Dere Ge­li­yor Dere – Halil Güney

Dere Ge­li­yor Dere – Halil Güney

Ken­di­le­ri çok zarif ve asil bir ha­nı­me­fen­di­dir. Aynı bi­na­da­yız, kom­şu­yuz. Her kar­şı­laş­ma­mız­da çok se­vi­ye­li bir şe­kil­de se­lam­la­şı­rız, o ben­den önce gö­rür­se hiç çe­kin­me­den se­lam­lar. Asla yı­lı­şık hal­le­ri yok­tur, başta da de­di­ğim gibi çok asil ve çok te­miz­dir. Onu hiç ba­kım­sız ve pis, pa­sak­lı ola­rak gör­me­dim.

Bir gün çok yor­gun gel­dim, apar­ma­nın gi­ri­şi­ne otur­muş­tum, geldi, ku­ca­ğı­ma otu­ru­ver­di. Do­ya­sı­ya ok­şa­dım onu. Mırıl mırıl mı­rıl­da­nı­ver­di bana. Her za­man­ki ze­ra­fe­ti ile “miyav” dedi; ”miyav” dedim ben de. Mi­yav­laş­tık Köpük ha­nım­la.

Köpük hanım, her­ke­se selam ver­me­yi ihmal et­me­yen bi­ri­si. Sa­de­ce apart­ma­na ge­le­ne gi­de­ne değil, yol­dan ge­çen­le­re bile selam verir. Is­rar­cı olmaz, sa­de­ce “mi­yavvv” o kadar. Ge­nel­lik­le sa­hip­le­nen kom­şu­la­rın bal­ko­nun­da otu­ru­yor ha­nı­me­fen­di. Asla ihmal etmez, ki­bar­ca mi­yav­la­şı­rız.

Söy­le­şi­miz, ge­nel­lik­le kısa ve özlü olur.

“Ne ya­pı­yon gız!”

“Mi­yavv!” bu kadar.

Köpük ha­nı­mın in­ce­cik sesi ile ses­len­me­si, müzik gibi… Benim de mü­zik­le aram çok iyi­dir. Çok iyi söy­le­ye­mem fakat iyi din­le­yi­ci­yim.

En iyi bil­di­ğim parça da “Dere Ge­li­yor Dere…” Sa­de­ce bunu bi­li­yo­rum. Başka yok. Bunu da öğ­ret­mek için çok uğ­raş­tı kay­na­na­mın kızı. Hak­kı­nı yemem, umut­suz­lu­ğu ka­pıl­dı­ğı­nı hiç his­set­tir­me­di bana. İyice ez­ber­le­dim bu tür­kü­yü, rü­ya­la­rım­da bile söy­le­dim, bil­di­ğim tek tür­kü­yü.

Türkü me­ra­kım da şöyle dep­reş­ti. Hukuk Fa­kül­te­sin­de öğ­ren­ci­yim, iki tane seç­me­li ders var; beden Eği­ti­mi ve müzik ders­le­ri. Beden eği­ti­mi ho­ca­sı, kam­pü­sün için­de koş­tur­tu­yor­muş, Tire’den Buca’ya koş­tur­ma­ya gel­mek­ten­se müzik der­si­ni seç­tim.

Bir­kaç derse ka­tıl­dım, bi­rin­de, şarkı söy­le­di­ler, bi­rin­de de ül­ke­ler­de­ki pro­test mü­zik­le­ri tar­tı­şı­yor­lar­dı. Li­se­de­ki ders prog­ra­mım de­ği­şin­ce diğer müzik ders­le­ri­ne ka­tı­la­ma­dım. Mü­zik­ten bü­tün­le­me­ye kal­dım. Benim gibi de­vam­sız­lık ya­pan­lar bü­tün­le­me­lik.

Diğer ders­le­rin hep­si­ni ha­zi­ran­da ver­dim, müzik kaldı. Ho­ca­yı bul­dum so­nun­da, ta­nış­tık.

“Hocam, ben bü­tün­le­me­ye kal­mı­şım.”

“Evet, derse devam et­me­yen­ler…” diye baş­la­dı an­lat­ma­ya. Hoca haklı, der­si­ni önem­se­me­yen­le­ri bü­tün­le­me­de sı­na­va ala­cak.

“Hocam, ben öğ­ret­me­nim, Tire’den ge­li­yo­rum, ders prog­ra­mı de­ği­şin­ce….”diye, der­di­mi an­lat­ma­ya ça­lış­tım.

“Keşke ha­be­rim ol­say­dı hocam…” laf­la­rı ile sürdü söy­le­şi­miz.

“Hocam, şimdi bü­tün­le­me­de ne ya­pa­ca­ğız, ben ne ça­lı­şa­yım?”

“ Bir türkü veya bir şarkı ez­ber­le yeter.” dedi.

Bütün yaz, bü­tün­le­me­ye ça­lı­şa­ca­ğım. Kay­na­na­mın kızı güldü, baş­la­sa, arka ar­ka­ya elli alt­mış tane şar­kı­yı, tür­kü­yü söy­ler. Ba­yı­lı­rım onu din­le­me­ye; beni de din­le­yen olsa kesin ba­yı­lır.

“Ben yar­dım ede­rim sana.”

“Ben hiç bil­mem ki !”

“Olsun, öğ­re­ti­riz.”

Kadın öğ­ret­men, ken­din­den emin. Epey­ce bir uğ­raş­ma­dan sonra, moral bo­zuk­luk­la­rı­nı da at­la­ta­rak, “Dere ge­li­yor dere…” tür­kü­sü­nü ça­lış­ma­ya baş­la­dım. Biz türkü ça­lış­ma­sı­na baş­la­yın­ca kızım ka­çı­yor; oğlum küçük ol­du­ğun­dan ka­ça­mı­yor, ağ­la­ya­rak eşlik edi­yor bana.

O yaz, tek tür­kü­yü ça­lış­tım. Müzik der­si­ni alt­tan alma riski de var. Hukuk ders­le­ri­nin hep­si­ni ha­zi­ran­da geç, seç­me­li müzik der­si­ni alt­tan al; li­te­ra­tü­re geç­me­ye ni­ye­tim yok. Çok ça­lış­tık, kay­na­na­mın kızı ile. Sabır abi­de­si gibi kadın… Kı­zı­mın müzik ye­te­ne­ği de o sı­ra­lar­da şe­kil­len­di sa­nı­yo­rum. So­ya­çe­kim­den midir, benim türkü öğ­ren­me ça­lış­ma­la­rı­na maruz kal­dı­ğın­dan mıdır belli değil; müzik ko­nu­sun­da ke­sin­lik­le beni arat­maz. Oğlum, o sı­ra­lar­da küçük ol­du­ğun­dan ve ça­lış­ma­la­ra ağ­la­ya­rak ka­tıl­dı­ğın­dan çok et­ki­len­me­di bü­tün­le­me te­la­şın­dan.

Ni­ha­yet, sınav günü geldi. Tür­kü­mü bir kâ­ğı­da yaz­dım, unu­tu­rum filan. Er­ken­den okula gel­dim. Benim gibi bir­kaç kişi daha var sınav için gelen. Ki­mi­nin elin­de saz, ki­min­de gitar; ki­mi­nin elin­de de kâ­ğıt­lar var. Elin­de­ki­ni dım­bır­da­tan­lar, bir şey­ler mı­rıl­da­nan­lar, ben de bir kö­şe­ye çe­kil­dim. Dere ge­li­yor dere…

En so­nun­da sıra bana geldi. Sınav sa­lo­nu­na tek tek gi­ri­yo­ruz.

“Gü­nay­dın hocam!”

“Hoş gel­din öğ­ret­me­nim. Nasıl geçti yaz ta­ti­li.”

“Ehh işte. Bol bol bü­tün­le­me­ye ça­lış­tım, sı­na­va ha­zı­rım.”

“Bol bol der­ken… Bü­tün­le­me­ye kal­dı­ğın ders çok muydu?”

“Yook ! Sa­de­ce müzik, di­ğer­le­ri­nin hep­si­ni ha­zi­ran­da ver­dim.”

Bir ara ko­nuş­ma­dı hoca, kısa bir ses­siz­lik oldu. Ne dü­şün­dü bi­le­me­dim, benim tek ders­ten bü­tün­le­me­ye kal­mam­la il­gi­li dü­şün­dü sa­nı­rım.

“Baş­la­ya­yım mı hocam tür­kü­ye?” Zaten bir baş­la­sam, beni bü­tün­le­me­ye bı­rak­tı­ğı­na bin piş­man ola­ca­ğı kesin. De­to­ne, ayar­sız vs. bir sürü söz söy­le­di kay­na­na­mın kızı. Makam, üslup hak ge­ti­re… Söz­le­ri ek­sik­siz ez­ber­le­dim, ge­ri­si Allah ver­gi­si.

“Yok, gerek yok.” Ba­şı­na ge­le­ce­ği tah­min etmiş ol­ma­lı. Şansı var­mış. Eeee, sınav.

“Hocam, sınav?”

“”Tamam, geç­tin, oku­ma­na gerek yok. Oku­muş kadar ol­du­nuz.”

“Ama şey… O kadar ça­lış­tıy­dım.”

Söy­le­ye­yim tür­kü­mü de in­ti­ka­mı­mı ala­yım bari. Kolay mı, bütün yaz, tür­kü­ye baş­la­dım mı, siv­ri­si­nek­ten başka bir başka canlı kal­mı­yor­du ya­nım­da.

“Yok hocam, ça­lış­tı­ğı­nız belli. Gerek yok. Önce ta­nı­şa­bil­sey­dik keşke. Tamam, gi­de­bi­lir­si­niz.”

Neyse, hoca, iyi ni­yet­li bi­ri­ne ben­zi­yor, ezi­yet et­me­ye­yim. Ve­da­laş­tık. İlk defa, so­ru­nun ya­nı­tı­nı ver­me­den sı­nav­dan geç­tim

Oku­lun uzama ola­sı­lı­ğı or­ta­dan kalk­tı.

Dere Ge­li­yor Dere – Halil Güney (7 Yorum)

  1. Hocam Düriye nin güğümleri kalaylı türküsünü öğrensen daha iyiymiş. O daha güzel. Kalemine sağlık. Saygılar…

%d blogcu bunu beğendi: