Enver Gökçe’ye Bin Selam / Şerif Temurtaş

Ömrü boyunca ihanete uğramış ve yalnız bırakılmış bu şaire karşı duyduğum ağır utanç beni onun hakkında bir dosya çalışmasına itti, toplumcu şiir ve Gökçe’ye olan derin vefa borcumu ödemek için. Bu dosya Kasabadan Esinti dergisinin 13. sayısında yayımlandı.

Enver Gökçe’ye Bin Selam / Şerif Temurtaş

Baharın bir türlü gel(e)mediği yılların Türkiye’sinde var oldu Enver Gökçe. Trenlerin kara, sokakların ‘apoletli’ olduğu devirlerde, sırtında ‘Eğin Türküleri’ taşıyarak geçti aramızdan… Yüzünü değil gönlünü halkına dönmüş bir aydın portresi olarak Anadolu’daki Türkçeyi, en çıplak ve akışkan hali ile şiirinin zeminine yerleştirdi. Bugün hâlâ kendini okutan ve anlatan şiirleri kalemsiz yazılmış duygusu uyandırır bende. Sanki Gökçe, şiir yazarken kalem aradan çekilmiş de doğrudan gönülden kâğıda akmış gibidir dizeler, bazen ağır bir tokat gibi çarpar yüzümüze bazen de şiirin orta yerinde bir dizenin içinden kan sızar ama daha çok  karanlığın karnından seslenir Gökçe’nin şiiri. Omuzları çöktükçe sesi gürleşir, belki de bu yüzden çok sesli bir orkestrayı andırır dizelerine taşıdığı acıları.

1978 yılında, sanırım ortaokul yıllarımda tanışmıştım Enver Gökçe’nin şiirleri ile büyülü bir pınar gibi içtikçe içiren tatlı suyuna doyamamıştım bir türlü, okudukça içimde çoğalıyor, önce ırmaklara ardından büyük denizlere dönüşüyordu Gökçe şiiri, aradığım deltayı bulmuştum, işte benim şiirim bu dedim! Seksenli yılların başında yani lise yıllarımda, gazetelerden hastalığına ilişkin yazılar ilişiyordu gözüme, kahroluyor, onu Ankara’daki seyranbağları bağları huzurevinden çıkarmak istiyor, çaresizliği olanca ağırlığı ile omuzlarımda hissediyordum, yokluğun kahrettiği yıllarda Türk şiirinin, toplumcu bir çınarının devriliyor olması fikri benim için ‘dayanılacak’ gibi değildi.

Yaşadığı tüm zorlukları görmüş, acılarını en derinimden hissetmiştim, soğuk ve karlı gecelerde idare lambasının sarı ve solgun ışığı altında okuduğum şiirleri, nicedir gölgesine sığındığım köklü bir ağaç idi. Ömrü boyunca ihanete uğramış ve yalnız bırakılmış bu şaire karşı duyduğum ağır utanç beni böyle bir çalışmayı yapmaya itti, toplumcu şiir ve Gökçe’ye olan derin vefa borcumu ödemek için.

Enver Gökçe’nin şairliği kadar çevirmenliği de çok önemli katkı sağlamıştır Türk edebiyatına.

O Türk edebiyatının Pablo Neruda’sıdır..

Saygı ve minnetle anısı önünde eğiliyorum.