Doğumgünü / Büşra Şahin

Doğumgünü / Büşra Şahin

Zil çaldı, ders bitti der­ken okul bah­çe­sin­de aldık so­lu­ğu. De­met’­le ben, kol kola gir­miş, çıkış ka­pı­sı­na yü­rü­yor­duk ki bir çar­pış­ma oldu. Ne ol­du­ğu­nu an­la­ya­ma­dan ken­di­mi yerde bul­dum. Bi­zim­le uğ­raş­ma­yı pek seven ar­ka­da­şı­mız Cemal, ar­ka­mız­dan hızla ko­şa­rak Demet’e bir omuz atmış, güya şaka yap­mış­tı. Nasıl oldu da ben düş­tüm bil­mi­yo­rum ama kız­gın­lı­ğı­mı iyi ha­tır­lı­yo­rum. Vay efen­dim, okul çı­kı­şı tüm öğ­ren­ci­le­re beni nasıl rezil eder­miş!.. Bir hı­şım­la ayağa kal­kıp Cemal’e bir tokat sa­vur­dum. Ses­siz, sakin, melek yüzlü ben­den öyle bir ha­re­ke­ti bek­le­mi­yor ola­cak ki kıp­kır­mı­zı yü­züy­le öy­le­ce dondu kaldı kar­şı­mız­da.

Akşam ma­a­ile otu­rur­ken aynı hı­şım­la an­la­tı­ver­dim olan­la­rı ev­de­ki­le­re. “Hep be­nim­le uğ­ra­şı­yor bu Cemal, sinirleniyorum.” dedim. Er­te­si sabah beni okula gö­tür­me­ye de­dem­le bir­lik­te bizim küçük adam da geldi. Elin­de oyun­cak kı­lı­cıy­la hem de… Yolda da söy­len­di durdu. Kim­miş o ab­la­sı­nı yere dü­şü­ren, ca­nı­nı sıkan?.. Okul bah­çe­sin­den gir­di­ği­miz anda Cemal’i sordu bana.

“Nerde o Cemal?”

Ben de par­mak­la işa­ret ettim. Bizi görüp ya­nı­mı­za geldi Cemal. Dedem kaşla göz ara­sın­da ona göz kırp­mış, bo­zun­tu­ya ver­me­sin diye. Bizim küçük adam, ken­din­den büyük öf­ke­siy­le sal­la­dı kı­lı­cı oğ­la­na, “Bir daha ab­la­mı üzer­sen kötü olur!” min­va­lin­de bir ta­vır­la. Ku­lak­la­rı çın­la­sın, Cemal de komik ço­cuk­tu. Hemen kar­nı­nı tu­tu­ver­di.

“Ay anam, çok kork­tum. Bir daha yap­mam, söz.” dedi. Küçük adam 3 ya­şı­nı henüz dol­dur­muş­tu bu ya­şa­nan­lar ol­du­ğun­da.

Hi­ka­ye­mi­zin kah­ra­ma­nı, küçük ada­mın adı Ab­dul­lah Buğra Dör­dün­cü’ydü. Adını anar­ken, ondan bah­se­der­ken kul­lan­dı­ğım geç­miş zaman eki­nin ca­nı­mı yak­tı­ğı benim ilk kar­de­şim. Yirmi dört yıl önce, bir 26 Tem­muz günü geldi ara­mı­za. Çok güzel bir be­bek­ti. Dün­ya­ya ge­le­li kısa süre ol­muş­tu ama bir şey­ler ters gi­di­yor­du. Nur gibi beyaz yüzü ağ­la­mak­tan mo­rar­dı­ğın­da henüz 2 aylık bile de­ğil­di. Nefes alı­şın­dan be­şi­ğin sal­lan­dı­ğı­nı fark eden annem onu dok­tor­la­ra gö­tür­müş, ni­ha­yet ger­çek teş­hi­si ma­hal­le­de­ki çocuk dok­to­ru­muz koy­muş­tu. “Ra­hat­sız­lı­ğı kal­bin­de bu be­be­ğin, acil ola­rak has­ta­ne­ye gidin!” de­miş­ti pat diye.

Kal­bin­de bir değil tam üç delik ol­du­ğu­nu öğ­ren­di­ği­miz­de daha bir­kaç aydır nefes alıp ve­ri­yor­du şu kadim dün­ya­da. Ay­lar­ca ne onu ne de an­ne­mi gör­me­den geçti gün­le­rim. Şimdi adını duy­sam ür­per­di­ğim Te­pe­cik Has­ta­ne­si alı­koy­muş­tu iki­si­ni de. Yaz ta­ti­li­ne denk gel­di­ği için beni Tire’ye, an­ne­an­ne­me bı­rak­tı­lar. Onun­la ev­ci­lik oy­na­dı­ğım gün­ler­de, bir gözüm hep vit­rin­de­ki ve­si­ka­lık­ta olur­du. Ba­şın­da, beyaz üze­ri­ne alaca çiz­gi­ler olan eşar­bı; yüz ya­şı­na da gelse es­ki­me­yecek olan o ta­nı­dık gü­zel­li­ğiy­le an­ne­min­di o ve­si­ka­lık. Öy­le­ce kar­şı­sı­na geçip geçip ba­kar­ken bir gün da­ya­na­ma­dım işte. Niye annem ya­nım­da değil, onu çok öz­le­dim diye bas­tım yay­ga­ra­yı. De­re­kah­ve’deki iki katlı ev­dey­dik. Dedem beni evin önün­de­ki in­cir­ler­le avut­muş­tu. Çocuk kal­bim, Buğra’nın hasta ol­du­ğu­nu bilse de söz din­le­mi­yor­du.

Tak­vim­ler 31 Ara­lık 1996’yı gös­ter­di­ğin­de, aylar süren ama umut­suz gö­züy­le ba­kı­lan bu te­da­vi­ye canı tak eden annem, kar­de­şi­mi bağlı ci­haz­lar­dan çı­ka­rıp ku­cak­la­mış­tı. Buğra 5 ay­lık­tı. İlgi­siz­lik, pis­lik, has­ta­lı­ğın bo­yu­tu hepsi yıp­rat­mış­tı an­ne­mi. Kar­de­şim­se hiç iyiye git­mi­yor­du. An­nem­den başka çaba gös­te­ren de yoktu. Ça­re­yi bir üni­ver­si­te has­ta­ne­sin­de buldu an­nem­le babam. Buz gibi soğuk yeni yıl sa­ba­hın­da, tüm risk­le­ri göze ala­rak çık­tı­lar Te­pe­cik’ten. Tan­rım bize Buğra’yla ge­çi­re­ce­ği­miz üç güzel yıl bah­şet­ti o gün. Son­ra­sı, üni­ver­si­te has­ta­ne­sin­de devam eden ve iyiye giden bir te­da­vi, an­ne­min yü­zün­de minik de olsa bir mut­lu­luk, kar­de­şi­min bir sü­re­li­ği­ne ka­vuş­tu­ğu sağ­lı­ğı..

96 yı­lın­dan tam üç yıl sonra, yine bir 31 Ara­lık sa­ba­hı, saat beşte cen­ne­te uğur­la­dık onu. Evi­miz, so­ka­ğı­mız o günkü kadar ka­la­ba­lık ol­ma­dı bir daha.

“r”leri söy­le­ye­mez­di ama o tam bir “Fe­nev­bah­çe”liydi. Ne gi­ye­ce­ği­ne kendi karar ve­rir­di. En çok da sarı göm­le­ği ve la­ci­vert pan­to­lo­nu­nu se­ver­di. Kü­çü­cük yü­re­ği, çö­kert­me zey­be­ği­ni duyar duy­maz pır pır eder­di. Unut­tu­ğum ya da hiç bil­me­di­ğim anı­la­rı­nı din­ler­ken ina­na­maz­dım üç ya­şın­da ol­du­ğu­na,üç ya­şın­da öl­dü­ğü­ne.

Evi­mi­zin cesur, gözü kara, küçük adamı ya­şa­say­dı bugün 24 ya­şı­na gi­re­cek­ti.

      

Yorum yaz

Doğumgünü / Büşra Şahin (9 Yorum)

  1. Büşra hanım her geçen gün daha iyi yazıyorsunuz. Yazmak zaten başlı başına meziyet bunun sürekliliği ise sizi daha iyi yerlere taşıyacak inşallah. Hikayenizin yaşanmış ve gerçek olması içeriği ve geçişler çok başarılı…Çok içten ve gönülden yazıldığı çok belli bu hüzün okuyucuya da çok başarılı bir şekilde geçiyor. Yolunuz açık dolayısı ile her şartta yazmaya devam, tekrar tebrik ederek, başarıların daim olsun inşallah…

  2. Yüreğine sağlık Büşra’cığım çok güzel yüzlü, büyümüş de küçülmüş gibiydi sanki kardeşin…Yaşından büyüktü duruşu hareketleri öyle güzel hatırlıyorum mekanı cennet olsun inşallah sizleri cennet kapısında karşılasın ❤

    • Çok teşekkür ederim. Herkesin güzel hatırladığı bir Buğra geçti bu dünyadan, ne mutlu.

  3. Başarılarınızın devamını dilerim mahallemizin güzel ikiz Bebekleri olan annesi kutluyorum seni Allah sabırlar versin kolay değil ama ne yazık ki ölüm her yaşta var mekanı cennet olsun küçük Buğra nin

    • Teşekkür ederim, içten dilekleriniz ve dualarınız için. Acısı hala taze olsa da hayat devam ediyor. Hatırda kalır şeyler bırakmak gayretindeyim..

  4. Yaratan rahmet eylesin mekanı cennet olsun inşallah. Kalanlara sağlıklı uzun ömür versin.

  5. Büşra Hanım üzücü ve acı verici kuşkusuz. Ama bunu böylesi yüreklilikle anlatabilmek, acıyı yaşayarak kolay değil. Başardığınız için kutluyorum.Ve dayanma gücü diliyorum. Gidenlere yapacak tek şey onları böyle öykülerle yaşatmak.Başınız sağ olsun desem acınızı azaltır mı bilemiyorum ama siz sağlıklı yaşayın.
    Öyküme yaptığınız yorumlar için de sağ olun. Merak ettim, sizi tanımak istedim. Acı öykünüzle karşılaştım. Sağlıklı bir yaşam ve güzel öykülerde buluşmak dileğiyle…

    • Çok teşekkür ederim, değerli yorumunuz için. Acımız hala taze olsa da dayanma sabrını öğrendik. Onunla yaşanan anlar iyi de olsa kötü olsa kıymetliydi ve “söz uçtu yazı kaldı”. Cüneyt Bey’e de müteşekkirim, sayesinde sizlerle bu platformda bulunabildiğim ve başarılı yazılarınızla tanıştığım için. Sevgiyle kalın..

%d blogcu bunu beğendi: