Gitme, Kal / Halil Güney

Gitme, Kal / Halil Güney

“Avu­kat abi, mü­sa­it mi­si­niz?”

“Bu­yu­run, otu­run şöyle.”

“Gü­nay­dın, Ben İsmet, te­le­fon­la ara­mış­tı­nız.”

“Haa, evet İsmet, hoş gel­din.”

“İsmet, bo­şan­ma da­va­sı için adli yar­dım is­te­min­de bu­lun­muş­sun, is­te­min kabul edil­miş, eğer vaz geç­me­diy­sen, bo­şan­ma da­va­na ben gi­re­ce­ğim.”

“Yok avu­kat abi, beni bo­şa­sın diye, haber gön­der­miş zaten.”

Gö­rev­len­dir­me ya­zı­sın­da da kı­sa­ca ya­zı­yor, gene de kı­sa­ca ken­di­sin­den din­le­dim, bo­şan­ma ne­den­le­ri­ni ve is­te­mi­ni.

Ba­ba­sı, İsmet daha be­bek­ken ölmüş, an­ne­si tek ba­şı­na bü­yüt­müş, yev­mi­ye­le­re git­miş oğlu ele ge­lin­ce­ye kadar di­ren­miş ayak­ta kal­ma­ya. Tek ba­şı­na ka­lın­ca, güçlü kuv­vet­li ya­pı­sı­na ba­ka­rak akıl ver­miş­ler konu komşu İsmet’e. Pro­fes­yo­nel or­du­ya ka­tıl­mış, as­ker­lik bi­tin­ce.

İyi bir ge­li­ri olun­ca, İsmet’i baş­göz etmiş konu komşu. Şe­ri­fe ile güzel gün­ler baş­la­mış, dün­ya­ya ye­ni­den gel­dim, de­me­ye baş­la­mış; Halil ile Hasan, da ku­ca­ğı­na tır­ma­nıp da “ba­ba­cık” diye, boy­nu­na sa­rı­la­cak yaşa gel­dik­le­rin­de, İsmet’in başı göğe er­me­ye baş­la­mış.

“İsmet, işler yo­lu­na gir­miş, so­nun­da.”

“Yo­lu­na gir­diy­di abi.”

“Bu­ra­ya, nasıl gel­din, o aşa­ma­ya ge­çe­lim.”

“Abi, kır­sal­da, ça­tış­ma­lar­da de­fa­lar­ca ya­ra­lan­dım, ar­ka­daş­la­rı­mın bir kısmı, ku­ca­ğım­da şehit düştü. Şe­hit­lik bana nasip ol­ma­dı. Üç defa çok kötü ya­ra­lan­dım, ay­lar­ca has­ta­ne­de yat­tım. Bazı mermi ve şa­rap­nel par­ça­la­rı risk­li ol­du­ğu için çı­ka­rı­la­ma­dı.”

“Üzül­düm, geç­miş olsun. Or­du­dan ay­rıl­mak zo­run­da kal­dın o zaman.”

“Sonun baş­lan­gı­cı oldu abi. El­ve­riş­siz­lik ra­po­ru ile ili­şi­ğim ke­sil­di.”

“Gazi sa­yıl­ma­dın mı ?”

“Uzuv kaybı ol­ma­dı­ğı için gazi sa­yıl­ma­dık. Mev­zu­at öy­ley­miş, benim gibi bin­ler­ce var abi.”

“Çok garip.”

“Olsun abi. Ku­ral­lar öy­ley­se, olsun. O mer­mi­ler, şa­rap­nal­ler benim şe­re­fim. Vatan sağ olsun.”

“….”

“Abi, ha­zı­ra dağ da­yan­maz, para tü­ken­me­ye baş­la­dı, oğ­lan­lar çok küçük, mermi ve şa­rap­nal­ler ne­de­niy­le tarım iş­le­rin­de de ça­lı­şa­maz oldum. Masa başı iş bil­mem, zaten öyle bir iş yok.”

“De­di­ğin gibi olmuş, sonun baş­lan­gı­cı.”

“Evet abi, yok­luk, kavga, gü­rül­tü, bir­bi­ri­mi­zi ye­me­ye baş­la­dık. Zaten ayrı odada ya­tı­yor­duk, sabah er­ken­den dış ka­pı­nın ka­pan­dı­ğı­nı duy­dum. Git­miş­ti. Bu ha­ya­tı daha fazla ya­şa­mak is­te­me­di­ği­ni yaz­mış.”

“Sakın….”

“Ben de öyle san­dım, bütün köylü her yeri ara­dık, bu­la­ma­dık. Bir­kaç gün sonra öğ­ren­dik; komşu köy­de­ki eski ni­şan­lı­sı­nın evine kuma ola­rak git­miş. Bo­şa­sın beni diye, haber gön­der­miş.”

“An­la­dım, İsmet. Ge­rek­li not­la­rı aldım. Bir ve­ka­let­na­me lazım, ge­ri­si­ni hal­le­de­riz..”

Bak­tım, ko­nu­şur­ken çelik ka­sa­ya ta­kı­lı­yor göz­le­ri. Çelik kasa, es­ki­den mü­vek­kil senet, se­pet­le­ri, bazen biraz para da olur­du; şim­di­ler­de sa­de­ce ak­se­su­ar.

“Abi, para ka­sa­sı gü­zel­miş.”

“Be­ğen­di­ği­ni fark ettim. Şim­di­ler­de, bir işe ya­ra­dı­ğı yok; süs eş­ya­sı yani.”

“Abi, bunu koy içine, veya azı­cı­ğı­nı da cüz­da­nı­na koy­san da olur.”

Muska gibi, kat kat kat­lan­mış bir kağıt uzat­tı. Öyle şa­şır­dım ki. Uzat­tı­ğı ka­ğı­dı aldım.

“İsmet, ne bu ?”

“ Abi, bun­la­rı ka­rın­ca yu­va­sın­dan top­la­dım. Sana ge­tir­dim, bi­ra­zı­nı para ka­sa­sı­na, bi­ra­zı­nı da cüz­da­nı­na ko­yar­san, be­re­ket ge­ti­rir.”

“İsmet, işe ya­rı­yor mu, sen de­ne­din mi?”

“Yok abi, ben de yeni öğ­ren­dim. De­ne­ye­ce­ğim, uma­rım işe yarar. İnan­man şart­mış.”

Gül­sem kı­rı­la­cak. İnsan­lar ne­ler­le avu­nu­yor, avu­tu­lu­yor. Zaman lazım, zaman…

“Tamam İsmet, de­ne­ye­ce­ğim. Di­lek­çe­ni ha­zır­la­yın­ca ara­rım, da­va­nı aça­rız. “

“Hoşça kal avu­kat abi.”

Yak­la­şık bir hafta geçti, ara­dım, geldi.

“İsmet, di­lek­çen hazır, al oku; ta­mam­sa da­va­yı açı­yo­ruz.

Dik­kat­le okudu İsmet.

“Yok abi. Çok güzel yaz­mış­sın, hakim bizi hemen boşar mı?”

“Keşke, ön in­ce­le­me­si var, de­lil­ler top­la­na­cak, ta­nık­lar vs, adli tatil filan.”

“Tamam abi, ge­rek­li olur­sa arar­sı­nız, hoşça kalın.”

Yak­la­şık bir ay geçti, ön in­ce­le­me ta­ri­hi der­ken, virüs sal­gı­nı ön­lem­le­ri ile ad­li­ye­ler ka­pan­dı, du­ruş­ma­lar er­te­len­di.

“Aloo ! Abi ben İsmet. Abi, mah­ke­me­ler ka­pan­mış, bizim dava ….”

“İsmet, mah­ke­me­ler ka­pan­ma­dı. Sa­de­ce du­ruş­ma­lar er­te­le­ni­yor, da­va­na da bir şey ol­du­ğu yok, yeni, du­ruş­ma gü­nü­nü bil­di­ri­rim.”

“Tamam abi.”

Gün­ler ge­çi­yor, ev hap­sin­de­yiz. Te­le­fon­da İsmet. Gene du­ruş­ma­yı so­ra­cak sa­nı­rım, işi bul­duk.

“Alo abi…..”

“ İsmet, eylül ayın­da du­ruş­man, gü­nü­nü ez­be­re ……”

“Yok abi. Ben başka bir şey için ra­hat­sız ettim.”

“Sor İsmet”

“Abi, uzun, te­le­fon­da uzun sürer, kon­tur az.”

“Kapat, ben ara­ya­yım.”

“Abi, yüz yüze an­lat­sam….”

“İsmet, eve mü­vek­kil, mi­sa­fir kabul et­mi­yo­ruz. Evin kar­şı­sın­da park var, Lale park, gel oraya, en az üç metre ötede du­ra­cak­sın yal­nız.”

“Ge­li­yo­rum abi.”

Park­la evin arası elli metre yok. Bek­le­ye­lim, ney­miş derdi, hah ge­li­yor.

“Gel İsmet, ney­miş te­le­fon­da ol­ma­yan yüz yüze ko­nu­şu­la­cak olan?”

”Abi, sen pek inan­ma­dın gibi ama ka­rın­ca yu­va­la­rın­dan top­la­dı­ğım top­rak­la­ra; fay­da­sı­nı gör­düm ben.”

“La havle… Kar­de­şim bunun için mi bu­luş­tuk!”
“Yok abi. An­la­tı­yo­rum, iki ço­cuk­la kal­dım, bizim muh­tar, be­le­di­ye baş­ka­nı ile ko­nuş­muş, bizim orada yo­lüs­tün­de bana bir gev­rek, ekmek sa­ta­bi­le­ce­ğim bir büfe yap­tı­lar. Ken­di­le­ri des­tek ol­du­lar, fı­rın­cı ile ko­nuş­muş­lar, o da her gün al­dı­ğım ek­mek­ten başka elli tane de be­da­va­dan ve­ri­yor. Ben de bazen ga­ri­ban­la­ra be­da­va ve­re­bi­li­yo­rum. İşle­rim dü­zel­me­ye baş­la­dı abi.

“İyiy­miş, işte sos­yal be­le­di­ye­ci­lik ! Gö­re­vi­nin bi­lin­cin­de bir muh­tar ve iyi in­san­lar bir araya ge­lin­ce, güzel şey­ler ola­bi­li­yor. İşte, balık ve­re­ce­ği­ne, balık tut­ma­sı­nı öğret sözü, hayat bul­muş.”

“Her şey…..”

“Her şey, ka­rın­ca yu­va­sı diye, baş­la­ma lüt­fen.”

“Tamam abi. İşle­rim dü­zel­me­ye baş­la­dı, ço­cuk­la­ra komşu tey­ze­ler ba­kı­yor­du, artık, bü­fe­de ev ya­pı­mı kat­mer filan da sat­ma­ya baş­la­dım . Ço­cuk­lar da kat­mer­ler le bir­lik­te bü­fe­ye ge­li­yor­lar bazen.”

“İsmet, uza­tıp durma, ne di­ye­cek­tin?”

“Abi, bizim köye geçen sene Su­ri­ye­li bir aile geldi. Küçük bir ço­cuk­la­rı var. Adam, yak­la­şık üç ay önce, ba­cak­la­rı­nı pa­to­za kap­tır­mış, kan kay­bın­dan rah­met­lik oldu. Küçük ço­cu­ğu ile or­ta­da kaldı kadın, gi­decek yeri yok. Ço­cu­ğu­nu ya­nın­da gö­tü­re­bi­le­ce­ği iş olur­sa gi­di­yor, köylü ba­kı­yor on­la­ra.

“Onun gibi bin­ler­ce var, Ül­ke­le­ri, fa­na­tik­le­rin, silah tüc­car­la­rı­nın elin­de yı­kıl­dı, ya­kıl­dı.”

“Abi, muh­tar geldi, ko­nuş­tuk. İki küçük ço­cuk­la sen; bir küçük ço­cuk­la o. İki­ni­zi eve­re­lim, bir­bi­ri­ni­ze ih­ti­ya­cı­nız var, İyi düşün, yarın bana ce­va­bı­nı bil­dir, dedi.”

“İlginç bir tek­lif­miş.”

“Kabul ettim abi. Evde bir ka­dı­na ih­ti­yaç var, ço­cuk­la­rın ba­kı­ma ve bir ab­la­ya ih­ti­yaç var. On­la­rın da her şeye ih­ti­ya­cı var. Kabul ettim. Fatma ha­nı­ma da du­ru­mu an­lat­mış­lar, o da olur dedi. İmam ni­ka­hı ile ev­len­dik. Onun Ali’si de ge­lin­ce, üç oğlan ol­du­lar. Her­kes iyi, her­kes mutlu. Mut­lu­lu­ğu unut­tuy­dum, abi.”

“Senin tez­ga­ha ev ya­pı­mı kat­mer­le­rin sırrı da an­la­şıl­dı.”

“Evet abi, sen eve bak, yeter di­yo­rum, din­le­mi­yor, ço­cuk­lar bü­yü­yün­ce mas­ra­fı­mız ço­ğa­lır diye, diye yapıp ge­ti­ri­yor.”

“İyi olmuş.”

“Abi, bizim da­va­ya…. Onu sor­mak için gel­diy­dim.”

“Hal­le­de­riz İsmet, takma ka­fa­na, hadi se­la­met­le…”

“İyi, sağ ol abi”

Fatma, ko­ca­sı­nın ölü­mün­den sonra ha­ya­ta küs­müş­tü. Dö­necek bir va­ta­nı, evi, ak­ra­ba­sı kal­ma­mış­tı, Kü­çü­cük oğlu Ali ol­ma­sa, çok­tan bu dün­ya­dan. Ali için ayak­ta dur­ma­ya ça­lı­şı­yor­du. Muh­ta­rın an­lat­tık­la­rı­nı din­le­di. Özel­lik­le Ali için kabul etti. İsmet’i de bi­li­yor­du, iyi bir in­san­dı. İyi ki kabul et­miş­ti. İsmet, yav­ru­su­nu, kendi yav­ru­la­rın­dan ayrı tut­mu­yor­du. Ali’nin yüzü gül­me­ye baş­la­dı, abi­le­riy­le çok iyiy­di­ler. İsmet ken­di­si­ne de çok nazik dav­ra­nı­yor­du, bu ka­da­rı­nı um­ma­mış­tı.

Kat­mer­le­ri bü­fe­ye ver­dik­ten sonra eve ge­lir­ken, evin önün­de oy­na­yan ço­cuk­la­rı, kö­şe­de­ki ağa­cın ar­ka­sın­dan gö­zet­le­yen bir kadın gördü Fatma. İrkil­di, kork­tu, niye giz­le­nip de ço­cuk­la­ra ba­kı­yor­du. Ya­vaş­ça yak­laş­tı ar­ka­sın­dan. Elin­de bir poşet vardı, için­de de biraz ip gördü. Ta­nı­dı ka­dı­nı.

“Şe­ri­fe kadın, ne ya­pı­yor­sun?”

“Şey, şey işte. Son bir defa ço­cuk­la­rı­mı gö­re­yim is­te­dim.”

“Niye giz­li­ce, İsmet bü­fe­de, git­sey­din ço­cuk­la­rı­nın ya­nı­na.”

“Terk ettim on­la­rı, belki de kabul et­mez­ler.”

“Elin yüzün, her ta­ra­fın ! Ne bu halin kaza mı ge­çir­din?”

“Yok, boş ver.”

“Hele de. Te­da­vi ede­lim, te­miz­le­ye­lim.”

“Kuma git­ti­ğim evin ka­dı­nı, kar­deş­le­ri­ni fit­le­miş, beni çok fena döv­dü­ler, kov­du­lar. Eniş­te­le­ri­ni de çok kötü döv­dü­ler.”

“Üzül­düm. Geri gi­de­me­ye­cek­sin. Ne ya­pa­cak­sın?”

“Gi­decek yerim yok. Kim­se­yi de suç­la­ya­cak halim yok. Ka­de­rim böy­ley­miş. Hoşça kal, ço­cuk­la­rım sana ema­net, duy­dum on­la­ra bir abla, bir anne ol­muş­sun, gözüm ar­ka­da kal­maz.”

Fatma’nın gözü, Şe­ri­fe’nin elin­de­ki po­şe­te ta­kıl­dı. İçin­de­ki ipi de gör­müş­tü. An­la­dı ka­dı­nın ne yap­mak is­te­di­ği­ni, ne­re­ye gi­de­ce­ği­ni. Ko­lu­na gi­ri­ver­di Şe­ri­fe’nin.

“Gitme, kal. Bu dün­ya­da her­ke­se yer var. Kar­deş olu­ruz se­nin­le.”

İki kadın, bi­ri­nin başı önün­de, di­ğe­ri, ko­lu­na gir­miş çe­ke­rek onu eve soktu. Ço­cuk­lar, ke­na­ra çe­ki­le­rek bak­tı­lar on­la­ra.

      

Gitme, Kal / Halil Güney (4 Yorum)

  1. Eline beynine sağlık. Yokluk günlerinin getirdiği çaresiz yaşamlar. Sadece karın doyurmak adına çekilen acılar. İnsan hayal etse bile irkilerek uyanacagi bu rüyayı bir daha yaşamamak dilegimizdir. Daha yakın tarihte annemden duyduğum yaşanmışlıklar geldi aklıma. Annem annesinden ve ninesinden duyduğu hikayeleri anlatirdi. Buradaki öyküde anlatılan yaşam gerçekte de olmustur, neyse Halil dillendirmis iyi de yarış. Kalemine sağlık.

  2. Yüreğine sağlık Sevgili Hocam.. Çok dokunaklı bir öykü. Bunun gibi neler neler yaşanıyor bu topraklarda. Çoğu zaman kimsenin ruhu duymuyor…

%d blogcu bunu beğendi: