Ağıldan Kız Kaçırma – Mehmet Önder

Ağıldan Kız Kaçırma – Mehmet Önder

Ça­lı­şır­ken genç, ka­ra­ya­ğız bir oğlan çıktı geldi:

– Meh­met emmi?

– Buyur.

Daha önce hiç gör­me­miş­tim. Ken­di­ni ta­nıt­tı:

– Ben İlhan. Ar­kı­de­şin Ali’nin oğlu. Ek­mek­çi’den.

Bizim köy­den de, sırf Ali’yle ayır­det­mek kolay değil. Köyde en az kırk tane Ali var.

“Hangi Ali o?” dedim; yine bil­me­ce gibi:

– Yö­rü­ğün Ali.

Yörük kö­yün­de de Yö­rü­ğün Ali bir tane olmaz ki; bu adla bi­li­nen beş altı tane ar­ka­daş var. Köyde her­kes Yörük diye anıl­mak is­ti­yor. Acaba han­gi­si? Daha çok ay­rın­tı is­te­yin­ce, boy­nu­nu yana eğdi, usul­ca:

– İngi­li­zin oğ­lu­yum.

Hah şimdi oldu! İlko­kul ar­ka­da­şı­mın adını doğru dü­rüst söy­le­se­ne. Muh­ta­rın Fer­gu­son trak­tö­rün­den İngi­liz anah­ta­rı­nı aşı­rır­ken ya­ka­lan­mış­tı da, öyle ka­zan­mış­tı bu soy­lu­luk ün­va­nı­nı.

O ken­di­si “İngi­li­zim.” de­mez­di. Köylü kul­la­nır­dı bu la­ka­bı. Ona sor­san, ba­şı­nı kal­dı­rır, göğ­sü­nü içine çeker “Yö­rü­ğün Ali” diye ku­bar­la­nır­dı.

“İlhan, baban nasıl?” dedim; iyiy­miş. Se­la­mı da var­mış. Yal­nız İlhan’ın sı­kın­tı­sı başka. Bir şey­ler an­lat­mak is­ti­yor, sı­kıl­gan, an­la­ta­mı­yor. Neyse ıkın sıkın, so­nun­da açıl­dı, an­lat­ma­ya baş­la­dı. Köy­den bir kızı se­vi­yor­muş. Hem de çok. “Kız ken­di­si­ni sev­di­ği­ni bi­li­yor mu?” dedim. Köy mey­da­nın­da kar­şı­laş­tık­la­rın­da kı­rıt­mış­mış. Tabi bu ka­da­rı ye­ter­li değil. Emin ol­ma­lı. “Kızın kı­rıt­ma ey­le­mi­ni o an­lam­da icra et­ti­ğin­den emin misin?” demiş bu­lun­dum. Ka­fa­sı ka­rış­tı; söy­le­di­ğim söz­cük­ler­den ayrı ayrı an­lam­lar çı­kar­dı:

– Benim on­la­ra har­cım, bor­cum yok ki; nasıl ic­ra­ya ve­re­cek­ler.

Sonra öteki an­la­dı­ğı­na geçti:

– Emin gar­de­şim oluyo. Benim adım İlhan.

Ka­fa­sı ka­rı­şık, biraz moral ver­mek gerek: “Madem kız da gö­nül­lü, is­te­tir­sin, düğün der­nek ev­le­nir­si­niz.” dedim, ama, olay o kadar basit de­ğil­miş. Kızın ba­ba­sı Ko­yun­cu Veli, ba­ba­sı İngi­liz gibi ipsiz bu­lu­yor­muş bunu. “Do­muz­dan olan mocuk, onun da guy­ru­ğu gücük. Adam olmaz bun­la­dan.” di­yor­muş da, başka bir şey de­mi­yor­muş.

Ama bir söz söy­len­di diye olup bit­mez; bir çö­zü­mü ol­ma­lı. Ör­ne­ğin, kıza cazip bir şey­ler sun­ma­lı ki, he­ves­len­dir­me­li.
– Kız ba­ba­evin­de rahat mı?

– Or­ta­lık­ta ev bile yok emmi. Nasıl rahat ola­cak? Ak­şa­ma kadar keçi goyun pe­şin­de. Ak­şam­la­rı ağı­lın ya­nın­da­ki ku­lü­be­de yatar gal­kar.

– Yani, sos­yal ya­şa­mı kısır demek is­ti­yor­sun?

Bunu söy­le­yin­ce utan­dı. Ba­şı­nı eğdi:

– Yok canım, kısır de­ğil­dir. Ço­cu­ğu olur her­hal.

– Güzel. Demek sorun yok. Peki sizin ev rahat mı?

Bun­la­rın ola­nak­la­rı ge­niş­miş. Sen ne di­yor­sun yahu, der gibi gü­lüm­se­di:

– Ben rahat et­ti­ri­rim. Elini sıcak sudan soğuk suya değ­dir­mem. Bizde bir bağ ça­pa­sı, ha­sa­dı; ce­vi­zi, kes­ta­ne­yi, ki­ra­zı top­la­dı mıydı, geri galır inek­le­rin sa­ğıl­ma­sı yem­len­me­si. Ondan sonra gel key­fim gel. Dedim ya bizim evin işi ha­nım­lık.

– De­se­ne, Pren­ses Da­ya­na?

– Da­ya­nı emmi da­ya­nı. Sen ora­sı­nı beni bırak.

Her şey yo­lun­da. Kızın ko­ca­evin­de rahat ede­ce­ği belli. Ama bu çocuk bana bun­la­rı niye an­la­tı­yor:

– Peki, ne bek­li­yor­sun?

O da bu so­ru­yu sor­ma­mı bek­li­yor­muş:

– Ga­çır­mak şart oldu. Ama, o da zor. Ak­şa­ma kadar gızın ya­nın­dan ay­rıl­mı­yor­lar. Ge­ce­le­ri de, elde tü­fenk ağı­lın çev­re­sin­de do­la­nı do­la­nı sa­bah­le­yor­lar.

– O zaman işin zor!

– Ben de ondan gel­dim ya. Bubam “Bu gızı ga­çır­ma­nın yo­lu­nu bilse bilse Meh­met emmin bili. Git ona sor.” dedi.

İşte şimdi hop­pa­la. Ben öm­rüm­de hiç kız ka­çır­ma­dım ki. Hele hele, ağıl­dan si­lah­lı ko­ru­ma al­tın­da­ki kızı ka­çır­ma­nın yön­te­mi­ni bi­le­yim.

– Bubam, Meh­met emmin eyi­lik­se­ver­dir. Seni ça­re­siz bı­rak­maz, dedi.

“Oğlum dol­du­ru­şa ge­tir­me. Ben an­la­mam öyle şey­ler­den.” diye çı­kış­sam da, ba­ba­sı, ço­cuk­luk­tan ne yok an­lat­mış. O da sü­rek­li bas­tı­rı­yor:

– Hani geçi sesi çı­kar­ma­yı kimse bi­le­me­miş de sen bil­miş­sin ya. Bunu da bi­lir­miş­sin. Bubam öyle dedi.
Sana mı kal­mış­tı o sesi çı­kar­mak? Ba­şı­ma ge­le­ne bak.

İlko­ku­lun ilk yıl­la­rı. Malum köy okulu. Öğ­ret­me­ni­miz, önce çev­re­mi­zi ta­nı­yıp öğ­ren­me­mi­zi is­ti­yor. Hem bil­gi­mi­zi öl­çü­yor, hem de bil­me­dik­le­ri­mi­zi öğ­re­ti­yor. Bu arada ses tak­lit­le­ri de yap­tı­rı­yor.

İnek, eşek, at; hep bir­lik­te par­mak kal­dı­rıp hay­van ses­le­ri çı­ka­rır­ken, sıra ke­çi­ye geldi. Bak­tım her­kes sus pus. Keçi nasıl ses çı­ka­rır? At kiş­ner, koyun meler şu bu da, keçi? Zor ol­ma­sa da biraz de­ği­şik­tir. Bizim ke­çi­ler­den bi­li­yo­rum. Bari dedim bil­me­yen­ler de öğ­ren­sin; kal­dır­dım par­ma­ğı­mı.

Köylü ço­cuk­la­rı bilir. Ke­çi­ler de­ği­şik bir ses çı­ka­rır­lar. Bi­lin­me­si çok bir şey ka­zan­dır­maz ama, yine de ak­lı­nız­da bu­lun­sun: Ağ­zı­nı­zı ka­pa­tın üç dört kez “ı” harfi çı­ka­rın, ar­dın­dan “meee” deyin. İşte öyle.

Ama, bunu bil­me­nin zor­luk­la­rı da var. İş “Iı­ı­ıme­ee.” de­yi­ver­mek­le kal­mı­yor. Si­lah­lı ba­ba­nın ağı­lın­dan kı­zı­nı ka­çır­mak is­te­yen­le­re, çözüm yolu bu­la­cak­sı­nız.

Çocuk da çok he­ves­li gel­miş­miş. “Oğlum ben bu iş­ler­den an­la­mam!” de­yin­ce yı­kıl­dı, sitem etti:

– Bütün umu­du­mu seni bağ­la­dıy­dım be emmi. Fos çık­tın!

      

Yorum yaz

Tavsiye

Afşar Timuçin