Bilgisayar Korkusu – Mehmet Önder

Bilgisayar Korkusu – Mehmet Önder

BİLGİSAYAR KOR­KU­SU

Mehmet Önder

 

Daha adı­nın ilk du­yul­du­ğu yıl­lar­da ür­kün­tü ver­miş­tir bana. O za­man­lar adı ko­pi­tür olan aygıtI, “Ola­ğa­nüs­tü bir şey­miş, ne so­rar­san yanıt ve­rir­miş, boşu yok­muş.” diye an­la­tır­lar­dı. Yine övü­ne­rek bir şey daha an­la­tır­lar­dı, bizim ak­lı­ev­vel­ler­den biri de çık­mış, “Ne var ne yok?” demiş; kom­pi­tür ne di­ye­ce­ği­ni bi­le­me­miş, in­fi­lak etmiş.

Ben yine de bu ay­gıt­tan o gün bu gün­dür kork­mu­şum­dur. Nazik alet ne de olsa. Ne adı­nın bil­gi­sa­ya­ra dö­nüş­me­si ne de “Ne var ne yok?” so­ru­su­na yanıt ve­re­me­yip pat­la­ma­sı azal­ta­bil­di kor­ku­mu.

Bu kor­ku­mun hiç de yer­siz ol­ma­dı­ğı­nı daha sonra ya­şa­ya­rak gör­düm bi­li­yor mu­su­nuz!

Yakın za­man­la­ra kadar dak­ti­lo­yu elim­den bı­ra­ka­ma­yı­şı­mın se­be­bi sa­nı­rım buydu. So­nun­da her ge­le­nin “Hala bı­ra­ka­ma­dın mı?”, “Tek­no­lo­ji diye bir şey var, duy­ma­dın mı?”, “Be­ce­rik­siz­lik canım!”, “Ço­cuk­lar kadar ola­ma­dın!” gibi söz­le­ri, da­ya­nıl­maz oldu. “Ge­ti­rin, kurun!” de­dirt­ti.

Asıl sorun da bun­dan sonra baş­la­dı. Bu kez de do­kun­ma­ya kor­ku­yo­rum. Ama kor­ku­nun ecele fay­da­sı mı var. Başa gelen çe­ki­lir, deyip; gö­zü­mü de ka­rar­tıp ora­sın­dan bu­ra­sın­dan do­kun­ma­ya baş­la­dım. Arada ço­cuk­lar gelip “Oh oh oh, olmuş olmuş, düğ­me­ye basma ey­le­mi süper” gibi söz­ler­le alay edi­yor­lar. Ço­cuk­lar… On­la­rın birer bil­gi­sa­yar ca­na­va­rı ol­du­ğu­nu bu ay­gı­tın ge­li­şin­den sonra an­la­dım zaten. Düğ­me­ye ba­sı­yor­lar ne ola­cak­sa olu­yor, aynı yere ben ba­sı­yo­rum, arıza. “Bas­mak­tan bas­ma­ya fark yook!” diye ba­ğır­mak­tan yo­rul­dum.

Aylar yıl­lar böyle geçti. Bugün bir söz­leş­me ha­zır­la­ya­ca­ğım, il­gi­li­ler bir kaç saat sonra gelir. Sırf yazı yazıp çıktı al­ma­yı da, övün­mek gibi ol­ma­sın öğ­ren­dim, di­ye­cek­tim ama; bu ay­gı­tın oyun­la­rı da bit­mi­yor ki. Bir an elekt­rik mi gitti geldi bil­mem, ekran ka­rar­dı. Baş­la­dım sağı solu ara­ma­ya, bil­gi­sa­yar­cı­la­rın hepsi meş­gul. Arada biri “Her şeyi sök getir.” dedi. Ama ben ne o her şeyi sök­me­yi be­ce­re­bi­li­rim, ne de o kadar vak­tim var. Neyse ki, bir baş­ka­sı­nın du­ru­mu uy­gun­muş, hemen de geldi.

Çok ağzı ka­la­ba­lık biri değil gibi. Hoş gel­di­niz, dedim. Saygı du­ru­şu sona ermiş de “Rahat!” de­mi­şim gibi, bir kez ba­şı­nı sal­la­dı. Ama doğal kar­şı­la­dım. Bu kadar zor bir işi öğ­re­nir­ken arada şi­rin­lik dersi de al­ma­sı bek­le­ne­mez.

Bil­gi­sa­ya­ra ne ol­du­ğu­nu, nasıl ol­du­ğu­nu an­lat­ma­ya baş­la­dım, dur işa­re­ti yaptı. An­la­şı­lan ko­nuş­ma­ma­nın ya­nın­da ko­nuş­tur­ma­ma huyu da var. Ben de artık ola­bil­di­ğin­ce işa­ret­ler­le, mi­mik­ler­le hoş soh­bet bir ev sa­hi­bi gö­rün­tü­sü ser­gi­le­me­ye ça­lı­şı­yo­rum. Ona­rı­ma git­ti­ği­miz bü­ro­da­ki adam ne soğuk bi­riy­miş, de­me­sin diye.

İnce­le­di in­ce­le­di; düğ­me­le­re bastı, açtı ka­pa­dı. So­nun­da ilk söz­cük par­ça­sı di­lin­den sekti. Söz­cük di­ye­mi­yo­rum, seken ses açık an­la­mı olan dört başı mamur bir ses değil:

– Hım!

Hım, de­di­ğin her an­la­ma gelir. Acaba söy­le­mek is­te­di­ği şey iyi mi kötü mü? Güzel mi çir­kin mi? Önem­li bir şeyi yok mu demek is­ti­yor, at ye­ni­si­ni al mı?

Ben bil­gi­sa­ya­rı bı­rak­tım, adamı iz­li­yo­rum. De­vi­nim­le­rin­den, göz kır­pış­la­rın­dan bir anlam çı­kar­ma­ya ça­lı­şı­yo­rum. Ama adam da ne adam öyle; ser ve­ri­yor, sır ver­mi­yor. Yal­nız, ora­sı­nı bu­ra­sı­nı kur­ca­lar­ken ağ­zın­dan bir söz daha çıktı. Bu kez daha uzun­ca ama, yine an­la­mı be­lir­siz:

– Kötü!

Eğer ka­ba­tas­lak an­la­dı­ğım gibi kötü demek is­te­diy­se, bizim bil­gi­sa­ya­rın du­ru­mu iyi değil. Dur­duk yere bir sürü mas­raf. Ama her şeyi de hemen kö­tü­ye yor­ma­mak gerek. Acaba kötü mü dedi, başka bir şey mi dedi. Bizim Ba­yın­dır’da köf­te­ye köftü, der­ler. O da köftü de­miş­tir belki. Öğlen ye­me­ği saati de yak­la­şı­yor, “Köf­te­le­ri söyle!” demiş ola­maz mı?

Küçük ola­sı­lık olsa da sor­mak ge­re­ki­yor. Du­yar­sız kal­mış ol­ma­ya­lım.

“Köfte mi?” dedim, ama; de­me­sem iyiy­miş. Adam ba­şı­nı bir çey­rek dön­dü­rüp yü­zü­me baktı; alay et­ti­ği­mi mi dü­şün­dü bil­mem, ba­kı­şı hiç hayra ala­met de­ğil­di. Şöyle iki adım geri çe­kil­dim. Ta­nı­ma­dı­ğım adam, eli­nin ter­siy­le bir tane kap­tı­rır mı kap­tı­rır.

Neyse, or­ta­lık daha çok ge­ril­me­di. Bizim bil­gi­sa­yar­cı bil­gi­sa­ya­rın ora­sı­nı bu­ra­sı­nı ka­rış­tır­ma­ya, bir şey­ler açıp ka­pa­ma­ya devam edi­yor. Ben de pür dik­kat iz­li­yo­rum; ve o an ağ­zın­dan üçün­cü bir ses yan­kı­lan­dı oda­nın içine:

– Iıh!

Çok kor­kunç bir ses bu. Ne “Hım” gibi iyiye de kö­tü­ye de yo­ru­la­bi­lecek bir ses, ne de “Köfte mi dedi, acaba” diye dü­şü­nü­le­bi­lecek köf­te­den bir söz. Bu açık açık umut yok, demek, hayır demek.

Ol­ma­ya­cak bir ye­ri­ne, do­kun­du­ğum kesin. Mas­raf­lı arı­za­lar da ga­ran­ti­nin bi­ti­min­den bir gün sonra or­ta­ya çık­ma­yı se­ver­ler.

Umut­lar git­gi­de aza­lı­yor. Azal­dık­ça da kötü haber ver­me­ye prog­ram­lan­mış gibi bil­gi­sa­yar­cı­nın çe­ne­si dü­şü­yor. Bu kez:

– Iıh. Cık.

Yani ça­re­si yok “Ölmüş bu aygıt!” demek is­ti­yor. Ah benim el­le­rim, hangi elim­le hangi yan­lış düğ­me­si­ne bas­tım acaba?

Sağ olsun bil­gi­sa­yar­cı yine de bir şey­ler yap­ma­ya, kur­tar­ma­ya ça­lı­şı­yor ama, o da ne yap­sın? Ben yan­lış yun­nuş yer­le­ri­ne basıp dü­zel­me­yecek bi­çim­de boz­duy­sam onun elin­den ne gelir? Ni­te­kim en hoş­soh­bet tav­rıy­la yü­zü­me baktı:

– Iııh. Cık. Olmaz.

Bun­dan ötesi yok artık. En uzun soh­be­ti ‘Iıh. Cık’tan iba­ret olan adam, ken­din­ce kitap ya­za­cak kadar laf etti. Onar­ma­nın bir yolu yön­te­mi olsa, bu kadar ge­ve­ze­li­ğe gerek duyar mıydı?

Ol­ma­yın­ca da kalk­tı, el sal­la­dı, ses­siz­ce gitti.

Az sonra aynı yer­den bir bil­gi­sa­yar­cı daha geldi. Meğer ön­ce­ki gelen bil­gi­sa­yar­cı­nın dük­ka­nı açık dur­sun, diye oturt­tu­ğu bir ya­kı­nıy­mış. Benim çok zorda olu­şu­ma da­ya­na­ma­yıp in­san­lık na­mı­na gel­miş­miş.

Şimdi bil­gi­sa­yar dü­zel­di, ama ben yine de do­kun­ma­ya kor­ku­yo­rum.

      

Yorum yaz

Bilgisayar Korkusu – Mehmet Önder (4 Yorum)

  1. Mehmet Bey kardeşim, sen yine de daktilondan vazgeçme. Ne olur, olmaz… Kutlarım. İyi döşemişsin. Yeni öykülerinle buluşmak dileklerimle. Sevgiyle hep…

  2. Yüreğinize kaleminize sağlık Mehmet Bey.Gülümseten yazınızı okuduktan sonra, güzel bir şarkıyı şöyle okuyabiliriz artık; ” Dokunma bilgisayarın tuşuna,O tıpkı bir mabede benzer ki,orada hıçkırılır”…

  3. Önce teşekkürler ediyorum. Gülümseten olaylar hazır yaşamın içinde. Bize not almak kalıyor.

    Sevgili Ahmet Egesel, sahte para olayınız üzücu olmuş. Sahte olduğunu bilmemek kimseye zarar vermezdi. Geçmiş olsun.

Tavsiye

Bayan Rüya / Seçil Oğuz
%d blogcu bunu beğendi: