Göç / Bircan Çelik

Göç / Bircan Çelik

kırgın günü âhıyla giyinen
onulmaz yolun acar tayları
suçlu rüzgârın kumunda arıyordu rengini
ne oldu bilmem mermer göğsümden
afyon çekiyor ateşten dili

nerede o kahkaha nerede o cümbüş
kızgın sular kan gölü hepsi

tuz zamanlarımda… ıslak
kömürü usul usul ateşlerken
arka bahçede gönendiriyordu
perdesi düşen yüzü

ah ki ah! zeytin dalı ellerimle
mağrur burçların masal sarayına
taşıyordum şekerli düşlerimi
tanrı kadar sevdiğim için seni

kabuğunu çatlatan
karanlık dünyaya
erken uyanmakta kısır uykular
ölçülmez bizim zamanın boyu
çağır gelsin bütün günahlar şimdi

yosuna durmuş taşı
muhalif dağların güneşi batırdığı yerde
sonsuzluğa bırakacağım
kim bilir hangi kuşlar
dökecek tüylerini, bundandır
yaldızlı şiirler onlara

sonra, kim mağlup olmamış ki aşka
onca ağırlık sırtımda
tenime sinmiş kokunla
göğünden düşüyorum
boşalıyor saatin arsız zembereği
çığlık çığlığa an, o susmadan
siyah maktelde
“bir ölürüm ki, cehennemden gelir gibi olurum”
gülümser dudaklarım

çok sır, göbek bağımın çürüdüğü toprakta
yazılacak başka bir öykü