Gölge Tozu / Üstün Yıl­dı­rım

Gölge Tozu / Üstün Yıl­dı­rım

Eylül’ün ilk gü­nüy­dü. Son­ba­har baş­la­mış­tı yani. Sanal or­tam­da Eylül üze­ri­ne gü­zel­le­me­ler ya­pı­lı­yor­du. Üzüm ayıy­dı, hazan mev­si­miy­di, hüzün za­ma­nıy­dı gibi çe­şit­li ve de­ği­şik bil­gi­len­dir­me­ler. Eylül’ün bütün bu gü­zel­le­me­ler­den, öv­gü­ler­den hiç mi hiç ha­be­ri yok gi­biy­di. Vardı da umur­sa­mı­yor­du belki de. Çünkü 35 de­re­ce­nin üs­tü­nü gös­te­ren bir yaz sı­ca­ğı vardı Ak­de­niz böl­ge­sin de. Kav­ru­lu­yor­du or­ta­lık.

Ya­şı­nı ba­şı­nı almış bir ara­ba­nın için­de ve öğle sı­ca­ğın­da Kum­lu­ca’ya git­me­ye ça­lı­şı­yor­duk. Cam­lar açık­tı ve içeri giren esin­ti sıcak sıcak vu­ru­yor­du yü­zü­mü­ze. Güneş tam te­pe­de ve göl­ge­den eser yok. Öyle sıcak. So­kak­ta­ki tek tük in­san­lar sı­ğı­na­cak gölge arı­yor­lar­dı. Ama göl­ge­ler kendi içine çe­kil­miş­ti. Yap­rak gör­se­ler al­tı­na sı­ğı­na­cak­lar ne­re­dey­se. Öy­le­si­ne ka­vu­ru­cu bir Eylül. Ne ay­la­rın umu­run­da, ne mev­sim­le­rin yazın bit­ti­ği. Sürüp giden yaz, son­ba­ha­ra mı kafa tu­tu­yor, do­ğa­ya mı karşı çı­kı­yor, in­san­lar­la mı dalga ge­çi­yor, sal­gın say­rı­lı­ğa mı des­tek ve­ri­yor belli değil. Öyle bir Eylül günü işte.

Ara­ba­mız ya­şın­dan mı, ha­va­dan mı zor­la­nı­yor. Kıç sal­lı­yor, sar­sı­yor gibi. Las­tik­le­rin biri so­run­lu, o gös­te­ri­lecek. Pat­lak ola­bi­lir dü­şün­ce­sin­de­yiz. O gi­de­ri­lir­se sorun kal­ma­ya­cak ve alış­ve­ri­şe gi­ri­şi­lecek. Las­tik­çi­mi­zi bul­duk. Bir kah­ve­ha­ne­nin bi­ti­şi­ğin­de bü­yük­çe bir yer. Tek kişi ça­lı­şı­yor. Bek­le­mek ge­re­kecek. Kah­ve­ha­ne­de de tek tük otu­ran var. Camı daha ka­la­ba­lık. Bir yığın satış du­yu­ru­su ya­pış­tır­mış­lar koca cama. Hani öyle, “Yeşil çay bu­lu­nur”, “Kaçak çay var”, “Dibek kah­ve­si ya­pı­lır”,  “Her türlü kahve bu­lu­nur” gi­bi­sin­den kah­ve­ha­ne ca­mın­da ol­ma­sı ge­re­ken ola­ğan du­yu­ru­lar­dan değil. “Biber sal­ça­sı bu­lu­nur” gi­bi­sin­den ve daha başka şey­ler. Ev ya­pı­mı ve ta­rım­sal kö­ken­li kimi ürün­ler. Bana pek de ta­nı­dık gel­me­yen başka şey­ler. Ve bir de… Evet, bir de “Gölge tozu sa­tı­lır” du­yu­ru­su. Şa­şır­ma­dım, çünkü fır­sat bu­la­ma­dım. Mo­rar­dım. Hem de hemen. Kork­tum, kız­dım. Bir yığın kö­tü­lük üşüş­tü içime ve bir yığın kötü söz. Yine bir din­sel kö­ken­li, hu­ra­fe­ci, bü­yü­cü, üfü­rük­çü ve ben­ze­ri bir şeyin ko­ku­su çıktı o tozun için­den. Hızla da oraya doğru gi­di­yor­duk ya! Hani davul tozu, mi­na­re göl­ge­si gibi söy­lem­ler vardı çe­şit­li an­la­tı­la­rın için­de de… Bu öyle bir şey ola­maz­dı. Sa­tı­lı­yor­du.

Kah­ve­ye girip “Ver ba­ka­lım şu­ra­dan 100 gram gölge tozu” demek vardı ya, önce öğ­ren­me­liy­dim neyin nesi ol­du­ğu. Ara­ba­nın las­ti­ğiy­le uğ­ra­şan us­ta­ya sor­dum göl­ge­nin to­zu­nu. Bi­ley­dim de bo­şu­na mo­rar­mış ol­ma­yay­dım. Se­ra­la­rın üze­ri­ne se­ri­len kireç ben­ze­ri bir toz­muş. Se­ra­nın için­de­ki­le­ri gü­ne­şin ya­kı­cı et­ki­sin­den ko­rur­muş. Ben bun­la­rı öğ­re­nir­ken ren­gim­de bir açıl­ma ol­du­ğu­nu du­yum­sa­dım. Mor ren­gim pem­be­ye dö­nü­şü­yor, si­nir­le­rim gev­şi­yor­du. Mut­lan­dım. Çok ho­şu­ma gitti toz ve adı. Hem bir şey daha öğ­ren­miş­tim; hem de in­sa­nı­mı­zın uy­gu­la­ma­ya yö­ne­lik o kıv­rak dili bir kez daha ya­ka­la­mış­tı beni. Hem de kıs­kıv­rak. Ben de öyle se­vin­dim işte. Kıs­kıv­rak.

Las­ti­ğin pat­lak ol­ma­dı­ğı­nı söy­le­yen us­ta­ya “gölge tozu mu kaç­mış içine” di­ye­cek­tim ne­re­dey­se. Öy­le­si­ne mut­luy­dum. Las­tik pat­lak de­ğil­miş; ama de­ğiş­me­si ge­re­ki­yor­muş. Kısa bir alış­ve­riş­ten sonra pat­lak ol­ma­yan; ama de­ğiş­me­si ge­re­ken o las­tik­le üze­ri­mi­ze gölge tozu ser­pil­miş gibi serin se­pe­lek düş­tük dönüş yo­lu­na. Göl­ge­ler de ken­di­le­ri­ni gös­ter­me­ye baş­la­mış­tı.

      

Yorum yaz

Gölge Tozu / Üstün Yıl­dı­rım (1 Yorum)

  1. Anadolu insanın kıvrak zekası ve yaratıcılığı, yalın bir anlatım. Yüreğine sağlık arkadaşım.

%d blogcu bunu beğendi: