Aşkın Önüne Geç­me­sin – Muzaffer Yegül

Aşkın Önüne Geç­me­sin – Muzaffer Yegül

1
Ya­lı­na­yak çi­le­de yü­rek­te bi­le­nen bıçak kö­rel­di. Ka­pan­dı göz­le­ri ayaz­da üşü­yen söz­le­rin. Yo­ru­lan ömür­de utan­dı acı ken­di­sin­den. Yer kal­ma­dı yeni acı­la­ra, es­ki­yen dün­ya­da. Ne­şe­den çok hüzne ben­ze­yen gü­lüm­se­me­de kaldı yaşlı çocuk. Yaşam/ insan sığ­mı­yor artık ge­cey­le gün­dü­zün içine. Dal­lar­la giz­le­nen gök­yü­zü­ne boş ba­kı­yor­sun, ara­la­san gö­rün­mü­yor. Rüz­gâ­rın küçük bir sesi ye­ter­ken bu­lut­la­rı da­ğıt­ma­ya, güneş neden gö­rün­mek is­te­mez ki? Düş­ler gi­ze­me bü­rü­nü­yor, uza­dık­ça uza­yan ıs­sız­lık­ta uyku tut­mu­yor dün­ya­yı. Aç­lı­ğın san­cı­lı ge­ce­le­ri din­mi­yor bir türlü, su­suz­lu­ğun göz­le­ri yumuk. Derin ses­siz­li­ği­nin ne­de­ni­ni gü­lüş­ler ele ve­ri­yor, sa­hi­den gü­lü­yor­sun. Tür­kü­le­ri sev­me­yen­ler gül­me­yi ya­sak­la­mış oysa. Sal­ta­na­tın buy­ru­ğun­da kal­mış zin­dan­lar, hu­kuk­suz. Ya­şa­mak için ölüme ya­tan­la­rın acısı başka ten­le­re sı­zı­yor. Soy­ta­rı­lar utan­ma­yı unu­turken iki söz­cük; “hak­kı­mı is­ti­yo­rum” on yıl­lar­la yar­gı­la­nı­yor. Ölüm aşkın önüne geç­miş, ka­dın­la­rın ortak sesi çığ­lı­ğa, kan­la­rı suya ka­rı­şı­yor. Kent­ler­de ve köy­ler­de ta­mam­lan­ma­mış ha­yat­lar göz­yaş­la­rı­nı başka yüz­le­re akı­tı­yor. Para, ca­nı­na can kat­ma­yı, pa­ra­sı­na para kat­ma­yı kut­su­yor sa­de­ce.

2
Tüm renk­ler sol­muş­tu. To­mur­cuk­la­nır­ken kay­bo­lan par­ça­la­rı­nın ka­ti­li­ni arı­yor­du ana­lar. Kim­sin sen ey halk/hayat, fır­lat yü­re­ğin­de­ki acıyı! Ko­nuş­mu­yor, koş­mu­yor­san ısı­rıp kanat du­dak­la­rı­nı! Red­det sab­ret­me­yi artık ve önce! Damla damla bi­ri­ke­rek ge­lin­di bu­ra­ya, geri ve­ril­mez! Ölümü aşa aşa ha­ya­ta dü­şecek yolu yol­cu­la­rın, bin­ler­ce bin­ler­ce ya­rın­lar­dan ko­pa­rı­lıp alı­na­rak, boş­luk­tan!

3
Yaz ya­za­bi­lir­sen, ölmek za­ma­nı değil şimdi! Yudum yudum da olsa, hızla tüket ge­ce­le­ri! İmge­ler bo­yun­ca kor­ku­nun buy­ru­ğun­dan çı­ka­cak düş­sel dünya/ öy­kü­ler. Bunca acı niye yet­mez ki! “Ancak acı çe­ke­rek ken­di­mi­zi bu­la­bi­le­ce­ği­mi­zi” Dos­to­yevs­ki’den öğ­ren­me­miş miy­dik? Gül­me­yi ya­sak­la­yan bir kitap da ya­zıl­ma­dı henüz. İnsana en güzel ar­ma­ğan umut­tur, ona­rı­la­cak. Ye­ni­den ren­gi­ne bü­rü­necek ilk kı­pır­tı­la­rın sa­ba­hı. Ço­cuk­lu­ğu­nun ılık tek bir uya­nı­şı, dü­şer­ken omuz­dan tu­tu­lan bir el bile yeter! Yap­rak­lar yine kı­mıl­da­ya­cak gü­lüş­le­re. Eri­yip ufa­lan­ma­dan ya­ka­la­mak müm­kün ba­ha­rı, tu­tar­san uçmaz! Gam yok! Ha­va­da asılı kalan gün ışığı elini uza­tı­yor, im­kân­sız­lı­ğı ez­ber­le­mez­sen! Tel­le­ri terk edi­yor rüz­gâ­rın sesi. Kir­le­ti­len öm­rü­nün mut­lu­luk­la yı­kan­ma­sı için; kapa göz­le­ri­ni… Şimdi aç!