Coronalı Günlerde Yaşantımızdan Esintiler

Coronalı Günlerde Yaşantımızdan Esintiler

Ta­nış­tı­ğı­mız­dan bu yana, hiç bu kadar bir arada ol­ma­dık. Kay­na­na­mın kızı ile bu sü­reç­te daha çok söy­leş­me fır­sa­tı­mız oldu. Bi­ra­zı gö­nül­lü, bi­ra­zı zo­run­lu ola­rak, iki ayı aşkın bir za­man­dan beri eve tı­kıl­dık kal­dık. Eğ­len­ce­li yan­la­rı­mı­zı keş­fet­tik; zaman zaman ufak tefek ça­tış­ma­lar da çı­kı­yor. Es­ki­den, ça­tış­ma çık­tı­ğı za­man­lar­da çok fena kü­ser­dim.

Kü­süş­mek tamam da son­ra­ki aşa­ma­da ilk adımı kim ata­cak! Mut­fak veya otur­ma oda­sın­da­ki am­pu­lü gev­şe­ti­rim giz­li­ce; ka­va­noz ka­pak­la­rı­nı sı­kış­tı­rır­dım. Mec­bur ka­lır­dı laf at­ma­ya, so­ru­nu çözen adam ola­rak çı­kar­dım or­ta­ya. Son­ra­la­rı, bu nu­ma­ra­lar da işe ya­ra­maz oldu; hile yap­tı­ğı­mı an­la­mak­ta ge­cik­me­di.

Yakın za­man­da, küs­me­nin pek ya­rar­lı ol­ma­dı­ğı hissi peyda oldu; artık ev­de­ki çöp­le­ri dökme ba­ha­ne­si ile ça­tış­ma or­ta­mın­dan sa­vuş­ma­nın en sağ­lık­lı yön­tem ol­du­ğu­na karar ver­dim.

Gül­loş, can sı­kın­tı­sın­dan pasta yap­mış; zaten topan pat­lı­can gibi olduk. Gül­loş Sul­tan, pasta işi­nin so­nu­na gel­miş, pudra şe­ke­ri gibi bir ka­rı­şım yap­mış, onun­la pas­ta­yı süs­le­yecek. Hö­dük­lü­ğün hiç kim­se­ye fay­da­sı ol­mu­yor, ki­bar­lık çok prim ya­pı­yor özel­lik­le son za­man­lar­da.

“Gül­loş, sen git din­len, ben ta­mam­la­rım süs­le­me işini.”

“Sağ ol ca­nım­cım, belim de çok ağ­rı­dı zaten. İkinci çek­me­ce­de apa­rat var, onun­la ya­par­sın.”

Ara ,ara…. Bu­la­ma­dım de­di­ği şeyi. Te­le­viz­yo­nun kar­şı­sı­na uzan­dı, şimdi bu­la­ma­dım diye gidip sor­mak iyi bir fikir değil. Benim hobi do­la­bın­da onluk bir şı­rın­ga var, onun­la işimi gö­rü­rüm.

“Gül­loş Sul­tan! Bitti bu iş.”

“Tamam canım, do­la­ba koy, so­ğu­sun.”

Afe­ri­ni hak ettim. Biraz kes­ti­re­yim. Daha yeni dal­mı­şım, bir gü­rül­tüy­le uyan­dım. Analı kızlı, mut­fak­ta bağ­rı­şı­yor­lar.
“Pas­ta­ya rakı koy­muş babam!”

“Deli olma, pas­ta­ya rakı mı konur deli mi bu!”

“Ko­ku­yor, bak­sa­na!”

“Eyvah, başım dert­te ga­li­ba, Kuru if­ti­ra, pas­ta­ya rakı mı konur! Deli miyim ben!”

“Doğ­ruy­muş, rakı ko­ku­yor… İki ay eve ka­pa­nır­sa, dur ba­ka­lım, daha neler ya­pa­cak…. Kalk­sın hele… ya­tı­yor…”

Ku­la­ğı­ma gelen laf­la­rın bir kısmı böyle… Or­ta­lık sa­kin­leş­sin hele. En iyisi uyu­yor gibi yap­mak. Şimdi çı­kar­sam, çöp dök­mek­le de sa­vuş­tu­ra­mam. Rakı işi de neyin nesi ki?

Or­ta­lık ya­tış­tı, ses gel­mi­yor. Ha­be­rim yok­muş gibi, are­na­ya çı­ka­yım ba­ka­lım. Gök gü­rül­tü­lü, yağış, fır­tı­na­lı bir hava ol­du­ğu­nu tah­min edi­yo­rum. Ted­bir şart.

“Eyy hane halkı! Çok say­gı­de­ğer Al­la­hın gul­la­rı!..”

“Bırak şimdi, gul­la­rı! Sen var ya Sen….” Eyvah, cümle böyle baş­la­dı mı, sonu çok risk­li.

“Ne var ki, sul­ta­nım!”

“Ne o pas­ta­nın hali! Ne yap­tın, pas­ta­nın üs­tü­ne rakı mı dö­kü­lür?” As­lın­da so­ru­nun ne ol­du­ğu­nu çöz­düm de, ko­nuş­sun biraz.

“Aşk olsun, hiç olur mu?” As­lın­da olanı çöz­düm. Aslan sü­tü­ne gelen oran­tı­sız zam­lar­dan sonra, yerli üre­tim tek­nik­le­ri­ni de­ne­mek ve ge­liş­tir­mek için ken­di­mi­zi aştık. Üre­tim aşa­ma­sın­da soğuk sıkım ana­son ya­ğın­dan şı­rın­ga ile çekip kul­la­nı­yor­dum. Kul­lan­dı­ğım şı­rın­ga do­lap­ta du­ru­yor­du.

O ana­son bu­la­şı­ğı şı­rın­ga ile pas­ta­nın üs­tü­nü bir güzel süs­le­dim. Bi­le­rek ve is­te­ye­rek yap­ma­dım ama o kadar güzel oldu ki… Buram buram rakı kokan nefis bir ana­son­lu pasta çıktı or­ta­ya. Daha önce ana­son­lu, rakı ko­ku­lu bir pasta hiç de­nen­me­miş­tir.

Olanı, bi­te­ni an­lat­tım, sa­kin­ce din­le­di. Yap­tı­ğım hata, ola­bi­lir­lik sı­nır­la­rı için­de bu­lun­du gibi.

“Ben çöp­le­ri dök­me­ye gi­de­yim…” Gene de ted­bi­ri elden bı­rak­ma­mak lazım. Keçi ka­le­si­nin orda bulut gö­rün­ce şem­si­ye­yi hazır etmek lazım…

“Bırak şimdi çöpü! Atı­la­cak çöp yok. Yal­nız ce­za­nı kı­zın­la bir­lik­te kes­tik.”

Analı kızlı ağzı bir­le­miş­ler. Kız da hu­kuk­çu ya!

“Baba! Ce­za­nı teb­liğ edi­yo­rum. Ceza ola­rak, o pas­ta­yı tek ba­şı­na sen yi­ye­cek­sin.”

Ben uyu­yor nu­ma­ra­sı ya­par­ken, sa­vun­ma­mı bile al­ma­dan ce­za­mı kes­miş­ler.

Ana­son­lu, rakı ko­ku­lu pasta… Hımm!.. Ha­ri­ka olmuş, mis gibi rakı kokan nefis bir pasta, hatta nefis ötesi bir pasta. Ben icat ettim. Çoğu icat­lar, zaten te­sa­dü­fen bu­lu­nu­yor zaten.

Ce­za­ma mem­nu­ni­yet­le razı oldum. Pas­ta­nın hepsi bana kaldı.

Aynı suçu bir daha iş­le­me­ye me­yil­li­yim.

Coronalı Günlerde Yaşantımızdan Esintiler (5 Yorum)

  1. Usta, sevabın büyük yazılıyor ha!!!

    Üstelik bu hatayla oruç bozmak gibi, günahı da yok.

  2. Çok akıcı. Çok güzel bir yaşanmışlık. İçindeki ince espiriler yazının tadını artırmış. Kalemine sağlık Halil bey 👍😃

%d blogcu bunu beğendi: