Ana Çizgileriyle Modern Türk Şiiri

Yazımızın bütünlüğünde de görüleceği üzere, ‘modern şiir’, geleneksel şiirden ve şairlerinden zaman zaman esinlenir, etkilenir ve beslenir. Bu yüzden Halk ve Divan şiirindeki nazım şekillerine, türlere, edebî sanatlara kısa değinmek ve temsilci durumunda olan şairlerin adlarını belirtmek isteriz.

Halk şiirinde heceyle yazılmış mani, koşma, destan; güzelleme, koçaklama, taşlama, ağıt, varsağı, semai, destan nazım şekli ve türleriyle karşılaştığımız gibi, aruzla yazılmış divan, semai, mani, koşma şekli ve türleriyle de karşılaşırız. Klâsik şiirimizde kaside, gazel, mesnevi, murabba, kıt’a, terci-i bend, terkib-i bend nazım şekillerinin kullanıldığı herkesin malûmudur. Tekke şiirinde ilâhi, mevlid, devriye, şathiye gibi türlerin kullanıldığına tanık oluruz. Divan şiirinde beyitlerden oluşan kaside, gazel, müstezat, kıt’a; bendlerden oluşan rubaî, tuyug; murabba, muhammes, tardiye, tahmis, taştîr, müseddes, terkib-i bend, terci-i bend nazım şekilleri kullanılmıştır. Edebî sanatlar bağlamında teşbih, istiâre, kinâye, mecâz, mecâz- mürsel, teşhis, intak, tevriye ve îhâm, tenâsüb, leff ü neşr, mübalâğa, hüsn-i talîl, tezat, rücû, tecâhül-i arir, istifhâm, telmih, irsâl-i mesel… görülür.

XIII. yüz yıldan XX. yüz yıla kadar Halk ve Divan şiirimizde öne çıkan ve etkili olan şairleri şu şekilde sıralayabiliriz: Mevlânâ, Sultan Veled, Şeyyat Hamza, Yunus Emre, Dehhanî, Âşık Paşa, Kaygusuz Abdal, Nesimî, Kadı Burhanettin, Süleyman Çelebi, Şeyhî, Sinan Paşa, Necati, Ahmet Paşa, Hacı Bayram, Ahmet Daî, Figanî, Kul Mehmed, Öksüz Dede, Köroğlu, Pir Sultan Abdal, Fuzulî, Hayalî, Taşlıcalı Yahya Bey, Nev’î, Bâkî, Bağdatlı Ruhî, Kul Mustafa, Gevherî, Âşık Ömer, Karacaoğlan, Ruhî, Nef’î, Şeyhülislâm Yahya, Neşâtî, Nabî, Ravzî, Kâtibî, Derviş Musa, Derunî, Âşık Bağdadî, Seyranî, Ruhsatî, Summanî, Ceyhunî, Dadaloğlu, Erzurumlu Emrah, Âşık Dertli, Nedim, Şeyh Galip, Kağızmanlı Hıfzı, Âşık Veysel, Ali İzzet Özkan, Âşık Talibî, Coşkun, Bayburtlu Hicranî, Âşık Müdamî, Âşık Deryamî, Âşık Reyhanî, Âşık Feymanî.
***
XVIII. yüz yıldan sonra batılılaşma sürecine girmekle birlikte fikir, sanat ve edebiyat alanında yenilik yolunda arayışa başlarız. Modern Türk Edebiyatı’nı oluşturma yolunda çaba gösteririz. Tanzimat Fermanı’nın 1839’da ilân edilmiş olması, yeniliklere açılmamızın başlangıcı olur. 1876 yılına kadar süren bu devrede, Tanzimat Devri Türk Edebiyatı Batı’yı örnek almak suretiyle 1896 yılına değin edebî açıdan önemli gelişmeler gösterir. Türk şiiri, eski şiirin havasından sıyrılarak Türkçeye batılı şiir örneklerini getirmiş olur. Ziya Paşa ile Namık Kemal’in katkıları dikkat çeker.

Ziya Paşa, “Şiir ve İnşa” makalesinde “Bizim tabiî olan şiir ve inşâmız taşra ahalileri ile İstanbul ahalisinin avâmı beyninde hâlâ durmaktadır. Bizim şiirimiz hani şâirlerin nâ-mevzûn diye beğenmedikleri avâm şarkıları ve taşralarda ve çöğür şâirleri arasında deyiş ve üçleme ve kayabaşı tabir olunan nazımlardır” der. Namık Kemal, “Lisân-ı Osmânî’nin Edebiyatı Hakkında Bazı Mülâhazâtı Şâmildir” makalesiyle Divan edebiyatı hakkında olumsuz düşüncelerini ortaya koyar. Şinasi ile tanışıncaya kadar yazdığı şiirler, klâsik edebiyat çizgisindedir; Şinasi’yi tanıdıktan sonra, Divan şiirinden uzaklaşır, sosyal içerikli şiirler yazar. Şekil bakımından eski olmakla birlikte, muhteva bakımından yeni şiirleri görülür. Edebiyatı toplumu uyandırmak, kitlelere hitap etmek için bir araç olarak görür; edebiyatı bir dil meselesi olarak algılar. Halkın eski edebiyatımızı dilinden dolayı anlayamadığını söyler. Toplumcu bir anlayışla vatan, millet, hürriyet, fazilet kavramlarına sarılır; söyleyiş ve şekil bakımından eski şiirden uzaklaşır.

Recaizâde Mahmut Ekrem, şiirin konusunu genişletir. “Zerrattan şümûsa kadar her güzel şey şiirdir” der. Şekil üzerinde değişiklikler yapar, batılı şekilleri şiirimize sokar. Onun “Zemzeme Mukaddimesi”, edebiyat ve şiir üzerine düşüncelerini ortaya koyması adına mühimdir. O, şiirle resim arasında sıkı bir münasebet kurar; “şiir resim gibidir” der. Abdülhak Hamid, bazen şekil bakımından eskiye bağlı kalmakla birlikte, Türk şiirine yeni söyleyişler getirir; tabiata açılır, ancak konuşma dilinden uzaklaşır. Buna rağmen, şiirimizde batılılaşma hareketinin büyük şairi olur. Muallim Naci de eskiye bağlıdır, ancak batılı tarzda başarılı örnekler veren bir şairimizdir; vezni ve kafiyeyi nazmın çekiciliğini arttıran bir süs olarak görür. Buna karşın, şiirde vezin ve kafiye mecburiyeti olmadığını söyler. Yeni tarz şiirlerinde kuralsız nazım şekillerini dener ve yeni bir üslûp kullanır.

Modern Türk Şiiri, 1896-1901 yılları arasında Tevfik Fikret ve Cenap Şahabettin’le yeni bir ivme kazanır. 1895 yılında Malûmat dergisinde Hasan Asaf’ın “Burhan-ı Kudret” adlı şiiri, kafiyenin göz ve kulak için olması yolunda bir tartışmaya sebep olur.

“Zerre-i nûrundan iken muktebes / Mihr ü mâha etmek işâret abes” beyiti, anlam ve kafiye bakımından eleştirilir; “muktebes” ve “abes” kelimelerinin kafiye teşkil edip edemeyeceği tartışılır.

Abdülhak Hamid’in şekilde yaptığı yenilik, bu devrede daha da genişletilir. Fransız şiirinden “sone” ve “terzerima” gibi türler alınır. Müstezat (her dizesine bir küçük dize eklenmiş divan edebiyatı nazım türü) yaygın ölçüde kullanılır. Türkçeyi aruza uygulamada oldukça başarı sağlanır. Şiirde anjanbuman (dizenin son kelimesiyle sonraki dizeyi başlatma sanatı)lar kullanılır, şiir nesre yaklaştırılır. Parnasizm(“sanat sanat içindir” ilkesini benimseyen, genellikle şiirde kendini gösteren bir edebiyat akımı) ve sembolizmin (simgecilik) etkisiyle şiire resim ve mûsıkî girer. Tevfik Fikret, kartpostal-şiir tarzını, tablo- şiir biçimine dönüştürür. Şiire yenilikler getirir; konuyla vezin arasında sıkı bir münasebet kurmaya çalışır. Cenap Şahabettin’e göre, şiire kaynak olan his, güzel olmaktır; buna rağmen, “her güzel şey şiir değildir”, ancak duygu ve hayali tahrik eden şeyler şiirdir. Kısaca, şiirin amacının güzellik olduğunu vurgular. Şiirde âhenk unsuru olarak vezin ve kafiyeyi gerekli görür. Şiirin kelimelerle yapılmış bir resim olduğuna inanır. Ona göre, şiir ”herkesin anlayacağı bir lisan ile yazılamaz.” Anlamdan çok sese, mûsıkîye önem veren Cenap, bu yüzden, ses (âhenk), imaj ve duygu şairi olarak anılır. Fikret ve Cenap’tan sonra, Servet-i Fünun (Edebiyat- Cedide)’un diğer şairleri arasında Süleyman Nazif, Hüseyin Sîret (Özsever), Ali Ekrem (Bolayır), Faik Ali (Ozansoy) ile Celâl Sahir (Erozan) ‘in yer aldıklarını belirtelim.

1908 II. Meşrutiyet devrine gelince, şiire bakış tarzının da değiştiği gözlenecektir. Mehmet Emin (Yurdakul)’in 1899’da yayımladığı “Türkçe Şiirler” kitabı önemli bir çıkış olacak ve yankıları sürecektir. Batıcılık, Osmanlıcılık, İslâmcılık ve Türkçülük akımlarından “Türkçülük” fikri siyaset ve edebiyatta rağbet görecektir. Özellikle dilde sadeleşme hareketi, Cumhuriyet döneminde de ilgi görecektir. Mehmet Emin ile Rıza Tevfik (Bölükbaşı), Edebiyat-ı Cedide dışında kalan şairlerdir.

Mehmet Emin halkçı, milliyetçi bir düşünceyle sade ve açık bir dille ve hece vezniyle şiirler yazar, bu alanda öncü olur; Yeni Lisan anlayışına zemin hazırlar. “Türkçe Şiirler” basit olmakla birlikte güzeldir. Mehmet Emin, şiiri ‘güzellik’ için olmakla birlikte, ‘iyilik’ için de geçerli sayar. Şiirde kendi veznimizi kıllanmak gerektiğini savunur. Şiire şekil yönünden yenilikler getirir. Dörtlüklerin dışında üçer, altışar, sekizer mısralık kıtalar kurar. Batı şiirine uygun ‘sone’ tarzında yazar. Serbest nazmı kullanır. Vatan, millet ve istiklâl şiirleri kaleme alır. Atatürk’ün çağdaş/modern Türkiye yaratma çabalarına katkıda bulunur.

Rıza Tevfik, Mehmet Emin’in etkisiyle hece veznine ilgi duyar, sade Türkçeyle şiirler yazmaya başlar. O, şiirlerinde ‘saz şiiri’ ve ‘âşık edebiyatı’ geleneğinde var olan mûsıkî unsurunu yakalar ve bunu şiirlerine başarıyla uygular. Şekil ve estetik bakımından Halk Şiiri geleneğinden yararlanır. Şiirlerinde aşk, tabiat, nostalji (sıla özlemi) ve çocukluk hatıralarını işler. 1911-1922 yılları arasında dil, şekil ve üslûp bakımından güzel şiirler yazar; ferdî ıstıraplar, tarih, vatan sevgisi, aşk, tabiat, toplum, din ve felsefe konularına yer verir. Heceyle yazdığı şiirleri lirik nitelikler taşır.

Türk şiirinde Ahmet Hâşim’in öncülüğünü yaptığı Fecr-i Âti edebî topluluğu, şiirin şahsî ve muhterem olduğu görüşündedir. “Sanat için sanat” anlayışına bağlıdırlar. Şiirde aruz veznini kullanırlar. Şiirde kısmen Parnas Mektebi’ne, sembolist-empresyonist(izlenimci) eğilimlere bağlanırlar. Serbest müstezat nazım şekline geniş ölçüde yer verirler. Başlıca şairleri: Ahmet Hâşim, Emin Bülent (Serdaroğlu), Tahsin Nahit ve Mehmet Behçet 8Yazar)’tir. Hiç kuşkusuz topluluğu temsil eden Ahmet Hâşim’dir. Onun şiirlerinde sembolizm ve empresyonizmin izleri görülür. Bir kısım şiirlerinde de pitoresk (resimsi) ve plastik sanatlara (heykel, seramik gibi üç boyutlu olan sanatlar) ) has özellikler belirir. Hâşim’in şiirine resim kadar mûsıkî de egemendir. Onun şiiri kapalılığın şiiridir. Piyale adlı şiir kitabının başına aldığı “Şiir Hakkında Bazı Mülâhazalar”’ında poetikasını (şiire özgü düşüncelerini)ortaya koyar. Hâşim’e göre, şiirde anlam, açıklık ve fikir gereksizdir. Şiir, anlamını okuyucunun ruhundan almalı ve hayâl etme gücünü işletmelidir. Şiirin fikirlerle değil, fakat kelimelerin âhenkleriyle, cümlelerin mûsıkîsiyle tanzim edildiği inancını taşır. Şair, Mânanın ve âhengin kaynaşmasından doğan/oluşan şiiri arar. Âhenge büyük önem veren şaire göre, halis şiir nesre çevrilmesi mümkün olmayan bir nazımdır. Bu yüzden şiir dili, nesir gibi anlaşılmak için değil, duyulmak içindir, görüşündedir. Yahya kemal gibi, o da “halis şiir” (öz, saf)den yanadır. Kelimelerin ses değerlerinden yararlanır. Âhengi sağlayabilmek için, aruzun kıvrak kalıplarını kullanır. Aruzun değişik kalıplarıyla kısa ve uzun mısralar dizer ve serbest bir söyleyişe ulaşır.

Halit Fahri (Ozansoy), “Rübâb” dergisinde Fecr-i Âticileri tenkit eder; eserlerinin kaynağının Fransız edebiyatçılarına ve Belçika şairlerine dayandığını öne sürer. Yeni Nesilciler, Tahsin Nihat imzasıyla “Nesl-i Âti Cemiyet-i Edebiyesi’nden” başlıklı bir beyanname yayımlarlar ve kendilerini tanıtmaya çalışırlar. Şahabettin Süleyman, “Safahat”ta Yeni Nesilcileri över ve onları Nâyiler adıyla tanıtmaya çalışır. Bunlar, Türk şiirinin ilk devrelerine inmeyi düşünürler. Mevlânâ ve Yunus Emre’nin şiirlerini samimi, lirik ve mistik çizgide bulurlar. O nedenle kendi şiirlerini de aynı doğrultuda yazmayı denerler. Bunlar “Rübâb” dergisinde toplanan Halit Fahri, Selâhattin Enis, Hakkı Tahsin, Orhan Seyfi, Yakup Salih, Safi Necip ve Hasan Sait gibi gençlerden oluşan bir edebî topluluktur.

Türkçülük ve milliyetçilik akımı, dilde Türkçülük anlayışıyla edebî alanda büyük ilgi görür; dil ve tarih alanında yoğun bir çalışma başlar. “Genç Kalemler” dergisiyle milliyetçilik akımı, edebiyatta etkili olur; Millî Edebiyat deyimi ortaya konulur, Yeni Lisân meselesi gündeme getirilir. Millî bir lisanla millî bir edebiyat vücuda getirilmeye gayret edilir. Böylece millî kaynaklara yöneliş başlar.

1914 yılında Nâyiler yeni bir edebî topluluk oluşturma çabası içindedirler. Aynı yıl diğer bir çalışma da “Havza Edebiyatı” veya Nev Yunanîlik’tir. Bu düşünce, Yahya Kemal’in havza medeniyeti fikrinden kaynaklanır. Yahya Kemal, “öz şiir” anlayışıyla tıpkı Batı edebiyatında örnekleri olduğu gibi, Yunan sanatından hareket ederek yeni bir tarz dener. “Sicilya Kızları, Bergama Heykeltraşları, Biblos kadınları” adlı şiirlerini bu anlayışa bağlı kalarak yazar. Onu Salih Zeki Aktay, Melih Cevdet Anday takip ederler.

1917’den sonra, Hecenin Beş Şairi veya Beş Hececiler diye anılan Halit Fahri (Ozansoy), Enis Behiç (Koryürek), Orhan Seyfi (Orhon), Yusuf Ziya (Ortaç) ve Faruk Nafiz (Çamlıbel), Türkçeyi işleyerek bir şiir dili yaratırlar, konuşma dilini yazı dili hâline getirmeye çalışırlar. Bu devrede Mill3i Edebiyat hareketinin özüne/ruhuna uyan, ancak şiirlerini aruzla yazan Yahya Kemal(Beyatlı) ile Mehmet Âkif (Ersoy), bağımsız hareket ederler.

Yahya Kemal, dil ve vezinde klâsik şiire bağlı kalır; az, öz ve güzel söylemeye özen gösterir. Aruz veznini en güzel şekilde kullanır. Modern Türk şiirine dilin kapısını açar. Şiirin kelimelerle yazıldığına inanır. Şiirin anlamak yoluyla değil, sezgi yoluyla kavranmasını söyler; bu noktada Hâşim’le hemfikirdirler. Yahya Kemal, şiirin vezin ve kafiyeyle yazıldığı düşüncesindedir. Şaire göre, “Şiir, kalbden geçen bir hadisenin lisân hâlinde tecelli edişidir; hissin birden bire lisân oluşu ve lisân hâlinde kalışıdır.” Öz şiiri savunan Yayha Kemal, “Öz şiir odur ki dilde gezer mesel gibi mısra” sözüyle şiir anlayışını ortaya koyar.

Âkif, İslâmî çerçevede yoğunlaşır, toplumcu bir anlayışla şiirler yazar; konuşulan dili aruza başarıyla uygular. İslâmcı ve toplumcu şair Âkif’e göre, sanat süs ve çerez değildir. O nedenle “Sanat için sanat” anlayışını doğru bulmaz. Şiirlerinde ne demişse, görüp de söylemiştir. Hakikati söylemek uğruna, sözün sanatkârane olmasını dikkate almaz; güzellik endişesi taşımaz. “Benim şiirlerimde öyle yüksek hayâller bulunmaz. Ben şiirde, hayâle dalmam” der. Halkın arasındaki tabloları canlı bir şekilde tasvir eder.

Millî Edebiyat hareketinde Mehmet Emin’le başlayan Anadolu’ya açılma eğilimi, Faruk Nafiz’le yaygınlık kazanır; “Memleket Edebiyatı” çığırı açılmış olur. “Han Duvarları” şiiri, Anadolu’yu kucaklayan gerçekçi çizgiler/görüntüler yansıtır. Millî Edebiyat taraftarı olan bazı şairler, farklı bir yaklaşımla “şairler Derneği”nde birleşirler. Amaçları, konuşma dilinin ve hece vezninin kullanılmasıdır. Dağınık yöndeki çalışmalarını birleştirmek isteyen isimler: Orhan Seyfi, Faruk Nafiz, Yusuf Ziya, Hasan Zeki, Hakkı Tahsin, Safî Necip, Selâhattin Enis, Yahya Saim ve Ömer Seyfettin(hikâyeci olmakla birlikte şairliği de vardır)’den ibarettir.
1921 yılında fikir, sanat ve edebiyat mecmuası olarak çıkan “Dergâh”, Yahya Kemal’in Fransa’dan beslendiği görüşler doğrultusunda, yeni bir sanat, kültür ve milliyet görüşü oluşturmaya çalışır. Bunlara Dergâhçılar adı verilir. Derginin kadrosunda; Yahya Kemal Beyatlı, Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Hâşim, Ahmet Kutsi Tecer, Necmettin Halil Onan, Salih Zeki Aktay, Samih Rifat, Şükûfe Nihal Başar, gibi isimler görülürler. Millî Edebiyat anlayışına uygun olarak yazan şairler; Ziya Gökalp, Ali Canip Yöntem, Aka Gündüz, Mithat Cemal Kuntay, İbrahim Alâettin Gövsa, Halit Fahri Ozansoy, Orhan Seyfi Orhon, Enis Behiç Koryürek, Yusuf Ziya Ortaç ve Faruk Nafiz Çamlıbel’dir. Hececiler kendilerinden sonra gelen Kemalettin Kâmi Kamu, Ali Mümtaz Arolat, Fazıl Ahmet Aykaç, Necmettin Halil Onan, Halide Nusret Zorlutuna, Şükûfe Nihal Başar, Ömer Bedrettin Uşaklı, Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Kuts Tecer, Necip Fazıl Kısakürek, Vâlâ Nurettin (Vâ-Nû), Ahmet Muhip Dıranas, Ziya Osman saba ve Cahit Sıtkı Tarancı gibi şairler üzerinde etkili olurlar. Bunlardan Necip Fazıl, Ahmet Kutsi, Ahmet Hamdi ve Cahit Sıtkı hecenin güçlü şairleri olarak belirirler. Cahit Sıtkı ve Ahmet Muhip şiirlerinde durakları kaldırmak veya değişik sayıda heceler kullanmak suretiyle yeni âhenkler yaratırlar ve hece veznine keyfiyet kazandırırlar. 1940!lı yıllarda Orhan veli, eda ve söyleyişe dikkat eden vezinsiz, kafiyesiz şiirler yazarak ‘serbest şiir’in başarılı örneklerini verir.

Cumhuriyet döneminin ilk şiir topluluğu olan Yedi Meşaleciler (Muammer Lütfi, Kenan Hulusi, Sabri Esat, Vasfi Mahir, Cevdet Kudret, Yaşar Nabi, Ziya Osman)1928-1933 yılları aralığında dikkatleri üzerlerinde toplarlar. Yayımladıkları “Yedi Meşale”(1928) kitabının önsözünde “sanat sanat içindir” ilkesinden hareketle gerçekçi edebiyata karşı çıkarlar. Şiir ve hülyanın ağır bastığı eserler ortaya koyarlar. Memleketçi edebiyata karşı, sanatı öne çıkarırlar. Sanat ve edebiyatta taklitten uzaklaşmak, konuyu genişletmek, canlı, samimi ve yeni olmak, realizmi aşmak amacına hizmet etmek isterler. Şiirlerinde aşk, sevgi, yaşama sevinci ve çocukluk günlerine özlem gibi konuları işlerler. Toplulukta yer alan Kenan Hulûsi Koray hikâyeciliğini sürdürür. Muammer Lütfi Bahşi edebiyattan uzaklaşır. Cevdet Kudret Solok ile Vasfi Mahir Kocatürk edebiyat tarihi çalışmalarında; Sabri Esat Siyavuşgil ise inceleme ve çeviri alanlarına yoğunlaşma gösterirler. Yaşar Nabi Nayır “Varlık” dergisi ile Varlık Yayınlarını çıkarır, şiirden uzak kalmaz. İçlerinde şiirde karar kılan ve temsilci durumunda olan Ziya Osman Saba’dır. Zamanla Cahit Sıtkı ve Orhan Veli çizgisine yaklaşır. Sevgi, özlem, kırgınlık duygularının yanı sıra, yaşama sevinci ve mutluluğu konu edinir. Heceyle yazmış olmasına rağmen, 1940’tan sonra serbest şiire yönelir.
1940 yılına kadar şiirimizde memleketçilik (Faruk Nafiz Çamlıbel, Kemalettin Kâmi Kamu, Ömer Bedrettin Uşaklı, Ahmet Kutsi Tecer, Ahmet Hamdi Tanpınar) ve mitolojik şiir (Salih Zeki Aktay, Ali Mümtaz Arolat, Mustafa Seyit Sutüven)’in yanı sıra destansı söyleyişler (Yahya Kemal Beyatlı, Behçet Kemal Çağlar, Faruk Nafiz Çamlıbel, Yaşar Nabi Nayır) öne çıkar.

Bilindiği üzere, Cumhuriyet devrinde, şiirde şekil ve özü temelden değiştiren ve etkili olan şair, Nâzım Hikmet’tir. O, ölçüyü atar, özü şeklin bağlarından kurtarır. Şairaneye karşı çıkar, mısracı anlayışı yıkar. 1923-1925 yılları arasında “Aydınlık” dergisinde yayımladığı şiirlerle ses getirir. 1929’da “Resimli Ay” dergisinde toplumcu edebiyatın gelişmesine katkıda bulunur. Nâzım Hikmet’in şiiri, 1930’lu yıllarda bir kısım genç şairleri etkiler. İlhami Bekir Tez, Hasan İzzettin Dinamo ve Ercümend Behzad Lav, toplumcu şiir çizgisinde yürürler. “1940 Kuşağı” diye anılan Rıfat Ilgaz, Cahit Irgat, A. Kadir (İbrahim Abdülkadir Meriçboyu), Enver Gökçe, Ömer Faruk Toprak, Arif Damar, Hasan Hüseyin Korkmazgil, Attilâ İlhan, Ahmed Arif, Şükran Kurdakul gibi şairler, değişik boyutlarda toplumcu şiiri geliştirme çabası gösterirler. Fazıl Hüsnü Dağlarca ve Garipçiler dışında 1940’larda gelişen Yeni Şiir’in temsilcileri arasında Behçet Necatigil, Ceyhun Atuf Kansu, Cahit Külebi, Sabahattin Kudret Aksal, Necati Cumalı, Salâh Birsel, Metin Eloğlu ve Bedri Rahmi Eyuboğlu yer alırlar. 1965’ten sonra Nâzım Hikmet’in şiirlerinin Türkiye’de yayımlanması, Nâzım Hikmet’i yeniden gündeme getirir ve toplumcu şiire eğilim yeniden baş gösterir. Bu devrede İlhami Bekir Tez, Hasan İzzettin Dinamo, Rıfat Ilgaz, Cahit Irgat, Ömer Faruk Toprak, Mehmet Başaran, Attilâ İlhan, Arif Damar, Suat Taşer, A.Kadir Meriçboyu, gibi şairler dikkatleri üzerlerinde toplarlar. Bu çığırda yazan şairler arasında Fazıl Hüsnü, Oktay Rifat, Ceyhun Atuf, Can Yücel, Enver Gökçe, Ahmed Arif yer alırlar. Sosyalist dünya özlemine dayalı olarak şiirler yazarlar. Özgürlük, bağımsızlık, eşitlik, sosyal adalet ve proleterya (işçi ve emekçi sınıfı) ortak konuları olur. 1960-1980 yılları arasında toplucu şiirde güçlü isimler öne çıkmaya başlar. Bunlar arasında; Ataol Behramoğlu, İsmet Özel, Süreyya Berfe, Kemal Özer, Refik Durbaş, Afşar Timuçin, Turgay Gönenç, Özdemir İnce, Özdemir Asaf, Gülten Akın, Metin Altıok, Hilmi Yavuz, Cengiz Bektaş ile Ahmet Erhan, Salih Bolat, Şükrü Erbaş, Hüseyin Haydar, Nevzat Çelik, Metin Cengiz’i sayabiliriz.

1941 yılında Garip Hareketi, ortaya çıkar; 1950’den sonra I. Yeni diye anılmaya başlar; Türk şiirini temelden değiştirmek anlayışıyla yola koyulurlar. Orhan Veli, Oktay Rifat ve Melih Cevdet ortak yayımladıkları “Garip”(1941) adlı kitabın önsözünde, “vezne, kafiyeye, edebî sanatlara, şairane üslûba” karşı olduklarını belirtirler. Şiirin ideolojik maksatlara âlet edilmesini istemezler. Orhan Veli’nin şiirlerinde deniz ve tabiat sevgisi geniş bir yer tutar. Yazdıkları garip karşılandığı için Garipçiler adıyla anılırlar. Orhan Veli, serbest nazımla yazılan Yeni Türk Şiiri’nin öncüsü sayılır. Günlük yaşantı ve sıradan insanlar onunla şiirimize girer.
Garip hareketi, Ahmet Hâşim’in şiir anlayışına bir tepki olarak ortaya çıkar. Geleneğe bağlı olan ve “Hisar” dergisi etrafında toplanan ve kendilerine Hisarcılar adı verilen şairler (Munis Faik Ozansoy, Mehmet Çınarlı, Mustafa Necati Karaer, İlhan Geçer, Gültekin Sâmanoğlu, Nevzat Yalçın, Nüzhet Erman, Feyzi Halıcı, Ahmet Tufan Şentürk, Bekir Sıtkı Erdoğan, Coşkun Ertepınar, Nurettin Özdemir, Selahattin Batu, Yavuz Bülent Bâkiler, Yahya Akengin), 1940 sonrası gelişme gösteren Garip Hareketi’ne tepki olarak ortaya çıkarlar. Yaşayan dile, vezne ve kafiyeye itibar ederler. 1950-1980 arası (1950-1957 devresinde 75 sayı /1964-1980 devresinde 202 sayı) varlığını sürdüren Hisarcılar, yurt sevgisinin yanında aşk ve tabiat konularını ele alırlar.

1 Kasım 1952-Nisan 1956 tarihleri arasında Ankara’da “Mavi” adlı bir dergi (32 sayı) çıkar. Ahmet Oktay, Yılmaz Gruda ve Attilâ İlhan gibi şairler bu dergide yer alırlar. Attilâ İlhan’ın “sosyal realizm”(sosyal gerçekçilik) ile ilgili yazıları ilgiyle karşılanır. Attilâ ilhan’ın “Sosyal Realizmin Münasebetleri yahut Başlangıç” adlı makalesi, Garip hareketine ve Orhan Veli’ye karşı çıkışı açısından önem taşır. Ferit Edgü, Hilmi Yavuz, Ece Ayhan ‘ın da yer aldığı dergide toplananlara Maviciler adı verilir.

1955-1965 yılları arasında İkinci Yeni diye anılan yeni bir hareket belirir. “Yeditepe” dergisinde bu şiir anlayışında İlhan berk, Turgut Uyar, Cemal Süreya, öncü olarak görünürler. Bunları Edip Cansever, Ece Ayhan, Ülkü Tamer, Kemal Özer, Ercüment Uçarı izler. Şiirleri anlam kapalılığı yüzünden tepkiyle karşılanır. Anlamsız şiir yazdıkları gerekçesiyle yadırganırlar. 1960 sonrası toplumcu şiirden etkilenerek yollarına devam ederler. 1954-1956 yılları aralığında “Yeditepe, Şiir Sanatı, Yenilikçi, İstanbul” gibi dergilerde ve “Pazar Postası” gazetesinin sanat sayfasında Cemal Süreya, İlhan Berk, Edip Cansever, Turgut Uyar, Sezai Karakoç, Ece Ayhan, Ülkü Tamer, Yılmaz Gruda ve Özdemir İnce gibi şairler, yeni bir şiir oluşturmaya çalışırlar. İkinci Yeni hareketi, “Pazar Postası” gazetesinin etrafında oluşur. Sezai Karakoç, bu şiire “yeni gerçekçi şiir” adını verir. İlhan Berk, bu hareketi “şiirin altın çağı” olarak değerlendirir. Ece Ayhan ise İkinci Yeni şiirini “aykırı, uç ve sivil şiir” diye niteler. İkinci Yeni’yi kendisinden önceki şiire göre, “yeni olan bir şiirin sınır çizgisi” diye değerlendiren Muzaffer Erdost, İkinci Yeni’nin bir okul, bir akım olmaktan çok, küçük burjuvazinin, ilerici kesimin şiiri olduğunu belirtir; İkinci Yeni’yi “değişen toplumun değiştirdiği insanın değişen şiiri” kabul eder. İkinci Yeni şiiri; halk, Divan ve batı şiirinden beslenir. Sürrealizm (gerçeküstücülük), Dadaizm (savaşa ve toplumsal düzensizliğe karşı başkaldıran bir sanat akımı), Letrizm (hafçilik) akımlarından etkilenir. İkinci Yeni gerçeküstücülükten etkilenerek aklın kurallarını ve mantığın ilkelerini aşar; aklı yıkmaya, aklın dışına çıkmaya ve böylece güzele ulaşmaya çalışır. Bu durum, şiirde kapalılığa neden olur. Attilâ İlhan, onları “kapalı şiir kabadayıları” olar niteler. İkinci Yeni şiirini benimseyen ve toplumcu şiire açılan Özdemir İnce, Ataol Behramoğlu, Süreyya Berfe, İsmet Özel, Refik Durbaş kendilerinden sonra gelen şairler üzerinde etkili olurlar. İkinci Yeni’yi izleyen şairler arasında Metin Eloğlu, Ercüment Uçarı, Ali Yüce, Seyfettin Başçıllar, Gülten Akın, Nihat Ziylan, Engin Günçe, Turgay Gönenç’i görürüz. Yeni kuşak şairler arasında Cahit Zarifoğlu, Abdülkadir Bulut, Mustafa Irgat, İzzet Yaşar, Mahmut Temizyürek, Nilgün Marmara, Tuğrul Asi Balkar gibi şairleri sayabiliriz.

1 Nisan 1950-Mayıs/Haziran 1984 tarihleri arasında İstanbul’da Hüsamettin Bozok yönetiminde “Yeditepe” sanat ve edebiyat dergisi (453-454. Sayı) çıkar. Dergide Bedri Rahmi, Attilâ İlhan, Fazıl Hüsnü, İlhan Berk, Asaf Halet Çelebi, Behçet Necatigil, Metin Eloğlu, Cahit Irgat, Edip Cansever, Nevzat Üstün, Ülkü Tamer, Talât Sait Halman gibi şairler yazarlar. 1950-1957 yılları arasında etkili olan dergi, Garipçi ve İkinci Yenici şairlerle değer kazanır. Cemal Süreya’nın deyimiyle, “Varlık” dergisinden ayrılan Garipçiler, “Yeditepe” de toplumcu bir eleştiriyi şiirsel plana aktarırlar. Dergide öne çıkan isimler: Nevzat Üstün, Metin Eloğlu, Edip Cansever, Cemal Süreya’dır. Dergide çeviri şiirlere de yer verildiği görülür. Şiir kitaplarına armağanlar verildiğine tanık oluruz. Hüsamettin Bozok, “Yeditepe”nin hiçbir zaman okul olmadığını, ancak yüzünün Batı’ya dönük, yenilikçi, avangard bir sanattan yana olduğunu söyler. 1955-1984 yılları aralığında “Yeditepe” dergisi etrafında oluşan topluluğa da Yeditepeciler adı verilir.

1987 yılının Aralık ayında Veysel Çolak, Metin Cengiz, Seyyit Nezir(Muammer Akça), Hüseyin Haydar ve Tuğrul Keskin imzasıyla Yenibütün Şiir Manifestosu yayımlanır. Bu manifesto “Broy” aylık şiir dergisinde (Ocak 1988, S:27) ve Seyyit Nezir’in “İnsanın Beyaz Kokusunda” adlı kitabında da yer alır. Her kesimden insanı kucaklayan ve ayrım yapmayan bir anlayışa dayalı dünya görüşünü benimseyen bu topluluk, insanı ve toplumu teslim alan paranın dayanılmaz gücüne başkaldırır. Yenibütüncüler, kapitalizmin, paranın ve nesnenin tutsağı olan, emekçileri sömüren, köleleştiren zihniyete karşı çıkarlar. Kısaca “Yenibütün şiir, paranın büyüsünü bozmaya adanmış zekânın lirizmi” olarak belirir. “Yenibütüncü şiir, politikayla barışık olmayan insanî politikleşme”yi esas alan bir anlayışın ürünüdür. Eylemi, devrimi ve dönüşümü önceleyen bir dünya görüşünü benimser. Yenibütüncü şiir, evrenseldir, yenilikçidir, gelenekten yararlanır ve dilin öncü yorumunu yüklenerek sanata hizmet eder, bu yolda şiirler ortaya koyar.

Türk edebiyatında “avant- garde” edebiyat yapılmadığı, ancak “deneysel edebiyat” örneklerine rastlandığı konusunda ortak görüşler vardır. Avant- garde, geleneksel olana karşı yenilikçi veya deneysel işlev yüklenen ilerici bir sanat akımı olarak belirir. Söz konusu deneysel şiir ise, deneysel edebiyatın bir dalı olarak görülür. Şairler, önceki şiirlerinden farklı kelime deneyleri üzerine kurulu, görsel yanı öne çıkan şiirler yazarlar. Murat Yalçın, “Türkiye’de Deneysel Edebiyat Antolojisi” (Kitaplık Dergisinin 60. Sayı Armağanı)’nde belirlemiş olduğu isimleri-örnek metinlerle-şu şekilde sıralar: Arif Dino, Nâzım Hikmet, Ercüment Behzat Lav, Asaf Halet Çelebi, Mümtaz Zeki Taşkın, Behçet Necatigil, İlhan Berk, Nüvit Özdoğru, Can Yücel, Bilge Karasu, Leylâ Erbil, Sevim Burak, Yüksel Pazarkaya, Metin Altıok, Necati Tosuner, Enis Batur, Ö. İskender Özturanlı, Atakan Tüzel, Faruk Ulay, Seyhan Özçelik, Yurdakul Kavas-C.Hakan Arslan, Simruy Tüzün, Enis Akın, Cenk Koyuncu, Cem Akaş, Ersin Tezcan, Levent Şentürk.

Aruz veznine bağlı kalarak yazan şairler Kemal Edip Kürkçüoğlu, Fuat Bayramoğlu, Yusuf Mardin, Hüseyin Hatemi’dir. Günümüzde âşık tarzında yazan şairler arasında dikkat çekenler Abdürrahim Karakoç, Kul Ozan, Ozan Arif’tir. 1980 kuşağında imgeye yöneliş görülür. İkinci Yeniyi takip eden imgeci şairlere “Ecegiller Kanadı” gözüyle bakılır. Öne çıkan isimler: Metin Celâl, Tuğrul Tanyol, Küçük İskender, Akif Kurtuluş, Enver Ercan, Oktay Taftalı, Sina Akyol, Nilgün Marmara, Seyhan Erözçelik, Mehmet Müfit, Adnan Azar, Mustafa Irgat’tır.
“Diriliş (1966), Edebiyat (1969-1984), Mavera (1976-1991), Yönelişler (1981-1985,1990)” dergileri, İslâmî düşünceyi önceleyen ve bu açıdan edebiyat ve sanat dünyasına açılan şairleri bünyesinde taşırlar. Necip Fazıl, Sezai Karakoç dışında ve zaman zaman onlardan farklı bir anlayışla İslâmcı çizgide yer alan şairlerden öne çıkanlar; Cahit Zarifoğlu, Erdem Bayazıt, Mustafa Miyasoğlu, Âkif İnan, M. Atillâ Maraş, Cahit Koytak, Ebubekir Eroğlu, Arif Ay, Kâmil Eşfak Berki, İhsan Deniz’dir. İslâmcı şairler arasında adlarından söz ettiren diğer şairler ise, İlhami Çiçek, Turan Koç, Hüseyin Atlansoy, Hakan Albayrak, Bedri Gencer, Sıtkı Caney, Mevlana İdris, Yüksel Peker, Mehmet Ocaktan, Cevdet Koral, Necat Çavuş, Süleyman Can Portakal, Ali Sali, Osman Konuk’tur.
Edebiyat tarihimize girmiş olan ve yukarıda adlarını zikredemediğimiz şairler ile son yıllarda şiir kitaplarıyla tanıdığımız dergi ve antolojilerde şiirlerini okuduğumuz -isimleri geçen- çok sayıda şairler vardır. Bunlardan bazılarının adlarını -doğum tarihlerine göre- vererek yazımızı bitirmek istiyoruz: Edip Ayel, İsmail Hami Dânişmend, Orhan Şaik Gökyay, Haluk Nihat Pepeyi, Kemal Edip Kürkçüoğlu, Arif Nihat Asya, Faruk Gürtunca, Nihal Atsız, Sait Faik Abasıyanık, Sabahattin Ali, İhsan Şevket Aykut, Sıtkı Yırcalı, Hamit Macit Selekler, Kerim Yund, Ziya İlhan Zaimoğlu, Halim Şefik Güzelson, Celal Sılay, İskender Fikret Akdora, Oğuz Tansel, Baki Süha E dipoğlu, Fahri Erdinç, Niyazi Akıncıoğlu, Nahit Ulvi Akgün, Orhan Murat Arıburnu, Fethi Giray, Halim Yağcıoğlu, Vedat Türkali, İbrahim Minnetoğlu, Rüştü Onur, Arif Hikmet Par, Mehmet Kemal, Halil Soyuer, Şinasi Özdenoğlu, Muzaffer Tayyip Uslu, Osman Atilla, Şükrü Enis Regü, Sunullah Arısoy, Sedat Umran, İsmail Gerçeksöz, Nüvit Özdoğru, Necdet Evliyagil, Mehmet Başaran, Ümit Yaşar Oğuzcan, Ayhan Hünalp, Osman Türkay, Vecihi Timuroğlu, Hasan Hüseyin Kormazgil, Necati Zekeriya, Niyazi Yıldırım Gencosmanoğlu, Fahri Kaya, Tahsin Saraç, Fethi Savaşçı, Şevket Yücel, Bahaettin Karakoç, Şahinkaya Dil, Nedret Gürcan, Emin İlhami, Talât Sait Halman, Tevfik Akdağ, Sait Maden, Yekta Güngör Özden, Cevat Çapan, Ahmet Necdet, Cengiz Bektaş, Güngör Gençay, Ali Püsküllüoğlu, Erdoğan Alkan, Kerim Aydın Erdem, Nazan Güntürkün, Ayhan Kırdar, Özker Yaşın, Özdemir İnce, Onat Kutlar, Ertuğrul Karakoç, Kemal Burkay, Dinçer Sezgin, Tahir Kutsi Makal, Güngör Tekçe, Metin Demirtaş, Afşar Timuçin, Hüsrev Hatemi,, Nusret Dişo, Dinçer Sümer, Türkân İldeniz, Mahmut Alptekin, Eray Canberk, Fikret Demirağ, Nurer Uğurlu, Melisa Gülpınar, İsmet Erinç Salman, Hüseyin Atabaş, Ali Akbaş, Sennur Sezer, Dilaver Cebeci, Mehmet Yardımcı, Ali Rıza Ertan Hasan Mercan, Özkan Mert, Güven Turan, Hidayet Karakuş, Ahmet Telli, Mehmet Taner, Hüseyin Yurttaş, İsmail Uyaroğlu, Oruç Arıoba, Hüseyin Peker, Hulki Aktunç, Behçet Aysan, Şahin Uçar, Gülsüm Akyüz, Timuçin Özyürekli, Beşir Ayvazoğlu, Şükrü Karaca, Gültekin Emre, Abdülkadir Budak, Zeynel Beksaç, Enis Batur, Metin Cengiz, Tuğrul Tanyol, Yaşar Miraç, Yusuf Hayaloğlu, Hüseyin Ferhad, Leyla Şahin, Ali Cengizkan, Murathan Mungan, Yusuf Alper, Lâle Müldür, Sefa Kaplan, Haydar Ergülen, Muzaffer Kale, Adnan Özer, Necat Çavuş, Ferruh Tunç, Cezmi Ersöz, Mehmet Yaşın, Neşe Yaşın, Osman Hakan A., İhsan Deniz, Metin Celâl, Yılmaz Odabaşı, Atila Er, Turgay Kantürk, Akgün Akova, Sunay Akın, Birhan Keskin, Küçük İskender, Ali Asker Barut, Bejan Matur, Mehmet Can Doğan, Didem Madak, Utkun Büyükaşık, Şeref Bilsel, Can Bahadır Yüce.

  • admin