Ali Lidar’dan Yeni Kitap: “Büyük Kederler Küçük Öyküler” / Kaan TANYERİ

Ali Lidar’dan Yeni Kitap: “Büyük Kederler Küçük Öyküler” / Kaan TANYERİ

Ali Lidar’dan Yeni Kitap: “Büyük Kederler Küçük Öyküler”

Kaan TANYERİ

 

Ali Lidar’ın yeni ki­ta­bı “Büyük Ke­der­ler Küçük Öy­kü­ler” oku­yu­cu­suy­la bu­luş­tu. Ya­şa­mın de­tay­la­rın­da do­la­şır­ken tanık ol­du­ğu veya ya­şa­dı­ğı şey­le­ri ka­le­me alan yazar, orada sayfa sayfa bü­yü­te­ce­ği ke­de­ri bulur ve içten bir an­la­tım­la bu ke­de­ri du­yum­sat­ma­ya ça­lı­şır.

Lidar, öy­kü­le­rin­de an­la­ta­nın ve an­la­tı­la­nın ken­di­si ol­du­ğu­nu ıs­rar­la ifade eder. Gerek açık­ça kabul et­me­si ge­rek­se yer yer bı­rak­tı­ğı ipuç­la­rıy­la oku­yu­cu, öy­kü­le­rin öz­ne­si­ni arama gay­re­ti­ne gir­me­den Lidar’ı bu­lu­ve­rir. “Yaz­dık­la­rım­la il­gi­li pek bir id­di­am yok­tur, bilen bilir. Ben sa­de­ce ken­di­mi yaz­dım” (76) diyen yazar, hemen hemen bütün öy­kü­le­ri­ni kendi üze­rin­den an­la­tır­ken ben an­la­tı­cı­yı ko­nuş­tu­rur. Hatta “Evet, bir li­se­de öğ­ret­me­nim.” (73) cüm­le­siy­le an­la­tan ve an­la­tı­la­nın ken­di­si, Fel­se­fe Öğ­ret­me­ni Ali Lidar ol­du­ğu ger­çe­ği­ni daha da ke­sin­leş­ti­rir.

Kimi zaman Lidar’ın ya­zar­lı­ğı ve fel­se­fe öğ­ret­men­li­ği komp­leks bir hâl alır. Ör­ne­ğin mut­lu­luk üze­ri­ne dü­şü­nür­ken “Fi­lo­zof­lar var­lı­ğın ve bil­gi­nin ar­ke­si­ni araş­tır­mış­lar fakat mut­lu­lu­ğun kay­na­ğı, öner­me­si yok fi­lo­zof­lar­ca ileri sü­rü­len.” (11) şek­lin­de­ki an­la­tı­mı, öy­kü­nün es­te­ti­ği­ni aşar ve metin, aka­de­mik-fel­se­fi kim­li­ğe bü­rü­nür. Bu kim­lik de­ği­şi­mi, öy­kü­nün baş­lan­gıç ya da iler­le­me­sin­de bir­ta­kım so­run­lar ya­ra­tır. Doğ­ru­dan öy­kü­yü oku­mak ye­ri­ne ya­za­rın sık­lık­la yap­tı­ğı gibi ikili kav­ram­la­rı so­ruş­tur­ma­sı­nı bek­le­me­miz ge­re­kir. İkili kav­ram­lar, ya­za­rın öy­kü­sü­nü iler­let­me­sin­de önem­li yapı taş­la­rın­dan: Mut­lu­luk-mut­suz­luk, me­kân-in­san, bak­mak-gör­mek, işit­mek-duy­mak, üzün­tü-ke­der. Yazar, bu kav­ram­lar üze­rin­de du­ru­yor, dü­şü­nü­yor, dü­şün­dü­rü­yor ve ba­kı­yor­su­nuz ki siz de bu so­ruş­tur­ma­nın içine gi­ri­ver­miş­si­niz. Belki mi­ni­mal öykü için bun­lar ciddi ku­sur­lar fakat yazar, ne yap­tı­ğı­nın far­kın­da: “İçimde ağır mev­zu­lar­la bo­ğuş­tu­ğum an­lar­da, giriş cüm­le­si­nin fi­ti­li­ni ateş­le­mek zor olu­yor. Ka­fa­mın da­ğı­nık­lı­ğı­nı to­par­la­mak için sizi biraz oya­la­mam ge­re­ki­yor ga­li­ba.” (55)

Bu oya­lan­ma­lar­da ise öy­kü­nün sı­nır­la­rın­da ka­lın­dı­ğı­nı söy­le­mek biraz güç. Kimi zaman anı, ço­ğun­luk­la da de­ne­me oku­du­ğu­nu­zu zan­ne­de­bi­li­yor­su­nuz. Do­la­yı­sıy­la alı­şa­gel­di­ği­miz öykü ya­pı­sıy­la kar­şı­laş­mı­yor­su­nuz. Bence Lidar’ın öy­kü­le­ri için sa­de­ce öykü desek kısır kalır, ötesi demek ise fazla; de­ne­me ve öykü ara­sın­da, öy­kü­den zi­ya­de de­ne­me­ye yakın. Sa­nı­rım bir türün sı­nır­la­rı için­de kal­mak da ya­za­ra göre değil. Bi­linç­li ola­rak tür­le­rin sı­nır­la­rı­nı kal­dı­rı­yor ya da tür­le­rin te­da­hü­lü­nü amaç­lı­yor ama bir şe­kil­de kar­şı­mı­za komp­leks bir yapı su­nu­yor. Post­mo­der­niz­min tek­nik­le­ri­ni kul­la­nı­yor hâ­liy­le ama ger­çe­ğin ber­rak­lı­ğı­nı boz­ma­dan. Me­tin­le­ra­ra­sı­lık, mon­taj en sık ya­rar­lan­dı­ğı tek­nik­ler. Üs­te­lik öy­kü­le­rin­de ya­za­rın me­tin­le­ra­ra­sı­lı­ğı ör­nek­le­di­ği­ni bile gö­rü­yo­ruz: “Evet, ki­tap­lar ve ede­bi­yat bizim gibi in­san­lar için bir liman. Fakat aynı za­man­da da bir çile! (…) Bu çile ben­zet­me­si de bana ait değil, büyük şair Cemal Sü­re­ya’dan il­ham­la söy­lü­yo­rum –alın size me­tin­le­ra­ra­sı­lık.” (70)

Dil ko­nu­sun­da ise ya­za­rın eleş­ti­ri­le­ce­ği­ni dü­şü­nü­yo­rum, tıpkı Me­li­sa Kes­mez gibi. Her­han­gi bir se­bep­ten do­la­yı eski söz­cük­le­ri ter­cih edi­yor yazar. Söz ge­li­mi için­de­ki­ler ye­ri­ne muh­te­vi­yat de­me­si, gü­nü­müz­de pek rast­la­ya­ma­ya­ca­ğı­mız tür­den. Öy­kü­le­rin­de yer alan ter ü taze, meşum, habis, mü­seb­bib, mahir, bi­te­vi­ye, hey­hat, hâl-i pe­ri­şan, misal, vel­ha­sıl, mü­te­ma­di­yen, müs­teh­zi, tem­rin, müs­tah­dem, maz­lu­mi­yet, evsaf, bed­baht, mü­te­bes­sim, te­va­fuk, mü­te­şek­kil… Ör­nek­ler çok fakat dik­kat çe­ki­ci bir nokta var, öy­kü­le­ri iler­le­dik­çe dil­de­ki bu es­ki­ci­lik aza­lı­yor hatta hemen hemen hiç gö­rül­mü­yor. Bu, acaba öy­kü­le­rin fark­lı za­man­lar­da ya­zıl­ma­sın­dan kay­nak­lı ola­bi­lir mi? Bi­le­mi­yo­rum fakat de­ği­şik za­man­lar­da ya­zıl­sa dahi küçük in­san­la­rın büyük ke­der­le­ri­nin de­ğiş­me­di­ği­ni bi­li­yo­rum, hangi söz­cük­ler­le an­la­tı­lır­sa an­la­tıl­sın.

———————————————————————————————–

Ali Lidar, Büyük Ke­der­ler Küçük Öy­kü­ler, İthaki Ya­yın­la­rı, İstan­bul, Eylül 2019.

      

Tavsiye

Davet / Nâzım Hikmet