­ğa kol­ye­si, çan­ta­sın­dan eksik et­me­di­ği her an suyun içine sı­kıl­mak için bek­le­yen li­mo­nu, yu­var­lak göz­lü­ğü, gülen göz­le­riy­le gö­rü­yo­rum. Ölüm bu yüz­den hiç ya­kış­ma­dı ona. Ölüm ger­çek­ten bazı in­san­la­ra hiç ya­kış­mı­yor. Ha­be­ri ilk his­set­ti­ğim şey de boş­luk oldu. Her gün gö­rüş­mü­yor­dum, ba­bam­la gö­rüş­me­le­ri­ni du­yu­yor­dum çoğu zaman. Fakat gö­rüş­me­sem de onun orada ya­şı­yor ol­du­ğu­nu bil­mek bile öy­le­si­ne huzur ve­ri­ciy­miş ki… İnsan ne yazık ki kay­be­din­ce an­lı­yor her şeyi. Üni­ver­si­te­de en değer ver­di­ğim hocam “İnsan bir şey­le­ri kar­şı­tı­nı bu­lun­ca anlar. Var­lı­ğı bil­me­miz yok­lu­ğu bil­me­miz­den” di­yor­du. Bu sözün ger­çek an­la­mı­nı Tay­fun abiyi kay­be­din­ce an­la­dım. Onun var­lı­ğı­nın ver­di­ği “ha­yat­ta her şey yo­lun­day­mış, tam­mış” his­si­ni yok­lu­ğun­da an­la­dım. Yok­lu­ğu­nun ge­tir­di­ği ek­sik­lik­te an­la­dım.

Ma­ale­sef onun­la son bir ko­nuş­mam ola­ma­dı. Ona son sözüm neydi, onun bana son sözü neydi ha­tır­la­mı­yo­rum bile. En çok üzül­dü­ğüm bu. Keşke bi­le­bil­sey­dim son gö­rüş­me­miz ol­du­ğu­nu ona daha fark­lı sa­rı­lır­dım. Bi­li­yor muydu san­mı­yo­rum ama bu dün­ya­da en çok sev­di­ğim be­şin­ci kişi ol­du­ğu­nu söy­ler­dim ona. Artık ba­şı­mı­za gelen ne olur­sa olsun ha­ya­tın güzel ol­du­ğu­nu his­set­ti­ren bir kişi yok ve o kişi benim ailem­den biri. Tay­fun abi benim yakın çev­rem­de al­dı­ğım ilk ölüm ha­be­riy­di. İlk yı­kım­dı. Fakat o öyle güzel ya­şa­dı ki, onun yok­lu­ğu­na ağ­lar­ken bile yü­züm­de bir te­bes­süm oldu. Onun­la il­gi­li tek bir kötü ha­tı­ram yok. Zaten Tay­fun abiyi ta­nı­yan bir in­sa­nın onun­la an­la­şa­ma­ma­sı için nor­mal ol­ma­ma­sı ge­re­kir. Tur­gut­lu’ya zi­ya­ret­le­rin­den sonra An­ka­ra’ya dön­mek için ve­da­la­şır­ken “Haydi dost­lar yol uzun, mem­le­ket şart­la­rı çetin, ben gi­de­yim!” derdi her se­fe­rin­de. Gü­ler­dik bu sö­zü­ne. Şimdi ise buruk bir gü­lüm­se­me alı­yor ye­ri­ni. Aile­mi­zin her se­vin­cin­de se­vi­nir, her üzün­tü­müz­de ya­nı­mız­da olur­du. O be­de­ni­ni kay­bet­miş olsa da gök­yü­zün­den bize gü­lüm­se­ye­rek bak­tı­ğı­na emi­nim. “Ölür­se ten ölür can­lar ölesi değil” der Yunus Emre. Tay­fun abi ya­şa­ma­ya devam edi­yor bir yer­ler­de ve her zaman da Tan­ye­ri aile­si­nin be­şin­ci üyesi ka­la­cak…

Gök­yü­zün­den Tan­ye­ri aile­si­ni gü­lüm­se­ye­rek iz­le­yen, bana “Abla n’ap­tın?” di­ye­rek göz atan, ba­ba­ma gök­yü­zün­den “Seni sev­me­yen ölsün!” di­ye­rek gülen, boy­nun­da hala daha kaplum­ba­ğa kol­ye­si­nin ta­kı­lı ol­du­ğu­na emin ol­du­ğum Tay­fun abime…

 

      

Gülen Gözler / Derya Ezgi Tanyeri (2 Yorum)

  1. Genç Meslektaşım,

    Öncelikle başınız sağ olsun.
    İçten ve akıcı anlatımınızı bir solukta okudum. Esenlikle kalınız.

  2. Gerçekten de birçok insanda çok güzel izler bırakıp gitti. Ben zaman zaman sesinden şiirler dinlemeye devam ediyorum, çok keyif alarak. Ne diyelim ışıklar içinde uyusun.
    Toprağı bol olsun.

Tavsiye

%d blogcu bunu beğendi: