Kasabadan Bir Esinti: Yorgo Seferis

/ 30 Ocak 2020 / 888 kez okunmuştur / 1 Yorum
Kasabadan Bir Esinti: Yorgo Seferis

Kasabadan Bir Esinti:

Yorgo Seferis

M. Utku Yeşilöz

“Si j’ai du goût, ce n’est guères
Que pour la terre et les pi­er­res.”1

“Bak, bir key­fim varsa eğer
bu yal­nız top­rak ve taş­tan değil.”2

Yorgo Se­fe­ris, “Des­tan­sı Öykü”nün giriş bö­lü­mü­ne taşır Rim­ba­ud’un di­ze­le­ri­ni. Onun şi­ir­le­ri­ni oku­duk­ça duy­du­ğum “öteki dünya” bir yer­den sonra her gün üze­rin­de yü­rü­dü­ğüm top­rak­tan, zaman zaman in­di­ğim Ege kı­yı­la­rın­da de­ni­ze fır­lat­tı­ğım taş­lar­dan fark­lı değil benim için. Peki, Se­fe­ris de böy­le­si bir hisle çe­kil­miş ola­bi­lir mi, şi­irin ko­vu­ğu­na? Öteki dün­ya­da­ki boş­luk­la­rı Art­hur Rim­ba­ud’un “aç­lı­ğıy­la” dol­dur­mak is­te­miş ola­bi­lir mi?

“Ruha ge­lin­ce,
Ta­nı­ya­cak­sa ken­di­ni,
Bir başka ruhun
De­rin­lik­le­ri­ne bak­ma­sı gerek.”3

1900 ba­ha­rın­da İzmir Urla’da4 ya­şa­ma mer­ha­ba diyen Yorgo Se­fe­ris, on dört yıl bo­yun­ca bu top­rak­lar­da­ki mev­sim­le­ri ko­va­lar. Yaz ay­la­rı­nı İzmir’de kış­la­rı ise doğ­du­ğu yer olan Urla’da ge­çir­dik­ten sonra Bi­rin­ci Dünya Sa­va­şı ne­de­niy­le aile­siy­le Atina’ya göç etmek zo­run­da kalır. Ona ço­cuk­luk za­man­la­rı­nı daha çok öz­le­tecek olan bu göç ol­gu­su aynı za­man­da 1918-1922 yıl­la­rı ara­sın­da yaz­ma­ya baş­la­ya­ca­ğı şi­ir­le­rin­de temel iz­lek­ler­den biri hâ­li­ne ge­le­cek­tir.

“Bizim ül­ke­miz ka­pa­nık. Tıl­sım­lı kara ada­lar
Geçit ver­mi­yor de­niz­le­re. Pa­zar­la­rı
Li­man­la­ra inin­ce soluk al­ma­ğa,
Gö­rü­yo­ruz ka­vu­şan günün ay­dın­lı­ğın­da,
Çü­rü­müş tek­ne­le­ri­ni bit­me­miş yol­cu­luk­la­rın-”5

Ro­man­cı, çe­vir­men, de­ne­me ya­za­rı ve şair olan, ken­di­si­nin de şi­ir­le­ri üze­ri­ne ça­lış­ma­lar yapan Ed­mund Ke­eley ile yap­tı­ğı bir söy­le­şi­sin­de6 bu öz­le­min onda il­ha­ma dö­nüş­tü­ğü­nü biz­zat söy­le­yen Se­fe­ris, 1950’ye kadar bu öz­le­mi omuz­la­rın­da ta­şı­mak zo­run­da ka­la­cak­tır. Küçük yaşta gur­bet ile ta­nı­şan şair, yer­le­şik bir ha­ya­tı­nın ol­ma­yı­şı­nı daha sonra seç­ti­ği dip­lo­mat­lık mes­le­ği ile pe­kiş­tir­miş; Lond­ra, Mısır, İtalya gibi ül­ke­ler­de görev al­mış­tır. 1940-1950 yıl­la­rı ara­sın­da An­ka­ra’daki Yu­na­nis­tan Bü­yü­kel­çi­li­ği­ne müs­te­şar ola­rak ata­nan Yorgo Se­fe­ris, böy­le­lik­le Tür­ki­ye’ye geri gelip 1950 yı­lın­da da yıl­lar önce ar­dın­da bı­rak­tı­ğı mem­le­ke­ti İzmir’e ayak basar.

“Ama in­sa­nın söy­le­mek is­te­di­ği­ni dile ge­ti­re­bil­me­si için, bir başka dil ya­rat­ma­sı ve yıl­lar, yıl­lar boyu sev­di­ği, yi­tir­di­ği, bir daha asla bu­la­ma­ya­ca­ğı her şeyle bu dili bes­le­me­si ge­re­kir.”7

Se­fe­ris’in şiir an­la­yı­şı­nın, üs­lu­bu­nun ken­din­den ön­ce­ki iki büyük şair, Pa­la­mas ve Si­ke­li­anos’un an­la­yı­şı­na hiç ben­ze­me­di­ği­ni söy­le­yen Cevat Çapan8′a hak ver­mek müm­kün zira onun da be­lirt­ti­ği gibi abar­tı­lı me­caz­lar­la, bolca kul­la­nı­lan sı­fat­lar­la örülü bir şi­ir­den uzak­tır onun üs­lu­bu. Hemen hemen tüm şi­ir­le­rin­de yalın, yer yer mi­to­lo­ji­ye uza­nan ve kimi im­ge­ler­le sı­kı­la­dı­ğı bir an­la­tım ve şa­irin dış dün­ya­ya açı­lan iç ben­li­ği göz­lem­le­nir.

“Daha da ya­kı­na git­me­li, bir başka dün­yay­la beni ayı­ran bu çiz­gi­yi geç­me­li­yim.”9

Ru­hu­nun ve be­de­ni­nin uğ­ra­dı­ğı göç devam eder­ken bir yan­dan da şiir ça­lış­ma­la­rı­nı sür­dü­ren Se­fe­ris, yay­gın­lık ka­za­nan bir­ta­kım ka­lıp­la­rı kul­lan­sa da, bi­çi­me ge­rek­li özeni gös­te­re­rek me­caz­lar­dan arın­dır­dı­ğı eser­le­riy­le 1963 yılı Nobel Ede­bi­yat Ödülü’nü ka­za­nır.

“Eğil, eği­le­bi­lir­sen, ka­ran­lık de­ni­ze, unu­tup
o öteki, o gö­mü­lü ha­yat­ta uy­ku­nu çiğ­ne­yen
çıp­lak ayak­la­rın uy­du­ğu flüt se­si­ni.”10

Şi­ir­le­rin­de sık sık rast­la­nan ifa­de­ler­den olan öteki, ço­cuk­lu­ğun­da kay­bet­ti­ği İzmir’i şi­ir­le­rin­de arı­yor olu­şu­nun bir iz­dü­şü­mü, derim. Kendi geç­mi­şin­den yola çı­ka­rak “bütün bir geç­miş”e eği­len şair, şi­ir­le­rin­de de mi­to­lo­jik ta­ri­hin pe­şi­ne dü­şe­cek­tir. 1931 yı­lın­da ya­yım­la­nan ilk şiir ki­ta­bı St­ro­fi (Kı­ta­lar), şi­ir­se­ver­le­rin dik­ka­ti­ni çeker . İmgeci an­la­tı­mı­nı be­lir­gin­leş­tir­di­ği ikin­ci şiir ki­ta­bı İ Ster­na (Sar­nıç)’yı Mit­kis­to­re­ma (Des­tan­sı Öykü), Alış­tır­ma Def­te­ri, Seyir Def­te­ri, Ardıç Kuşu, Üç Gizli Şiir ki­tap­la­rı izler.

“Sar­nıç”la ün­le­nen Se­fe­ris’in şi­ir­sel ya­ra­tı­cı­lı­ğın­da daima bir unsur ola­rak kalan “sar­nıç”, za­man­la onun şiir dün­ya­sı­nı bes­le­yen bir im­ge­ye dö­nü­şür. Des­tan­sı Öykü’nün yirmi dört bö­lü­mün­de­ki11 şi­ir­le­ri oku­du­ğu­muz vakit de Se­fe­ris’in “Sar­nıç”tan iki yıl sonra çı­kar­dı­ğı bu şiir ki­ta­bı­nın onun ol­gun­luk dö­ne­mi eseri ol­du­ğu­nu gö­re­bi­li­riz.

“Bize ya­şa­ya­lım diye ve­ri­len ha­ya­tı, ya­şa­dık.
Yazık bunca sa­bır­la bek­le­yen­le­re
Kay­bo­lup kara def­ne­ler için­de, koca çı­nar­la­rın di­bin­de,
Ve yal­nız­lık­tan sar­nıç­la­ra, ku­yu­la­ra ses­le­nip,
Ses­le­ri­nin hal­ka­la­rın­da bo­ğu­lan­la­ra.”12

Şi­ir­le­rin­de ya­ban­cı­laş­ma, ölüm, gur­bet, ha­yat­tan bık­kın­lık, ki­şi­sel ve ulu­sal tarih, in­sa­nın tra­jik hâl­le­ri gibi te­ma­la­rı iş­le­yen şair bil­has­sa “Ardıç Kuşu”nda sa­de­ce kendi ma­ne­vi çö­kü­şü­nü değil bu­nun­la bir­lik­te ya­şa­dı­ğı çağa anlam ver­me­ye ça­lı­şan mo­dern in­sa­nın olay­la­rın hem için­de hem de dı­şın­da ka­lı­şı­nı ses­ler.

Yine Ke­eley ile yap­tı­ğı söy­le­şi­de im­ge­ler­den bah­se­den şair, on­la­rın ço­cuk­luk ça­ğın­dan şaire miras kal­dı­ğı­nı dü­şü­nür ve bu dü­şün­ce­yi şöyle te­mel­len­di­rir: “Kimi zaman bir şi­ir­de böyle bir imge be­li­rir ve kimse de ne­re­den gel­di­ği­ni an­la­ya­maz. Ama kökü şa­irin bi­lin­çal­tı ha­ya­tın­da, çoğu zaman da ço­cuk­lu­ğun­da­dır. Bu yüz­den de şa­irin ge­çir­di­ği ço­cuk­luk dö­ne­mi onun için be­lir­le­yi­ci­dir.”13

Se­fe­ris’in “şi­ir­sel ya­ra­tı­cı­lık bi­lin­çal­tı­nın işi” diyen Eliot’ın bu sap­ta­ma­sı­nı iç­sel­leş­tir­me­si­ni mes­le­ğin­den ötürü şiir ça­lış­mak için vakit bu­la­ma­dı­ğı­na bağ­la­ya­bi­li­riz. Eğer ki şiir ger­çek­ten de bi­lin­çal­tı va­sı­ta­sıy­la var olu­yor­sa o hâlde sü­rek­li bir işle meş­gul olan birey bi­lin­çal­tı­na mal­ze­me de top­lar diye dü­şü­nü­yo­rum.

“Ne­re­ye git­sem ya­ra­lı­yor beni Yunan ül­ke­si.
Pe­li­on’da ya­ma­cı tır­ma­nır­ken kes­ta­ne­ler için­den
Ken­ta­uros’un göm­le­ği sıy­rıl­dı yap­rak­lar­dan göv­de­mi
sar­mak için
ve bir sıcak öl­çe­rin ci­va­sı gibi yük­se­le­rek
ar­kam­dan geldi deniz
dağ su­la­rı­nı bu­lun­ca­ya dek.”14

İyi bir insan ol­ma­yı övünç sayan Se­fe­ris, ken­di­si­ni oku­yan -ama ger­çek­ten oku­yan- iki üç okur­la mutlu ola­bi­le­ce­ği­ni söy­ler söy­le­şi­sin­de. Dil­de­ki, şi­ir­de­ki, ede­bi­yat­ta­ki ev­ri­min bir gös­ter­ge­si gi­bi­dir, o. Kendi an­la­tım ola­nak­la­rı­nı ya­rat­tı­ğı­nı dü­şün­dü­ğü ve çağ­daş Yu­na­nis­tan’ın en “güç” şairi de­di­ği Ka­va­fis’e hay­ran­lı­ğı da onun­la ara­sın­da bir ben­ze­şim ya­ka­la­dı­ğın­dan sanki. Genç­li­ğin­de Edgar Allan Poe ve Walt Whit­man oku­yan şair, oku­du­ğu, yaz­dı­ğı onca şi­ir­den sonra bir şair ola­rak tek kay­gı­sı­nın “söy­le­yecek bir şe­yi­nin ol­ma­sı ve yaz­mak” ol­du­ğu­nu ta­ri­he not düşer.

“Şa­irin ölümü bir do­ğu­mun ken­di­ni ta­mam­la­ma­sı­dır.”15

1971 yı­lın­da ha­ya­ta göz­le­ri­ni yuman Se­fe­ris deniz, taşra, tarih ve pas­to­ral ge­le­nek­le­ri bü­tün­le­di­ği şi­ir­le­ri­nin ya­nın­da eleş­ti­ri ve de­ne­me tü­rün­de eser­ler de verir. “Si­ke­li­anos” baş­lık­lı de­ne­me­sin­de “Bizim ge­le­ne­ği­miz kar­şıt­lık­lar­la do­lu­dur. Ancak büyük adam­lar bir uyum sağ­lar bun­lar ara­sın­da.” diye bil­di­rir. Bu iba­re­yi oku­du­ğum vakit bir an Se­fe­ris hep­ten bizim kül­tü­rü­müz­le ye­tiş­miş dü­şün­ce­si­ne ka­pıl­dım. Ama öyle de­ğil­se de bizim top­rak­lar­da akan bir ır­mak­ta yı­kan­dı­ğı kesin. Onun ge­le­nek­ten kastı Yunan, Türk, şiir ge­le­ne­ği olsun “ge­le­nek” kav­ra­mı­nın içini dol­du­ran kar­şıt­lık­lar da­ha­sı ab­sürt­lük­ler ol­du­ğu­na ka­ni­yim zira insan her çağda ve her yerde “insan”sa ha­ya­tın bir ye­rin­de kül­tü­rel kod­la­rıy­la ya­şa­mı­nı sür­dür­me­ye devam edi­yor­sa er ya da geç bir ça­tış­ma içine düşer ve ancak top­lum­la uz­la­şa­rak kal­dı­ğı yer­den devam ede­bi­lir. Şa­irin bu söz­de­ki “büyük adam” ta­bi­ri üs­tü­ne tam ola­rak bir fikir ge­liş­ti­re­me­dim. Kim bilir, belki biraz daha zaman ve be­ra­be­rin­de gelen bir yeni oku­may­la günün bi­rin­de Se­fe­ris’in “büyük adam”ını da ya­ka­la­ya­bi­li­rim.

“Dön­dük; her zaman dön­mek için çı­ka­rız yola,
Yal­nız­lı­ğa, bir avuç top­rak boş el­le­re.”16

—————————————————-

1. Yorgo Seferis, Destansı Öykü, De Yayınevi, İstanbul, 1965, Giriş.

2. Arthur Rimbaud, Açlık, Çeviren M. Utku Yeşilöz, Çeviri tarihi:26.01.2020.

3. Yorgo Seferis, Argonotlar, Destansı Öykü, De Yayınevi, İstanbul, 1965, s.10.

4. Antik Çağlara uzanan tarihi ile Urla’nın en eski adı Klazomenai’dir. On iki iyon kentinden biri olan Klazomenai, Limantepe mevkiinde yer alır. Birinci Dünya Savaşı sırasında üç yıl işgal altında kaldıktan sonra 12 Eylül 1922’de kurtulan Urla’nın ismi ise Rumca “bataklık” anlamına gelen “vurla” isminden dönüştürüldüğü ileri sürülür. Evliya Çelebi’nin Seyehatname’sinde ise bu şehrin Kıdafe kralının kızı “Ulice” tarafından kurulduğu ve şehre “Urli” adının verildiği zamanla da halk dilinde değişerek “Urla” dendiği yazılıdır.

5. Yorgo Seferis, Destansı Öykü, De Yayınevi, İstanbul, 1965, s.18.

6. Bu söyleşi, 1968 Aralık’ında Seferis ile onun şiirini Philip Sherard’la birlikte İngilizce’ye çeviren Edmund Keeley arasında ABD’deki İleri Araştırma Enstitüsü’nde yapılmıştır.

7. Yorgo Se­fe­ris, Bir Şa­irin Gün­lü­ğü, Can Ya­yın­la­rı, İstan­bul, 2011, s.57.

8. Yorgo Se­fe­ris, Üç Kır­mı­zı Gü­ver­cin, Der­le­yen Cevat Çapan, Söz­cük­ler Ya­yın­la­rı, İstan­bul, 2016, s.9.

9. Yorgo Se­fe­ris, Bir Şa­irin Gün­lü­ğü, Can Ya­yın­la­rı, İstan­bul, 2011, s.51.

10. Yorgo Se­fe­ris, San­to­ri­ni, Üç Kır­mı­zı Gü­ver­cin, Söz­cük­ler Ya­yın­la­rı, İstan­bul, 2016, s.57.

11. Cevat Çapan, “Üç Kır­mı­zı Gü­ver­cin”in ön sö­zün­de “Des­tan­sı Öykü”den bah­se­der­ken Ho­me­ros’un Odys­se­ia’sının yirmi dört bö­lüm­den oluş­tu­ğu­nu, asıl me­se­le ola­rak bunun bir ras­lan­tı ol­ma­dı­ğı­nı söy­ler. Ay­rı­ca söz­le­ri­ne de­ne­me­le­rin­de sık­lık­la Ka­va­fis ve T.S. Eliot’tan bah­se­den Se­fe­ris’in Des­tan­sı Öykü’sünde de tıpkı Çorak Ülke’deki gibi ha­ya­tın kay­nak­la­rı­nı bulma yo­lun­da gi­ri­şi­len bir ara­yış dile ge­ti­ri­lir, diye ekler.

12. Yorgo Se­fe­ris, Des­tan­sı Öykü, De Ya­yı­ne­vi, İstan­bul, 1965, s.23.

13. Yorgo Se­fe­ris, Üç Kır­mı­zı Gü­ver­cin, Der­le­yen Cevat Çapan, Söz­cük­ler Ya­yın­la­rı, İstan­bul, 2016, s.164.

14. Yorgo Se­fe­ris, Y.S. Tar­zın­da, Üç Kır­mı­zı Gü­ver­cin, Söz­cük­ler Ya­yın­la­rı, İstan­bul, 2016, s.72.

15. Yorgo Se­fe­ris, Si­ke­li­anos, Üç Kır­mı­zı Gü­ver­cin, Söz­cük­ler Ya­yın­la­rı, İstan­bul, 2016, s.199.

16. Yorgo Se­fe­ris, Yaz İçin Bir Söz, Üç Kır­mı­zı Gü­ver­cin, Söz­cük­ler Ya­yın­la­rı, İstan­bul, 2016, s.99.

Avatar

sanat ve edebiyat dergisi

Kasabadan Bir Esinti: Yorgo Seferis (1 Yorum)

  1. Güzel tarihi mitle harmanlayan bir yazı. şiirlerde de urla ve ötesi kutlarım…