“Üstü Kalsın” Dedi ve Kalktı Masadan

Şadan GÖKOVALI

“An ki
Fıs­kı­ye­si
Son­suz­lu­ğun”

Ni­ce te­le­fon ko­nuş­ma­sın­dan son­ra, Sa­lih­li’­ye gel­me­yi ka­bul et­tir­dim. Ta­ri­hi de ka­rar­laş­tır­dık: 22 Ekim 1988. O gün, “Sa­lih­li Şi­ir İkin­di­le­ri” nin onun­cu­sun­da, “Türk şi­i­rin­de 35 yıl­dır hep de­ği­şip sü­rek­li gün­dem­de ka­lan şa­i­ri­miz” Ce­mal Sü­re­ya’­yı al­kış­la­ya­cak, Sa­lih­li hal­kı adı­na ken­di­si­ne “Di­ony­sos Şi­ir Ödü­lü” tak­dim ede­ce­ğiz.

­”E­vet” de­di ya; ekst­ra di­lek­le­rim var. Ön­ce­lik­le, et­kin­li­ği­mi­zin özel ya­yı­nı “İz” der­gi­si için, ken­di el ya­zı­sıy­la bir­kaç şi­i­ri­ni ri­ca et­tim. Son­ra bir so­ru:

–­Ce­mal ağa­bey, yan­gın­da ilk kur­ta­rı­la­cak şi­i­rin?

–­Bu, “en be­ğen­di­ğin şi­i­rin­”in Şa­dan­ca­sı mı?

–”­FO­TOĞ­RAF!”

­Du­rak­ta üç ki­şi:
­ A­dam, ka­dın ve ço­cuk.

­ A­da­mın el­le­ri cep­le­rin­de
­Ka­dın ço­cu­ğun eli­ni tut­muş

­ A­dam hü­zün­lü
­Hü­zün­lü şar­kı­lar gi­bi hü­zün­lü

­Ka­dın gü­zel
­Gü­zel anı­lar gi­bi gü­zel

­Ço­cuk
­ Gü­zel anı­lar gi­bi hü­zün­lü
­ Hü­zün­lü şar­kı­lar gi­bi gü­zel.

­ YOL VER SA­LİH­Lİ

­Yol bo­yun­ca tür­kü­le­şi­yor, şi­ir­le­şi­yo­ruz.

P­ro­fes­yo­nel spi­ker­le­ri­miz Mis­ket Dik­men, Fik­ret Alan ve oto­büs do­lu­su Ege­li şa­ir, şi­ir­ler oku­yor Ce­mal Sü­re­ya’­dan. Ben; reh­be­ri­niz Şa­dan Gö­ko­va­lı, için­den geç­ti­ği­miz İyon­ya ve Lid­ya’­nın ta­rih­sel zen­gin­lik ve do­ğal gü­zel­lik­le­ri­ni an­la­tı­yo­rum. Söy­len­ce gi­bi ta­rih­sel olay­lar­dan, ta­rih­sel olay gi­bi söy­len­ce­ler­den ör­nek­ler ve­ri­yo­rum. Çok bi­li­nen “Ka­rı­sı­na Tut­kun Kral Kan­dav­les ile Kra­li­çe Nys­sa”­ yi, Kan­dav­les­’in ka­rı­sı­nı alıp Lid­ya tah­tı­na otu­ran Kar­ya­lı Gy­nes­’i, in­san­lık ta­ri­hin­de ilk kez “Al­tın Çi­çek” adıy­la kut­la­nan ba­har bay­ram­la­rı­nı, pa­ra düş­kü­nü Mi­das­’ın öy­kü­sü­nü dil­len­di­ri­yo­rum.

­Sa­lih­li’­ye bir­kaç km ya­kın­lık­ta­ki “ya­kı­şık­lı” anıt çı­na­rı gös­te­ri­yo­rum. Yo­lu­nu­zu uğ­ra­tır­sa­nız, Ba­rış Ma­hal­le­si’n­de­ki bu anıt­sal ağa­cın göl­ge­sin­de; 6,5 ton­luk Har­man­da­lı mer­me­ri üze­ri­ne yazılan şu gü­zel­le­me­yi oku­ya­bi­lir­si­niz:

“­Mer­ha­ba!

­Ben, Ana­do­lu çı­na­rı. Bi­lim­sel adım: Pla­ta­nos ori­en­ta­lis. Bu yur­dun öz ağa­cı­yım. Yir­mi bi­rin­ci yüz­yı­la 410 ya­şım­da gi­ri­yo­rum. Ata­la­rı­nı­zın se­la­mı­nı, to­run­la­rı­nı­za gö­tü­rü­yo­rum!”

500 Kİ­Şİ­Yİ YU­TAN DEV AĞ­ZI

­Sa­lih­li şi­ir­se­ver­le­ri, bu­gün “Ce­mal Sü­re­ya­se­ver” ol­muş­tu. Za­fer Kes­ki­ner Ti­yat­ro­su’­nun, Salâh Bir­sel­’in yak­la­şı­mıy­la “dev ağ­zı”, 500 ki­şi­yi yu­tu­ver­miş­ti. Bir o ka­dar ki­şi, et­kin­li­ği alt kat­ta­ki ser­gi sa­lo­nun­da­ki ek­ran­lar­dan iz­le­mek zo­run­da kal­mış­tı. İz­le­yi­ci ka­la­ba­lı­ğı, Uğur Mum­cu Öz­gür­lük Ala­nı’­nı dol­dur­muş­tu. Şa­i­ri­miz, bir mi­to­log­ya kah­ra­ma­nı gi­bi, sev­gi gös­te­ri­le­ri ara­sın­da güç­lük­le ti­yat­ro bi­na­sı­na yak­laş­tı.

­Te­za­hü­rat, açı­lış bi­le yap­ma­ma izin ver­me­di. Şa­ir ağa­be­yi ça­ğır­dım mik­ro­fo­na. Şöy­le ko­nuş­tu “o­nur” oza­nı­mız:

–Sa­lih­li. Ne gü­zel şeh­ri­niz, şeh­ri­ni­zin ne gü­zel adı var! Ben, sa­yı­la­rı se­ven bi­ri­yim. Şim­di si­ze ba­zı ra­kam­lar ve­re­ec­ğim:

45, 71 bin, 33 bin, %95, 10…

45, Sa­lih­li; (Ma­ni­sa tra­fik no’­su), 71 bin, (par­don, Bir­ten’­le ben gel­dim) 71 bin 002; 33 bin, öğ­ren­ci sa­yı­sı; %95, okur-­ya­zar ora­nı; 500, Sa­lih­li Şe­hir Ti­yat­ro­su sı­ğa­rı (ka­pa­si­te­si); 10, ünü Tür­ki­ye sı­nır­la­rı­nı aş­mış “Sa­lih­li Şi­ir İkin­di­le­ri”­nin ulaş­tı­ğı sa­yı.

­Lid­ya, do­la­yı­sıy­la Sa­lih­li zen­gin hem ta­rım hem en­düst­ri ve hiz­met sek­tö­rü açı­sın­dan bu­ra­sı. Ti­yat­ro de­di­ği­miz ana sa­nat da­lı­nın do­ğum ye­ri. Bu­ra­sı, ta­rih­le söy­len­ce­nin har­man ol­du­ğu bir di­yar.

­ İz­mir’­den bu­ra­ya ge­lir­ken Şa­dan Gö­ko­va­lı, ver­di­ği bir­çok bil­gi­nin ya­nı sı­ra in­san­lık ta­ri­hin­de ilk “ba­har bay­ra­mı” de­ni­le­cek “Al­tın Çi­çek” söy­len­ce­si­ni an­lat­tı. Ölen bir de­li­kan­lı, be­de­ni­ne Boz­dağ’­da ye­ti­şen al­tın çi­çek sü­rü­le­rek ye­ni­den ha­ya­ta dön­müş. Ben, yıl­lar­ca dev­le­ti­mi­zin para bas­tı­ğı Darp­ha­ne’­nin mü­dür­lü­ğü­nü yap­tım. Bu­nu o za­man bil­sey­dim, Darp­ha­ne’­nin bah­çe­si­ne al­tın çi­çek­ler di­ker­dim, Darp­ha­ne de darp­ha­ne­ye ben­zer­di…

­Ger­çek sa­nat­se­ver be­le­di­ye baş­ka­nı­mız Za­fer Kes­ki­ner ve onun sa­nat da­nış­ma­nı Prof. Dr. Şa­dan Gö­ko­va­lı ka­dar, bu gü­zel or­ta­mı ha­zır­la­yan siz­le­ri yü­rek­ten kut­lu­yo­rum!”

­Ce­mal ağa­bey, da­ha sah­ne­den in­me­den, ben di­ye­yim 7-8, siz de­yin 5-6 yaş­la­rın­da bir kız, elim­den mik­ro­fo­nu kap­tı:

­“AF­Rİ­KA
­ Af­ri­ka de­di­ğin bir ga­rip kı­ta
­ El bi­lir, âlem bi­lir
­Ki şek­li bo­zul­ma­sın di­ye Af­ri­ka’­nın
­Halâ es­ki­si gi­bi çi­zi­lir
­Ha­ri­ta­lar­da!”

“­Tam ye­ri­dir” di­ye­rek ses yük­sel­ti­ci­si­ni, il­çe­de ho­ca spi­ker Fik­ret Alan­’ a ver­dim:

­“Ü­VER­CİN­KA
­Böy­le­ce bir kez da­ha bo­yun­la­yız sa­yı­lı yer­le­rin­den
­ En uzun boy­nun bu se­nin da­yan­ma­ya ya da umu­du kes­me­me­ye
Lâ­le­li’­den dün­ya­ya doğ­ru gi­den bir tram­vay­da­yız
­Bir­den na­sıl olu­yor sen yü­re­ği­mi el­li­yor­sun
­ A­ma na­sıl olu­yor, sen yü­re­ği­mi el­ler el­le­mez
­Se­viş­mek bir ke­re da­ha yü­rür­lü­ğe gi­ri­yor
­Bü­tün ka­ra par­ça­la­rın­da
­ Af­ri­ka da­hil

­Bur­da se­nin ce­sa­re­tin­den lâf aç­ma­nın tam da sı­ra­sı
­Ka­la­ba­lık cad­de­ler­de hür­lü­ğün şar­kı­sı­na ka­tı­lır­ken­ki
­Pa­di­şah gi­bi ce­sa­ret­ti o, alım­lı, değ­me ka­dın­da yok
­ Ak­lı­ma ka­deh tu­tuş­la­rın ge­li­yor
­Çi­çek Pa­sa­jı’n­da ak­şa­müst­le­ri
­Yok­sul­luk on­dan son­ra baş­lı­yor
­Bü­tün ka­ra par­ça­la­rın­da
­ Af­ri­ka ha­riç de­ğil.”

Bı­rak­sam, şi­ir­ler ke­sin­ti­siz sü­re­cek. Ama ca­nım; şa­i­ri­mi­zi, ya­kın ar­ka­daş­la­rın­dan “Dük de Ce­be­ci” Er­cü­ment Gen­çer’­den din­le­ye­lim:

“­Ce­mal’­le Mül­ki­ye’­den yol ar­ka­da­şı­yız. Ara­mız­dan su sı­zar­dı (!)

­ Öz­can Ya­lım, “Hep düğ­me­si­ni sök­müş ve ev­len­miş her di­ken­le/ Adı­na bi­le sa­dık kal­ma­mış/ Bir tek şi­i­re sa­dık kal­mış Ce­mal Sü­re­ya” der. As­lın­da bir iki de­fa ev­len­miş­tir bi­zim­ki. 1950’­ler­de Türk şi­i­ri­ne gök­ten zenbil­le düş­müş­tür. Dü­şüş o dü­şüş. Da­ha Si­ya­sal Bil­gi­ler öğ­ren­ci­si ol­du­ğu dö­nem­de, genç kız­la­rın def­ter­le­ri­ni süs­ler­di Ce­mal­’in şi­ir­le­ri. Biz er­kek­le­rin de onun şi­ir­le­ri­ni ken­di­mi­zin, di­ye oku­du­ğu­muz çok olur­du:

“­GÜ­ZEL­LE­ME
­Bak bun­lar el­le­rin se­nin
­Bun­lar o ka­dar gü­zel ki ar­tık o ka­dar olur
­Bun­lar da saç­la­rın iş­te ak­şam­dan çö­zü­lü
­Bak, bu sen­sin ço­cu­ğum eni­ne bo­yu­na
­Bu da ya­tak ol­du­ğu­na gö­re al­tı­mız­da­ki
­Sa­ba­ha ka­dar ya­nım­da yat­mış­sın
­Bak ben­de ya­lan yok, val­la­hi bil­la­hi
­Sen o ka­dar gü­zel­sin ki, ar­tık o ka­dar olur.”

­Dük de Ce­be­ci, Mül­ki­ye­li ya, özen­le ha­zır­la­dı­ğı ko­nuş­ma met­ni­ni, “İ­kin­di”­ mi­zin özel ya­yı­nı “İz­” e ko­yu­yo­rum.

­Fik­ret Alan’­la bir­lik­te, bir baş­ka ses us­ta­sı Mis­ket, o bül­bül se­si ve tek­ni­ğiy­le bir şi­i­rin na­sıl okun­ma­sı ge­rek­ti­ği­nin ör­ne­ği­ni su­nu­yor:

­“AŞK
­Sen şim­di kal­kıp gi­di­yor­sun. Git.
­Göz­le­rin du­rur mu, on­lar da gi­di­yor­lar. Git­sin­ler.
­ Oy­sa ben se­nin göz­le­rin­siz ede­mem bi­lir­sin
­ Al­lah bi­lir bu­gün iyi uyan­mış­tık
­Sev­gi­yey­di ilk açı­lı­şı göz­le­ri­mi­zin, sırf onay­dı.
­Bir kuş kon­muş par­mak­la­rı­ma, uzun uzun öt­müş­tü
­Bir se­viş­mek gel­miş, bir da­ha git­me­miş­ti
­Yok­tu dün­ler­de ev­vel­si gün­ler­de­ki yok­sul­lu­ğu­muz
­San­ki hiç ol­ma­mış­tı
* * * * * * * *
­Se­ni bir ke­re öp­sem, iki­nin ha­tı­rı ka­lı­yor­du
­ İ­ki ke­re öpe­yim de­sem üçün boy­nu bü­kük
­Yü­zü­nün bi­tip vü­cu­du­nun baş­la­dı­ğı yer­de
M’­le­rin var­dı, m’­le­rin kah­ra­man­dı son­ra
­Son­ra­sı iyi­lik sağ­lık.”
(1954)

­ A­man efen­dim; ora­da, bu şi­ir bay­ra­mın­da ola­cak­tı­nız. Bay ba­yan, ço­cuk genç, on­ca ki­şi Ce­mal Sü­re­ya şi­i­ri oku­mak için par­mak kal­dı­rı­yor­du. Şa­ir Çı­nar Çığ, “Dal­ga” şi­i­ri­ni oku­ya­rak şa­i­rin­den al­kış al­dı:

“­Bu­lu­tu kes­ti­ler bu­lut üç par­ça
­Ka­nım ye­re ak­tı bu­lut üç par­ça
­ İ­ki ge­mi­ciy­nen Van Gogh’­tan aşı­rıl­mış
­Bir ka­dı­nın yü­zü ha ha ha

İ­ki ge­mi­ciy­nen Van Gogh’­tan aşı­rıl­mış
­Bir ka­dı­nın yü­zü ka­çı­yor­du ye­ti­şe­me­dim
­Ben öm­rüm­de aşk ne­dir bil­me­dim
­Sü­hey­la’­yı say­maz­sak ha ha ha.”

­Bir kız ço­cu­ğu. Adı Ce­ren. Tüm se­vim­li­li­ğiy­le şa­i­ri­mi­ze yak­la­şı­yor:
–Ce­mal Am­ca, ben de bir şi­i­ri­ni­zi oku­ya­bi­lir mi­yim?
­Ce­ren­’e kim “ha­yır” di­ye­bi­lir? Al­dı Ce­ren:

“­KARS
­ Öy­le gü­zel ki ölü­rüm ar­tık
­Be­yaz uy­ku­suz uzak­ta
­Kars ço­cuk­la­rın da Kars­’ı
­ Ö­lü­le­ri ya­ğan kar­da
­Don­muş göz­le­ri­min ara­sı
­Sen kü­çü­ğüm sım­sı­cak
­Ne der­ler ona -bu kı­zak­ta
­Bo­yu­na tür­kü­ler ya­kı­yor­sun ya
­San­ki her tür­kü­den son­ra
­Hoh­la­san gök bu­ğu­la­na­cak!”

­Ben ki ken­di­mi bil­dim bi­le­li, şi­ir­le ya­tıp şi­ir­le kal­ka­rım. Han­dan Uran’ dan Se­mih Ser­gen­’e, Me­ral Tay­gun’­dan Ser­pil Bod­rum­lu’­ya ni­ce gü­zel şi­ir oku­ya­nı din­le­miş ada­mım. Ce­mal Sü­re­ya’­nın “Hür Ha­mam­lar De­ni­zi”­ ni, Dev­let Ti­yat­ro­su ak­tör ve yö­net­me­ni Ön­der Al­kım ka­dar iç­ten oku­ya­nı ta­nı­mam. Üs­te­lik, Ön­der var­sa bu şi­i­ri oku­mak baş­ka­sı­na düş­mez:

“­Ka­dın­lar ha­ma­mın­da Gü­zin
­Ba­ca­ğı­nın bi­ri­ni su­ya uzat­tı
­ Er­kek­ler ha­ma­mın­da Sü­ley­man
­ U­zan­dı bu ba­ca­ğı bir gü­zel öp­tü
­ Öp­sün ba­ka­lım.
* * * * * *
­ Er­kek­ler ha­ma­mın­da Sü­ley­man
­ Az na­mus­suz adam de­ğil­miş ha­ni
­Kal­kıp doğ­ru­ca Es­ki­şe­hir­’e git­ti
­Ge­çir­di­ği gi­bi ba­şı­na şap­ka­sı­nı
­ Enf­las­yon pa­ra­sıy­la otuz li­ra.
(1955)

“Bİ­ZİM EV”­ DE SÖY­LE­Şİ

“­Sa­lih­li’­yi ye­ni­den ku­ran adam” den­me­se bi­le, Za­fer Kes­ki­ner için “Sa­lih­li’­de sa­na­tı ye­ni­den can­lan­dı­ran adam” denilir.

­ İl­çe hal­kı­nın, sa­hip ol­du­ğu do­ğal ve kül­tü­rel var­lık­la­rın far­kı­na var­ma­sı­nı, da­ha da önem­li­si bun­la­rın kıy­me­ti­ni bil­me­si­ne yar­dım et­miş bir be­le­di­ye baş­ka­nı.

Ga­la­ta­sa­ray’­da baş­la­yıp İs­viç­re’­de sü­ren öğ­re­ni­mi­ni, da­ha çok sa­nat­sal alan­la­ra kay­dır­mış. Ağa ba­ba­sı izin ver­se ke­sin ti­yat­ro sa­nat­çı­sı olur­du. Onun bu öz­le­mi­ni, oğ­lu Ta­rık Kes­ki­ner ye­ri­ne ge­tir­di. Bu sa­tır­la­rın ya­zıl­dı­ğı 2015 yı­lın­da, ba­şa­rı­lı ak­tör­lük ya­şa­mı­nı sür­dü­rü­yor Ta­rık. Sev­gi­li kı­zı Ley­la ise Ame­ri­kan Ko­le­ji­nin ar­dın­dan OD­TÜ’­yü bi­tir­miş, sa­nat­sal yö­nü kuv­vet­li bir Ata­türk kı­zı.

­ Za­fer Bey, Sa­lih­li’­nin son de­re­ce de­ğer­li iç­me su­yu ve ma­den su­yu so­da­sı iş­let­me­ci­li­ği­ni be­le­di­ye­ye mal et­miş; bin der­de de­va Kur­şun­lu kap­lı­ca­la­rı­na mo­dern te­sis­ler ka­zan­dır­mış­tır. Boz­dağ­’ın Sa­lih­li’­yi te­pe­den gö­ren bir nok­ta­sı­na sa­nat­çı­la­rın “Bi­zim Ev” adı­nı ya­kış­tır­dı­ğı sos­yal te­si­si il­çe­ye ar­ma­ğan et­miş­tir.

­ Te­si­si, ye­me iç­me­nin ya­nı sı­ra baş­ta mü­zik ol­mak üze­re, kül­tü­rel et­kin­lik­ler ger­çek­leş­ti­ri­yor­du bu İs­viç­re şe­la­le­ri­ni arat­ma­yan mekân­da. “Sa­lih­li Şi­ir İkin­di­le­ri”­ ne ge­len yer­li ve ya­ban­cı şa­ir­le­rin ya­nı sı­ra, bu­ra­da ağır­la­nı­yor, Kur­şun­lu te­sis­le­rin­de ko­nak­lı­yor­du.

­ Ce­mal Sü­re­ya (ya­nın­da “Ba­yan Ni­ha­yet”) ile şi­ir ve soh­bet do­lu bir ak­şam ya­şan­dı. Şa­i­ri­miz ma­li­ye mü­fet­tiş­li­ği­ni, gö­rev yap­tı­ğı il­le­ri­, Darp­ha­ne Mü­dür­lü­ğü yıl­la­rı­nı, “Bu­ra­yı te­miz bul­ma­dım.” di­yen bir bü­yü­ğe, “Siz ge­lin­ce öy­le ol­du.” de­yi­şi­ni, şi­ir­le­ri­ni han­gi duy­gu­lar­la yaz­dı­ğı­nı açık açık an­lat­tı. Bir ba­yan­la gir­di­ği id­di­a­yı yi­ti­rin­ce “El­ma” şi­i­ri­nin son di­ze­sin­de söy­le­di­ği gi­bi “Sü­rey­ya”­ sın­da­ki iki “y”­den bi­ri­ni atış öy­kü­sü­nü açık et­ti.

­ Ben­de­niz de, “Sev­da Söz­le­ri”­ ne al­dı­ğı şi­ir­ler­den han­gi­si­nin ma­to­ne­lik, han­gi­le­ri­nin bes­te­len­me­ye uy­gun ol­du­ğu ko­nu­sun­da­ki gö­rüş­le­ri­mi açık­la­dım. Şa­i­ri­miz, an­dı­ğım ki­ta­bı “Sev­gi­li Şa­dan Gö­ko­va­lı, ar­ka­da­şım!” ve “Sa­lih­li’­li Şa­dan” diye ya­za­rak im­za­la­dı.

­ O ge­ce, Ce­mal Sü­re­ya şi­ir­le­ri dil­den di­le do­laş­tı.

­ Ce­mal ağa­bey; beş ge­ne­ra­lin, ki­ta­bın­da eş­kı­ya­yı jan­dar­ma­dan sem­pa­tik gös­ter­di­ği “Gö­çe­be” ki­ta­bı­na ödül ver­di­ği için Türk Dil Ku­ru­mu­nu ka­pat­tı­ğı­nı bil­dir­di:

“­Jan­dar­ma da­i­ma ne­sir­de ka­la­cak­tır
­ Eş­kı­ya­lar si­lah­la­rı­nı çap­raz as­tık­ça tür­kü­le­ri­ne
­Ve bu dağ­lar böy­le eş­kı­ya gü­zel­li­ği ta­şı­dık­ça!”

­ “U­çu­rum­da Açan” şi­i­ri­nin şu dört­lü­ğü­nü, ha­zi­run­dan (ha­zır bu­lu­nan­lar­dan) ki­mi­si ak­lı­nın du­var­la­rı­na, ki­mi­si de pe­çe­te­le­re ya­zı­yor:

“­Selâm si­ze bü­yük du­rum­lar do­ruk an­lar
­Dağ gör­gü­sü ka­za­nır Ağ­rı’­yı bir kez gör­se de ki­şi
­Mar­ma­ra’­nın yir­mi yıl­da çı­ka­ra­ma­ya­ca­ğı ger­çe­ği
­ Ok­ya­nu­su beş da­ki­ka sey­ret­mek­le kav­rar!”

­ Ce­mal Ağa­bey, ti­yat­ro sa­lo­nun­da­ki ko­nuş­ma­sın­da ve Bi­zim Ev’­de­ki söyle­şi­sin­de şu­nu söy­le­di:

“­Bu­gün­den son­ra ben, Sa­lih­li’­yi baş­ka tür­lü ana­ca­ğım. Siz de be­nim şi­ir­le­ri­mi baş­ka tür­lü oku­ya­cak­sı­nız!”

­ ÜS­TÜ KAL­SIN

­ Ce­mal Sü­re­ya, “Ke­ha­net” ad­lı şi­i­rin­de, ken­di­si­ni “Lok­man Şa­ir” ola­rak ni­te­li­yor ve 63 yıl ya­şa­ya­ca­ğı­nı yaz­ıyor. İzin ve­rir­ler mi hiç? Şa­i­ri­miz, Sa­lih­li hal­kın­dan “Di­ony­sos Şi­ir Ödü­lü” al­dık­tan yak­la­şık bir yıl iki bu­çuk ay son­ra, “Üs­tü Kal­sın” di­ye­rek kalk­tı dün­ya sof­ra­sı­nın ma­sa­sın­dan:

­”Ö­lü­yo­rum tan­rım
­Bu da ol­du iş­te.

­Her ölüm er­ken ölüm­dür
­Bi­li­yo­rum tan­rım.

­ A­ma ay­rı­ca, al­dı­ğın şu ha­yat
­Fe­na de­ğil­dir.

­ Üs­tü kal­sın.”

(­Ye­ni Yap­rak, sa­yı:13, Ocak 1990)