GÖZLERİ ELLERİYDİ ONUN / Tayfun Talipoğlu

GÖZLERİ ELLERİYDİ ONUN / Tayfun Talipoğlu

“Yol­lar uzun mem­le­ket şart­la­rı çetin” diye ta­mam­la­dı­ğı­mız her “yol öy­kü­sü­nün” ayrı bir tadı kaldı bizde. “Yo­lu­muz in­sa­na!” diye çık­tıy­sa­nız yola daha önce edin­di­ği­niz tüm yar­gı­la­rı en uzağa at­ma­lı­sı­nız ka­fa­nız­dan. Yoksa ku­ra­bi­le­ce­ği­niz çok güzel dost­luk­la­rı baş­la­ma­dan bi­ti­rir­si­niz. Çünkü bir “ha­zi­ne” bi­rik­tir­mek­te­si­niz.

Şimdi her bana ait zaman di­li­min­de o yol dost­la­rım­dan ne kadar çok şey öğ­ren­di­ği­mi dü­şü­nü­rüm. İşte o güzel in­san­lar­dan bi­ri­nin öy­kü­sü:

Unut­mak müm­kün mü Bod­rum’un Kı­zı­la­ğaç kö­yün­de göz­le­ri gör­me­yen Ma­ran­goz Meh­met Amca’yı. Onu elekt­rik­li hı­za­rın ba­şın­da ça­lı­şır­ken gö­re­ne kadar ina­na­mış­tım önce. Göz gör­me­den nasıl ma­ran­goz­luk yapar bir insan?Ya­pı­yor­muş hem de mü­kem­mel. San­dal­ye üre­ti­yor­du. Sırt kıs­mı­na eğimi ve­rir­ken onu iz­le­mek an­la­tı­la­maz fır­tı­na­lar ko­pa­rı­yor­du yü­re­ğim­de. Ya elini hızla akan o tes­te­re­ye kap­tı­rır­sa… O son de­re­ce ra­hat­tı. Ke­res­te­ler bir­bi­ri ar­dı­na şe­kil­le­ni­yor­du. Ken­di­mi bu kadar aciz his­set­ti­ğim an ol­ma­mış­tı. Hele benim gibi bir çi­vi­yi bile ya­mult­ma­dan ça­ka­ma­yan biri için im­kân­sı­zı ba­şa­rı­yor­du. El yor­da­mıy­la kes­ti­ği par­ça­la­rı bir­leş­ti­rir­ken sa­na­tı­nın zir­ve­si­ne çı­kı­yor­du. Bir san­dal­ye­nin or­ta­ya çık­ma­sı yarım saat gibi kısa bir süre alı­yor­du. O da­ki­ka­lar­da henüz az sonra ya­pa­ca­ğı­mız soh­be­tin en az san­dal­ye ya­pı­şı kadar beni şa­şır­ta­ca­ğı­nı bil­mi­yor­dum.

“Kö­roğ­lu Ma­ran­goz­ha­ne­si”önün­de onun yap­tı­ğı san­dal­ye­le­re otur­duk. Malum çay ve kahve fas­lın­dan sonra mik­ro­fo­nu uzat­tı­ğı­mız­da, “Ben ço­cuk­ken gö­rü­yor­dum as­lın­da!” diye girdi söze, ve an­lat­ma­ya baş­la­dı.
“Malum köy yeri o za­man­lar ço­cuk­lar hasta ol­ma­dık­ça dok­to­ra gö­tü­rül­mez­di. Hoş, hasta olun­ca da son ça­rey­di dok­tor.

Şim­di­ler­de öğ­ren­di­ği­me göre yüzde yirmi gö­rü­yor­mu­şum. Öğ­ret­me­nim fark edene kadar kör olma yo­lun­da iler­le­di­ği­mi ben dahil kimse bi­le­me­di. Okula baş­la­dı­ğım­da on ya­şın­day­dım. Tah­ta­ya öğ­ret­me­nin yaz­dık­la­rı­nı bu­la­nık da olsa se­çe­bi­li­yor­dum. Benim zor­lan­dı­ğı­mı gören öğ­ret­me­nim ön sı­ra­ya aldı ama yine bu­la­nık­tı her şey. Bu­la­nık ne demek, onu da bil­mi­yor­dum. Sonra öğ­ret­me­nim beni dok­to­ra yol­la­dı. Dok­tor ‘Daha önce gel­sey­di gözü kur­ta­rır­dık!’ demiş ba­ba­ma. Ve iki yıl sonra da ta­ma­men ka­rar­dı dünya.” O dra­ma­tik öy­kü­sü­nü an­la­tır­ken bize de ya­şa­tı­yor­du.

Ben, göz­le­rim dol­muş; yok­sul­la­ğa, is­ya­na bir kez daha ha­zır­la­nır­ken vu­ru­cu söz geldi: “Talip Bey; ben, beni geç dok­to­ra gö­tür­dü­ler, diye anne ve ba­ba­ma hiç kız­ma­dım. Çünkü ben dün­ya­yı her­ke­sin benim gibi bu­la­nık gör­dü­ğü­nü sa­nı­yor­dum. Gö­re­mi­yo­rum, diye hiç şi­ka­yet­çi ol­ma­dım ki!” dedi.

İşte söz bit­miş­ti. “Ben, her­kes benim gibi gö­rü­yor sa­nı­yor­dum!”

Ge­cik­me­ler, er­te­le­me­ler, ih­mal­ler bun­dan daha açık ve güzel nasıl an­la­tı­la­bi­lir ki? He­pi­miz, bu dün­ya­yı her­ke­sin bizim kadar gör­dü­ğü­nü ve al­gı­la­dı­ğı­nı san­mı­yor muyuz? Ta ki baş­ka­la­rı­nın ne gör­dü­ğü­nü öğ­ren­di­ği­miz güne kadar. Ve çoğu kez de geç kal­mı­yor muyuz?

Meh­met Amca (Ka­ra­ca)nın rö­por­taj­dan dört yıl sonra vefat et­ti­ği­ni bizi ona gö­tü­ren ga­ze­te­ci dos­tum Savaş Nur’dan öğ­ren­dim. Üz­gü­nüm; öğ­ret­tik­le­ri ile bende her zaman ya­şa­ya­cak.