Yaşar Kemal / Haydar Ergülen

/ 1 Eylül 2018 / 79 okunma / yorumsuz

Haydar ERGÜLEN

Ne­şet Er­taş için “Boz­kı­rın Te­ze­ne­si” de­miş­ti Ya­şar Ke­mal. Gü­zel, doğ­ru, unu­tul­maz de­miş­ti de o bi­zim ne­yi­miz, ki­mi­miz aca­ba? “A­na­do­lu’ nun Des­tan­cı­sı” mı, “İn­ce Me­med” mi, yok­sa Mah­mut Te­miz­yü­rek­’in de­di­ği gi­bi,”Te­les­kop­lu Des­tan­cı” mız mı? “Bi­zim Ho­me­ros­” u­muz de­mem tu­haf ka­ça­bi­lir, Ho­me­ros da bi­zim de­ğil mi, de­nir. Öy­ley­se “Türk­çe­nin Ho­me­ros­” u di­ye­lim. Bel­ki de hep “A­şık Ke­mal” di, ön­ce­sin­de de son­ra da. “Ko­ca Çer­çi” de sa­yı­la­bi­lir, hey­be­sin­de acı­dan se­vin­ce her şe­yi ta­şı­yan bir çer­çi. En doğ­ru­su onun ken­di­ne da­ir söy­le­di­ği şey­dir bel­ki de, “se­vin­cin tür­kü­cü­sü” ­dür. Bir “ef­sa­ne” el­bet­te, yaz­dı­ğı “Ağ­rı Da­ğı Ef­sa­ne­si” n­den mül­hem Tür­ki­ye di­ye ağ­rı­lı bir da­ğın ef­sa­ne­si, Tür­ki­ye Da­ğı Ef­sa­ne­si.

­ Pi­rinç tar­la­la­rın­da yıl­lar­ca “su bek­çi­li­ği” yap­mış­tır. Bir da­ğı bek­ler gi­bi do­ğa­yı, ağa­cı, cey­lan­la­rı ba­lık­la­rı bek­le­mek gi­bi. Yu­va­sın­dan; yur­dun­dan kim atıl­sa, ha kuş ha Er­me­ni, yu­va­nın baş­ka ku­şa; baş­ka ki­şi­ye hay­ret­me­ye­ce­ği­ni söy­lü­yor: “On­lar kuş de­ğil Er­me­ni”. Or­han Ve­li öl­dü­ğün­de acı­sı­nı na­sıl gez­di­re­ce­ği­ni de bi­le­mez, is­ter ki yer gök cüm­le ci­han ağ­la­sın Or­han Ve­li için. Her­ke­se söy­ler bu acı ha­be­ri, kim­se al­dır­maz. Ka­dir­li ona ce­hen­nem gi­bi ge­lir.

İn­ce Me­med­’in ya­zıl­ma­sı­na da bir baş­ka şa­ir, Arif Di­no ve­si­le olur. Ya­şar Ke­mal­’e “Öm­rü­nün so­nu­na ka­dar oku­ya­sın!” di­ye üç ta­ne “Don Ki­şot” ar­ma­ğan eder. “Don Ki­şot” ­tan “İn­ce Me­med­” e, ha­yal­gü­cün­den di­ren­me­ye. “İn­ce Me­med” bir “mec­bur in­san” ­dır. Ya­şar Ke­mal de bir mec­bur ya­zar­dır. Kav­ga et­me­ye, baş­kal­dır­ma­ya, di­ren­me­ye mec­bur olan­la­rı yaz­ma­ya hem mec­bur hem de me­mur­dur. Ni­ye­si olur mu? O in­san­lar ku­rar çün­kü dün­ya­yı ve yi­ne gü­nün bi­rin­de o mec­bur, o gü­zel in­san­lar; o gü­zel at­la­ra bi­nip gi­der­ler. Git­miş­ler­dir.

­ So­nun­da, o gü­ne de­ğin do­lay­lı ola­rak söy­le­dik­le­ri­ni der­ler, to­par­lar, iki söz­cü­ğe sığ­dı­rır ve “Zul­mün art­sın!” der. Onu “Zil­li Kurt” yap­mak is­te­yen dev­le­tin, sis­te­min oyun­la­rı hiç bit­me­miş­tir çün­kü, bi­te­ce­ğe de ben­ze­mez. Dev­let, köy­lü­ler­den öğ­ren­di­ği bir yön­tem­le, ho­şu­na git­me­yen her in­sa­nın boy­nu­na bir zil ta­kıp bı­ra­kır ade­ta boz­kı­ra. “Kurt­luk­ta dü­şe­ni ye­mek ka­nun­dur.” sö­zü de ben­ze­ri du­rum­lar için söy­len­me­miş miy­di?

A­na­do­lu’­nun, şim­di­ler­de esa­me­si okun­ma­sa, hük­mü kal­ma­sa, hat­ta ar­tık söy­len­di­ği za­man gü­lünç kaç­sa da bir za­man­lar “ka­vim­ler ka­pı­sı” ol­du­ğu ke­der ve acıy­la ha­tır­la­nır. Ya­şar Ke­mal de san­ki o za­man­lar­dan kal­ma bir bil­ge­dir ya da de­di­ği­ne ben­zer bi­çim­de “bek­çi” dir, “ka­vim­ler ka­pı­sı­nın bek­çi­si”, “kül­tür­ler, halk­lar, dil­ler, renk­ler bek­çi­si”. Bel­ki de hiç uzat­ma­ma­lı ve Ya­şar Ke­mal “A­na­do­lu’­nun Bek­çi­si”­ dir de­me­li.

­ “A­na­do­lu’­nun Bek­çi­si” dir ama ne ya­zık ki ken­di­le­ri­ne aka­de­mis­yen adı ve­ri­len ve “ka­pı­ku­lu” ol­mak­tan öte­ye ge­çe­me­ye­cek ki­mi çap­sız­lar ta­ra­fın­dan, kim ha­tır­lar ki ya­rın on­la­rı; şu yüz­ka­ra­sı, söz­ka­ra­sı ifa­de­le­re de ma­ruz kal­mak­tan kur­tu­la­ma­mış­tır:”Ya­şar Ke­mal­’in ro­man­la­rı ge­rek üs­lup ve Türk­çeyi gü­zel kul­lan­ma, ge­rek­se için­de ya­şa­dı­ğı top­lu­mun de­ğer­le­ri­ni be­nim­se­me ve yo­rum­la­ma açı­sın­dan birçok Türk ya­za­rı­nın yaz­dı­ğı ro­man­la­rın ge­ri­sin­de­dir. Ken­di­si­nin yur­ti­çi ve yurt­dı­şın­da sa­hip ol­du­ğu şöh­re­ti­ni, onun ede­bi ki­şi­li­ğin­de de­ğil, kö­kü yıl­la­ra da­ya­nan si­ya­si kamp­laş­ma­lar­da bir ede­bi­yat­çı ay­dın mis­yo­nu­nu aşa­rak müf­rit bir ta­raf­gir ol­ma­sın­da ara­ma­nın doğ­ru ola­ca­ğı ka­na­a­tin­de­yiz.”. Sağ­dan so­la, sol­dan sa­ğa, al da bay­ra­ğım düş­man üs­tü­ne!

­ Türk­çe­nin bey­le­rin­den, hem de uç­bey­le­rin­den bi­ri­ne, alan­la­rı ede­bi­yat olan ve ad­la­rı­nın ba­şın­da bir­ta­kım aka­de­mik un­van­lar bu­lu­nan “Pa­di­şa­hım­ çok­ ya­şa!” ko­ro­su­nun de­dik­le­ri­ne bak, da­ha doğ­ru­su ye­dik­le­ri­ne bak, ye­dik­le­ri na­ne­ye!

­ Türk­çe­yi gü­zel kul­lan­mak! Türk­çe, Ya­şar Ke­mal­’in ço­cuk­luk ar­ka­da­şı­dır ade­ta, bir­lik­te bü­yü­müş­ler­dir; so­kak Türk­çe­si mi der­sin ağaç Türk­çe­si mi, dağ Türk­çe­si mi der­sin ova Türk­çe­si mi, ikin­di Türk­çe­si mi der­sin ge­ce Türk­çe­si mi, uy­ku Türk­çe­si mi der­sin se­viş­me Türk­çe­si mi, ço­cuk Türk­çe­si mi, ka­dın Türk­çe­si mi, ba­ba­an­ne Türk­çe­si mi ama en çok da ar­ka­daş­lık, kar­deş­lik, yol­daş­lık Türk­çe­si­dir Ya­şar Ke­mal­’in Türk­çe­si ve iki ar­ka­daş gi­bi bir­bir­le­ri­ni se­ve­rek, hay­ran ola­rak, ola­nak araya­rak, şa­şa­rak, se­vi­ne­rek zen­gin ol­muş­lar­dır. Ya­şar Ke­mal Türk­çey­le, Türk­çe Ya­şar Ke­mal’­le…

­ Ya­şa­dı­ğı top­lu­mun de­ğer­le­ri­ni be­nim­se­me ve yo­rum­la­ma: Doğ­ru, ya­za­rın, sa­nat­çı­nın gö­re­vi bu­dur, öy­le ya ya­şa­dı­ğı top­lu­mun de­ğer­le­ri­ni be­nim­se­me, yay­ma, uy­gu­la­ma, yo­rum­la­ma ve gü­zel­leş­tir­me der­ne­ği­dir çün­kü ya­zar! Mar­qu­ez’­den Dos­to­yevs­ki’­ye, Kaf­ka’­dan Fa­ulk­ner­’a, Sart­re’ dan Or­han Pa­muk­’a ka­dar tüm bü­yük ya­zar­lar da top­lum­la ay­nı dü­şün­dük­le­ri için bü­yük ol­ma­mış­lar mı­dır za­ten?

­ Yur­ti­çi ve yurt­dı­şın­da sa­hip ol­du­ğu şöh­re­te ge­lin­ce, el­bet­te ede­bi ki­şi­li­ği­nin hiç­bir de­ğe­ri, öne­mi ve hük­mü yok­tur; “müf­rit bir ta­raf­gir” ol­du­ğu için bun­ca ta­nı­nır, bi­li­nir, se­vi­lir Ya­şar Ke­mal.

­ A­na­do­lu onun evi­dir, Türk­çe ise so­ka­ğı­dır. İçi ma­sal­lar, des­tan­lar ve ağıt­lar­la do­lu bir ev­dir Ana­do­lu ve Ya­şar Ke­mal onu öy­le iç­sel­leş­tir­miş­tir ki onun iç­li bir ço­cu­ğu ola­rak içi­ne ma­sal­lar, des­tan­lar ve ağıt­la­rı dol­dur­muş, onla­rı ta­şı­mış, Kaf Da­ğı­’nın ar­dı­na uçur­ma­dan ön­ce Ağ­rı Da­ğı­’nın ba­şı­na çı­kar­mış­tır.

­ Ko­ca Ya­şar Ke­mal. Ulu çı­nar. Ana­do­lu’­nun yü­ce çı­nar­la­rın­dan bi­ri. “Dal­dan eğ­me de­ğil, kök­ten sür­me”. To­pal ka­rın­ca­nın dos­tu, ka­rın­ca­nın su iç­ti­ği yer. Türk­çe­ye su ve­ren us­ta.

Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren Metin Altıok adına, yayıncısı Kırmızı Yayınları tarafından konulan şiir ödülünün ilkini “Üzgün Kediler Gazeli” adlı kitabıyla alan Haydar Ergülen, ödül töreninde Yaşar Kemal’le.

Kaynak: Kasabadan Esinti, Sayı 5, Aralık 2014

Yorum yaz

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.