Edebiyatın Aşılmaz Duygusu: Yalnızlık

Edebiyatın Aşılmaz Duygusu: Yalnızlık

Edebiyatın Aşılmaz Duygusu: Yalnızlık

Kaan Tanyeri

 

Ede­bi­ya­tın aşıl­maz duy­gu­la­rı var, acı gibi, me­lan­kol­ya gibi ya da yal­nız­lık gibi. Her ne­re­de ve ne zaman olur­sa olsun insan, eğer ede­bi­ya­tın şa­ira­ne ruhlu bir ya­za­rı, şairi ya da oku­yu­cu­suy­sa bu duy­gu­lar­dan ka­ça­maz. Ka­ça­ma­dı­ğı gibi biraz da ken­di­si­ni bu duy­gu­la­rın içine itmek ister. Çünkü iklim, sa­de­ce coğ­raf­ya­la­ra özgü de­ğil­dir. Ede­bi­ya­tın­da ik­lim­le­ri var­dır. İşte bu ik­lim­ler­den söz ede­ce­ğiz bir süre. Bu­gün­kü ko­nu­muz: yal­nız­lık…

Yal­nız­lık, ama ne tür bir yal­nız­lık? Bir yal­nız­lık var­dır, mu­ha­lif ruhlu ki­şi­le­rin dev­let ya da bas­kın ide­olo­ji­ler kar­şı­sın­da­ki yal­nız­lı­ğı­dır. Ya­şam­sal ola­rak en güç yal­nız­lık budur. Büyük teh­li­ke­ler içe­rir. Belki o ki­şi­yi ölüme sü­rük­le­ye­cek­tir, belki de ha­pis­ha­ne­le­re dü­şü­re­cek­tir. Her şe­yi­ni yi­tir­me ris­kiy­le ya­şa­ma­yı göze al­mış­tır bu tür yal­nız­lık çeken ki­şi­ler ve daha çok sa­nat­tan, in­dir­ge­di­ği­miz­de şa­ir­ler­den çıkar. Ama özel­lik­le 80’ler­den sonra ka­pi­ta­liz­min bu kadar az­gın­laş­tı­ğı; ide­olo­ji­le­rin, ütop­ya­la­rın değer yi­tir­di­ği, mo­dern ya­şa­mın dün­ya­ya ta­ma­men hük­met­ti­ği, bi­re­yin top­lum için feda edi­le­mez dü­şün­ce­si­nin yay­gın­laş­tı­ğı dö­nem­de bu yal­nız­lı­ğı çeken şa­ir­le­re pek rast­la­mı­yo­ruz.

Bir başka yal­nız­lık var­dır, yal­nız­lık iz­le­ni­mi ver­me­ye ça­lı­şan­la­rın zo­ra­ki yal­nız­lık­la­rı­dır. Ede­bi­ya­ta gi­re­bil­mek için yal­nız­lı­ğı şart gören, ka­rak­te­ri henüz otur­ma­yan ki­şi­le­rin yal­nız­lı­ğı­dır. Bu yal­nız­lık tü­rün­de ken­di­si­ni şair tav­rı­na sok­mak is­te­yen ki­şi­ler, ka­sıt­lı ola­rak bohem ya­şa­ma­ya baş­lar­lar ve in­zi­va­ya çe­ki­lir­ler. İçle­rin­den gel­me­yen duy­gu­la­rı ya­şa­mak için adeta ça­ba­lar­lar. Yoğun duy­gu­sal trav­ma­lar içine gir­mek için can atar­lar. Hep oku­duk­la­rı yazar Oğuz Atay’dır, Oğuz Atay’ın yal­nız­lı­ğı­nı an­la­mak ye­ri­ne us­ta­nın ro­man­la­rın­dan alım­la­dık­la­rı et­kiy­le kendi ken­di­si­ne ket vuran, zo­ra­ki bir yal­nız­lık­tır bu. Sa­nı­rım son dö­nem­ler­de yay­gın ola­rak gö­rü­yo­ruz.

Bir diğer yal­nız­lık ise ka­la­ba­lık­lar için­de bile olsa ken­di­si­ni tam ola­rak oraya ait his­se­de­me­me yal­nız­lı­ğı­dır ki işte, ger­çek yal­nız­lık budur. Yü­re­ği hep başka bir yer­de­dir; başka bir şeye, başka bi­ri­si­ne ait­tir sanki ve ne­re­ye ait ol­du­ğu­nu hep ara­ya­cak ama hiç bu­la­ma­ya­cak­tır. Tek ba­şı­nay­ken de yal­nız­dır, ka­la­ba­lık­lar için­dey­ken de. Belki de yal­nız­lı­ğı­nı yen­me­si­ni sağ­la­ya­cak ken­di­si­ni ait his­set­ti­ği aş­kı­nı bulur ama sev­gi­li­siy­le bir­lik­tey­ken de yine yal­nız­lık çeker. Yü­re­ği­nin sa­hi­bi­ne ula­mış­tır ama ulaş­tık­ça ula­şıl­maz ola­rak görür onu bu kez de. Ede­bi­yat­la­rın ka­lı­cı sa­nat­çı­la­rı ço­ğun­luk­la bu yal­nız­lık­ta­dır. Oğuz Atay, “Yal­nız­lı­ğı­mın yal­nız bana za­ra­rı do­kun­du” der, öy­ley­se baş­ka­la­rı­na hiç­bir zarar ver­me­yen ama yal­nız­lı­ğı çe­ke­ni ke­mi­ren güçlü bir duy­gu­dur. Duy­gu­sal ola­rak da en zor yal­nız­lık budur çünkü bu gru­bun ha­yat­la­rı bo­yun­ca kalp­le­ri­ni esir alan ama asla ula­şı­la­ma­yan aşk­la­rı var­dır. Bunun ya­nın­da kı­rıl­maz zin­cir­le­rin bir­bi­ri­ne bağ­la­dı­ğı duy­gu­lar ya­şa­nır: Yal­nız­lık, aşk acısı, me­lan­kol­ya gibi. Bir sil­si­le­dir ve bir­bi­ri­nin ön ko­şu­lu duy­gu­lar­dır ne­re­dey­se. Aşk acısı çek­me­den yal­nız kalan bir şair bu­la­ma­yız ya da aşk acısı çekip de bunu önem­se­me­den coşku için­de, neşe için­de ya­şa­yan da bir şair bu­la­ma­yız. Bir­bi­ri­ni bü­tün­le­yen du­rum­lar­dır.

Uma­rım, yal­nız de­ğil­si­niz­dir. Çe­ki­ci ol­du­ğu kadar, ya­şa­ma­sı da ağır bir yük… Ka­la­ba­lık­la­ra ait his­set­ti­ği­miz bir­lik­te­lik­ler­de bu­lu­şa­lım.

 

      

Edebiyatın Aşılmaz Duygusu: Yalnızlık ()

%d blogcu bunu beğendi: