Yaşar Kemal

/ 6 Ağustos 2016 / 26 okunma / yorumsuz

HAYATI:
Edebiyatımızda 1950’li yıllardan buyana romancılığıyla üne kavuşan Yaşar Kemal’in asıl adı, Kemal Sadık Göğçeli’dir. Ailesi Van Gölü’ne yakın Muradiye ilçesine bağlı Ernis (Günseli) köyü sakinlerindendir. Aile, Luvan aşiretindendir. Birinci Dünya Savaşı’ndaki Rus işgali yüzünden (1915), Osmaniye’nin Kadirli ilçesine bağlı Hemite (Göğçeli-Gökçeli, Gökçedam) köyüne göç eder ve yerleşir. Ailenin Çukurova’ya iniş macerası bir buçuk yıl sürer. Kaynaklarda doğum tarihi 1922 ve 1923 olarak gösterilen Yaşar Kemal, nüfustaki kayıda göre,1926 yılında Hemite köyünde dünyaya gelir; sonradan kendisi 1923’te doğduğunu söyler. Anası Nigâr Hanım, babası Sadık Efendi’dir ve ailenin tek çocuğudur. Üç buçuk yaşında bir kaza sonucunda –kendisi için kurban kesilirken bıçak darbesiyle- sağ gözünü kaybeder. Dört buçuk yaşındayken, babasının öldürülmesi olayına tanık olur. Göç esnasında, Sadık Efendi, sahiplenip sağlığına kavuşturduğu, besleyip büyüttüğü Yunus adlı çocuk /oğulluğu tarafından camide namaz kılarken, yüreğinden bıçaklanarak öldürülür. Bu durumdan psikolojik olarak çok etkilenen Yaşar Kemal’in dili tutulur, kekemeliği on iki yaşına kadar devam eder, zor konuşur. Babasının ölümü üzerine, yaşça babasından çok küçük olan anası (Nigâr Hanım), amcası Tahir Efendi ile ikinci karısı olarak evlenir, ilk eşi Zübeyde Hanım’dır. Amcası Tahir Efendi, ağabeyi Sadık Efendi’nin ölümünü unutamaz, Yusuf’u öldürtmeye çalışır; nihayet köyden Koca Osman, Yusuf’u öldürür.

Yaşar Kemal, ilköğrenimine Ceyhan’ın Burhanlı köyünde başlar, Kadirli Cumhuriyet İlkokulu’ndan mezun olur (10.06.1938). Adana Birinci Ortaokulu’nun son sınıfında iken, okulu bırakır (1941). Adana ve civarında ırgatlık, bekçilik, amelelik, hademelik, çıraklık, şoförlük, kâtiplik, arzuhalcilik işlerinde çalışır. Bunlardan bilinenler; Kuzucuoğlu Pamuk Üretme Çiftliği’nde ırgat kâtipliği (1941), Adana Halkevi Ramazanoğlu Kitaplığı’nda hademelik (1942-1944), Ziraî Mücadele’de ırgatbaşılığı, Kadirli’nin Bahçe köyünde öğretmen vekilliği (1942-43), pamuk tarlalarında ve patozlarda ırgatlık, trakartör şoförlüğü, çeltik tarlalarında su bekçiliğidir. Böylece Güney Anadolu bölgesini ve insanlarını yakından tanıma, gözleme imkânı bulur. Bu birikimlerini gelecek yıllardaki yazarlık hayatında kullanır.

Yaşar Kemal,1940’lı yılların başlarında Orhan Kemal’in aracılığıyla Pertev Naili Boratav, Abidin Dino ve Arif Dino gibi sol görüşlü kişilerle tanışma imkânı bulur. On yedi yaşında iken, siyasî nedenlerle tutuklanır. Askerlik görevini (Kayseri, 1944-1946) yaptıktan sonra, -vatanî görevini ifa ettiği Talas’ta, Türk ve dünya klâsiklerini okuma fırsatı bulur- 1946’da İstanbul’a gider, Fransızlara ait Havagazı Şirketi’nde (1946-1947) gaz kontrol memuru olarak çalışır. 1948’de Kadirli’ye döner; çiftlik tarlalarında kontrolörlük ve daha sonra arzuhalcilik yapar. Adını değiştirerek kendini saklamasına/gizlemesine çok üzülür. Kemal Sadık Göğçeli (Gökçeli) olduğunu Abidin Dino, Arif Dino ve Orhan Kemal dışında kimsenin bilmediğini belirtir; Yaşar Kemal imzasıyla “Cumhuriyet” gazetesinde, “Bu Pazar, Bu Çarşamba” başlıkları altında yazılar yazar. 1950 yılında komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle tutuklanır, Kozan Cezaevi’nde yatar; 1951’de cezaevinden çıkar, İstanbul’a gider. Yabancı bir basın kuruluşunda çalışmakta olan Thilda Serrero Hanım’la tanışır, arkadaş olurlar; Abdülhamid’in başhekimi Jak Mandil Paşa’nın torunu Thilda (Tilda) Hanım’la evlenir (1952). Thilda’nın ilk eşinden olan oğlu Raşit Gökçeli, yüksek öğrenimini tamamladıktan sonra, mimar olur ve Toros Yayınevi’ni yönetir. Yaşar Kemal, 1951-1963 yılları aralığında “Cumhuriyet” gazetesinde çalışır, ancak politik sebeplerden gazeteden ayrılmak zorunda kalır, daha doğrusu kovulur. Nobel Edebiyat Ödülüne aday gösterilir (1960); 1962 yılında “Cumhuriyet”te tefrika edilen “Yer Demir Gök Bakır” (1963) romanı kitap olarak yayımlanır. 1963’te İngilizce öğrenmek için Cambridge’de olan yazar, İngiltere’den döner ve işsizdir. O tarihten itibaren romanlarının geliriyle geçinir. İngilizce, Fransızca ve İspanyolca bilen eşi Thilda da çalışmaya başlar, kıt kanaat geçinmeye gayret ederler. 1964 yılında anası Nigâr Hanım’ı kaybeder. 1963-1965 yılları arası ışıksız, susuz, yolsuz bir kooperatif evinde yaşamlarını sürdürürler. Bu yokluk ve zorluklara rağmen, romanlarını yazmaya devam eder. “Tanin” gazetesinde (1964-1965) tefrika edilen “Akçasazın Ağaları”, “Milliyet”te tamamlanır. Yaşar Kemal’in bu evliliği, yaklaşık yarım asır kadar sürer, Thilda Hanım’ın ölümü üzerine (2000), ikinci evliliğini Ayşe Seniha Baban ile gerçekleştirir (11 Ağustos 2001).Yaşar Kemal’in Ali adlı bir torunu vardır.

Yaşar Kemal, çalışma hayatına “Cumhuriyet” gazetesinde (1951-1963) Yurt Haberleri Servisi’nde başlar; gazeteciliği fıkra ve röportaj yazarlığıyla devam eder. 1962’de Türkiye İşçi Partisi (TİP)’ne katılır; yönetim kurulu üyeliği ile merkez yürütme kurulu üyeliğinde bulunur. O, Kürt mes’elesini hep sosyalizm çerçevesinde düşünür. Mensubu olduğu TİP’in 1970’lerde kapatılmasının, Kürt mes’elesi yüzünden olduğunu söyler. 1963 yılında gazeteciliği bırakır, yazarlığa yönelir. 1967’de haftalık çıkarılan “Ant” dergisinin kurucuları arasında yer alır. “Ant”taki yazılarından (Kanlı İktidarın Ortakları, Camiler Kışla Oldu)ve Ant Yayınevi’nin çıkarmış olduğu “Marksizmin Temel Kitabı”ndan dolayı, kovuşturmalara uğrar; beş yıl yargılandıktan sonra aklanır, 12 Mart 1971 Muhtırası’nın ardından arananlar listesinde yer alır, gidip teslim olur, bir ay hapis yattıktan sonra serbest bırakılır. 1973 yılında kısa bir süre Sovyetler Birliği’ne gider.1973’te Türkiye Yazarlar Sendikası’nın kuruluşuna katılır; 1974-75 yıllarında genel başkanlığa getirilir. 1976 yılında “Yaşar Kemal Gecesi”ne katılmak üzere Paris’ gider. Aynı yıl, SSCB’de düzenlenen 8. Yazarlar Kongresi’ne, New York’ta Ortadoğu Yazarlar Konferansı’na ve Belçika’da düzenlenen 12. Knokke-Heist Uluslar arası Şiir Bineali’ne katılır. Bulgaristan gezisinden sonra (1977), Stockholm’e gider, eşiyle birlikte 1980 yılına kadar İsveç’te yaşamlarını sürdürürler. Ardından altı ay Paris’te kalırlar.16.02 1980’de Avignon’da CİRCA tarafından düzenlenen Akdeniz Yazarlar Toplantısı’na, 1981’de Paris’te düzenlenen Muhalifler Konferansı’na katılır. Yazar,1984’te bir süre Stockholm’de yaşar. İsveç Sanat Akademisi ve Yazarlar Birliği, Nobel Edebiyat Ödülüne aday gösterilir (1987); 1989’da Fransız Devrimi’nin 200. Yılı Kutlamaları’na katılmak üzere, Fransa’ya gider. 1993’te Dünya Kültür Akademisi Kurum Üyeliği’ne seçilir. 1995 yılında “Der Spiegel”deki bir yazısı (Zulmün Artsın) nedeniyle İstanbul DGM (Devlet Güvenlik Mahkemesi)’de yargılanır ve aklanır. Ardından 7 Mart 1996’da “Türkiye’nin Üzerindeki Kara Gökyüzü” yazısı sebebiyle yargılanır; bir yıl sekiz ay hapis cezası alır, ancak cezası ertelenir. PEN Yazarlar Derneği üyesidir ve İstanbul (Menekşe)’da yaşamını sürdürmektedir.

Yaşar Kemal, küçük yaşta babasını kaybeder, onun acısını yüreğinde taşır, fakat kin tutmaz ve intikam duygusu içinde yaşamaz. Çabuk kırılıp küsen bir mizaca sahiptir. Olaylar karşısında tarafsız kalmaya ve düşünmeye özen gösterir. Çocuklara ve yaşlılara ayrı bir değer verir. İnsanı, doğayı ve doğadaki varlıkları sever. Sevinç ve üzüntülerini yakınları dışında pek paylaşmaz. Karamsarlığı sevmez, kendine bir mit yaratıp ona sığınır ve aydınlığın türküsünü söyler. Yakın çevresinde eşkıyalar yer aldığı için, onlara karşı özel bir ilgisi vardır. Eşkıya, eşkıyalık üstüne hikâyeler, türküler ve ağıtlar dinleyerek büyür. Köy hayatına alışkındır, tabiata ve insana yakındır. Halk şairlerini sever, dinler, onlarla birlikte dolaşır, onlara özenir ve âşık (halk ozanı) olmaya çalışır. Kimi zaman o hayatı yaşar ve yaşatır.

SANATI
Van’da iken, Kürt halk şairi, destancı Adale Zeyniki’nin evlerine gelip destan söylemesi, Yaşar Kemal üzerinde çok etkili olur. Çıkardığı türkülerle “Âşık Kemal” olarak ünlenir. Evlerine gelen eşkıyalardan yaşadıklarını ve yaptıklarını dinler. Nihayet okula başlar, üç ay sonra gazete okuyacak hâle gelir. Âşık Rahmi ile çalışırlar, okul ile âşıklık arasında tercihini yapar, zor şartlarda ortaokula devam eder.

Adana’da Belçikalıların kurduğu çırçır fabrikasında hem çalışır, yatar kalkar; hem de okuluna gider. Onurlu bir davranış sergiler, kendisine teklif edilen yardımları kabul etmez. Yaz aylarında yaylaya çıkar, Anavarza kayalıklarından başlayan büyük Akçasaz bataklığındaki güzelliklerden çok etkilenir. Muhayyilesinden silinmeyen bu görüntüler, “Akçasaz’ın Ağaları”na malzeme olur. Torosların tabiat zenginliği (bitki, hayvan, börtü böcek, kuş, ağaç, dağ, taş… ) eserlerine yansır. Çukurova’nın yıldızlarla döşeli ve parlak gökyüzü, ona romantik duygular yaşatır, edebiyata karşı olan ilgisi artmaya başlar. O, Akdeniz’i on yedi yaşında iken görür. Pamuk tarlalarında işçi olarak çalışır. Pamuk çapalama, pamuk toplama, ekin biçme, traktör şoförlüğü başlıca işleri arasındadır.

O, edebiyat hayatına, 1940’lı yıllarda başladığı folklor derlemeleri ve bu devrede yazmış olduğu şiirleriyle girer. İlk şiirlerini on altı yaşındayken, Adana’da çıkan “Görüşler”(1939) adlı dergide, sonra Türkiye’deki diğer dergilerde yayımlar; 1963 yılına kadar şiir yazmayı sürdürür. Yaşar Kemal, folklora merak sardığı devrede, derlediği “Çifte Çapa Manileri”ni Adana “Görüşler” (1941) dergisinde neşreder. “Ağıtlar”ı da 1943’te kitaplaştırır. Bu dönemde yazmış olduğu şiirleri “Türksözü” (1939), “Yeni Adana” (1939), “Vakit” (Karacaoğlan hakkında, 1944) gazeteleriyle; “Görüşler, Çığ” (Adana), “Ülkü, Millet” (Ankara),“Başpınar” (Gaziantep), “Kovan” (İzmir), “Varlık” (Karacaoğlan’ın yayımlanmamış şiirleri, Ankara) dergilerinde Kemal Sadık Göğçeli adıyla çıkar (1939-1943).

Yaşar Kemal, 1951’de Kadirli’de arzuhalcilik yaparken, Çukurova’da Komünist Partisi kurulur, kurucular arasında onun da bulunduğu iddiasıyla Kadirli hapishanesinde on beş gün kalır, çıktığında halk tarafından linç edilmek istenir. Mahkeme tarafından tutuklanır, hapiste eşkıya Hilmi tarafından bıçaklanır. Tahliye olunca Kadirli’ye gelir, arzuhalci dükkânı Belediye tarafından yıkılır, masasını bir akasya ağacının altına yerleştirir, işine devam eder. Her celsede Kozan’a gidip gelmek zorunda kalır, sonunda aklanır. Öldürüleceği ihtimali üzerine, İstanbul’a gitmesi söylenir. Kadirli’de jandarmalar, Yaşar Kemal’in evini basar, “Sarı Sıcak” adı altında topladığı hikâyeleri dışında, folklor derlemelerinin büyük bir kısmı ile “Demir Çarık” adlı romanını da alıp götürürler. Önce Ankara’ya Abidin Dino’nun evine gider, evde Oktay Rifat ve Güzin Dino Hanım vardır. Yazacağı “Demirciler Çarşısı Cinayeti” ni Oktay Rifat’a anlatır. İstanbul’a geçer, Arif Dino’nun yardımıyla “Cumhuriyet” gazetesine alınır. Yazmış olduğu “Bebek” hikâyesi, dizi hâlinde “Cumhuriyet” gazetesinde yayımlanır (1951), dili bakımından çok beğenilir. 1951 yılından sonra Kemal Sadık Göğçeli /Sadık Kemal Göğçeli yerine, Yaşar Kemal adını kullanmaya başlar. Bu hikâyelerini 1952’de “Sarı Sıcak” kitabında bir araya getirir (Varlık yayını, 9 hikâye).Hikâyelerinden ilâvelerle “Bütün Hikâyeler”i yayımlar (1967).

Yazarın, “Cumhuriyet”e röportajlar yapması istenir. Diyarbakır’a gider, hazırlamış olduğu “Kaçakçılar Arasında 25 Gün” röportajını gazeteye postalar; ardından Van’a geçer. “Anadolu Notları” başlığı altında çıkan röportajı büyük bir ilgi görür ve İstanbul’a döner. Urfa, Antep, Yozgat ve Kayseri’yle ilgili röportajlarının yanı sıra,“Dünyada Van, Erzurum Dağları Kar ila Boran, Amasya Sular Altında, Nuh’un Gemisi Peşinde, Füreya’nın Çini Cenneti ve Yanan Ormanlarda, Çukurova Yana Yana, Dünyanın En Büyük Çiftliğinde Yedi Gün…”röportajları “Cumhuriyet” gazetesinde yayımlanan çalışmalardan bir kaçıdır. Yaşar Kemal, “Cumhuriyet” gazetesinde çalışırken, Cevat Fehmi Başkut’la dostluk kurar. Gaziantep’e kaçakçılık röportajına gönderilir (1953). Kemal Sadık Göğçeli olduğu anlaşılır, polis tarafından Sansaryan’a götürülür, sonra Yaşar Kemal olduğu anlaşılınca bırakılır.

Yaşar Kemal 1946-47 yıllarında roman denemelerine başlar; “İnce Memed” ve “Ortadirek”i yazmaya çalışır. Maddî sıkıntı çektiği bir devrede, bir filmciye “İnce Memed”in konusunu anlatır, bir ay içerisinde senaryoyu kazması karşılığında üç bin lira vereceğini söyler; ancak sözünde durmaz. Bunun üzerine, durumu Cevat Fehmi’ye anlatır. Roman olarak tasarladığı “İnce Memed” için bin lira avans alır; romanını yazmaya koyulur. 1953 yılının soğuk geçen kışında, üç ayda “İnce Memed”i tamamlar. Para için yazdığı bu romanına adını koymak istemez. Romanın baştaki uzunca Çukurova betimlemesini çıkarması kaydıyla, “Cumhuriyet”te yayımlanacağı söylenir, ancak Yaşar Kemal inat eder, bu bölümü çıkarmaya yanaşmaz. Nihayet adını kullanmak koşuluyla “İnce Memed” romanı “Cumhuriyet”te tefrika edildikten sonra (1953-54), 1955’te kitap olarak yayımlanır. “İnce Memed”, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Nurullah Ataç, Reşat Nuri Güntekin, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Suut Kemal Yetkin Bekir Sıtkı Kunt, Yaşar Nabi Nayır ve Muhtar Körükçü gibi şahsiyetlerin bulunduğu seçici kuruldan geçerek, 1956’da Varlık dergisinin Roman Ödülü’nü kazanır.

Yaşar Kemal, “İnce Memed”in ardından uzun hikâye olan “Teneke”yi yazar (1954). Çalışmalarına ara verir, beş yıl hiçbir şey yazmaz. “Ortadirek”i yazmak için, Cumhuriyet gazetesinden bir yıl izin alır, romanını tamamlar. Eser “Cumhuriyet” (1959) tefrika edildikten sonra, kitap olarak basılır (1960). Deneme yazılarından bir kısmını “Taş Çatlasa”(1961) kitabında bir araya toplar. Bu arada yazmış olduğu senaryolardan (Beyaz Mendil, Kara Çalı, Alageyik, Karacaoğlan’ın Kara Sevdası) para kazanır, yaşadıkları maddî sıkıntıdan kurtulurlar. Nâzım Hikmet’in tavsiyesiyle “İnce Memed”, 1957’de Sovyetler Birliği ile Bulgaristan’da yayımlanır. 1961’de ise, İngiltere, İskandinavya, Fransa ve Amerika’da olmak üzere, otuzun üzerinde ülkede yayımlanır. Yazar, dört ciltten oluşan “İnce Memed”in yazımının 39 yılda tamamlandığını söyler; birinci kitapla ikinci kitap arasının on beş yıl, üçüncü kitabın da bir o kadar, son kitabın ise iki yıl sürdüğünü belirtir. Amerikan Fox Şirketi “İnce Memed”i film yapmak ister. 1965’te Stanley Mann’in yazdığı senaryo, Joseph Losey tarafından filme aktarılması girişimi sansüre takılır. 1978’de Peter Ustinov filmi Türkiye’de çekmeğe karar verir, ona da izin verilmez. P.Ustinov, bu filmi Yugoslavya’da Türk bölgesinde çeker. 1983’ten sonra film, gizli ve kaçak yollardan videolarla Türkiye ve diğer ülkelerde izlenmeye başlar.

Yaşar Kemal, insan gizemine varmaya çalışır. Düş gücünü yitiren insanın umudu olmayacağını düşünür. Ona göre, “Umut, düş gücünün yarattığı ve insanoğlunun sahip olduğu en büyük değerlerden birisi”dir. “İnsanı ölümsüzlük düşüncesine götüren yarattığı umut ve gizem”dir. Gerçeklikle düş gücünün iç içe olduğu düşüncesini taşır. Romanlarında korkuyu, sevgiyi, güzel şeyleri, aşkı düşsel olarak yeniden yarattığını; bunu gerçeği arama çabası bağlamında bilinçli olarak ortaya koymaya çalıştığını belirtir. Gece sabahlara kadar hayâl kurduğunu ve o yarattığı dünyadan zor ayrıldığını söyler. Masal dinlemekten hoşlandığını ve dinlerken kendinden geçtiğini, gezgin ozanlardan çok etkilendiğini, o hayata öykündüğünü ifade ve itiraf eder.

Yaşar Kemal’in ilk okuduğu roman, Alphonse Daudet’nin “Le Petit Chos” (Küçük Şey)’tur. Ondan sonra “Kerem ile Aslı”yı okur; bu eseri La Chanson de Rolland (Rolland Destanı)’ın benzeri olarak görür. Onu ilk etkileyen eser, Migel de Cervantes’in “Don Kişot” romanıdır. On yedi yaşında okuduğu bu eser sayesinde, yeni bir dünya keşfettiğini söyler, günlerce bu eserin etkisi altında kalır. Sait Faik’in “Medarı Maişet Motoru”nu okur ve esere hayran olur. Abidin Dino’nun eşi Güzin Dino’nun kendisine listesini vermiş olduğu Fransız klâsiklerini tanımakla edebiyat dünyasına girmeye başlar.

Yaşar Kemal, on yedi yaşından sonra Batı ve dünya edebiyatını tanımaya başlar. Honore de Balzac, Henri Beyle Stendhal, Leon Tolstoy, Anton Pavloviç Çehov, Fiyador Dostoyevski gibi yazarları okuyarak ilk hikâye ve romanlarını yazmaya başlar (1946). Alexandre Dumas, Alexandre Dumas Fils, Victor Hugo, Maksim Gorki ve Nikola Gogol’ü heyecanla okur. Victor Hugo’nun “Les Miserables” (Sefiller)’i ile Gogol’ün “Ölü / Ölmüş Canlar”ı onu sarsan eserler arasında yer alırlar. Adana’da Ramazanoğlu Kitaplığı’nda çalışırken, çok okuma fırsatı elde eder. Homer Homeros’u, Yunan klâsiklerini bu dönemde elden geçirir; askere gidinceye kadar zamanını iyi değerlendirir; dünya klâsiklerini tanıma imkânı bulur. En çok Anton Çehov’a hayranlık besler. Orhan Veli’nin şiirlerini ezbere okur. Sait Faik’in dilini, anlatış biçimini çok beğenir. Arthur Rimbaud ile yepyeni bir dünyaya açılır. On altı, on yedi yaşlarında folklor derlemelerine başlar. İlk kitabı “Ağıtlar” bir derleme çalışmasının ürünüdür. Tekerleme, destan ve masal derlemeleriyle uğraşan Yaşar Kemal, daha güzel yazabilmek emelinde ve arayışındadır. İlerleyen devrede şiir, hikâye ve romandan başka şey düşünmez. Dünyayı doğru algılayabilmek, gerçeğe daha derinlemesine inebilmek ve anlatımını gerçekle bütünleştirebilmek için, edebiyata sıkıca sarılır.

Yaşar Kemal, ilk şiir denemesi olan “Seyhan” (Görüşler, 1939)’ı geleneksel şiirden uzak, yavan şairlere öykünmüş olduğu için beğenmez. Yirmi üç yaşında ilk hikâyesi olan “Pis Hikâye”yi yazar (1946), bunu en iyi yazıları içinde sayar. 1945-1950 yılları aralığında hikâyeye yönelen yazar, “Pis Hikâye”den sonra, “Kızamık”ı kaleme alır. 1948 yılında “Bebek”, ardından “Dükkâncı” hikâyelerini yazar.1949 yılında “Demir Çarık” ile 1951’de “Hüyükteki Nar Ağacı” adlı kısa romanlarını tamamlar. Onun yazı hayatı, bilinçle, istençle devam eder. Profesyonel destancılar geleneğinden geldiği için, Homeros ile Stendhal’i sever; Stendhal’in “Le Rouge le Noir” (Kızıl ile Kara / Kırmızı ve Siyah), “La Chartreuse de Parme” (Parma Manastırı) romanlarını başucu kitapları olarak niteler. Yaşamını kazanmak için değişik işlere girip çıkar, ama tek amacı, yazmak eylemidir. Doğayı teneffüs etmek, insanlarla iç içe yaşamak ve onları gözlemlemek, en büyük merakıdır. Alain Bosquet’le yaptığı mülâkatta, romanlarının bir kısmını İstanbul yakınlarındaki bir deniz kasabası olan Şile’de, sonra bir kısmını da Abant’ta ve Yalova’da orman içinde bir otelde yazdığını belirtir. Adlarını vermemekle birlikte dokuz romanını Abant Gölü kıyısında tamamladığını söyler. Yazacağı romanları önceden kafasında tasarlar, sonra yazıya geçirir. Romanlarının konusuna, uzunluk ve kısalığına göre, yürüyüşlere çıkar ve çalışma saatlerini ona bağlı olarak ayarlar. Son zamanlarda romanlarını, İstanbul’un epeyce dışında, denize yakın bir yerde bulunan evinde yazdığını belirtir.

Yaşar Kemal, sanata-özellikle romana- kesin kurallar koymayı doğru bulmaz. Sanatçının yetiştiği ortamdan etkilendiğine ve yoğrulduğuna inanır. Marksizme bireyin kurtuluşu, insanlığın özgürleşmesi adına gönül verir. Marksizmin dünyaya bakmak için açılan aydınlık bir kapı olduğu düşüncesindedir; bu yüzden sosyalist ve Marksist görüşü benimser. Özgür düşünmeye çalışır, insanın yaratıcılığını önemser, kültürlerin birbirlerini beslemesi gerektiğinin altını çizer. Fildişi kulede sanat yapılamayacağı kanaatindedir; sanatçının gözlemlerini, düşlerini, kendi toprağını romanlarının ülkesine katması gerektiği düşüncesindedir. Toprağının sözlü edebiyat olduğunu, epopenin hâlâ yaşadığını savunan yazar, beslendiği kaynakların Henri Beyle Stendhal, Charles Dickens, William Faulkner, Franz Kafka, Fiyador Dostoyevski, Nikola Gogol olduğunu ifade ederken, klâsikleri, Doğu ve Batı ustalarını da özümsemek gerektiğini vurgular. Gelenek ve göreneklerin yazarlar üzerinde etkili olduğunu, dolayısıyla eserlere yansıdığını söyler. Yazarı yaşamından koparmanın doğru olmadığını belirtir. 1970’li yıllardan sonra dünyaya açılan bir yazar olarak edebiyat tarihinde yer edinir.
Yaşar Kemal, romanın sürükleyici olmasını, soluk kesmesini ister. Bu bağlamda Alexandre Dumas Fils’in “La Dame aux Camelias” (Kamelyalı Kadın) romanını örnek gösterir. “Roman zor okunmalı, okunurken çaba harcanmalı” fikrine katılmaz. Sürükleyiciliğin, roman sanatının değerinden bir şey eksiltmeyeceği kanısındadır. Tolstoy, Dostoyevski, Gogol, Dickens ve Homeros’un bu yolda en çarpıcı örnekler olduğunu belirtir. Kendisi için yazmadığını söyleyen yazar, eski destancıların soyundan geldiğini, bu yüzden okurlar için yazdığını ifade eder. Düş dünyasının okurla bütünleşmesini arzular. Ders verici yazarlardan ziyade, insan gerçeğine varabilmiş yazarlardan hoşlanır. Bu yüzden koşullara ve çevreye önem verir. İnsan gerçeğinden hareketle insanoğlunun sağlam ve sarsılmaz değerleriyle buluşmaya çalışır.

Yaşar Kemal, uzun soluklu eserler yazmakla tanınır. Bunda destan geleneğine bağlılığının etkili olduğu öne sürülebilir. Sözgelimi, “İnce Memed”i tarihteki konumundan hareketle Sakarya Şeyhi’nin baş kaldırış hikâyesinden esinlenerek yazar. Dünyanın Sakarya Şeyhi gibi, baş kaldırmaya mecbur kişilerle dolu olduğu gerçeğini “İnce Memed”de dile getirmeye çalışır. “İnce Memed” dörtlemesinde, baş kaldırmaya mecbur insanın derinine inmek ister; eserin ilk cildinden sonra, ağa tipi kalıbını kırmağa çaba gösterir, onlardaki değişimi yakalar ve uzun uzun anlatır. O, “Ortadirek, Yer Demir Gök Bakır, Ölmez Otu”ndan oluşan “Dağın Öte Yüzü” üçlemesinde, geleneksel anlatımdan geniş ölçüde yararlanır. Olayların akışına katılan gizemli kişiler belirir, fantastik öğeler, düşler, anılar öne çıkar. Örneğin, yazarın “Yer Demir Gök Bakır” romanında mit yaratılması anlatılırken, eski ozanlardan ve yaratılmış mitlerden yararlandığı gözlenir; araya bir ozan, bir kör, bir bilge girer, bunlar yazarın duygu ve düşüncelerini aktarma görevini üstlenirler. Bu tekniğin, çağdaş roman anlayışına -post modern romana- da yansıdığını görmekteyiz. Dünyayı, dünyada olup bitenleri anlatmayı amaçlayan yazar, sözün büyüsüne önem verir, fanteziyi, insanlığın en güzel özelliği olarak görür. Onun romanlarında alttan alta işleyen, belli belirsiz bir mizah dikkat çeker; bunu da onun mizacıyla bağdaştırmak olasıdır. O, doğadan uzaklaştıkça, koptukça yabancılaşmanın kaçınılmaz olduğuna inanır. İnsanın yarattığı değerlere sahip çıkmasını ister. Aydınlığın, sevincin türküsünü söylemek gerektiğini belirtir. Daha zengin düş dünyaları kurmaya ve bulmaya çaba gösterir.

Yaşar Kemal’e göre, roman biçimlerini o ülkenin gelenekleri, kültürü, coğrafyası, tarihi ve sosyal durumu etkiler ve belirleyici olur. O, roman biçimlerini en iyi belirleyici öğenin dil olduğuna inanır. Yazara göre, bilinçaltını değil, bilincimizi bile gereğince kavrayıp anlatmış değiliz. Bilinçaltına, yaratıcılığımızla varabileceğimizi düşünür. O, yaratıcılık gücünün, yazmasına ve insan gerçeğine varmasına yardımcı olduğunu ifade eder. Yazara göre, sanat hayat değildir, hayatın bileşimidir. “Gerçekçilik dünyayı aynen kopya etmek değildir. Tabiata da, hadiselere de kendi gözümüzle bakmak ve kendimize yeni bir dünya kurmak” tır. O, tabiattaki canlı ve cansız bütün varlıklara karşı yakınlık duyguları taşır. İnsanı, hayvanı, ağacı, otu, taşı, toprağı, suyu, yıldızı bir bütün olarak görür; hepsine aynı duyarlılıkla yaklaşır. “Ortadirek” romanı, bu açıdan en dikkat çeken örnektir. O, romanlarında tabiatı bir dekor olarak kullanmaz; otlarla, çiçeklerle, böceklerle, kuşlarla, sularla, dağlarla, taşlarla arkadaşlık eder, onları bu duygu yoğunluğuyla anlatır.

Gazeteciliği, sanatçılıktan uzak tutar, onu bir meslek olarak kabul eder. Romanlarında toplumsal çelişki ve çatışmaları, insanların dünyasına yansıyan boyutlarıyla irdeler; insanı insan yapan erdemleri şiirsel, soluklu ve güçlü bir dille anlatır. Onun eserlerindeki şahıs kadrosu eşkıyalar, ağalar ve ırgatlar düzleminde belirginlik kazanır. Eşkıyalar, ağalardan halk adına hesap sorarlar ve yüceltilirler. Sanatçının gözlem gücü kuvvetlidir, gerçeğe hayâl ve düş öğeleri katarak üslûbunu yumuşatır. Efsane, destan, tekerleme, ağıt, türkü, yerel söyleyişler, atasözleri ve deyimler, onun anlatımına zenginlik kazandırır ve özgünlüğünü sağlarlar. Eserlerinde öne çıkan tema, eşkıyalık ve ağa zulmüdür. “Teneke”de, köylünün sağlığını düşünmeyen ve çeltik ekiminden kazanç elde etmeye çalışan ağalara karşı, Kaymakam ile köylünün mücadelesi sergilenir. “İnce Memed”de Abdi Ağa’nın zulmüne dayanamayan İnce Memed’in eşkıya oluşu ve sonrası dile getirilir. Eşkıyalık o dönemin diğer romanlarında da (İnsan Kurdu/Tarık Dursun K.; Sağır Dere, Körduman, Köyün Kamburu/Kemal Tahir…) işlenen temadır. Bunlar arasında, “İnce Memed”, bir başkaldırının destanı olarak kabul görür.

Yazar, “Cumhuriyet” gazetesinde çalışırken, yurt sorunlarını ele alan röportajlar yapar. Doğu Anadolu’daki yer altı köylerini, ormanları konu edinen röportajları ilgiyle karşılanır. Doğa-insan ilişkileriyle insanın yaşamayı öğrendiğini belirten yazar, röportajın bu özelliğinden yararlanır. Röportajın olayların gerçeğine inebilme imkânı sağladığını, büyük romancıların bundan istifade ettiklerini söyler. Röportajın hikâye ve roman gibi bir sanat eseri yarattığını düşünür, bu yüzden röportajı çok önemser. Romanlarında çocuklara ve yaşlılara genişçe yer veren yazar, çocukların insan olduğunu, onlara gereken değerin verilmesi gerektiğini vurgular. Çocukları önemseyen Yaşar Kemal, “Kimsecik” romanını bu duygu ve düşünce çerçevesinde kaleme alır. Çocuklar için “Uçurtma” romanını yazar, ancak “Çocuk Edebiyatı”na inanmaz. Büyüklerin anladıkları edebiyatı, hikâye, roman ve şiirleri çocukların da anladıklarını savunur. Bu anlayıştan yola çıkarak “Uçurtma” romanını kaleme aldığı görülür. Çocuk konusunda duygu sömürüsü yapıldığı kanısındadır. Çocuklara sağlıklı ve akıllıca eğilen sanatçılara ihtiyaç olduğunu düşünür. Bu anlayışa bağlı kalarak eserlerinde çocukların iç dünyalarını anlatmaya özen gösterir. Yaşar Kemal, masalcı bir yazar olarak nitelendiği gibi, yerelden evrensele açılmayı başaran bir yazar olarak da görülmektedir.

DİL VE ÜSLÛBU
. Onun doğduğu köy, bir Türkmen köyüdür. Türkçenin en zengin ve güzel konuşulduğu yerdir. Buradaki her kadın bir şairdir; ağıt yakmasını bilmeyen kadın yok gibidir. Yörede çok sayıda destancı vardır; Âşık Murtaza, Küçük Memet, Çolak Ökkeş, Gâvurdağlı Âşık Hacı… Bunlardan etkilenen Yaşar Kemal, sekiz yaşından sonra, destan söylemeye ve şiir yazmaya başlar.

“Sarı Sıcak” (1952)’taki hikâyelerinde (Bebek, Dükkâncı, Pis Hikâye…) Çukurova Türkmencesine yer verir. Şiir ve yazılarında Çukurova’nın canlı, çok zengin Türkçesiyle yazı dilinin olanaklarını birleştirmeye çalışır. Dilde Karacaoğlan’nın etkisinde kalır. Dili, ayrıntılarla güzelleştirmek gerektiğine inanır; halkın dilini zengin ve canlı bulur. Bu bağlamda başarılı üslûbu yakalayan Nâzım Hikmet’i örnek alır. Yazar olarak, dilin bilincine vardığında, ona yeni tatlar, nüanslar (ince ayrımlar), yeni zenginlikler aramaya, yaratmaya çalışır. Nâzım Hikmet’in hapishanede Anadolu halkıyla, onun diliyle karşılaşmış ve onlarla kaynaşmış olmasına dikkat çeker, “ Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddin Destanı” (1936)’nın bu anlayışla yazılmış bir şaheser olduğunun altını çizer. Halkın dili ve kültürüyle yoğrulan Nâzım Hikmet’i çok sever; Karacaoğlan ve Dadaloğlu’ndan sonra, şair olarak onu beğenir ve takdir eder. Nâzım Hikmet’e, Yunus Emre, Pir Sultan Abdal, Adale Zeyniki’ye karşı duyduğu hayranlığı yaşar.

Yaşar Kemal, eserlerinde yazı dilinde olmayan bölgesel birçok sözcük ve deyimlere yer verir. Bunları Ali Püsküllüoğlu, “Yaşar Kemal Sözlüğü”(1974) adı altında bir araya getirir. Yazar, yeni bir roman dili yapmak, dilin derinliğine inmek, anlatımın bütün imkânlarını denemek, dilde yeni ince ayrımlar bulmak emelindedir. Aynı biçim ve biçem (üslûp)de yazmaktan hoşlanmaz. Meselâ, “Ağrı Dağı Efsanesi”nde destan atmosferini çağdaş romanda denediğine tanık oluruz.“Yer Demir Gök Bakır” romanında, efsanelere çokça yer verdiğini görürüz. Her romanında ayrı bir üslûp arayışı vardır. Dilin gücünün sonsuz olduğunu, bütün insanlığı dilin kurtaracağına inandığını vurgular.

O, sanatta yeniliklere açık bir sanatçıdır; romanda yeni anlatım biçimlerini doğal karşılar. “Hüyükteki Nar Ağacı” adlı uzun hikâyesinde masalcıların, destancıların anlatış biçimlerinden yararlanır. Temeli, kaynağı Çukurova halkının konuştuğu gündelik dil olan yazar, destan geleneğinden çokça beslenir. “Hüyükteki Nar Ağacı”nda bunu görmek mümkündür. “Ağrı Dağı Efsanesi”nde destan atmosferini, çağdaş romanda denediği görülür. Romanlarında şiirli bir dil kullandığı gibi, kuru bir dil de kullanır; sürekli bir arayış hâlindedir. Örneğin, “İnce Memed”lerin dili ayrı, “Akçasazın Ağaları”nın , “Deniz Küstü”nün dili apayrıdır. O, yazar olarak istediği romana henüz ulaşamadığını belirtir.

Yaşar Kemal, Çukurova insanlarının yaşantılarından kesitleri, destansı nitelikte şiirsel bir dille ve güçlü tabiat tasvirleriyle ortaya koyar. Sözgelimi, “Ortadirek”te, köy insanlarının pamuk tarlalarında ırgatlık yapmak için, Çukurova’ya inişleri, tabiatla mücadele edişleri etkili bir biçimde anlatılır.“Yer Demir Gök Bakır”da, köylülerin Çukurova’dan köylerine döndükten sonraki yaşantıları; “Ölmez Otu”nda, köylünün pamuk tarlalarındaki çalışma şartları, yaşadıkları ve yoksulluk hâlleri dile getirilir. Halk edebiyatından yararlanan yazar, Anadolu efsanelerini “Üç Anadolu Efsanesi” (Köroğlu’nun Meydana Çıkışı, Karacaoğlan, Alageyik), “Ağrı Dağı Efsanesi, Binboğalar Efsanesi” ile “Çakırcalı Efe”de romanlaştırır. Halk kültür ve sanatına bağlı kalan sanatçı, takip eden yıllarda Batı kültür ve sanatına da yabancı kalmaz; böylece dünyaya açılmaya çalışır. Hikâye ve romanlarını yazarken, yaratıcılığını kullanır, metnini zenginleştirir; bölüm bölüm düşünerek yazar. Sanatın bir terkip işi olduğuna inanır. Bu yüzden yüreğin ve kafanın dolu olması gerektiğine işaret eder. “Bebek” hikâyesini kusursuz derecede güzel ve başarılı bulur; diğer eserlerinin kusurlarla dolu olduğunu belirtir. Eserlerinde şive taklidi yapmadığını, insanların bölgelerinde konuştukları gibi ortaya çıktıklarını ifade eder. Kendi neslinden Orhan Kemal ve Sait Faik’i beğenir.

Yaşar Kemal’in eserlerinde yerel söyleyişlere, ikilemelere, deyim ve atasözlerine geniş ölçüde yer verdiği, yazım ve noktalama kurallarına özen göstermediği gözlenmektedir. Yazarın anlatımına canlılık kazandıran edebî sanatlar (teşbih, istiare, mecaz, teşhis, mübalâğa…)’dan yararlandığını söyleyebiliriz. Onun eserlerinde hareket ve canlılığa bağlı olarak fiil cümleleri, kurallı ve basit cümleler öne çıkar. Tahlil cümlelerinden çok, tasvir cümleleri kullandığına tanık oluruz. Destan ve masaldan yola çıkan, geleneksel anlatımı önceleyen yazar, anlatımını uzatır, ince ayrıntılar üzerinde yoğunlaşma gösterir.

ALDIĞI ÖDÜLLER
Yaşar Kemal, yurtiçi ve yurtdışında çok sayıda ödüller kazanmıştır. Bunları aşağıdaki şekilde sıralamak mümkündür:
İnce Memed, Varlık Dergisi Roman Armağanı (1950); “Dünyanın En Büyük Çiftliğinde Yedi Gün” adlı röportaj dizisi, Gazeteciler Cemiyeti Başarı Armağanı (1955); Teneke’den aynı adla uyarlama oyunu, İlhan İskender Armağanı ve Ankara Sanatseverler Ödülü (1966); Uluslararası Nancy Tiyatro Festivali Birincilik Ödülü (1966); İnce Memed, Uluslararası PEN CLUB tarafından en başarılı altı romandan biri olarak seçildi; Demirciler Çarşısı Cinayeti, Madaralı Roman Ödülü (1974); Milliyet Sanat Dergisi, yılın sanatçısı (1975); Demirciler Çarşısı Cinayeti, Fransa Eleştirmenler Sendikası En İyi Yabancı Kitap Ödülü (1977); Ölmezotu, En İyi Yabancı Kitap Ödülü (1978); Binboğalar Efsanesi, Fransa “Büyük Jüri” En İyi Kitap Ödülü (1979); Fransa Uluslararası Cino del Duca Ödülü (1982); Permi İnternacional Catalunya, Fransız Cumhuriyeti tarafından Legion d’Honneur Grand Officier Rütbesi (1984); 3.TÜYAP Edebiyat Halk Ödülü (1984); Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü (1985); Kale Kapısı, Orhan Kemal Roman Armağanı (1986); Kültür Bakanlığı Tanıtma Ödülü (1986); 7.TÜYAP İstanbul Kitap Fuarı’nın Halk Ödülü (1988); Fransız Kültür Bakanlığı Commandeur des Art et des Lettres Nişanı (1988); Fransa Strasbourg Üniversitesi Beşerî Bilimler Fakültesi, Fahri Doktorası (1991); 11.TÜYAP Kitap Fuarı Onur Yazarı (1992); Antalya Akdeniz Üniversitesi, Edebiyat Dalında Onur Doktorası (1992); Kültür Bakanlığı Büyük Ödülü (1993); Mülkiyeliler Birliği Rüştü Koray Armağanı (1994); Türkiye Yayıcılar Birliği Düşünce Özgürlüğü Ödülü (1996); Alman Kitapçılar Birliği Frankfurt Kitap Fuarı Barış Ödülü (1997); Ermenistan Kültür Bakanlığı “Krikor Naregatsi” Nişanı; Boğaziçi Üniversitesi Fahri Doktorluk Unvanı (29 Haziran 2009);

ESERLERİ
Yaşar Kemal, edebiyatımıza folklor derlemeleri, şiir, hikâye, roman, oyun, senaryo röportaj, fıkra, deneme makale ve çeviri alanlarında eserler vermiştir. Aşağıda türlerine göre, bu eserleri vereceğiz.

DERLEME:
Ağıtlar (Kemal Sadık Göğçeli,1943), Gökyüzü Mavi Kaldı, Halk Edebiyatından Seçmeler (Sabahattin Eyuboğlu ile, 1978), Yayımlanmamış On Ağıt (1985), Sarı Defterdekiler (Hazırlayan: Alpay Kabacalı (1997).

ŞİİR:
“Bugünlerde Bahar İndi” (2010). Sanatçının, 1939-1944 yılları aralığında dergilerde (Görüşler: “Seyhan, Masal, Korku”; Ülkü: “Halay”; Başpınar: “Zafer, Işık, Güzelleme”; Kovan: “Bekle, Misafir, Ağıt”…) yer alan şiirleri dışında, yayımlanmamış şiirleri de vardır.

HİKÂYE:
Yazarın kitaplarında yer almayan Gülizar’la Ninesi, Lodos’un Kokusu ve Zeytinlik hikâyeleri dışında yirmi iki hikâyesi kitaplarında yayımlanmıştır.
Sarı Sıcak (1952); Teneke (Uzun Hikâye, Varlık Yayınları, 1955; Roman / Oyun, YKY, 2004, roman s.7-81, oyun 2 perde s.83-158); Bütün Hikâyeler (1962,1975 Sarı Sıcaktaki 22 hikâye aynen alınmıştır: Sarı Sıcak, Bebek, Yatak, Dükkâncı, Süpürge, Keçi, Sinek, Hançer, Beyaz Pantolon, Halis Serkisof, Yeşil Kertenkele, Bana Bak Kardaş!, Yolda, Kalemler, Turnalar, Avcı, Ekin, Şahan Ahmed, Kavun Karpuz, Pis Hikâye, Hırsız, Ağır Akan Su. Bu hikâyelerden Bebek, Dükkâncı, Pis Hikâye diğerlerine göre uzunca yazılmış hikâyelerdir).

ROMAN:
Teneke (1955); İnce Memed 1 (1955), İnce Memed 2 (1969), İnce Memed 3 (1984), İnce Memed 4 (1987); Dağın Öte Yüzü 1/ Ortadirek (1960), Dağın Öte Yüzü 2/ Yer Demir Gök Bakır (1963); Dağın Öte Yüzü 3/Ölmez Otu (1968); Üç Anadolu Efsanesi/Köroğlu’nun Meydana Çıkışı, Karacaoğlan, Alageyik (1967), Ağrı Dağı Efsanesi (1970), Binboğalar Efsanesi (1971), Çakırcalı Efe (1972); Akçasazın Ağaları 1/Demirciler Çarşısı Cinayeti (1973), Akçasazın Ağaları 2/ Yusufçuk Yusuf (1975); Yılanı Öldürseler (1976), Al Gözüm Seyreyle Salih (1976), Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca (1977), Kuşlar da Gitti (1978), Deniz Küstü (1978); Kimsecik 1/ Yağmurcuk Kuşu (1980), Kimsecik 2/ Kale Kapısı (1985), Kimsecik 3/ Kanın Sesi (1991); Hüyükteki Nar Ağacı (1982); Bir Ada Hikâyesi 1/ Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana (1998), Bir Ada Hikâyesi 2/Karıncanın Su İçtiği (2002), Bir Ada Hikâyesi 3/ Tanyeri Horozları (2002); Tek Kanatlı Kuş (2013).

OYUN:
Yazarın eserlerinden bir kısmı uyarlamalarla sahnelendi, bir kısmı da filme alındı.
Teneke (1978), Uzundere (Yer Demir Gök Bakır ‘dan oyunlaştıran Nihat Asyalı1967), Ağrı Dağı Efsanesi (oyunlaştıran: Ali Taygun, 1974), Ovadan Esen Rüzgâr (Ortadirek’ten oyunlaştıran: Alan Seymour, 1974), Bebek (aynı adlı hikâyeden: oyun, film ve bale, 1975), Filler Sultanı (Hazırlayan: İsveç Goteborg Şehir Tiyatrosu, 1983), Yılanı Öldürseler ( oyunlaştıran: Marianik Revillon, Paris Stel Üniversitesi Tiyatrosu, 1983), Binboğalar Efsanesi (yöneten: Gerard Gelas, 1984).

SENARYO:
Beyaz Mendil ( senaryo: Lütfü Ömer Akad,1955), Kara Çalı (senaryo: S.Ayanoğlu), Namus Düşmanı (Dükkâncı adlı Hikâyeden, senaryo: Ziya Metin,1957), Alageyik (senaryo: Atıf Yılmaz, Halit Refiğ, Yılmaz Güney, 1959), Karacaoğlan’ın Kara Sevdası (senaryo: Yaşar Kemal, A. Yılmaz, H. Refiğ, Y. Güney, 1959), Bu Vatanın Çocukları (senaryo: A. Yılmaz, Y.Güney,1959), Muradın Türküsü (senaryo: Yaşar Kemal, A.Yılmaz,1965), Ölüm Tarlası (senaryo: Yaşar Kemal,1966), Urfa-İstanbul (senaryo: Osman F. Seden,1968), Ağrı Dağı Efsanesi (senaryo: Duygu Sağıroğlu, Lütfü Akad, Memduh Ün, 1875), Bebek (1976), Kanal (Teneke adlı eserden, senaryo: İhsan Yüce, 1978), Yılanı Öldürseler (1982), İnce Memed (senaryo: Peter Ustinov,1984), Yer Demir Gök Bakır (senaryo: Zülfü Livaneli, 1987), Menekşe Koyu / Ağır Akan Su (senaryo: Barbro Karabuda, 1991).

RÖPORTAJ:
Yanan Ormanlarda Elli Gün (1955), Çukurova Yana Yana (1955), Peri Bacaları (1957), Bu Diyar Baştan Başa (1971,Yeni baskıları: Bu Diyar Baştan Başa 1/Peri Bacaları,1985; Bu Diyar Baştan Başa 2/ Denizler Kurudu, 1985; Bu Diyar Baştan Başa 3/ Nuhun Gemisi, 1985; Bu Diyar Baştan Başa 4/ Bir Bulut Kaynıyor,1985) ; Bir Bulut Kayıyor (1974); Çocuklar İnsandır 1/ Allahın Askerleri (1978); Yaşar Kemal Kendini Anlatıyor/ Alain Bosgquet ile Konuşmalar (Çeviren: Altan Gökalp, 1992; Neredesin Arkadaşım / Seçme Röportajlar ( 2014). Bunların dışında, yazarla yapılmış, ancak kitaplaşmamış çok sayıda konuşma ve görüşmeler de vardır.

FİKİR YAZILARI (deneme, fıkra, makale):
Taş Çatlasa (1961), Baldaki Tuz (Hazırlayan: Alpay Kabacalı, 1974), Ağacın Çürüğü (Hazırlayan: Alpay Kabacalı, 1980), Yüzler (Abidin Orno ile birlikte,1994), Ustadır Arı (Hazırlayan: Alpay Kabacalı, 1995), Zulmün Artsın (Hazırlayan: Alpay Kabacalı, 1995), “Binbir Çiçekli Bahçe”(2009).

ÇEVİRİ:
Ayışığı Kuyumcuları ( A.Vidalie’den, Thilda Kemal ile birlikte, 1977).
Yaşar Kemal’in eserleri yabancı dillere çevrilmiş birçok ülkede yayımlanmıştır. Dünya çapında tanınan sanatçının hikâye ve romanlarından kitap hâlinde yayımlanmış olanlarının adlarını ve hangi ülkelerde basıldığını belirtmek istiyoruz:

Sarı Sıcak (Irak), Teneke (Bulgaristan, Almanya İngiltere, ABD, SSCB, İsveç, Danimarka; İnce Memed (1-4), Bulgaristan, Yunanistan, Macaristan, Ermenistan, SSCB, Fransa, İngiltere, ABD, İtalya, Almanya, İsviçre, İspanya, Romanya, Avusturya, Yugoslavya, Çekoslovakya, Finlandiya, Danimarka, Hollanda, İzlanda, Brezilya, Moldavya, İsveç, Norveç, Portekiz, Arnavutluk, Hindistan, Çin, Özbekistan, İran, Irak, Lübnan, İsrail; Dağın Öte Yüzü (1-3), İsveç, Norveç, Bulgaristan, Fransa, Almanya, Finlandiya, İsviçre, İngiltere, ABD, İran, Irak; Ağrı Dağı Efsanesi, İsveç, Norveç, İsviçre, İngiltere, Almanya, Hollanda, Finlandiya, Yugoslavya, Arnavutluk, SSCB, Özbekistan; Binboğalar Efsanesi, İsveç, Norveç, İngiltere, İsviçre, Fransa, Almanya, Polonya, Finlandiya, Yunanistan; Akçasazın Ağaları (1-2), İsveç, Norveç, Fransa, Finlandiya, İngiltere, ABD, İran; Al Gözüm Seyreyle Salih, İsveç, Norveç, İngiltere, ABD, Finlandiya; Kuşlar da Gitti, İsveç, İsviçre, İngiltere, Fransa, Finlandiya; Deniz Küstü, İsveç, Fransa, Finlandiya, Hollanda, Danimarka, İngiltere, ABD, İran; Kimsecik (1-3), Fransa; Hüyükteki Nar Ağacı, İran; Üç Anadolu Efsanesi, Irak; Çakırcalı Efe, SSCB.

KAYNAKÇA
1-Baydar Mustafa, “Yaşar Kemal Ne Diyor?”, Edebiyatçılarımız Ne Diyorlar, İst., 1960, s.120-123.
2-Çiftlikçi,Ramazan, Yaşar Kemal/ Yazar-Eser-Üslup, Kültür Bakanlığı Yay., Ank.,1997, 571 s.
3-Işık,İhsan, “Yaşar Kemal”, Resimli ve Metin Örnekli Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi, C:9, 4-Elvan Yay., Ank., 2006, s.3822-3826.
5-Kabaklı, Ahmet, “Yaşar Kemal”, Türk Edebiyatı, C:5, İst., 1994, s.397-412.
6-(Kalpakçıoğlu), Fethi Naci, “Bir Romancı: Yaşar Kemal”, Bir Hikâyeci: Sait Faik, Bir Romancı: Yaşar Kemal, Gerçek Yayınevi, İst., 1990, s.121-198.
7-Kaplan, Ramazan, Cumhuriyet Dönemi Türk Romanında Köy, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., Ank., 1988, 344s.
8-Karaalioğlu, Seyit Kemal, “Yaşar Kemal”, Ansiklopedik Edebiyat Sözlüğü, İnkılâp ve Aka Kitapevleri, İst., 1978, s.821-822.
9-Köklügiller. A.-Minnetoğlu,İ., “Yaşar Kemal”, Minnetoğlu Yay., İst., 1974, s.373-374.
10-Kurdakul, Şükran, “Yaşar Kemal”, Şairler ve Yazarlar Sözlüğü, İnkılâp Kitabevi, İst., 1999, s.702-705.
11-Necatigil, Behçet, “Yaşar Kemal”, Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü, Varlık Yay., İst., 1983, s.406-407.
12-Özer, Kemal, “Yaşar Kemal Yanıtlıyor: Neden “Çocuk İnsandır”, Sanatçılarla Konuşmalar, Çağdaş Yay., İst., 1979, s.42-55.
13-Özkırımlı, Atilla, “Yaşar Kemal”, Türk Edebiyatı Ansiklopedisi, C:4, Cem Yayınevi, İst., tarihsiz, s.1213-1215.
(Solok), Cevdet Kudret, “Yaşar Kemal”, Türk Edebiyatında Hikâye ve Roman, C:3, İnkılâp Kitabevi, İst., 1990, s.403-450.
14-Tanzimat’tan Bugüne Edebiyatçılar Ansiklopedisi, C:II YKY., İst., 2001, s.895-899.
15-Tatarlı, İbrahim, -Mollof, Rıza, “Yaşar Kemal, İnce Memed”, Marksist Açıdan Türk Romanı, Habora Kitabevi Yay., İs., 1969, s.160-180.
16-Tekin, Arslan, “Yaşar Kemal, Edebiyatımızda İsimler ve Terimler Sözlüğü, Ötüken Neşriyat, İst., 1999, s.700-701.
17-Timur, Taner, “Yaşar Kemal: Bir Dönüşümün Destanı ve Sosyolojisi”, Osmanlı-Türk Romanında Tarih Toplum ve Kiklik, Afa yay., İst., 1991, s.152-173.
18-Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi, “Göğçeli, Kemal Sadık”/Yaşar Kemal, C:3, Dergâh Yay., İst., 1979, s.348-349.
19-Yaşar Kemal, Neredesin Arkadaşım, YKY.,İst., 2014, s.110-11.
20- __________ , Yaşar Kemal Kendini Anlatıyor, Adam Yay., İst., 2001, 178 s.
21-Yeni Türk Ansiklopedisi, “Yaşar Kemal”, C: 12, Ötüken Neşriyat, İst., 1985, s.4727-47-29.

Yorum yaz

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.